21 Aralık 2015 Pazartesi

GAZETECİLİK NEDİR,   NE DEĞİLDİR?


Peşinen söyleyeyim, gazetecilik insanları çocukları üzerinden "vurmak" değildir. Çoluk-çocuk/eş-sevgili/ana-baba ile ilgili materyal toplayıp, sevmediği kişileri bunlar üzerinden hedef göstermek, ülkemizde gazeteciler için fazla sıradanlaştı maalesef.
Bunda sıradan insanların tepkisizliğinin de etkisi büyük.

Olay ne?   Bir tanesine beraberce bakalım.
Melis Alphan.
Hürriyet gazetesinde moda yazarı.
Genç, güzel, akıllı bir kadın gazeteci.
Sosyal medyada ise şu çirkinlikte hedef almalar yapıyor:
"Kezban Hatemi'nin oğluyla birkaç yıl evvel yaptığım röportajı artık haftada bir koyacağım buraya. Herkes tanısın http://m.hurriyet.com.tr/annem- …"


Şimdi bu ne çirkinliktir?
Aylar yıllar öncesinden yaptığın bir söyleşiyi hedef göstere göstere tvikleme, "haftada bir karalama yapmak ile övünme" ve "Bu ne kepazeliktir?" diyene anında blok atma!

Köşelerini, hiçbir ahlaki kaygı gütmeden kendi nefretlerini yayma aracı olarak kullanmak...
Gözüne kestirdiğin kişileri durmadan hedef almak...
Cevap hakkını müsaade etmemek...
Yalan haber yaymakta sakınca görmemek... "Dinlerden nefret ediyorum" diye imanlı gördüğün insanlar hakkında durmadan fitne fücur... Muazzam kibir...


Sonra bir moda yazarı bunu neden yapar?
Melis Alphan, dinlerin icat edildiği gibi şeyler söylemişti. İslam peygamberi hakkındaki sözleri malum...
Şimdi bir insan Tanrı'ya inanmayabilir, tüm dinlerin saçmalık olduğunu düşünebilir, bu görüşlerini beyan edebilir, bunları yayabilir... Ama kendisi inanmıyor ve Tanrı düşüncesinden dahi nefret ediyor diye, imanlı gördüğü kişileri çoluk çocukları üzerinden hedef göstermek ve aşağılamak da nedir?
İşte bu Türkiye'de gazeteciliktir.

Sonra "gazeteci" denen kişiler tutuklanıp hapse atıldıklarında neden halk sessiz kalıyormuş?!...
Gazeteciliği taşıdığınız nokta bu, önce kişinin kendisinin yaptığı işe bir saygısı olmalı.
Bir de en ufak eleştiriye tahammülü olmamak da tabi ülkemizde "gazeteci" olmanın temel şartlarından. Ama Erdoğan "diktatör!"  (tencere-kapak ?)


Mesela Akit gibi bir gazete kalkıp makam sahibi, muhalefet partisi lideri veya bazı ünlülerin çocukları ile negatif söyleşiler yayınlayıp onları içkili ortamlarda sigara-alkol bu şekilde fotolar ile yayınlayıp, evlatlarından uyuşturucu alanları afişe edip "Herkes tanısın bunları!" filan dese buna tepki gösterecek kitle; aynısını başka bir cenah yaptığında üç maymunu oynuyor.
Bunu yapan da "Halkımız cahil!"ci kitle.   :))


  EDIT:   "Kezban Hatemi'nin oğlu!"   derkenki o nefret ve çekememezlik :)



3 Aralık 2015 Perşembe

2015:   TR'de Seçimler ve Terörün yılı

Yine uzun zaman oldu buraya notlar düşmeyeli.
Geçtiğimiz gün Can DÜNDAR adlı "gazeteci" tutuklanıp da sosyal medyamız gene suni bir vaveyla ile dolunca, artık bir şeyler yazmak istedim.
Ama önce, buraya uğramadığım zamanlarda yaşanmış bazı olayların kolajını sunmak istiyorum kısaca:

Seçimler vardı 2015'te Türkiye gündeminde.
_Haziran 2015'te:   HDP %10 barajını aşıp Meclis'te 80 milletvekilliği alarak büyük bir sürpriz yaptı. Kürt siyasi hareketinin bu başarısı bazı çevrelerde şok etkisi yaptı tabii. Artan terör olayları ve toplumsal gerginlik, insanları huzur ve istikrara yöneltti. Velhasıl hiçbir siyasi parti tek başına iktidar olabilmek için gerekli çoğunluğa ve sandalye sayısına ulaşamayınca, (ve koalisyon görüşmeleri sonuç vermeyince, iktidara/yönetmeye/teröre rağmen ülkeyi idare etmeye talip çıkmayınca, Cumhurbaşkanı faktörü de ortada iken);
_1 Kasım 2015'te:   Tekrar seçime gidildi. Böylece içimiz dışımız zaten haddinden fazla siyaset ile dolmamış gibi, bir de "duble seçim" yaşadık bu yıl.   AK Parti (%49'luk oy çoğunluğu ile) yine birinci parti çıktı, herşey böylece tamamına erdi. Şu anda da hükümeti kurdu/kuruyor. (Hatta damat Berat Albayrak "Enerji Bakanı" bile oldu.)

Sosyal medyada, secim sonucu ortaya cikan tabloya memnuniyetsizligini belirtmek icin, icinde yasadiklari toplumu asagilayan, kücümseyen, hor gören bazi paylasimlar var.
Toplumu kücümsemek (koyun sürüsü, sigir, mal, cahil, satilmis) asagilamak ve dislamak bu gibi durumlarda her görüsten insanlarin sikca basvurdugu bir yöntem. Bence böyle bir tavir icinde olanlar eger bir seyleri degistirme arzusu, ideali, yönelimi tasiyorlarsa önce kendilerinden baslasinlar.
Kendi kücük DEVRIMLERINI yapamayanlar, büyük dönüsümler ve degisimler icin YOL'a cikmasinlar.
Yok celladin bicagini yalarmis   vay makarna kömüre satarmis...   Bu vb pek cok tanimlama.
Bunlari söyleyip yazanlar, kendilerinin de o toplumun birer parcasi olduklarini unutmasinlar.
(Vasıf Kayhan Bayırlı   - 5 Kasım 2015,   Facebook)



"2015 seçimlerine giderken" yazımda da kullandığım, "Klozet Kapağı Partisi" üzerine bir metafor. Ve hemen yanında seçim sonuçları üzerine bir yorum daha alıntılamak istiyorum:

"Siz daha Said i Nursi nin, Medine Sözlesmesinin arkasinda durmaya devam edin. HDP ye gecen secimde oy veren CHPliler ile "radikal sol" gene oy verdi. HDP yi satanlar kimler mi? Gecen secimlerde HDP ye oy veren Kürtler. Hainleri önce icinizde arayin. İkinci olarak halk dalkavuklugu ve siyasi ilkesizlikle bu isler bu kadar olur. CHP ye bir sey demiycem, 17 Aralik tan beri Cemaat ve Frankurt Darbecisi Dogan Medya nin kucagindan kalkmiyor. Hani derler ya; Adam sahneyi dolduramiyor kardesim.
Son söz cok bilmis bir kisim "sosyalist" köse yazarlarina. Caniniz sikildikca Istanbulda her konuda yürüyüs düzenleyebilirsiniz. Siyasal popülizm arayipta bulamadiginiz, politik mastürbasyon üzerinden halk, millet, toplum denen nesneyi asagilamayada devam. Neymis zeka testi yapiliyormus. Lan lümpen misyoner yavsak, sizin gibiler hic hayatiniz boyunca liberalist-kapitalizmin hakim oldugu bir toplumda kuramsal, felsefi düzeyde bir metin yazdiniz mi?
Sabah aksam popülizme devam, daha cok ekmek yersiniz o köse baslarindan."                   (Vasıf Kayhan Bayırlı   - 1 Kasım 2015, FB)




          -->"Seçimlere gidildi" dedim gerçi ama, genel seçimlerde ben yine oy kullanmadım.   Bilinçli olarak oy kullanmayacağımı söylediğimde duyduğum küfrün-alayın haddi hesabı olmayan, evlatlıktan reddedilmeye kadar vardığım anlar yaşadım.   Neymiş, bu durum en çok AKP'nin işine yararmış...       Gündemleriniz ve seçimlerinizle varın ülkeyi siz kurtarın, daha ne?   Yalnız bırakın beni!
_Neden oy kullanmıyorum?
"Ehven-i şer", yani "kötünün iyisi" anlayışı ile hareketi uygun görmedim.   İster adı açıkça anılarak olsun, ister bazı göndermeler ve imalar ile olsun; sürekli coğrafyanın kaderini de ilgilendirecek şekilde yeni bir dünya düzeni fiili gücünü hissettirirken; dibimizde (büyük güçlerin lafta karşı olduğu ama -nedense- hiç kimsenin ilişmediği) IŞİD / ISIS gelişirken; bizim ülkemizdekiler   "A partisi mi, C mi, H mi?...."   (Bunun daha X'e Z'ye kadar yolu var)   bunlar üzerinden birini seçerek kaderin ters ağlarını alt edebileceğini filan düşünüyor. Vatandaşlar "Ooooo piti piti" üzerinden birbirini yiyor, en son söylenecek laflar kibirle söylenerek gerilim harlanıyor, daha ne denir?   Varın hayrını görün!<--




2015,   patlayan bombalar ve terör saldırılarının yılı oldu diyebilirim.

TR'de:   ->İstanbul Çağlayan Adliyesi'ndeki savcı rehin alma ve öldürme olayı   (31 Mart 2015)
->Seçime yaklaşırken Adana ve Mersin'deki HDP merkezlerinde neredeyse eş zamanlı patlatılan bombalar...
->7 Haziran seçimlerine iki günden az zaman kala, HDP Diyarbakır mitinginde trafo önünde patlatılan bomba (?) ve artan gerilim...
->20 Temmuz 2015 Pazartesi günü yaşanan, Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde gerçekleştirilen bombalı intihar saldırısı.   Ayn-el Arap/Kobani'ye gitmek üzere Suruç'a gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federsayonu üyesi gruptan
30 küsür insanımız öldü, 100 küsürü de yaralandı. Olay IŞİD'e bağlandı. Gencecik canlar gitti. Gene ölü gençlerin resimleri paylaşıldı sosyal medyada, gene ölüler sevildi.
->10 Ekim 2015 Cumartesi sabahında Ankara garı önünde art arda gerçekleşen iki intihar saldırısı ile 100 kişi öldü. Yıkıcı, şok edici bir olaydı. Olay yerinde olup da hayatta kalmış insanların bazısı hayat boyu bunun psikolojik izlerini taşıyacak, belki kalabalıklar arasında olmaktan hep korkacaktır. Benim izlerken kanım dondu. Ankara, sen ne berbat bir şehirsin?
->Güneydoğuda çeşitli askeri geçiş noktalarına döşenmiş mayınların patlaması sonucu yıl boyu gelen ölümler...   Yollara mayınlar döşenmiş, birileri bundan haberdarmış, engel olun(a)mamış...
Ve artan terör saldırıları ile gelen "şehit" haberleri üzerinden yeniden milliyetçi jargon yüceltilmesine geçiş.
->İstanbul Bayrampaşa metro istasyonunun az ilerisinde gerçekleşen patlama.   (1 Aralık 2012)
(Bu şekil patlamalar özellikle büyük şehirlerde devam edecek sanırım.)
--> Bu arada içeride The Cemaat gerginliği devam ediyor. Yıllarca sürecek bir mesele.
->Sedat Pekerlemeler...
->Silvan'da günlerdir yaşananlar... Hendekler, sokağa çıkma yasakları, sıkı yönetim tartışmaları...
"90larda köyler boşalıyordu, şimdi kasabalar, şehirler, biz de 10 yıl sonra anlatırız herhalde birilerine."   (@dogangurpinar)

Ülkenin doğusu yangın yeri ama ziyanı yok. Şimdi 8-9 yaşında olanlar 10 sene sonra büyüyüp hesap sorduğunda suçu yine medyaya atarız.     (@mortifera)

->Derken benim bu yazıyı yazdığım sıralarda Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi bir silahlı çatışmada öldürülmüş.   (28 Kasım 2015 Cumartesi)
"Yine ılımlı bir isim öldürüldü. Bu da önemli" diyor Twitter'da bir dost.

Zulüm politikleştirir. Kürtler TR'nin en politik halkı.
Tahir Elçi'nin sınıfından aydınların bugün cesaretle seslerini yükseltmesi gerekiyor.
Elçi'nin son mesajları: PKK terörist değildir, hendek siyaseti yanlıştır. Bu her 2 cepheden savaş isteyenlere karşı cesur 1 aydın itirazdır.
İnkar-imha rejimine direnişe terörizm demek Kürdün vicdanına sığmaz, vatanımız ortaktır diyen Türkiyeli hendek saçmalığını onaylayamaz.
Bugün bedeli ne olursa olsun Kürtlüğünden vazgeçmeyen ama birlikte yaşayabileceğimize inanan gerçek bir Türkiyeli yurtseveri kaybettik.
(@hbk   - 28.11.2015, Twitter)



Bu arada ortam yalan haberlerden, fotoşop görüntülerden geçilmiyor.
Eski görüntüler yeni imiş gibi veriliyor, başka başka yerler   başka konular ile ilgili görsel materyaller çarpıtma aracı olarak sunuluyor, masa başı tekniklerle gerçekte olmayan detaylar fotolara ekleniyor ve daha bir dolu naylon saçmalık...



Dünya'da:   Irak ve Suriye üzerinde yayılan, ancak yan etkileri tüm dünyada hissedilen IŞİD terörü (Allah adına silaha davranan aslanlar cennetin peşinde!) ve bölgeden doğan muazzam bir göçmen, mülteci sorunu.   Bodrum kıyılarına vurmuş çocuk cesedi, Akdeniz'de botları batırılan insanlar... Avrupa'nın (ve Batı'nın), bu insanlara karşı Türkiye'yi bir tampon olarak kullanmak istemesi.

Fransa'da:   -->7 Ocak 2015 tarihinde Charlie Hebdo adlı mizah dergisine yapılan silahlı saldırı. 11 kişi öldü, 11 kişi yaralandı. Binanın dışında bekleyen polis görevlisini öldürdükleri olay görüntüleri, bunun bir avuç İslami cihatçı filan değil, özel askeri eğitim almış profesyonellerce yapılmış bir iş olduğunu muştuluyordu. Saldırıyı gerçekleştirenlerin "El Kaide-Yemen kolu" olduğu söylendi.

_Peki neden, ne amaçla yapılmış bu saldırı?
Danimarka'da geçtiğimiz yıllarda bir "karikatür krizi" yaşanmıştı hatırlarsanız (2006). Bir gazetenin yayınladığı Muhammed karikatürleri hakkında dava açılmış, sonuç alınamamıştı.   (Artık ne sonucu bekleniyorduysa?)
Bu arada İslam karşıtı bir film, (hiçbir sinema çevresinde adını duymadığım, ancak Müslümanlar için pek bir anlamlı olmuş nedense) "Innocence of Muslims/Müslümanların Masumiyeti" adlı film rahatsızlık yaratmış.   Üstüne ABD'nin Florida eyaletinde Kur'an yakan rahip...
Tüm bunların üstüne, ilerleyen yıllarda bu mizahi derginin kapağında Hazreti Muhammed'i tarif ettiği söylenen bir karikatür yayınlanınca hassasiyetler denizi artık taşmış.
Ne kadar ilginçtir ki   cetvelle sınırları çizilirken, yer altı-üstü kaynakları bölüşülürken,   birbirlerine düşürülürken çıtı çıkmayan İslam ümmeti;
bir karikatür ile başkentleri basıyor, egemenlerin büyükelçileri yerlerde sürükleniyor (Libya 2012),   kafalara sıkılıyor...
İnşa etmek ve kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olmaktansa, başkalarının dünyalarını mahvetmeyi kıstas ve amaç olarak belirlemek...
"Ümmet"in 21. yüzyılda geldiği nokta bu.




-->13 Kasım 2015:   Fransa'nın başkenti Paris'te pek çok noktaya eş zamanlı terör saldırıları düzenlendi. Onlarca insan (en az 130 kişi) hayatını kaybetti, yaralılar ve şoku yaşamış olanlar da cabası.
Stadyum ve restoran, konser salonu, alışveriş merkezi, metro...
        Sen adamların ülkesine göç et/sığın.   Sonra (emir/vakit gelince) düğmeye bas, insanları tara, öldür!   İşte böyle kafalar...
Bu arada Türkiye'de -elbette- bu gelişmelere sevinen bir kesim de var. Özellikle sosyal medyada Paris olaylarına "Oh olsun, eki eki! :)" diye yaklaşan "demokrat Genç Siviller"i de görmek nasip oldu.



Amerika'da:   2 Aralık 2015'te Kaliforniya eyaletindeki San Bernardino şehrinde bir toplu katliam gerçekleşti. 14 kişi öldürüldü, IŞİD bağlantısı var dendi. Zanlı eşlerin ikisi Polisle girdikleri çatışmada öldürüldü.
(San Bernardino Shooting)



Rusya:   23 Kasım'da Türkiye sınırına yakın uçuşu sırasında hava sahasını ihlal etmesi ve uyarılara cevap vermemesi gerekçesi ile TR bir Rus savaş uçağını düşürdü.   ("Russian warplane shot down near Turkey-Syria border")

İki pilotun son anda uçaktan atladığının yakınlardan görüldüğü söyleniyor. Videosu paylaşılanlardan ben tek bir pilotu seçebildim, o da alandaki Türkmen askerler tarafından öldürülmüş sanırım. (Poz vermeyi de ihmal etmemişler.) Pilotları aramak için bölgeye gelen, yere inmiş bir Rus helikopterini, tekbir sesleri eşliğinde vurarak alçak ve aptalca bir işe de imza atmışlar.
"3.Dünya Savaşı Bayırbucak Türkmenleri yüzünden çıkıyormuş   haha"                 (Kaiser Z. Beyner - FB)



      Bir yorumcu, Rusya ile yaşanan bu gerginliği "yeni Mavi Marmara arayışı"na bağlamış ve şöyle demiş:
      "7 Haziranda geri adım atılan başkanlık sistemini 6 ay içinde referanduma götürmeyi planlıyorlar. Seçimler nedeniyle arka planda kalan ve dandik konularda bile açıklama yapmaya başlayıp yüzünü eskiten Erdoğan'ın bu sebeple yeni bir Mavi Marmara'ya ihtiyacı vardı. Rusya'ya dayılık yapmanın asli sebebi bu.. Erdogan ya hep ya hiç diyor." Ayrıca Arap dünyasında kaybedilen prestijin geri kazanılması ve Enerji Bakanlığı'na getirilen "güvenilir damat" eleştirilerini savsaklamak gerekçeleri de yer alıyor.

Bu arada kaç gündür "IŞİD/İSİS ile mücadele" diye İSİS'le gerçek anlamda ilgisi olmayan alanları, özellikle Suriye'deki Esad muhalifleri ile Türkmenlerin tepesine bomba yağdıran bir devlete karşı böyle bir girişim, bazılarını sevindirmişe benziyor. Rusya bu olayı doğru değerlendirecektir, diye düşünüyorum. Bu arada Erdoğan'a ateş püsküren sosyal medyalamacılar şimdi de Putinci oldu   :)



AÇIK TEŞEKKÜR
Rus uçağı ve Türkmenlerle ilgili yüzlere varan farklı yorumu anında üretip paylaşmak suretiyle bizi irşat eden dostlara, Bölgeye parmak atan güçlerin bir türlü çözemediğimiz sayısız tezgahını şipşak yorumlayarak dakika gecikmeden bizi şüpheden halas eden jet yorumcularımıza,
Büyük resmi derhal çözümleyerek atideki tehditlere karşı ikaz eden iyi insanlara,
Bizi bilgisizliğimizin hazin yalnızlığına terk etmeyen tüm hayırseverlere,
Bizi haber ve yorum için namerde muhtaç etmeyen tüm, eş, dost ve akrabalarımıza bahusus ve alenen teşekkürü borç bilir, bilvesile en halisane tebrik ve temennilerimizi arz ederiz, efendim.
(Mehmet Tanju Akad   -   24 Kasım 2015, FB)
(Her Son dakika olayında, daha o dakka faili keşfedip kara propagandaya başlayanlara açık teşekkür, ARO)


"Turkiye Erdogan doneminde seklen dogululasirken fiilen batililasiyor. Allah'a maddi cikar icin tapan bir toplum kapitalist degil de nedir? Ataturk, Islam cografyasinda ilk kez sekuler bir devlet kurdu ve Islam'a buyuk bir darbe vurdu. Simdi Turkiye, Islam dunyasinin ilk kapitalist toplumunun yukselisine sahne oluyor. Ama sorunlar var. Islam, Ronesans-Reform'u gormezden gelmeye kalkiyor. Araplarin yayilmaci doneminin resmi ideolojisi Islam fasizme yatkin. Turk kapitalizminin beyni olan orta sinif Ataturk'e hayran, Erdogan'dan tiksiniyor. Ben bu karmasik tabloya bakinca heyecanlaniyorum, riskler goruyorum, ama firsatlar da goruyorum. Einstein, "Invention comes to the prepared mind" demisti. Cagdas, laik, duzgun paylasan, cevreci, humanist Turkiye isteyen insanlarimiz uzerlerinden karamsarligi atmadikca yukarida acikladigim sureci yonlendirme sanslari olmayacak. Cunku birakin bulusa hazir olmayi, bulus olabilecegine inanmiyorlar bile. Kapitalizmi Islam ile pekistiren oligarsinin hakim oldugu, buyuk cogunlugun alabildigine somuruldugu bir toplumda sekuler sol bir muhalefet potansiyeli var midir? Vardir. Bu potansiyelin guce donusmesinin onunde uc engel var. Mal sahibi ABD'nin sol alerjisi, solun ABD alerjisi, sekuler Turk orta sinifinin beyinsizligi. ABD'nin MSP'ye alerjisi vardi, MSP'nin ABD'ye alerjisi vardi, Erbakan ve politburosu beyinsizdi. Sonra ne oldu? Beyini olan biri geldi potansiyeli iktidara donusturdu. Ama iktidara yapisti, secimle gitmiyor. Diyalektik isliyor. Yeni bir potansiyel doguyor. Beyini olan biri araniyor."
(Õmer Tanrıkulu   bir FB yorumu)



Diyarbakır, Doğu/Batı, English

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Kahve ve Ben

Kahve sevgimi bilen kardeşlerimin, bu sene doğumgünümde bana hediyeleri... :)   Bu incelikli kolajın fotoğrafını çekmeyi dahi bekleyemeden hemen filtre kahvenin beni kendine çeken ambalajını açıp bardağımdan bir yudum aldıktan sonra (aslında işin doğrusu ancak ikinci bardakta) resimlemek aklıma geldi.
Kahve ve ben, "ayrılmaz ikili" gibiyiz diyebilirim. Ne zaman odama girseniz, masamın üzerinde mutlaka bir kupa ve bir bardak su demirbaş olarak mevcuttur. Kimi yabancılar gibi "Kahve mi Çay mı?" sorusu ile başlayan "Kahveciler ve Çaycılar" fanatikleşmesindeki düzeyde değilsem de, (zira çayı da seviyorum) en az bir büyük kupa "şekersiz kahve" içmediğim gün yoktur. (Şeker, kahvenin kendine has aromasını maskeliyor bence.)

Bendeniz henüz küçük bir çocukken teyzeme:
_ "Bir kahve demleyelim de karşılıklı hüp diye içelim"
dermişim; o kıvır kıvır saçlı, cin gibi bakan meraklı gözlerimle... Yani kahve sevgim ezelden geliyor. (Bir de meraklı ve bol sorulu bünyem.)   Üniversitede okurken hele deli gibi kahve içerdim, kahve ve kafein bende özel bir etki yapmıyordu artık. Geceleri yatmadan önce mutlaka bir kupa daha içerdim, (aslında uykumu açsın diye hazırlardım, ancak o 2'ye doğru içilen son kahveden sonra öyle tatlı bir uyku çökerdi ki) oda arkadaşım:
_"Evet, can ile canan kahvesini de içtiğine göre artık uyuyabilir" deyip gülerdi. Anlayacağınız gibi, ikimiz de geceleri tavuk gibi erkenden yatan kısmısından değildik.

Ayrılmaz ikili:   Kahve ve Ben

(Bu arada konu açılmışken, Nescafe ve filtre kahveyi ne kadar seviyorsam; "Türk kahvesi"ni de o kadar sevmiyorum. Ufacık bir bardak için, hem de o kadar meşakkatle, kimya formülü gibi ölçe tarta yapılan "şey" bana hep miskinlik ve lüksü çağrıştırmıştır.)


22 Temmuz 2015 Çarşamba

Alıntı:   Hayat nefesine değer vermek

2009 Ocak ayından beri bu blogda çeşitli karalamalar yapıyorum. Kimisi çeşitli alıntılar, kimisi derlemeler, bir kısmı da kendi görüş ve yaşam deneyimlerime dayanan yazılarım.   Onlarca hatta yüzlerce başlık içeriyor. Henüz taslak halinde olup yayınlanmamışların sayısı ise 300'ü geçti!
Ne var ki, bazılarının sorduğu:
"Neden can ile canan?"
"Debussy kim, Bach kim?"
"Derdin ne, neden bu kadar uzun yazıyorsun?"   gibi sorulara henüz ve halen gelebilmiş değilim.
Bir gün gelinecek mi, kendimi yazı ile açabilecek miyim, ayrı başlıklar halinde bunlara değinmeye gerek var mı, gerçekten bu yazıları okuyan var mı?...   Dahası ben bu tanımlamaların altından kalkabilecek biri miyim, o birikime ve kelimelere sahip miyim?...
Doğduğum ve soru işaretleri ile dolduğum şu sıcak ve nemli Temmuz ayında, bunlar da bir nevi ecel terleri döktüren sualler cinsinden bana göre.   Üstelik daha önce de dediğim gibi,
"Yazmak nankör bir eylemdir.  İhmal edip arayı açtıkça, sessizce seni terk eder, sana soğur, seni umursamaz."   (bkz: Kopuş)

Özellikle ilk yazılarımda Türk gençliği ve Türkler üzerine bazı şahitliklerden yola çıkarak genellemeler yapmıştım burada. Geçen gün dönüp bazılarını tekrar okudum. Bunları kendimin yazdığına inanamıyorum bazen!   Demek ki beni gerçekten etkileyen, sinirlendiren, "duygulanıran" bir şeyler olmuş ki ben bunları yazmışım, yazabilmişim. Ki eskimeyen tespitler de ihtiva etmekteler. Yani her ay bunları döne döne paylaşsam olur, hiç sırıtmaz, her döneme uyar. Uyar, uyar da tespitler bir derde deva olur mu?

Sevgisiz bir toplum olduğumuz, henüz küçük bir çocukken yaşadığım toplum ile ilgili ilk yaptığım tespitlerdendi.
Aradan yıllar geçti, artık ne çocukluk kaldı ne de o eski merak ettiklerimi kavrama hızı... Ancak halen böyle düşünüyorum. O nedenle aşağıdaki yorumu, olduğu gibi paylaşmak istedim.
Ölüm istatiği tutulmayan bir ülkede, bütün ölümler
"takdir-i ilahi" değil midir nasılsa?


Kaza değil toplu cinayettir...
HAYATA DEĞER VERMEMEK

(Ülkemizde) Her yıl binlerce kişi iş ve ev kazalarında, trafikte, su kenarında, sellerde, lodos zehirlenmelerinde, bina çökmelerinde, böcek ilacı içerek, inşaattan uçarak, çöküntü altında kalarak, madenlerde, çukurlarda ve kuyularda kaybolarak, elektrik çarparak, bozuk gıda yiyerek ve daha akla gelen, gelmeyen binlerce şekilde pisi pisine ölmekte, ya da sakat kalmaktadır. Gölmarmara yakınlarındaki kaza adı verilen hırs,
  (Manisa'nın Gölmarmara ilçesinde süt tankerinin karşı şeride geçip tarım işçilerini taşıyan açık kasa kamyonete çarpması sonucu, çoğu kadın 15 kişinin hayatını kaybettiği kazayı kast ediyor)
ihmal ve aldırmazlık cinayetinde 15 insanımızın ölmesi bazılarımızı derin bir üzüntüye sevk ederken, emin olun gerçekten üzülenlerin sayısı azdır. Büyük çoğunluk haberi göz ucuyla izleyip geçmiştir. Bunun temel nedeni yurttaşlarımızın çoğunun hayatı sevmeyişi ve aldırış etmeyişidir.
Soğuk bir ilgisizlik, sevgisizlik, dayak ve sürekli çirkin davranışlar altında büyüyen insanlar ne yazık ki çoğunlukla bu davranışları sergileyenlere benziyor. Çocukların en büyük gıdası sevgi ve saygıdır. Çocuk büyüklerle aynı saygıyı görürse kendisi de başkalarına saygı gösterir. Sonra doğa sevgisi ve güzel şeyler görerek yetişme gelir. Çiçek, ağaç, kuş, kedi, renkler, güzel kitaplar vs. Bunların hepsinden ya da çoğundan yoksun kalınca, o çocukları manevi zenginlik ve öz saygı sahibi yapmak olanaksız gibidir, en azından istisnadır. Bir kısmı, büyüyüp direksiyon başına geçince her türlü pisliği yapabiliyor, kimseye sevgi ve saygı göstermiyor. Ya da işçileri naklederken, 25 liraya tutulan traktör veya kamyonet kasasına tıkıştırmak yerine 50 lira verip minibüs tutmak olanaksız mı? Ama ruhları kötü ve sevgisizler. Tabii bunun karşılığında hayatın bütün sorunlarından uzak tutularak duyarsızlaştırılan, ruhları bencillikle öldürülen bir başka kesim daha var. Onlar da sevgisiz.
Hayatı sevseler böyle pisi pisine ölmez ve öldürmezler.
Hayatı ve insanları seven, koşullar ne olursa olsun daha tedbirli davranır, uyanık olur.   Kavşakta yavaşlar, kuyuya kapak yapar, elektrik kaçağını önler vs.
Tabii denetim yapmayan kamu memurlarının da korkunç ihmali ve göz yumması var ama esas mesele insanların kendilerinde bitiyor. Bunların bir kısmı kaza, bir kısmı da cinayettir ama çok nadiren kovuşturulur. Zaten kovuşturanlar da sevgisiz ve aldırmazdır. Kasada nakledilen insanlar, onları korumakla görevli memurların da gözünde "olağan dışılık" arz eden bir şey değildir. Aksi halde bir toplum böyle çürümez, kötülüğe direnç gösterir.
Çürümeye kapılan toplumda iyiler ne yapsalar dikiş tutturmaları zordur. Kötülük ise hiçbir şey yapmadan alabildiğine yayılır. Sorunları illa ki rejimde aramayalım. Sevgisiz ve saygısız insanlar en toplumcu rejimi bile bozar, ne olduğunu anlamadan mahvolur gidersin. Her şeyi sisteme bağlamak körlüktür.
Kaynak: https://www.facebook.com/mehmettanju.akad/posts/671932616277236
Mehmet Tanju Akad - 8 Temmuz 2015, Facebook



NOT:   20 Temmuz 2015 Pazartesi günü Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde gerçekleştirilen intihar saldırısında 30 küsür insanımız ölmüş, 100 küsür de yaralı var. IŞİD suçlanıyor. Patlama sabah 11:45 sıralarında, Kobani'nin yeniden inşası için bölgeye gitmek üzere Suruç'a gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federsayonu üyesi grubun toplandığı Amara Kültür Merkezi'nin bahçesinde meydana gelmiş. Gene ölülerin resimleri paylaşılmaya başlandı sosyal medyada, gene ölüler sevildi.
(50 kişinin öldüğü 11 Mayıs 2013 Reyhanlı bombalı saldırısını da hatırlayalım.)
Yıllardır süren bir savaş ve kesinlikle normal bir toplum değiliz. Savaşa hazırlanan örgütler var, çocuk eylemciler var, canlı bomba adayları, öldürmeye hazır ve nazır caniler var.
Devletin ihmali büyük. Daha önce (seçimler sırasında) Diyarbakır HDP mitinginde patlayan bombaları da hatırlatırım.
Twitter gene dipsiz kuyu misali, katliam derin bir sevinçle karşılanıyor. Bir kısmı gizliyor sevincini, bir kısmı ise ölü sayısının istediği kadar çok olmamasından dolayı mutsuz.   Gezi'de olabilir, ancak benim algımda kırılma noktası 6-7 Ekim 2014 Kobani için sokağa eylemleri olmuştur. Bu tarihten sonra Türkiye'yi aşağı çekmeye yönelik küçük-büyük her musibette halaya duran ölüsevici ve kargaşa-kaos için el ovuşturan bir kesim adeta bir iskelet gibi ortaya çıkıverdi. Aralarında saygın gazetecilerimizin de olduğu çok takip edilen kimi kişiler, ne zaman bir yerde bombalar patlasa bunu hemen AKP karşıtlığına tahvil ederek tüm AKP karşıtlarını sevince ve direnişe ortak olmaya çağıranlar Twitter'de oldukça sıradan. Özellikle Sol kesimlerde böyle şeyler daha sıradan. Bir de gizli cemaatçi olduğundan şüphelendiğim kişiler var. Facebook'ta da açıkça "ayrılmak isteyenler ayrılsın, kalanlarla devam edelim" diyenlerin sayısının arttığını görüyorum. Zaman zaman hain bir ruh örneği olarak nitelenebilecek hadiselerde dahi insanlar (hele bol eğitimli laik beyaz Türk gençleri) tepki gösterecekleri yerde, tepki vermek şöyle dursun destekleme ve yüceltme içerisine giriyorlar ki ciddi bir akıl tutulması mı dense ne dense çözemediğim bir körlük durumu mevcut. Bana öyle geliyor ki Kürtlerin dilini dahi yasaklayıp asimile edelim derken, görünmez bir el sayesinde sonunda Beyaz Türk çocukları asimile oldu.
"Cehennemde savaşanların bölgesine şenliğe gider gibi gidilmemesi iyi olurdu. Çok aşırı bir iyi niyet, ihmal ve yetkililerin en azından göz yumması ve tedbirsizliği, muhtemelen aralarında bazılarının işbirliği var."   (*)


17 Haziran 2015 Çarşamba

2015 model Susurluk

Bir düğün fotosu.   Sedat Peker, İHH Başkanı ve RTE aynı karelerde...

Düğün Sahibi/Evlenenler:
          Erkek tarafı:   AK Troll'lerden, nam-ı diğer "sağlam irade" Taha Ün
          Kız tarafı:     Emine Erdoğan'ın özel kalem müdürü Sema Silkin
Şahitler:   Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi
Katılanlar:   Mafya babası Sedat Peker, bir adet insani yardım derneği (?) (İHH) başkanı Bülent Yıldırım...
Nikahı kıyan:   İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş.


"Koskoca cumhurun reisi ayının birinin düğününe gidiyor. Bu bence muhalif olmak için yeterli......"
                                                (@SarilarinFurkan)


NOTLAR:
  • Hatırlatma:   Susurluk skandalı ya da Susurluk kazası,
    3 Kasım 1996'da saat 19:25 sularında Balıkesir-Bursa karayolu Susurluk ilçesi yakınlarında meydana gelen bir trafik kazası sonucu devlet-mafya-polis ilişkilerinin ortaya çıkması ile patlak veren, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli skandallarındandır. DYP Şanlıurfa milletvekili Sedat Bucak, İstanbul Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ, Mehmet Özbay sahte kimlikli   Abdullah Çatlı
    o Mercedes'te idi.   Kazanın ardından yasadışı ilişkilerin ortaya çıkartılması için "Aydınlık için bir dakika karanlık" eylemleri başladı ve yıllar süren soruşturmalarla olayın üstü örtüldü.   (*)


  • 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, benim bu yazıyı hazırlamakta olduğum anlarda vefat etmiş. Eşi Nazmiye Demirel Mayıs 2013'te ölmüştü, bence Demirel de aslen o gün öldü. Bazı adamlar eşleri öldüklerinde ölürler.
    Demirel adeta kapalı bir kutu gibi idi. Statükodan yana oldu ve sustu, konuşmasını bekledik kendisinin boşuna. "Halk oyuna sahip çıkmadı" derdi sadece, kendisinin indirildiği darbeler hakkındaki neredeyse tek yorumu bu.   Vefatı sonrası Twitter'da yazılmış bir tvit ile bir yorumu peşpeşe paylaşıyorum:

    "Demirel Mehmet Ağar'ın oğlunun sünnetine bile gitmemişti. Burjuva devlet adamı uyanıklığı budur, pislik içinde yüzse de gömleği hep temiz kalır."   (@hbk)
    "Süleyman Demirel, cumhurbaşkanı iken bir televizyon röportajında 'Politikacı kimdir?' sorusuna 'Politikacı bir rodeo binicisidir' diye cevap vermişti. Kendisini tarif etmişti şüphesiz ve onu bu kadar net tanımlayan başka bir ifade olamazdı herhalde. Zira rodeo binicisinin tek amacı orada olabildiğince uzun kalmaktır, bindiği hayvanı bir yere, bir hedefe götürmek değil."   (Ahmet Cantürk)


  • Yıllar önce Ekşi Sözlük'te Nazmiye Demirel başlığına girdiğim bir entry, meraklılar için gelsin:
    eksisozluk.com/entry/19532582

  • Son olarak, tekbirlerle düğüne giden lümpen zevat videosu:   https://twitter.com/mBurakGultekin/status/609673953456582657

(*) Vikipedi Susurluk kazası sayfasından bazı alıntılar içermektedir.

9 Haziran 2015 Salı

7 Haziran 2015 Genel Seçim Sonuçları

AKP-----% 40,8   (258 milletvekili)
CHP-----% 25
MHP-----% 16,4
HDP-----% 13,1

Seçim sonuçları açıklandıkça beni en çok şaşırtan parti "Halkların Demokratik Partisi" (HDP) oldu. Çünkü oylarının yüzde 9 ila 10.5 arasında kalacağını düşünüyordum, yani ya barajı kıl payı geçemeyecek ve Meclis dışı kalacak ya da az bir oyla zar zor geçebilecekti. Ancak beklediğimden daha rahat ve büyük bir oyla HDP Meclis'e 80 milletvekili ile girmiş oldu. Bunda uzun zamandır medya ile de desteklenen kampanyalar sonucu Beyaz Türklerden ve ulusalcılardan gelen bir miktar emanet oy ile, oylarını bu seçimde Ak Parti'den HDP'ye kaydırmış Kürt seçmen etkili olmuşa benziyor.
Daha önce de dediğim gibi, ben oy kullanmayanlardandım. Sonuçlar için hayırlısı olsun diyorum. Kapatılan DTP zamanlarından beri muhalefette hareketlenme ve yenilik getireceğini düşündüğüm bir Kürt siyasi hareketi nihayet parti olarak seçimleri aştı. HDP'yi destekleyen çevrelerde coşku o kadar büyüktü ki, nihayet büyük bir rahatlama ve sinirsel normalleşme yaşandı. Ne aylardır devam eden "Oy hırsızlığı, çalınan oylar" mugalatası oldu ne de "Cahil halk!" tekerlemeleri... Oldukça yüksek oranda seçimlere katılım, seçmenlerin oldukça büyük bölümünün mecliste temsilini sağlayacak yüzdeler ve "Koalisyon mu Erken seçim mi?" tartışmaları ile seçimler sonlandı. Halk, koalisyon karmaşası ve beraberinde gelebilecek kaosu, "Başkanlık Sistemi" adlı bilinmeze tercih etti. "Tek adam"laşma istemedi. Ve AK Parti'nin özellikle doğu ve güneydoğudaki oyları çok düştü.
Sizlerle seçim sonuçları üzerine çeşitli kesimlerden bazı değerlendirmeleri paylaşmak istiyorum, önümüzdeki günlerde zenginleştirmeye devam edebilirim bunları:




Asıl sürpriz yükselen MHP. Hangi sebeple AKP'den MHP'ye oy kaçmış olabilir? (1)
Peki ne oldu da bunca zamandır her koşulda AK Partiyi desteklemiş bir büyük Kürt kitlesi saf değiştirdi?
Bunun sebebi basit ve açık; Korkutuldular.
O insanların memleketlerinde akrabaları var. Bir savaş başladığında kimin nerede nasıl yanacağını kimse bilemez.   (2)
                  --> Işid peydah oldu, Kobani'ye girdi.. 6-8 Ekim oldu.. 50 insan öldü. Devlet insanını koruyamadı..   (@yunusderyal)


Kemalistler Atatürk heykellerini yakanlara,
Ciamaat karşı çıktıkları çözüme,
Hdpliler kendilerine eziyet edenlere oy verdi.
Demekki:
-Oylar çalınmıyormuş
-Türkiyede Demokrasi varmış
-Suriyeliler oy kullanmıyormuş
-Çözüm süreci doğruymuş
-Apoya af gelebilirmiş
(@esma_fb_3437)



ulusalcilar bu gurur sizin diyarbakir'da pkk bayrakli zafer kutlamasi (@janetnahum)
                  --> çözümsüreci bitecekse g kurmay bunun bedelini ulusalcı şımarık kesimin evlatlarının askerliklerini g doğuya göndererek ödetmelidir (@necati102)


Gezi'dekine benzer bir durum var şimdi. Pek çok kişi "AKP'sizlik" istiyor ama esas sorun "AKPlilik" ile nasıl yaşamayı başaracaksınız?   (@cozbakan)



İnşallah akparti esatç gibi kişilerden kurtulur, inşallah yalaka/çıkarcı kişileri görür. Bunlarla birlikte kibre boğuldu:/   (@oslemimden)


Acayip tepkiler de yok değildi, kafa bi milyon:
İngiltere'ye karşı verdiğimiz istiklal ve istikbal mücadelesinde kardeşimiz dediğimiz kürtler bizi arkadan hançerledi. Kraliçe 1-0 önde yine (@omerturant)

13 yılda 1 anayasa yapama, darbelerle hesaplaşmanın içine sıç, çözüm sürecini araçsallaştır somut adım atma şimdi de nankörsünüz   lol sie
(@ud_quo)


aqpnin oyu %8,5 düştü. çözüm sürecini başlatarak tabanindaki faşistleri mhpye kaptırdı. (%3)   sonraki davarlıklarıyla ve en son dolmabahçe görüşmelerine atarlanmasıyla önemli bir oyu da hdpye kaptırmış oldu. (%5,5)
hdpnin aqpyi dışlayıcı tavrı da yanlış (siyaseten). kürtçe propaganda ve eş genel başkanlık haklarını bile aqp bizim YaE dediğimiz referandumda verdi.
(bu arada bdpnin saçma boykot tavrı ve bunu kendi tabanlarına uygulatabilmek için parti kapatmayı kaldıran maddeye mecliste destek vermemeleri rteyi kıllandıran ve güven bunalımı yaşatan bir durum yarattı. tabii aqp ondan evvel kck tutuklamalarında cemaate peçetecilik yaparak çakalın önde gideni olduunu göstermişti, ayrı)
Furkan Katkak   - 8.6.2015 - FB



"Ankara'da Aksaray gibi 50 tane kamu binası var. Kimse ses etmez. Bu meselede muhalefet israf algısını iyi oturttu."   (I)
Gerçek hayatta karşılığı olan çok basit şeyler var. İnsanların karnı doyacak, kimliğini ifade edebilecek. Geleceğe güvenle bakabilecek. /
Yani Filistin'e ümit olmak elbette çok mühim ve vazgeçilmez. Ama buradaki seçmenin kahir ekseriyeti için ilk sırada gelmeyebilir. (II)

"Sonuçlar her ne olursa olsun önümüzde yeni bir anayasa, çözüm süreci, istikrarın devamı ve adil bir seçim sistemi meselesi olacak."   (III)
"Nasıl ki muhalefetin düşman dili AKP seçmenini yaralıyorsa söylediğimiz her sözün de Kürt seçmeni hedef aldığını anlamak gerek."   (IV)
                  --> "iki halkın iradesinin ortaya konmasındaki pürüzler kalkmalı. hayat başkanlık isterim ve seni başkan yapmam cümlelerinden ibaret değil.   (@dryagci)"

"Kürtleri birbirine düşman etti, Türkleri birbirine düşman etti, Arap Coğrafyasını karıştırdı. Ne AKAPE'ymiş be."   (V)
"Nevi şahsına münhasır bir siyasetçiye "gıcık" olanların gazına gelip kendi ayağına sıkan bir seçmen kitlesi görüyorum ben. Erken yorumum bu   (VI,   Erdem Abaka)



AKP seçmeni AKP'nin bu oyu alacağını bilseydi %2-3 daha düşük olurdu şu an oyu   (@sunigundem)

"Şimdi en başta o multi-milyarder hale getirdiğiniz inşaat ve medya baronlarının sizi nasıl sattığını göreceksiniz.. Eee kızmaca köpürmece yok, bu işin fıtratında da bu var.."
Kaiser Z. Beyner

sizin yüzünüzden mahallede top oynayan çocuklar bile siyasi analiz kasmaya başladı. ne biçim bi seçimmiş arkadaş yav herkes kazandık diyor. lan oğlum sen git sümüğünü koluna silip topunu oynasana, senin misyonun bu.   (Baran Bozbey, FB)



AKP hakikaten ciddi bir tokat yedi. Bundan ders çıkaracak bir akıl da göremiyorum.   (1)
"barış süreci AKP'nin ve hatta kimsenin keyfiyetine bırakılamaz. Partiler talidir önemli olan hedeflerdir."   (2)
AKP giderek merkezden daha sağa doğru kayıyor(du). Bu son zamanlardaki söylemlerinde çok açık. Hitap ettiği kesim giderek daralıyor(du).   (3)
Türkiye'de İslamcılık baraj altıdır.   (4)
AKP'nin genel seçim sonuçları şöyle seyretmiş. Tekrar hatırlayalım. %34,43 (2002), %46,58 (2007), %49,90 (2011), %40,70 (2015).   (5a)
Ben AKP'nin şapkayı önüne koyup düşüneceği hususunda pek umutlu değilim. Tavandan tabana doğru bir akıl tutulması var.
AKP kitlelerde karşılığı olan ortaklaştırıcı bir ideolojik çerçeve veya ilkeler bütünü üretemedi.   (5b)
En azından 2019 kadar RTE cumhurbaşkanı. 2019'da bir daha kazanırsa 2023'e kadar o makamda.
Bu tavırlarıyla başlı başına bir siyasi kriz kaynağı RTE. Başka türlü davranacağına dair umudum da pek yok   (6)
Safları sıklaştıralım kenetlenelim diye diye hitap ettikleri kitleyi daralttılar. Aynı reflekslerle hareket etmeye de devam ediyorlar.
(7;   @DoktorYes)



Müslüman bloğun ülkeye istikamet verme çabası, sofistikasyon eksikliğinden akamete uğradı. / Önümüzdeki süreç daha çok melezleşme getirecek gibi. Şeffaflaşma kaçınılmaz ve daha az ideoloji de artık bir talep haline geliyor. (@balikgoz)

Ortadoğu'da sınırlar değişiyorken TR daha fazla idareyi maslahatı (geçiştirmecilik) sürdüremezdi. Değişim kendini dayatıyor. Bunu okuyabilen tarihe geçer.   (@hbk)

Toplumun değişiminde iki öncü gücü kurucu güçler karşı karşıya getirmeyi becerdi. Bunu tersine çevirmek gerekiyor.   (1)
AKP'lilerin genel olarak verdikleri olgun tepkiyi ergenPolit analiz, histerik Kürt nefreti kirletiyor. Karşıtlarına benzemeye başladılar.   (2)
                  (Leyla Zana: "Amed'te öldürülenler birer demokrasi şehididir. Yaralanan barış güvercinlerininse kanatlarından öpüyorum" demiş)
Zana'ya niye Kürt şehidi demedin diye çatıyorlar. Keşke HDP'de Zana benzeri 1 kaç kişi daha olsaydı.   (3,   @fezasis)



"İslamcılar ya birlikte kazanacaklar ya da -100 yıl öncesinde- olduğu gibi birlikte kaybedeceklerdir. Bu iki aktör arasında sürdürülen Çözüm Süreci bu nedenle hayati önemdedir.
Nesnel süreç halklarımızın özgür ve eşit geleceği açısından tarafları buna mecbur etmiştir.
HDP'nin seçim zaferin arkasında yatan temel nedenin Kobani direnişi olduğu biliniyor. Dönemin başbakanı Erdoğan dışlayan ve aşağılayan tavrıyla Kürtlerin kalbini kırmış, öfkesini arttırmıştır. Yetmemiş, Dolmabahçe mutakabatını reddetmiş, İmralı'daki masayı devirmiş ve Öcalan'a tecrit uygulamıştır. Bütün bunlara bir de seçim sürecinde HDP'ye yapılan saldırılar eklenmiştir. Özellikle Diyarbakır'daki kitlesel katliam girişimi Kürtlerde infial etkisi yaratmıştır. Kürt halkı bunların rövanşını 7 Haziran'da almıştır.
HDP'nin de AKP'ye kapıları kapatan tavrından vazgeçmesi; siyasetin normalleşmesi ve geleceğin inşası için hükümeti demokratik açılıma zorlaması gerekiyor. Bazı çevrelerdeki Erdoğan ve AKP karşıtlığının altında Öcalan ve Çözüm Süreci'ne olan karşıtlığın yattığı biliniyor.
Gülen Cemaati ve merkez medya, Oslo'dan beri Çözüm Süreci'ni bu yüzden sabote etmeye çalışıyor.   Cemaat ile AKP arasında çatışmanın Kürt meselesinden kaynaklandığını söyleyen Öcalan, birçok kez, ‘Erdoğan'la birlikte beni de tasfiye etmek istiyorlar’ demiştir.   HDP sadece Erdoğan karşıtlarının kümelendiği bir parti değildir ve olmamalıdır. Ancak hal böyle olunca geleceği AKP ile birlikte inşa etmek yerine, birbirlerini bastırmaya ve darbelemeye çalışıyorlar. Bunun sonuç vermeyeceğini, birinin kaybettiği yerde ötekinin kazanamayacağını görmek gerekiyor.
("7 Haziran seçim sonuçları üzerine" Gunay Aslan )



_LAN HALA DİN İMAN PEYGAMBER SİYASETİ YAPIYORSUN MİLLET SİZE BU YÜZDEN DERS VERDİ KONUŞMA BE @BurhanKuzu   (@sametizibelisiz)
_Kaosu tercih etti dediğin halk 13yıl seni tek başına iktidar yaptı.
Bikez olsun nerde hata yaptık diye düşünün yahu   (@erdemli1toplum)
_Şu haber hala olayın idrakine varılmadığını gösteriyor:
Burhan Kuzu'dan çarpıcı açıklamalar: "Abdülhamid Han'a da aynı şeytani formülü uyguladılar" (bkz)



AKP ve MHP siyasi arenada kavga ediyor görünseler de, yargıda son 1 yıldır fiili bir AKP-MHP (ve ulusalcı) koalisyonu yürürlüktedir.   (@demokratyargi)

CHP ve MHP aslında ölü partiler korku-öfke siyasetiyle ve ilkel kimlik partileri oldukları için zombi gibi yaşıyorlar. Gelecekleri yok.   (@hbk)

Bir kişi "Esas sorunumuz AKP-HDP ikilisine karşı alternatif olmaması" demiş. Evet biraz da Muhammed Eminoğlu iletilerine bakalım:
Kılıçdaroğlu'nun kendisini başarılı bulması rezalet bir olay. bu kafa cidden başarısız olmaya mahkum. (*)
o değil de chp'liler verdikleri hdp oyları sayesinde kemal kılıçdaroğlu'na istifa yolunu göstermiş oldu. (**)
kılıçdaroğlu daha düşük oy alırsam istifa ederim demedi mi? şimdi yan çiziyor! e peki senin asgari ücret vaadinde, şu vaadinde bu vaadinde dürüst olduğuna nasıl inanacak bu insanlar?   (***)
yalnız sonuçlar olumlu gelince hiç seçimlerde hile yapıldı muhabbeti dönmüyor dikkatinizi çekti mi :D   (****)
ortada bir kalitesizlik ve kararsızlık var bunu kabul etmek gerekir. akp'yi çözüm sürecinde hain ilan edenler bugün hdp'nin barajı geçmesi için yırtındı. tersinden düşün bir de, çözüm sürecinde barzani ile miting düzenleyebilecek düzeye gelen akp hdp'ye oy verilmesini eleştiriyor. herkes bir acayip bu toplumda abi. omurga resmen yok. kusura kalmayın, gerçek bu   (*****)



Şöyle diyenler de var. Zaman her şeyi ortaya çıkaracak, yazalım bunu:
Demirtaş vitrin mankenidir, ona verilen görev bitti, önümüzdeki günlerde hep beraber gelişmeleri göreceğiz. sabredelim bekleyelim   (1)
HDP oyları keleşnikof zorbalığı ile almıştır ve hükümet bunun için önlem almadığı için suçludur. Yoksa Kürtler hep birden komunist olmadı   (2)
Benden söylemsi, HDPnin önü alınmazsa HDP Dağda tuttukları PKK militanları ile tüm Kürt halkını esir alacaktır, Suriyedeki gibi yapacaklar
HDPnin yeni seçilen milletvekili Burcu Çelik Özkan, "korucular, size keleşnikof doğrultmayı iyi biliriz" dedi.   (3)
Şer odağı kan emici uluslararası şer odaklarının işbirlikçisi medya gurupları bitirilmedikçe huzur bulmamız zor.
(4,   @barzan_qarnu)


"Bu seçimin bir kaybedeni de Kandil oldu. Tek bir kurşun HDP'yi baraj altına savurur. Türkler HDP'ye sorumlu davranma görevi verdi."   (@okince)

Bir yorum, Ahmet Cantürk'ten:
1. Bu seçim, her ne kadar ekonomik vaatlerin öne çıktığı bir seçim süreci yaşanmışsa da sonuçlar çözüm süreci üzerinden şekillenmiştir.
2. AKP, çözüm sürecini başarılı bir şekilde yürütememiştir. sıcak çatışma büyük ölçüde durmuş olsa da PKK'nın silah bırakması sağlanamamış ve bölge halkı üzerindeki gölge kaldırılamamıştır. Bunlara bağlı olarak milliyetçi ve devletçi hassasiyetleri olan seçmen, PKK-HDP mensuplarının AKP tarafından şımartıldığı, gereksiz tavizler verildiği gerekçesiyle MHP'ye yönelmiştir.
...
6. HDP, Türkiye'nin solu olmaya dönük olarak başlattığı ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde test ettiği siyaseti bu seçimde hem söylemleriyle, hem aday profiliyle uyguladı ve başarılı da oldu.




"İstanbul'daki şımarık, kaprisli, şizofren Beyaz Türk feministi"yle,   "doğudaki ataerkil muhafazakar Kürt erkeği" aynı çatıda: İşte HDP'nin gücü. / Aynı apartmanda otursa birbirine selam bile vermeyecek insanları, siyaset böyle buluşturabiliyor işte. Bir yönüyle gerçekten başarı bu.   (1)
"Mazlum milletlerin ilham kaynağı Türkiye" anlatısı; kemalizmle başlayan, AKP ile devam eden bir anlatıdır. Miyadı dolmak üzere. (2)
"AKP dünyadaki prestijimizi sıfırladı" veya "AKP sayesinde dünyada başımız dik gezebiliyoruz" diyene inanmayın.Dünyayı genelleyenden kaçın.   (3)

"AKP'nin Kürtlere verdiği haklar"ın propagandası, "Atatürk'ün kadınlara verdiği haklar"ın propagandasını geçti. Alkolsüz kemalizm, tam gaz. (*)

Koalisyona değil, "sınırlarını bilen, öfkesini kontrol edebilen, kendini yenileme yeteneğine sahip bir tek parti iktidarı"na ihtiyaç var.   (4)
"Türkiye ilk 10 ekonomiye falan giremez" diyebilecek başbakan istiyorum. Bu ülkenin, içi boş özgüven pompalayanlara ihtiyacı yok.
(5, @resatcalislar'dan alıntılar)




Hamdi Tayfur'un seçim sonrası Facebook sayfasındaki analizinden bir alıntı:
Kibirli siyaset devrine halk sandıkta dur dedi. Bu kafanın temsilcisinin önü kapandı. Hedeflediği zirveye çıkabilmesi artık iyice zorlaştı. İzlediği -halkı arkama alınca ben her şeyi yapmaya hak sahibiyim tarzındaki- duruş artık seçmen nezdinde kabul görmüyor.
Kandil kaybetti. Silahlar değil sandıklar konuştu. Çözümün dağda değil sandıkta olduğu herkes tarafından anlaşılmış oldu.

Tayyip Erdoğan'ı kızdıran bir terim var Anakaralılaşma.
Ben daha ağırını söyleyeyim Melih Gökçekleşme.
(@ilkand)



Başbakan'ın fahri danışmanı Etyen Mahçupyan ile 2015 Seçimleri üzerine bir söyleşi sohbet: "En tepeden başlayarak Ak Parti'nin şapkasını önüne koyarak düşünmesi gerekiyor."
"Davutoğlu insanüstü bir çaba harcadı. Hem partisinin stratejisini yürüttü hem değerlerini anlattı hem de programını. Polemiklerden de kaçınmadı ama galiba buradaki mesele, esas olarak Tayyip Erdoğan'ın algılanmasına yönelik durum. Yani Davutoğlu - Erdoğan ikisi bir sahada olunca Davutoğlu'nun yaptığı da yapmadığı da daha az önemli oldu."
"AK Parti kendi tabanının temsil ettiği sosyolojik değişimin ne kadar taşıyıcısı olabilecek ya da olamayacak? Seçmen burada bir ihtarda bulundu. Daha önce AK Parti'ye oy vermiş insanlar, bu sefer AK Parti'ye oy vermedi. Ve bazı sınırların geçildiğini, belki hoşlanmadığı bazı tutumların alındığını söylemiş oldu. İkinci büyük dinamik ise HDP'nin başarısına yansıyan, Kürtlerin bir kimlik olarak mecliste var olması. Şu andan sonra bunun geri dönüşü yoktur."


İslami kesim içerisinden gelen bir eleştiri yazısından:
"(Ak Parti) Milletin hadimliğinden efendiliğine doğru giden bir iktidar yolundan tırmandıkça, ortaya konulan icraatların diyeti olarak, sessiz ve kendisine tâbi bir kitle üzerinden politika yapmanın mümkünlüğüne dair bir zehaba kapıldı. Aslında kendisine verilen desteğin sabırla sürdürülen bir kredi olduğunun farkına varamadı."   Ve madde madde üzerinde duruyor:
Roboski ve Kobani olayları, mezhepçi tutum (Suriye stratejisindeki tıkanma), Gezi'yi iyi okuyamama, yolsuzluklara karışmış bakanların aklanması, temel ilkeler olan “yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele” ilkesinden sapma, Soma faciasında takınılan tavır (adaletsiz kalkınma anlayışı, Başbakanın danışmanının bir göstericiyi tekmelemesi), Anayasa konusunda dahi olunmadığı kadar ısrarcı olunan "başkanlık sistemi", MGK ve YÖK gibi darbe ürünü kurumların savunuculuğuna geçiş, Diyanet ve ana dil tartışmaları, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir parti başkanı gibi hareket etmesi ve tarafsız olmaması, daha önceki Özal ve Demirel örnekleri ortada iken bunların dikkate alınmaması (aynı şeyi ben de düşünüyorum, özellikle "Demirelleşme"),   yüzde 10 seçim barajında ısrar, iktidar kibri   AK Partiyi zayıflatmıştır.

"Bu süreç içerisinde giderek sağcılaşan ve devletin Kemalist mevzilerine yerleşen AK Parti, yeri geldiğinde Atatürk'ten, yeri geldiğinde ise Menderes'ten itibaren çizilen muğlak bir Milli İrade kavramı ile daha çok sağcı ve devletçi bir parti hüviyetine bürünmüştür."
  "sistemi değiştirmek için verdiği mücadeleyi bırakarak, paralel yapı ile mücadeleyi esas alan bir biçimde sistemin tahkimatına yöneldi. Hatta bu yüzden darbeci subaylara karşı verilen mücadele bile tavsatılarak, neredeyse bu çevrelerle bir işbirliğine gidildi. Oysa bu paralel yapıyı, onca eleştiri ve tepkiye rağmen bu noktalara kadar taşıyan da Ak Parti'ydi ve bu durum, çoğu kez birçok kişinin haksızlıklar ve adaletsizliklere uğratılarak mağdur edilmesiyle gerçekleştirilmişti. Ak Parti artık giderek savunma pozisyonuna geçen ve enerjisini sistemi değiştirmek ve yenilemek yerine kendisini savunmak için kendisiyle özdeşleşen devleti tahkime harcayan savunmacı bir partiye doğru evrilmeye başladı."
(Ümit Aktaş - Timeturk.com)



Seçim tahminleri en doğru çıkan KONDA araştırma şirketi Genel Müdürü Bekir Ağırdır'ın seçim sonuçları yorumu:
"Seçmen ‘bir takım reformlar yapacaksanız ancak uzlaşarak yapacaksınız’ dedi. Türkiye'nin temel sorunu, ‘biz’ duygusunun kaybolmuş olmasıdır. Yeniden ‘biz’ olmaya ve bir arada yaşama duygusunu geliştirmeye ihtiyacımız var. Seçmen de oylarıyla diyor ki, ‘sadece birinize ağırlık vererek her istediğinin yapılmasına izin vermiyorum’. (...) Ekonomi krize girmek üzere, ihtiyaç duyulan reformların acil olarak yapılması lazım, IŞID meselesi gibi içimize sıçrayan bir problem var. O probleme dair politika düzeltmesi lazım.
Erken seçimi zorlarsa AKP çok daha fena çakılır, HDP kesinlikle kazançlı çıkar. Geçiş dönemi ilan eder ve 18 ayda genel seçim derlerse, hiçbir parti de itiraz etmeyebilir. Çözüm süreci yokmuş gibi davranırlarsa çok büyük problemler kapımızda demektir.
Erdoğan ve Davutoğlu ilişkisinin çok bozuk olacağı açık. Ama bu başarısızlık sadece Davutoğlu'nun başarısızlığı değil. Sayın Erdoğan da 60 gündür bizzat kampanya yaptığına göre başarısızlığın bir kısmı da Tayyip Erdoğan'ın."





"Bir de şu var, AK Parti 2009'da Urfa'da yaptığı hatayı bu sefer Doğu'da genele yaydı... çoğu adayın Kürt seçmende bir karşılığı yoktu" (*)

AK Parti'ye oy kaybettiren 3 neden:
1. Kürtlerin milliyetçileşmesi
2. Siyasal İslam'ın küresel çözülüşü
3. Erdoğan sonrasının kurulamayışı   (**)

Kürtler nezdinde Erdoğan'ın ümmet ideali, HDP'nin Kürtlük fikri karşısında kaybetti. Bunun sonuçlarını hep birlikte göreceğiz
(***, @abalci Ali Balcı'nın konu hakkında dikkate değer pek çok tweeti ve yazısı var.)



"Demokratik miyiz artık?"   (@FIRATEREZ)
Seçim hilelerinden, çalınacak oylardan, diktatörlükten, faşizmden, bilgisayarlara müdalalelerden filan bahsedenler özür dilediler mi?   (*)
(9 Haziran'da Hüda Par üyesi İHYA-DER Başkanı Aytaç Baran'ın PKK'lı olduğu söylenen kişilerce öldürülmesi üzerine)
İnandığınız yalanlar adam öldürüyor, haberiniz olsun. (*)
Asıl sorun "demokrasi"nin “hizmet”e feda edilmesi.
Eğer herkesin her fırsatta şikayet ettiği, veya en azından antidemokratikliğini teslim ettiği baraj, HDP'nin rahatlıkla geçebileceği bir makul orana çekilmiş olsaydı, bu provokasyon yaratılamayacaktı.
Bu sefer “sabır” ilkesi çalıştırılamadı ve “hizmet” uğruna “demokrasi” feda edildi.   Anayasayı tek başına yapıp referanduma sunmak için gereken çoğunluk hedeflenirken tek başına iktidar yitirildi, hem de hiç yitirilmemesi gereken bir zamanda.
(Alıntı,   @FIRATEREZ)




"Seçimler göstermiştir ki, hiçbir parti ve lider vatandaşın oylarını çantada keklik olarak göremez. Her parti her ilk defa seçime giriyormuş gibi çalışmalıdır" diyor Atilla Yayla. Kendisinin 6 adet Facebook iletisinden alıntılar yapıyorum numaralandırarak:
"HDP büyük bir mesaj aldı ve demokratik siyasete mahkum edildi. Bu saatten sonra şiddete başvurması intihar etmek anlamına gelir. Bir de şunu düşünelim: Memlekette epeyce yeminli AK Parti, özellikle Erdoğan düşmanı var. Bunlar sağduyusunu ve his dengesini kaybetti. Bazıları neredeyse akıl sağlığını yitirme noktasına geldi. Her seçimde yenile yenile şiştiler. Bu tablo onları da biraz rahatlatacaktır. Bir miktar zafer duygusu tattıracak ve sağlıklı düşünmelerine yardımcı olacaktır. Bu da ülkenin normalleşmesine hizmet edecektir."   (1)

"Seçimler göstermiştir ki, seçmen başkanlık taleplerini satın almamıştır. Bu tartışma artık gündemden düşecektir. Başkanlık sistemi de parlamenter sistem de demokratik modellerdir. Ancak ne biri ne de diğeri kendi başına mucizevi sonuçlar yaratabilecek bir yoldur."   (2)

"Seçimlerin ilk sonuçları gösteriyor ki, Türkiye'de bir diktatörlük olduğu masaldır. Seçimlerde hile yapılacak idiği bir masaldır. Tüm kusurlarına rağmen demokrasi işlemektedir. Bu sonuçlar iktidardan "kurtulmak" için Gezi ve 17-25 Aralık gibi gayri meşru yöntemlere başvurmaya gerek olmadığını göstermiştir. Siyasi sorunlar siyasi yollarla çözülür."   (3a)
"Demek ki sandık önemliymiş. Demek ki sandıktan sonuç alınabiliyormuş. Demek ki sandık varken şiddete, bürokratik vesayetçi operasyonlara gerek yokmuş. Demek ki sandık demokrasisi diye sandığı küçümseyenler beğendikleri bir sonuç çıkınca sandığı sahiplenebiliyormuş. Demokrasi bu tür derslerle öğrenilebilir ve içselleştirilebilir."   (3b)

"Seçmen CHP'ye diyor ki, yerinde sayıyorsun. Umut ve istikbal vaat etmiyorsun. Ya ebediyen böyle kalacaksın ya da ciddi ölçüde değişecek ve yenileneceksin. Hayalci vaatlerini satın alacak değilim."   (4)

"Seçim sonuçları gösteriyor ki, partiler seçim taktik ve stratejilerinden çok genel ilkelere bağlı kalmalı. Yüzde onluk baraj sürdürülemezdi. AK Parti bunu kimseden bir şey beklemeden kaldırsa, mesela %5'e indirseydi, HDP barajı 5 veya 6 puanla aşar ve AK Parti bu sonuçla tek başına iktidar olurdu. Doğruları taktik ve stratejilere feda etmemek lazım."   (5)



"Hükümeti kurma görevi". Uzun zamandır duymaya duymaya unutmuştuk bu ifadeyi     (@gustavadolphus)
Bu seçimin manşeti: Raconu ‘endişeli modernler’ kesti.
(Gazeteci-Yazar Alper Görmüş)

Gülay Göktürk: "Endişeli modernlerin 'sürü' diye küçümsediği kitle, partisine sandıkta ihtar vermeyi bildi."

Dindar Kürtler "Kürt" olarak, dindar Türkler "Türk" olarak değerlendirme yaptığı sürece birbirimizi anlamamız zor. (Bir dost )

2011 seçimine göre:
Chp %0,95 oy kaybetmiş; Mhp %3,35 kazanmış; Akp %9,13 kaybetmiş
Hdp'ye hangi partiden oy gelmiş. Hesap ortada

Koalisyon:
Kimse kimseye muhalefeti kaptırmak istemiyor



İşte Atatürkçü CHP ile Apocu HDP ittifaki:
https://twitter.com/BabilomD/status/608033445978193920
(caps almışlar, bir kez bakın ve gene apoliştikleşmeyi AKP'ye yüklemeye devam değerli Beyaz Türkler)

Bakırköy'de bir araya gelen HDP'liler, 7 Haziran genel seçimi sonuçlarını kutlamış. Alanda Abdullah Öcalan'ın posterleri dikkat çekiyor. Ulusalcılardan biri de emanet oyları temsilen bir büyük adet Atatürk posteri ile gelmiş.
İşte bunlar hep "apolitize olmamış beyaz Türk farkındalığı" :)
AK Parti secmeninin 2000'ler ortasi CHP secmenine donusumu tam gaz. Dis mihraklar, nankor Kurtler, guvenlikci propaganda hepsi var.
(@semioticus)




Cemaat gazetesinden bir şahsın tviti. "Basın özgürlüğü" denen şey gerçekten bu mu? Bu basın özgürlüğü filan değil, ayrıca şık da değil. Keşke kalite kavramına değer veren bir okur-yazar kitlemiz olsaydı; ancak onlar "Halkımız cahil!", "Onuncu yıl Marşı" falan filan...
https://twitter.com/ihsanylmz/status/607595300346339329

"Ortadoğu politikasının değiştirmek ve Erdoğan'ın yargılanması üzerinde anlaşmış sistemin her hali"   (@kadir_kiymet)

Dün diktatörlük var diyenler, bugün iktiDAR ağacı kurmaya hazırlanıyor
Bundan sonra partiler muhalefete mi iktidara mı talip olduklarını bi zahmet secimden önce beyan etsinler
Ak partiye erken seçimde şarkı önerisi: hadi beni yine sev beni yine yeni yeniden sev
"Benim teröristim iyidir, bizim çocuklar" anlayısını ne zaman terk edip bir terör eylemi olduğunda terörist bizdense ben bizden değilim diyecegiz?
Akp çok hata yapmış ondan oyları düşmüş doğrudur futbol hatalar oyunudur bundan dolayı ak partiye teşekkür ederim sokak devrimi ile hükümet devirmekten başka çaremiz yok diyen kitlelerin mutlu olmasını sağlayıp tektar demokrasiye sandığa olan inancı artırmıştır hataları ve sevapları ile hizmete devam
(Mutlu Bulut - Facebook alıntılar)



Geçen sene Hıdır Geviş "3 Kutuplu Türkiye ve Selahattin Demirtaş" başlığı ile bir yazı yazmış. Şu anki Türkiye siyasi durumunu özetliyor ve çerçevesini çiziyor. Zamanı olup ilgi duyanlar linkten bakabilir.

"Bu seçimde 96 kadın milletvekili Meclis'e girdi."


Sonuçlardan memnuniyetini dile getiren ve çok beğenilmiş bazı iletiler:
"bu ülkenin kürtleri, alevileri, eşcinselleri, kadınları, ermenileri ve tüm komşularına götürdüğü yemekleri gizlice çöpe atılanları, ev verilmeyenleri, mülakatlarda en iyi notu aldığı halde kadroya alınmayanları, işe sokulmayanları, komşu selamında hasret kalanları, kendi hayatı tüm erkekler tarafından yönetilenleri dövülenleri horlananları öldürülenleri, birikmiş bir sürü hak alacak olanları, bir araya gelip bişi yaptı HDP'yi meclise soktu . ben gurur duydum çıkan sonuçtan sen hala öcalana teşekkür etti diye ağlayabilirsin"
(Tugce Yilmaz, FB)

CHDP
7 Haziran 2015 seçim sonuçları Türkiye'de birbirine muhalif kesimler arasında birlik oluşabileceğini ve toplumsal örgütlenme ile bilinçlendirme çalışmaları neticesinde ortak bir tehlikeye karşı toplumun birlikte hareket edebilme kabiliyetini geri kazanabileceğine dair bize bir işaret görevi gördü.
...
CHP'den kopan azınlık HDP'ye oy vererek ülkeyi düne nazaran daha demokratik bir ortam haline getirebilecek bir tür işaret fişeği yaktı. Bu pazartesi sabahı ezici çoğunluğu yakalamış olmanın verdiği şiddet ile kükreyip kasılan bir AKP tablosu görmüyor olmamız dahi eşsiz bir deneyim değil mi, sizce de?
(Şıvan Okçuoğlu -Arzach-   FB)


"Yandaş medya" denen sistem içerisindeki ne idüğü belirsiz, AK Parti iktidarı ile "gazeteci" olduklarını öğrendiğimiz kişilerin "hükümet, Erdoğan, çözüm süreci, Gezi, Davutoğlu" eleştirileri ve gemiyi terk edişlerini izliyoruz. Benzer şeyleri ANAP ve Papatyalar dönemi sonlarında ve pek çok defa görmüştük. Alan memnun, satan memnun. Yılışık ve yalakaları hak etmedikleri yerlere çıkartanlar da aynı kalibrededir.

İsrail'de seçim sonuçları sevinç yaratmış.
Cumhurbaşkanı Erdoğan iki gündür ekranlarda ve gündemde yok.


"israil çok sevindi
batı dünyası türkiye'yi işgal edebileceği için iştah kabartıyor
ingilizler kına yaktı
ariel şaron sevinçten mezarda dikeldi

daha niceleri. 15 yıl önce falan olsa bunları yerdim. meğer adamlar bu tip dedikodularla yönetiyorlarmış ülkeyi.
esad düşse sevinecek olmanızla alakalı bir düşünün bakalım. esad halkına şöyle dese "ben düşersem türkler sevinecek, dış güçler bunu istiyor, beni koruyun" ne diyeceksiniz? güleceksiniz değil mi? halbuki diktatörün düşmesine sevineceksiniz. Suriye'ye adaletin gelme ihtimaline sevineceksiniz. Tıpkı arap baharında sevindiğiniz gibi. düşen bütün diktatörler bizi sevindirmişti. bir ülkedeki liderin gücünün düşmesi başka halkları mutlu ediyorsa bu illa kötülüklerini istediği için değildir. bir suriyeli "türkler esad'ın düşmesini istiyor, esad'ı size yedirmeyiz" derken ne kadar haksızsa, siz de üzülerek söylüyorum ki o kadar haksızsınız."
(Muhammed Eminoğlu - 10.06.2015, FB)


*secim2015 Türkiye haritası grafiği Bugün gazetesinden alınmıştır.
Daha neler neler var, ancak yazı çok uzadı. Bu kadar. -THE END-


6 Haziran 2015 Cumartesi

7 Haziran 2015 seçimlerine giderken


Muhalefete, özellikle de laik sol muhalefete dair söylenebileceklerin özetini Fırat EREZ Twitter hesabında söylemiş:
"İşlevsiz, içeriksiz, içi boşalmış beyhude bir solculuk; sürekli olarak kendine bir varoluş sebebi olsun diye çatışma, çelişki, baskı aramakta. Bulamadığı zaman da uydurmakta ve böylece asıl kavgası verilmesi gerekenler gözden uzak kalmakta. Bıktırıcı..." (*)
Evet, 7 Haziran Pazar günü yapılacak olan 2015 genel seçimlerine giderken muhalefete dair söylenebilecekler, vaatleri ve yarattıkları duygular -yine- esasen değişmedi. Zannedersem bu içeriksizlik ve tükenmişlikle uzunca yıllar daha Ak Parti iktidarlığında yaşıyor olacağız.
Yalnız başarısızlık geldiğinde bu kez bahanelerini de hazırlıyorlar:
1) Cahil halk
2) Oy hırsızlığı
3) Patlayan bombalar/Devlet baskısı


THE CEMAAT
"Anti-AKP mevzilerde yer alan bir kısım sol-liberal aydın ve yorumcunun Türkiye siyasetinde bir faktör olarak Cemaati tamamen, ama tamamen görmezden gelmesi, artık gerçekten tuhaf bir manzara arz ediyor. Hakimler ve savcılardan oluşan, yaklaşık 15,000 kişilik bir yargı camiası var ki, bunun “kemiksiz üçte biri”nin Cemaat mensubu olduğu belirtiliyor.
Türkiye'nin önünde, "diğer" örneklere taş çıkartacak bir Degülenizasyon problemi durmakta. Bu sadece AKP'nin değil, bütün Türkiye'nin sorunu."
(Halil Berktay, "Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorunu".   Mayıs 2015 - Serbestiyet.com)

"Akp' nin en eleştirilecek yanı yumuşak karnı cemaat idi muhalefet cemaate yapışarak akp'yi burdan vurma şansını kaçırdı"
(Mutlu Bulut, Facebook)


HDP
Cemaat ve paralel yapılanma ile ilgili alıntılara devam edeceğim, ancak önce seçimin parlayan yıldızı HDP ile ilgili bazı seçkileri ve kendi düşüncelerimi paylaşacağım.

Evet bu da oldu ahali. Şu anda "şimdiki zaman"da olduğumuz için size sıradan geliyor olabilir, ama bu sanki evrende ancak yüzlerce yılda bir gerçekleşen doğa olayları gibi. Artık belki de tüm dünyada siyaset ve ideolojiler o kadar anlamsızlaştı ki, sonunda bu da oldu:   Son günlerde hayretler içerisinde izlediğimiz, yığınlar halinde Beyaz Türk kitlelerinin "HDP'ye oy verme ve verdirme" seferberliğinden bahsediyorum. Tabiki kişi ve grupların bu eğiliminde farklı sebepler olabiliyor. Ancak daha düne kadar, hatta halen kendi yüksek duvarlarla örülü çevrelerinde "Kürt diye bir şey yok ki! Onlar da Türk, dağlarda unutmuşlar bizim dilimizi! Bunları hep bu AKP azdırdı! Türküm demek kabahat oldu!" diye figan edip içlenen, isyan eden laik teyzeler; şimdi etnikçi parti için oy topluyor.   Negzel! :)
Peki soru: CHP'nin dahi bu kadar teveccühünü kazanmış bir partiye Kürtler neden destek versin?

Evet, şu bir gerçek ki HDP (ve öncesinde BDP, DTP) ümit veren bir muhalefet partisi. Eş başkanı Selahattin Demirtaş da genç ve ümit vaat eden bir siyasetçi. Ayrıca bu partinin içerisinde genç ve yetenekli pek çok başka isimler de var. Blogumu takip edenler hatırlayacaktır, ben CHP'nin Kürt meselesinde daha yapıcı bir tavır takınmasının ve Kürt hareketi ile yakınlaşmasının daha verimli olacağını söylüyordum zamanında. Ahmet Türk, Aysel Tuğluk gibi isimlerin açıklamalarına ve olaylara da geçmiş senelerde fazlasıyla yer verdim.
Böyle diyordum ama o BDP oldu "HDP"... Kandil sözcülüğünden Kürtlerin hak ve özgürlükleri adına mücadele vermeye zaman bulamaz oldu. Muhalefet enerjisi bakımından CHP'ye örnek olabilecek bir siyasi oluşum iken, kalkıp CHP modelini harfiyen benimsedi ve genel eş başkanları meydanlarda "Erdoğan aşşağı Erdoğan yukarı, RTE de RTE..." kıvamında kah efelenme kah vasat ve altı zeka seviyesine hitabeden espriler ile günleri savsaklamakta. Şu anda HDP, kendisi için Doğu'da silahların gölgesinde oy toplanan bir parti. "Özgürlükçü ve demokrat" imiş, o nedenle HDP'yi desteklemeliymişiz. "Yav he" deyip geçiyorum ancak buna.


İlgimi çeken bir şey var. Birçok solcu ve/veya Kemalist seçmenleri HDP'ye oy vermeye teşvik ediyor. HDP kurmayları da bundan pek şikayetçi görünmüyor. Öteden beridir "Kürt düşmanı" olarak tanınan ve çözüm/barış sürecine hoş bakmayan bu kimselerin tavrının ve HDP idaresinin memnuniyetinin HDP'nin inandırıcılığına indireceği darbeyi bir tarafa bırakalım. Aynı kişilerin bazıları kendilerinin HDP'ye değil mesela CHP'ye oy vereceğini de açıklıyor. Bunu deklare etmeyenlerin çoğunun da CHP'ye oy vereceğini tahmin ediyorum. Bu durumda bir tuhaflık yok mu? Bana öyle geliyor ki böylelerinin abartılı çağrısı ve başkalarını kendilerinin yapmayacağı şeyi yapmaya itmek için çabalaması potansiyel HDP seçmenlerinden bazılarını kaçıracaktır. HDP barajı geçemezse bunun sebeplerinden birinin bu olabileceğini düşünmeye meyledeceğim.
(Atilla Yayla - 26 Mayıs, Facebook)


HDP açıkça AKP'ye karşı olduğunu, Erdoğan'ı başkan yapmayacağını söylüyor. Ancak bunun çözüm sürecini nasıl etkileyeceği hakkında hiçbir değerlendirme yapmıyor. (...) Kısacası eğer HDP'nin hedefleri tam olarak tutarsa karşımızda çözüm sürecini rafa kaldıran bir siyasi ortam bulacağız. Kürtlerin yerel yönetim ve dile ilişkin talepleri muhtemelen birkaç yıl daha beklemeye alınacak. (...) Ne var ki HDP'nin stratejisi tam da bu: Barajı geçmek, AKP'yi olabildiğince aşağı çekmek ve bu arada da AKP ile işbirliğini reddetmek. Bu çizginin maliyetinin çözüm sürecinden feragat olduğunu da gizleyerek. Bakalım Kürtler bu ‘akıllı’ siyaseti ne kadar ikna edici bulacak."
(Etyen Mahçupyan, "HDP'nin ‘akıllı’ siyaseti" - 31 Mayıs 2015, Akşam)


"Kod adı Selo. Kandil'e, İmralı'ya ve dağdaki ağabeyine vekâleten HDP'nin dönemsel ekran yüzü. Asil değil, vekil. (...) Gülencilerin bile umudu. Bilen bilir, vekâletin yükü ağır olur ve Stalinist örgütlerde vekil de asil de bir hiçtir.
Se-ni baş-kan yap-tır-ma-ya-cağız”. Misyon bu. Bu üslupla bunca Gezici, Kandilci, Kemalist, Lümpen Devrimci, Kürtçü muhalif hınç ve öfkeyi başına topluyor. Hem Gezici güruhun hem serhildancıların ortak yatırımına dönüştü. (...) Bir zekâ karışımı olarak sunuluyor. Ödevini de yapıyor. Tavında dövüyor lafı. Kendi lafına bile laf sokuyor. Türkiye'ye nüfuzu bir yana, Kürtlerin kültürel değerlerinden hiçbirine bir atıf yok dilinde.
Kobani sonrası gösterdi hamurunu. Vicdani retçi görünümle ateşe verebileceğini gösterdi sokağı. Verilen 40 bin cana 52 ölü can daha kattı. Lafı bile olmadı. Şiddet çağrısıyla ölümlerine doğrudan sebep olduğu çocuk annelerine ‘özür dilerim’ bile demedi.
Selo bir buluş, bir merhem. Dağı da biliyor şehri de. Türkü barlarda şansı daha çokken okumuş avukat olmuş, hak ve özgürlüklere adamış kendini. Örgüt keşfetmiş ve şimdi jilet gibi, ustura gibi bir siyasetçi. Gezi’de darbeyi gördü ama treni kaçırmadı. Orada işe yarar bir meşruiyet alanı olduğunu da gördü. Belki de Gezideki kusurunun özrü olarak Taksim'e “Kâbe” dediği içindir ki o gün “saza niye gelmedin” diyenler bugün onun sazına, sözüne gidiyor."     Bu satırlar, Star gazetesi yazarı Mustafa Şahin'e ait,
"Beyaz Türkler Selo'yu neden bu kadar çok sevdi?" yazısından çeşitli bölümler halinde alıntılar yaptım.   Doğrusu içerisinde hazetmediğim, benim tarzım olmayan bir üslup barındıran bölümler var. Ancak tümden es geçemedim ve bunu da paylaştım. Zira Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklemiş olduğum "Selo başgan", 50 ölüme sebep olan 6-8 Ekim Kobane protestoları günlerinde kendisinin yaptığı sokak çağrısı ile yağma olayları, Kürdün Kürde saldırması, ölümler ve sonrasında kıvırmaya çalışması ile gözümde bitmiştir. Bitmekle kalmamış, partisinin de "Türkiyelileşme" iddasından ne kadar hızla fabrika ayarlarına geri dönebildiğini, gören gözler önüne sermiştir. Elbette utanma duygusu çoktan zaman aşımına uğradığı için buralarda, bu da es geçilmiştir. Şu anda ise Türkiye'ye dair ümit veren bir şeyler söylemek yerine, Kürtlere dair tek bir kelime etmeden, paralel yapının yolsuzluk teraneleriyle uğraşmakta.


"Çözüm Süreci'ne karşı tereddütsüz bir şekilde çatışmayı tercih edenlerin HDP safında yer alması kimsenin aklını başına getirmiyor mu? Yüzyılın değişimine karşı bu elleri kanlı kadroların Kürtlerin önünde yürümeleri kimseyi uyandırmıyor mu?"   diye soruyor bir Yeni Şafak yazarı.
(İbrahim Karagül, 27.05.2015)
Demirtaş/HDP bunu hep yapıyor. Sürekli “Yolsuzluk” diyor, “Ötekileştirme” diyor, “Çevreye saygı” diyor, partiyi insan hakları örgütü gibi lanse ediyor/lar. Ama öz, hakiki gerçek, HDP’nin “Yapmayacağız” dediği şeylerin yapıldığı bir yer ve “Değiliz” dedikleri her şey, bilakis bizzat oldukları şey.
("Pek iddialı Bay Demirtaş..."   Nihal Behgisu Karaca   -
22 Mayıs 2015, HaberTürk)



Ülke, ufo'sundan inip "işgale geldim" diyen Marslıyı "farklı kimliklere saygılıyız"la karşılayacak hale gelmiş,
daha hala kimlik siyaseti...   (@FIRATEREZ)

"(HDP'nin) Çatışmalı bir süreç için elinde kalan tek silahı, devletin antidemokratik, şiddete dönük uygulamalar sergilemesi durumunda başlatabileceği ve kente indirdiği silahlarla da destekleyeceği “serhildanlar”, yani halk ayaklanmaları."
...
Ne anadilde eğitim hakkının sağlıklı bir düzeyde tartışılması,
ne berbat bir savaşın içindeki piyonluklarının acısını cezaevlerinde çekenler, / ne onları ya da dağdaki evlatlarını bekleyen analar,
ne hesap sorulmayı bekleyen geçmişin işkence, köy boşaltma, katliam türü uygulamaları, BDP/PKK'nin umurunda değil.
Kişisel menfaatlerini de ucuna taktıkları bir politik hesap uğruna
tüm beceriksizlik, ufuksuzluk ve hırslarını,
hiç peşinde koşmadıkları bir takım ulvi amaçlar ardına saklayıp,
Kürtler ve Türkler ile onların haklarını ve umutlarını değil sadece,
Filistinlilerin, İsraillilerin, Suryanilerin, Yezidilerin ve
diğer tüm Ortadoğu halklarınınkileri de sorumsuzca harcıyorlar."

...
"Peki o zaman PKK, İran ve Irak'a kapı açan Türkiye dağlarındaki vazgeçilmez askeri varlığını nasıl, hangi gerekçeyle sürdürecek? Bunun tek bir yolu var; Ateşkes ile başlayıp barışın kesin tesisi ile sonuçlanacağı bilinen ve içinde bulunup “Barış Süreci” diye isimlendirdiğimiz aralığı, mümkün olduğunca uzatmak, daha fazla zaman kazanmak. Bu yüzden PKK, sürece (onu bitirmeyecek ama aksatacak) küçük sabotajlar düzenleyip suçu hükümet güçlerine atıyor, bölgedeki teror sürecini, gençlerden kurulu yarı-lümpen YDGH'a ihale ediyor, İŞID'ın Türk Hükümeti tarafından her türlü desteği gördüğü yalanı üzerine kurulu kampanyasıyla çıkardığı olaylarda da, onlarca insanın ölümüne yol açmaktan çekinmiyor. Bu sayede bölgedeki etkisini, mahkemelerini, vergi adı altında topladığı haracı, seçim denetimlerini ve benzeri varlığını sürdürebiliyor.
Aksi durumda PKK'nin yapması gereken ise şu;
AK Parti hükümetinin barış iradesi gösterdiğini (yarım ağızla değil, tıpkı Öcalan gibi açıkca) kabul etmek,
konuyla ilgili olumlu adımların atıldığını tesbit-teslim edip, fazlasını istemek ve bu istekleri, af talepleri, tutuklu ve hükümlülerin koşulları, serbest bırakılmaları vb üzerinden somutlaştırmak, silahsızlanma ve eylemsizlik şartlarının müzakeresi türünden süreçleri başlatmak.
Yani kısaca “adım atmak”.
...
Artık sürdürülebilirliğinin sonuna gelinmiş PKK silahlı varlığı,
yeni bir Anayasanın bir an önce yapılarak hayata geçirilme zorunluluğu,
Ortadoğuda sürüp gitmekte olan kaos..."
(Fırat EREZ'in Mayıs 2015'te Karar.com'da yayınlanan "PKK ne istiyor? HDP ne yapıyor?",   "...(II) Ve Ak Parti ne yapacak?" başlıklı yazılarından çeşitli alıntılar yaptım.)



Patlatılan Bombalar:   Bu noktada Adana ve Mersin'deki HDP merkezlerinde neredeyse eş zamanlı patlatılan bombaları da not edeyim. Seçimlere iki günden az zaman kala HDP Diyarbakır mitinginde patlamalar meydana geldi, trafo önünde bomba patlaması deniyor. İki kіşіnіn Һауаtını kауbеttіğіnі, yüzden fazla уагаlının оlԁuğunu duyduk önce.
Diyarbakır'daki patlamaları ve ölen insanların olduğunu henüz daha yeni öğrendiğimiz bir anda... Twitter'ı açtığımda:
Midem bulandı, deliye döndüm! İnsanların kanı üzerinden el ovuşturan çakallar! Bu mu gazetecilik? Birde SAĞDUYU demez mi?


Hiç bir insan siyaset için siyasetçiler için ölmesin. dini,ırkı,düşüncesi ne olursa olsun hepimiz insanız..neyi paylaşamıyoruz? Amacımızın aslında ne olduğunu hatırlayanımız var mı???
(Alper Kaplan - Facebook)
Bu bomba AKP mitinginde patlasaydı ne diyeceklerdi   "AKP mağduru oynamak için bunu kendi yaptı" lan biraz dürüst olun.   (Ahmet Cantürk - 6 Haziran, FB)


Diyarbakır'da seçime saatler kala patlatılan bombalar ile ilgili madde madde ihtimaller sıralanmış şurada, Mehmet Tanju Akad'a ait, ilgimi çekti.
Seçimler sonrası PKK'nın silahsızlandırılması üzerine müzakerelerin yoğunlaşacağı söyleniyordu. Bence 5 nolu maddede belirttiği seçim sonrası gergin ortama giden yolun taşlarını en kritik yerde döşemek adına yapılmış olabilir. Devletin güvenlik zaafiyeti büyük. Twitter'da alan güvenliğinden HDP'nin sorumlu olduğundan, üst aramasını polisin değil onların adamlarının yaptığından bahsedenler oldu. Çok fazla enformasyon var ve aralarında çelişkiler de var, doğru bilgilenmek gerekir.

"HDP her çeşit mikro milliyetçiliği tırmandırarak gelecekteki kanlı iç çatışmaların temelini hazırlıyor.
HDP'yi destekleyenlere soruyorum? Pankartlarındaki "BARAJI AŞAMAZSAK MEKANIMIZ DAĞLARDIR DAĞLAR"   şeklindeki "demokrasi" önermesi hakkında görüşünüz nedir? Hadi bir kez delikanlı olun da yanıt verin... Bi kez yani...
(Mehmet Tanju Akad - 3 Haziran 2015, FB)


İHD (İnsan Hakları Derneği) bir açıklama yapmış: "Seçim sürecinde yaşanan 126 saldırıdan 114'ü HDP'ye!"
Hem Selahattin Demirtaş ve partililer hem de İHD'ninki gibi açıklamalardan anlıyoruz ki, henüz barajı geçeceği dahi şüpheli bir parti, yıllardır %40'ların altına düşmemiş bir siyasi parti için ciddi bir engeldir ve bu nedenle bombalar patlamaktadır. Patlar patlamaz da kimin bu işi tezgahladığı şıp diye anlaşılmaktadır.   Yaşananlar için, "Belki de dağlarda 5000 silahlı adamını dolaştıran başka parti olmadığı içindir? HDP, seçim bürosunun üzerine basıp barajın üzerinden atlayacağı için bürolar bombalanıyor" demiş @FIRATEREZ. Devam edelim:
"Demirtaş malum; onyıllarca sürmüş bir savaşın acılarını sonuna kadar sömürerek, o acıları bitirenin AK Parti olduğu gerçeğinden, zihinleri uzaklaştırmakla görevli. Çatışmanın enerjisinin üzerinde sörf yapmaktan başka seçenekleri de tercih edebilirdi ancak HDP, PKK'nin halihazırdaki varlığını sürdürmekten başka bir amacı olmayan bir aparatçik olduğundan bu, şimdilik ihtimal dışı."
("Şüpheliyi gösteren parmaklar" Fırat Erez - 21 Mayıs 2015, Karar.com)


Batı'da "hırsızlık" Doğu'da "Devlet Baskısı" demogojisiyle ortamı daha da gerecekler. / Seçim sonrası barajı geçerlerse yumuşama olasığı var ama AKP hanesine yazılacak silahsızlanmayı getirmeyecekler, bu belli. (*)

Önce medya hakimiyeti AKP'de diyen Demirtaş, şimdi "onlar zaten okunmuyor, izlenmiyor ki" diyor.
(HDP iktidarında tutarlılık da olmayacak)   (@FIRATEREZ)

Altan Tan CNN Türk'de "o bombalar alana nasıl sokuldu?" diyor.
Alan güvenliğini polise vermeyip kendi alan, partililerine sorsun. (*)

Dicle Haber Ajansı, "bir tesadüf eseri" patlamalardan önce bombaların fotoğrafını çektiğini duyurdu. Yanda patlamanın gerçekleştiği trafonun önünde çekilmiş o foto (bkz). (Ne hikmetse ihbar etmek akıllarına gelmemiş.)


"Guardian'dan mesaj var: Erdoğan daha fazla güç kazanmamalı. / "Çevre, cinsel tolerans, etnik/dini çoğulculuk, aktivizm konusunda endişeli, daha modern kesimlerini kazanamadığını söyleyen gazete.."
Kendilerini hala insanlığın hayvan terbiyecileri sanıyorlar..
O kibirleri, başlarının belası ama farkettiklerinde çok geç olacak.   (@FIRATEREZ)

george bush'a ses edemeyen basını gelip bize artislik yapmasın. çok ciddi söylüyorum, afganistan & ırak operasyonu yüzyılın trajedisiydi
(muhammed eminoğlu)


"New York Times, NATO'yu, Türkiye'yi vurmaya çağırdı!
Gazete değil bunlar; silah!
Medya çağında haberle vuruyorlar!"
Haydutlar!" (1/5)

İngiliz Guardian gaz'tesi şunu yazdı:
“Tam Batılılaşmamış yoksul Müslümanların kendi ülkelerini yönetmelerine izin verilemez”
Dert bu işte! (2/5)

Ya biz "100 yıllık parantez"i bitireceğiz!
Ya da "100 yıllık parantez" bizi!
"Olmak ya da olmamak" yani.
İşte bütün mesele bu! (3/5)

"Pakistan Irak Mısır paçavraya çevirildi.
Son kale Türkiye'yi kurda kuşa yem etme!
Fitneyi fesadı şerri defet
Rahmetinle muamele et Ya Rab! (4/5)

Bu ülke kimseden çekmedi,
ezberlerini yaşayan
ve ezberlerini herkese dayatmaya kalkışan
ahmak fanatiklerden çektiği kadar!

(5/5,   @yenisafakwriter - Yusuf Kaplan)



Haberde "Teröristler HÜDAPAR'lı iki kişiyi öldürdü" diyor. Kobane Eylemleri sırasında zaten ölüm emri vermişlerdi, 50 kişi ölmüştü.
Kendisinden başka kimseyi bölgeye sokmayan ve gösteri yapmasına dahi izin vermeyen özgürlükçü ve demokrat HDP'ye gel :)
İlgilenenler, şuradan, Hür Dava Partisi (Huda-Par) Sözcüsü Sait Şahin ile Serbestiyet'te yayınlanmış bir resimli söyleşiyi okuyabilir.


hdp ve türevleri hakkındaki tüm iyiniyetimi kaybetmeye başladım. çok tehlikeli bir oyun oynuyorlar.şu an beyaz türkler tarafından kısa vadeli kullanıldıklarının farkında değiller.bu beyaz türklerin umrunda olan sadece hdpnin akpye zarar verme ihtimali yoksa kürt halkının diliymiş haklarıymış umurlarında bile değil.90 larda gördük bölgede binlerce faili meçhul olurken bu muhteremler hayatlarına ıslık çala çala devam ediyrolardı. yarın bir gün ortam değişir ordu ve pkk çatışmaya başlarsa bu beyaz türklerin gıkı bile çıkmaz kürtlere yapılanlara karşı. bu demirtaş ve avanesi kürtleri nasıl bir ateşe attığının farkında değil..
(Barış Pirim - 05.Haziran.2015, Facebook)


"Barajı Geçemeyeceksin HDP!"   (Ekin Gün - 18.05.2015, Hür Haber)
“Seni Başkan Yaptırmayacağız” gibi laik camiaya oynadığınız sloganlar da ne barajları ne de denizleri aşmaya yetecek.
Özgürlüğün güya peşinden koşarken ve altını dolduramadığınız özgürlük kavramlarından bahsederken Leyla Zana'yı aforoz edişinizden tutun da Şivan Perwer'i sahiplenmeyişinize kadar birçok günahın da başrolünü oynadınız. PKK'nin bu tasfiyelerine sesinizi çıkaramadınız, özgürlükten bahsederken insanların özgür düşüncelerini ifade etmesine karşı çıktınız. Gittiğiniz her yerde, söylediğiniz her söz de özgürlükten bahsederken aslında biraz da aynaya bakmayı unuttunuz.
Bunlar da yetmedi Ahmet Kaya'yı “Vay Şerefsiz” manşeti atarak sürgüne göndererek ölüme terk eden Ertuğrul Özkök ve Saz Arkadaşlarıyla yemek yediniz. Bunun karşılığında da CHP ve MHP'den umudunu çoktan kesmiş olan Doğan Medyası'nın size hediyesi bugüne kadar hiç duyulmadık anket firmalarının barajı geçtiğinize dair anketlerinden başka bir şey olmadı.
Halkla temas kurmadan, temsil ettiğinizi düşündüğünüz kendi halkınızı bile hiçe sayarak Beyaz Türklerle aynı masada yemek yemek uğruna Doğan Medyası'nın algı operasyonunun bir parçası oldunuz. Hem de bunu bugüne kadar Doğan Medyası kimi tuttuysa kaybedenin o olduğunu unutarak yaptınız. Desteği halkta değil, paralel yapının gazetelerinde aradınız. Tıpkı Doğan Medyası'nda aradığınız gibi. Paralel Yapı'ya hizmet eden gazetelerin sizi yağlayıp cilalamasından medet umdunuz. Oysa baraj halkla geçiliyordu ama siz halkı hiçe saydınız ve halka şirin gözüken halk düşmanlarının yanında durarak sadece kaybetmekle kalmadınız saygınlığınızı da yitirdiniz.
6-7 Ekim Olayları'nda halkı sokağa döken de siz oldunuz. 50 kişinin ölüm bilançosunu da AK Parti'ye yıkmaktan geri kalmadınız. Halkı kaosa davet ederek hayret edici bir şekilde sivilleşmeyi değil de savaşı ister gibi bir halinizin olmasından amaçladığınız neydi bilinmez ama bunun bile özeleştirisini yapamadan seçim sloganınızı “Yeni Yaşam” olarak belirlediniz.   Değmezdi belki de %2 daha fazla oy alabilmek için Kenan Evren'e ağıtlar yakan Ertuğrul Özkök'le aynı masada yemek yemek. Ya da değmezdi belki 50 kişinin ölümüne sebebiyet verecek kadar halkı sokağa dökmek için yaptığınız açıklamalar.
Ağzınızdan dökülen ve CHP'yi aratmayan sloganlarınızla, seçim kazanmayı Erdoğan karşıtlığına indiren politikalarınızla ve Kürt halkının İslam hassasiyetini bir kenara bırakarak laik camiaya göz kırpmalarınızla bu yolculuğu tamamlayacaksınız. Yolculuğunuzun sonunda barajı geçip geçmemenizin bir önemi kalmayacak belki de. En azından benim için. Aritmetik olarak barajı geçseniz bile vicdanlarda barajı geçmeyi başaramadınız. Bu saatten sonra toparlanır mısınız orası bilinmez ama her seçimde mutlaka barajı geçen ama oy oranını yükseltemeyen ve geçmişi pek de parlak olmayan CHP'den bir farkınız kalmayacak.



HDP, Türkiye'nin en paradoksal partisi: Ülkenin en batısındaki en kibirli/marjinal tiplerle, en doğusundaki en köylü tipler bir arada.   (1, Reşat Çalışlar'dan alıntılar)

Demirtaş, bugün, Türkiye'nin doğal kaynaklarının zenginliğinden bahsediyordu. Bu adamda ciddi bir "Demirel potansiyeli" görüyorum. / Demirel de böyle girdi hayatımıza... Kendini geliştirmiş, demokrasiye önem veren halk çocuğuydu. Espriliydi. Sonunda gelinen nokta ortada. (2a)
"Hassasiyetleri" (namus,vatan,din,aile vb.) olmayana nasıl küfredilir? "Düşündüğün kadar özel biri değilsin", işe yarayabilir sanırım. (2b)
30'lu yaşlardaki güzellik barajını veya emoji kullanan erkeklerin çekicilik-iticiliğini düşünmek yerine seçim barajı düşünen kızlarımız... (3)
5 milyonluk Norveç'te; bizde olmayan kalitede tüneller,köprüler,deniz otobüsleri var.Bunları yapan parti veya liderin afişini göremezsiniz. (4a)
CHP ruhu="Kendini Beethoven zannederken aslında Hakan Peker olmak", AKP ruhu="Kendini Itri zannederken aslında arabesk rapçi olmak" (4b)
HDP'nin barajı aşacağını düşünüyorum, ama bunu başarı olarak görmüyorum. Medyanın gücü sayesinde, Cem Uzan bile %7 oy almıştı,unutmayalım.   (4c)

Venezüela'da kazancı asgari ücretin altında olan profesörler varmış. Ama orda bu tür şeyleri sömüren Ali Taran'lar yoktur sanırım. (4c)
Oy avcılığını "sosyal devlet" diye yutturmaya çalışan "üst akıl"la, erkek avcılığını "sosyalleşme" diye yutturmaya çalışan "üst akıl";aynı. (5)
Türkiye'deki siyasi düşünce birikiminin ve siyasi stratejilerin beslendiği en önemli kaynak, Cüneyt Arkın'ın "Dünyayı Kurtaran Adam"ıdır. (6a)
Latinamerika'da,siyaset; bazı benzerliklere rağmen, bizdekinden kaliteli. İspanyolca/Portekizce siyaset yapmak,bir disiplin getiriyor. / İspanyolca kurulan bir cümle; dünyanın çok büyük bir kısmına, doğrudan ulaşır. O nedenle de, öyle rastgele konuşamazsın. (6b)
Hatırlatayım: "İnsanların eşlerine bağlılık oranları", "seçmenlerin partilerine bağlılık oranları"ndan daha hayati bir konudur. (7)
Şiir ve siyasetin ortak noktası: Söylenen şeyin değil,söyleyen kişinin önemsenmesi. Özellikle de Türkiye'de, bu çok net şekilde böyle. (8)

Siyaset-sosyal medya ilişkisine dair, 1.5 sene önce yaptığım bir değerlendirme.(Güncelliğini yitirmediği kesin.) / Sosyal medya seçim sonuçlarını gerçekten etkileyebiliyor olsaydı,takipçi sayısı yüksek olup da kirada oturan pek kimse kalmazdı herhalde. (9a)
Sosyal medyada paylaşılan düşüncelerin,sokağa yansıması minimal. "Sosyal medyanın sokağa etkisi",düşünülenden tamamen farklı şekilde. (9b)

"Bu ülkeyi islami olarak formatlayanlar"; kendine islamcı diyenler değil, kendine laik diyenlerdir. Örnek: Nüfus cüzdanındaki din hanesi. / "Şehit" gibi dini kavramlar üzerinden hegemonya kurmak, kimin buluşu? Kendine "islamcı" diyenin mi, kendine "laik" diyenin mi? (10a)
"Din sömürüsü tartışması" Avrupa'da da var.Kiliselerin giderleri tartışılıyor mesela.Ama orda bu konular "daha normal tarzda" tartışılıyor. / Bizdeyse, herkesin, sevmediklerine "din sömürücüsü" yaftası yapıştırdığı bir ortam var. "Din sömürücüsü" tabiri, oyuncağa döndü.   (10b,   @resatcalislar)



Kişisel görüşlerim:
~~~HDP'nin en büyük dönüşlerinden biri, daha iki sene öncesine kadar KCK operasyonları ve onun öncesinde The Cemaat'in rolü, yaptıkları işkenceci sorgulamalar, Kürt meselesine bakışı ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken edilen S. Demirtaş'ın sözleri ortada iken (Cemaat-AKP ittifakına karşı durabilecek yalnız biz varız diyordu özetle); şimdi birden paralel şemsiyenin altına girmeleri... Bugün gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak ve Taraf yazarı Murat Belge'nin açık bir şekilde “Oyum HDP'ye" açıklamalarının ardından Zaman Yazarı Şahin Alpay'ın “Herkesin bu seçimde içine sinmiyorsa da, taktik olarak oyunu HDP lehine kullanması şart" çağrılarını okuduk. Gülen medyasının bulvar gazetesi Meydan'da yazan Ergun Babahan ise “HDP'ye oy vermeyi sorgulamayın" diyordu.
      Hatırlatayım: 17 Aralık darbe girişiminden iki gün sonra Selahattin Demirtaş bir açıklama yapmış ve Gülen Cemaatinin Kürt siyasetçilere KCK operasyonları ile kumpaslar kurduğunu belirterek kendilerinden özür dileyip özeleştiri yapmalarını istemişti. HDP Eş Genel Başkanı'nın, Zaman ve Samanyolu TV'ye de bir çift sözü vardı: "Zaman Gazetesi'ne, Samanyolu Televizyonu'na özellikle hatırlatmak istiyorum. Bizim belediye başkanlarımız makamlarından alınırken, sizin TV ve gazeteleriniz, 'KCK yöneticilerine gözaltı' , 'Teröristlere gözaltı' diye yayın yapıyordu. Daha arkadaşlarımız gözaltındayken onların idam fermanını yayınlıyordunuz" demişti. (KCK operasyonları 14 Nisan 2009'da başlamış ve tıpkı Ergenekon ve Balyoz davaları gibi dalga dalga yayılarak çok sayıda BDP'li belediye başkanı, il ve ilçe yöneticisi, belediye başkanları tutuklanmıştı.) Bugünse Kürt meselesinde milliyetçi ve baskıcı çözümlerden yana The Cemaat; gazete manşetleri, haberleri ve Genel Yayın Yönetmeni zatın HDP belediye başkanlarını arka kapıdan ziyaretleri ile "HDP'ye bas geç!" diyor.   #Tesadüf? ~~~

"2 yıl önce, “Kürtlere zulüm ettiler" sözleriyle Fethullah Gülen grubundan özür bekleyen Selahattin Demirtaş'ın, geçmeyi hedeflediği seçim barajının kapaklarını paralel yapıya teslim edişi tartışılıyor bugün." "Talebesi olmak için duacı olduğunu iddia ettiği bir zatı (Bediüzzaman), sırf Kürt olduğu için ziyaret etmeyen, Türk Okulları ve Türkçe Olimpiyatlarının mimarı Fethullah Gülen'in bugün HDP'nin 'hangi politikasını' içine sindirdiğini tahmin etmek hiç de zor değil. Bunca olandan sonra “Gülen ve ona kayıtsız şartsız itaat eden örgüt üyeleri, medyası, yazarları, oy toplayıcı abileri ve ablalarıyla nasıl oluyor da HDP'ye yanaşıyor" sorusunu merak etmenin de bir anlamı yok."     ("Selahattin Demirtaş ve 'plastik kelepçeli' fotoğrafı" Ersin Çelik - 26.05.2015, Yeni şafak)


~~~"Diyanet'i kaldıracağız" demekteler, ancak sonradan yan çizmeleri bir yana, kimi parti teşkilatları kandil günlerini filan kutluyor, bu mu İslamcı siyaset gütmemek? Barajı aşıp aşamayacağını ise yarın akşam göreceğiz. Şahsen benim çevremde pek çok laik teyze HDP için destek turlarında. Düşünün ki Sözcü'de koyu Kemalist Beyaz Türk gaz'teci Bekir Coşkun bile HDP'ye oy verin demiş. Nihayet AKP düşmanlığının geldiği nokta:
Kürtçe eğitim, hatta Kürtçe şarkıya tahammül edemeyen insanlar; "milliyetçiliğe hayır!" diyenler, "AKP, Apo ve PKK ile görüşüyor, bölücülere hizmet ediyor" diyen Cemaatçileri kapsayan tüm milliyetçi çevreler; şu anda etnikçileri ve Kürt milliyetçilerini yüceltiyor! Partinin doğu bölgesi ve ülke genelindeki çekirdek oylarına bunlar da eklenince geçebilir ve bu zaten olması beklenen de...

4 Nisan 2015'te Ağrı Dağı eteklerindeki Doğubeyazıt'a bağlı bir köyde, Abdullah Öcalan'ın doğum haftası kutlamalarına katılan PKK'lılar silahlarla sahneye çıkıp halka "Oylar HDP'ye verilecek" diyor.   "Barış Süreci" dikkate alınarak olaya anında müdahale edilebilecekken edilmiyor ve Diyadin'de de aynı şeyin tekrarlanacağı istihbaratı alındığı için, 12 Nisan sabahı erken saatlerde yaklaşık 300-400 kişilik jandarma gücü bölgeye intikal ediyor. Sonrasında silahlı çatışmalar çıkıyor ve yerli halk koşup geliyor vesaire. Bunlar yaşandı hatırlarsanız geçtiğimiz ay.
Şimdi Selahattin Demirtaş'ın "Kim silah gücüyle oy topluyorsa Allah onun bin defa belasını versin" demesi, partisinin realitesini değiştirmiyor.
Oysa ki son günlerde hayretler içerisinde izlediğimiz, Kemalist teyzelerin dahi müdahili olduğu "Oy kullanmayacaksanız eğer hiç değilse boş geçmeyin, bari HDP'ye verin? Yoksa verilmeyen oylar da AKP'ye gidecek" seferberliği, HDP'nin çözüm süreci karşıtlığı veya süreci ne kadar uzatmaya ve zorlaştırmaya çalışan bir aktör olarak çaba sarf edeceğinden olmasın?


        (Takvim gazetesi'nin 6 Haziran 2015 tarihli manşeti:
2015 seçimlerine giden yolda; Aydın Doğan ve Doğan Medya, Hürriyet aktörleri, CNNTürk, The Cemaat, en koyusundan Atatürkçüler ve Kemalistleri dahi içeren geniş bir Beyaz Türk kitlesi, çeşitli saygınlar, PKK komutanları ve dahi Atilla Taş'ın de içinde olduğu tek sesli bir koro.
CHP'nin dahi bu kadar teveccühünü kazanmış bir partiye Kürtler neden destek versin?)
HDP'nin söylemleri ve vaatleri ile yaptıkları yani pratiği, paralel değil çakışacak düzlemlerde seyrediyor. Silahların gölgesinde insanlardan oy istemek... Başka partilere illerine sokturmamak... (demokrasi ve özgürlük. hukuk devleti?)   Twitter'daki hesaplarının takip ettiği hesaplardan linç edilecek Kürtlerin hedef gösterilmesi... Yıkıcı bir muhalefet dili... Ne yapacağı önceden kestirilemeyen tehlikeli yaramaz çocuklar ile yeni bir gelecek kurma belirsizliği... Muhalefet etmeyi (aynı CHP gibi) meydanlarda Erdoğan'a laflar hazırlama olarak görme... Çözüm sürecini başlatan AK Parti'ye düşmanlık ve bugüne kadar yapılanları teslim etmeden perdeledikleri "Küstüm sana, küstüm sana" mırıldanışları ile nanik çekmeleri... Ayrıca hukuk olmadıktan sonra demokrasi mi olur? Hukuk olsa işlerine gelmez. vesaire... Ama ümitlerimizi kovalıyoruz yine de. Sonu hayal kırıklığı.~~~

"3 yıldır cemaatin, Kemalistlerin, silahlı bir etnik hareketin kollarında savaş kışkırtıcılığından, iç savaş medyumluğuna kadar çaresizce kendi itibarını tüketen, çöken bir aydın sınıfının çocukluğuna…" diyor Yıldıray Oğur bir yazısında. (*)
Neyse... "HDP'ye oy verileceğini duymayan cemaatçi kalmadıysa artık, konuyu değiştirebiliriz." (*)




"CHP, zaman tünelinden çıkamayan bir parti olarak kendini ve gündemi değiştirme konusundaki iktidarsızlığını sürdürürken..."
Bu cümleler 2012 yılında AGOS'ta bir yazısı yayınlanmış ünlü bir akademisyene ait. "İktidarın yeni ideolojisi: Statükocu reformizm" başlıklı bu yazı, o dönem sosyal medyada çokça paylaşılmıştı. Arzu edenler linki tıklayarak okuyabilir.   Yazarın CHP'yi tanımlarken kullandığı bu sözler, adı geçen partinin adeta DNA'sını ortaya seriyor. Yani CHP hakkında yıllardır hep aynı ifadeleri yazmaktan ben dahi sıkıldım, ki gayet kendini tekrarlayan biriyimdir.
Yazıma Fırat Erez'den bir alıntı ile başlamıştım. Bu noktada genel olarak sol, özellikle de CHP'de yoğunlaşan laik Beyaz Türk kesim ile ilgili şu cümlesini de eklemek istiyorum:
"Uzunca yaşanmış bir gerçeğin reddi süreci kişide, utanmazca yalan söyleyenin ifrazat boşaltıp alkış aldığı, kanalizasyon bir akıl yaratıyor." "Ne olup bittiğinden bihaber, ortalığa çıkıp ezberlerini sıralıyorlar. Ne kendilerine ne hayata inançları yok. Herhangi bir faydaları da.." (*) (**)

SOL, Türkiye'de devrim yapmaya çalışmaz. Anı yaratıp, öykünecek ve anılacak afiş kahramanları oluşturmakla meşguldür.   *
Ne eğlenceli bir ülke.. Herkes birbirini vatan haini olmakla suçluyor. Senatoryum gibi :D
Korsanların ele geçirdikleri ve yağmaladıkları gemide birbirine düşmesi aslında..
(Kaiser Z. Beyner, Facebook)


"Otoriterlik ve sol" Gürbüz Özaltınlı yazısından alıntılar. Yıllar önce bu blogda benzeri görüşleri ve "Kemalistlerin cemaatleşmesi"ni defalarca yazmıştım:
“Türkiye Tipi Sol” muhalefetin mien ironik vehimi kendisini “demokrat” saymasıdır. Doğrudan Erdoğan'a ve AKP iktidarına yönelttiği sert karşıtlığın merkezine “otoriterlik” eleştirisini yerleştirmesinin kendisini demokrat yapmaya yeteceğini zannetmesidir.
...
Kendi kendini doğrulayıp onaylayan/ olgulara kapalı/ liderleri üzerinden mitoslar üreten/ özsever cemaatlere dönüştüler. İdeolojik dünyalarıyla yüzleşme isteğinin, hükmü kalmamış fikirlerden kopma cesaretinin zerresi yok. Ve en basit, en temel soruyu sormuyorlar: “Biz demokrat mıyız?“   Her türlü eleştiri korkunç bir öfke yaratıyor bu mahallede. Hainlik edebiyatıyla, şiddet diliyle karşılanıyor.
Türkiye'de sosyalist düşünce ile henüz hesaplaşılmış değil, henüz cenazesi kaldırılmış değil. Türkiye'de hâlâ Stalin'i öven milletvekilleri var. Arkaik bir sosyalizmi benimseyen partilerin bileşeni olduğu HDP, Türkiye'nin en ilerici ve demokrat partisi olarak görülüyor, bu ülkenin demokratlık ve ilericilik noterleri tarafından”.
(20.05.2015, Serbestiyet.com)

Benim 35 yıldır "devrim gümbür gümbür geliyor" diyen arkadaşım var. 1990'dan beri de "iç savaş derinleşiyor, saflar netleşiyor" imiş. Değişik bir hafıza türü müdür, bir tür büyü müdür bilmiyorum. Ancak kendimdekini, o da azıcık çözebiliyorum. Büyümsü bir şeydi, bendeki. Uğruna ne kadar çok şey feda edersen o kadar kapıldığın, "batık bedel" büyüdükçe kendini dışına atmakta o oranda zorlandığın bir sosyopsikolojik girdap düşün. Koca koca adamlar, kadınlar evet. Çıkamıyorlar.
(Mehmet Ördekçi   - 5.06.2015, FB)


Kenan Evren'in, Mayıs ayının bir pazar sabahı duyulan ölüm haberi ile tekrar 12 Eylül 1980 darbesi ve Evren lanetlemeleri yapıldı, günah keçisi böylece son yolculuğuna uğurlandı... Üzerine uzun uzun konuşulabilecek bir konu. Ne kadar ilginç ki, Kenan Evren'e eleştiri oklarını çeviren solun en esaslı iktidar umudu (halen ve ancak) darbe olması yönünde. Türk solunun itirazı darbeye değil, darbenin yönüne.

Bu arada CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin tekrar aynı uyarıda bulundu:
"Türkiye 2 gün içinde Suriye'ye girecek!"   (7 Mayıs 2015)

"Bir önceki yerel seçimlerden önce CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Erdoğan seçimlerden önce orduyu Suriye'ye sokmak isteyebilir. Buradan Genelkurmay Başkanı'na seslenmek isterim. Türkiye'yi maceraya sokmayın” ifadelerini kullanmıştı. "Kimse seçimden sonra, hani savaşa girecektik, neden yalan söylediniz diye sordu mu? Hayır, sormadı. Tabanını provokatif yalanlarla konsolide etmek varken, yalanın karşılığı kınama değil alkışken, neden yalan söylenmesin?"
("Yalanın maliyeti olmayınca..." Ceren Kenar   - 12.5.2015, Türkiye)

"(Ezgi) Başaran'ın yazısından bugüne,
Türkiye Suriye'ye girmedi,
Kimseye savaş açmadı,
Twitter, Facebook, Youtube gibi medyalara iradesini hakkıyla kabul ettirerek belli içerikleri kaldırttı ve yayına açtı,
Ülke giderek katılaşan bir baskı rejimiyle yönetilir hale gelmedi ve OHAL filan da ilan edilmedi."
("OHAL'e giden yollar" Fırat Erez - 18.05.2015, Karar.com)



Gerçekten de fantastik bir araştırma şirketi bu Gezici Araştırma :)

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir önceki seçimlerin arefesinde ve uzun zaman boyunca "piskevüt" ile anılmıştı hatırlarsanız. Bu seçim çalışmaları sırasında da bir meydan konuşması sırasında dil sürçmesi olmuş:
"Kargaşaya kaosa krize bizimle yürü Türkiye!"
Videosu için tıklayınız.
(Eğer seçim sonuçlarından koalisyon çıkarsa, bunun muhtemelen "AK Parti-MHP koalisyonu" olacağına inanılıyor.)




Cumhurbaşkanının tarafsızlığı
Cumhurbaşkanı ERDOĞAN: "Diyarbakır'da müftü aday, Eskişehir'de eşcinsel aday biz göstermiyoruz."
Tabiki bu ve benzeri sözleri "tarafsızlık" tartışmalarına konu oluyor. Erdoğan'ın bütün gücü ve ipleri kendinde toplama arzusu, partisinin temsil ettiği harekete kendisinden sonrası için büyük zarar verecektir. Üstelik zihinlerdeki bu "Biz/Siz"ler ve bunların bu kadar kolay ağızdan dökülüvermesi normal mi? Nedir bu nefret ve aşağılama dili? Siyasetçilerin bu kadar gergin ifadelerle kamplaşma yaptıkları bir ortamda, bilmem dikkatinizi çekti mi ama, insanlar da birbirleri ile konuşurken tansiyon biraz yükselmeye başlayınca hemen "Biz/Siz"lere bölünüveriyor ve düşman yaratmalar, karşı tarafı zebanileştirmeler bitmiyor.

"Bugün henüz itiraf edilmeyen gerçek Tayyip Erdoğan'ın, başta AK Parti olmak üzere, tüm Türkiye'ye yük hâline geldiğidir. Erdoğan'ın vizyon ve liderlik olarak Türkiye'nin önünü tıkadığı bir gerçektir. Davutoğlu'nun bile kendi olmasına, liderlik yapmasına izin vermemiş onun da önünü tıkamıştır. Ancak kendisini toplum nazarında alternatifsiz kıldığı için güçlü görünüyor. Sahip olduğu destek önce gönüllüden gönülsüzlüğe şimdi de destek olmaktan kararsız kalmaya doğru erimektedir.   Maalesef büyük bir siyasi imkân heder edilmiş, ne bir anayasa yapılmıştır ne de darbe kurumları kaldırılmıştır."
("Düşman bitince, kendi göründü" Mücahit Bilici - 30.05.2015, Taraf)


Bir "ÜST AKIL"dır gidiyor. Siyasi konuşmalardan düşmez oldu bu ifade. Nedir bu? Bir çeşit ciklet galiba.
"Siyonistler", "Faiz lobisi", "Paralelciler"den arta kalan zamanlarda şimdi de bu tedavülde.   (Ha bir de "Değerli yalnızlık" ve "Komşularla sıfır sorun" vardı ama özellikle ikincisi piyasadan tamamen çekildi.)

"Zihninizi öyle şeytani bir çobana teslim ettiniz ki, her gün biraz daha sürüleşiyorsunuz.   O "üst akıl" sizden aynı anda hem ulusalcı hem CNN'ci; hem ikna odacı hem çarşafçı; hem faşist hem özgürlükçü; hem paralelci hem balyozcu; hem Kürtlerden uzak duran hem de HDP'ye oy atan insanlar olmanızı istiyor.
Bir an bile duraksamıyorsunuz, derhal emre itaat ediyorsunuz.
Liberaliniz, solcunuz, sağcınız her seçim döneminde aynı tornadan geçiriliyorsunuz."
(Haşmet Babaoğlu "Ortalıkta bir sürü arıyorsanız, aynaya bakın!" - 04.05.2015, Sabah)



Hürriyet: “%52 ile seçilen Cumhurbaşkanına İdam”
"Gözümüzün önünde, Erdoğan'a yönelik bir nefret söylemi durmaksızın akıyor. Yazılar, konuşmalar, tweet'ler, karikatürler. Bulanık, çamurlu bir sel suyu. Laik-ulusalcıların ikide bir girip yıkandığı bir Ganj veya İndus. Hindistan'ın kutsal nehirlerinde dışkılar ve hayvan leşleri yüzer. Bundan da berbat bir ırkçılık (sosyal ırkçılık, ama sonuçta tam anlamıyla ırkçılık) kokusu yükseliyor. İçerdiği bol miktarda maymun benzetmesiyle, Beyaz Türkler için Türkiye'nin en tehlikeli “zenci”lerinin Müslümanlar olduğunu tekrar tekrar ortaya koyuyor. Son günlerde bunlara, Mursi hakkındaki idam kararından hareketle tırmanan tehditler eklendi. Kimisi (Hürriyet gibi) “sen de yüzde 52 aldın ve seni de aynı son bekliyor” demeye getiriyor. Kimisi (Kılıçdaroğlu gibi) “korkma, Türkiye'de idam cezası kalktı” diye güya teselli etmeye kalkıyor. (...) Bir diğer nefret söylemi, Amerika'da Barack Obama ve ailesini nişanlamakta."
(Halil Berktay,   "Obama'nın ilk tweet'ine ırkçı nefret tepkileri" - 24.05.2015, Serbestiyet.com)



Başkanlık Sistemi
Bu arada kimsenin tam olarak ne olduğunu, ne şekilde uygulanacağını bilmediği bir Başkanlık tartışmasıdır gidiyor.
"başkanlık sistemini çılgınca savunan akp'liler, günün birinde o sistem chp'nin eline geçince ne yaparlar acaba? çok ciddi soruyorum, o geniş yetkiler sizin karşıtı olduğunuz bir grubun eline geçtiğinde ne yapacaksınız? olmaz mı diyorsun? sağ ikiye bölünsün bakayım da ne olur o zaman görürsünüz. gözünüz hiçbir şeyi görmez bir biçimde tayyip'i yükseltmek için canla başla uğraşıyorsunuz. güçler ayrılığı ilkesini hiçe sayıyorsunuz. yargıya direkt müdahalelere işinize geldiği için destek çıkıyorsunuz. yarın devran dönünce ne yapacaksınız be abi? uzun süreli düşünemiyorsunuz, aklınız fikriniz erdoğan'ı yükseltmekte, ölümsüz zannediyorsunuz."
(Muhammed Eminoğlu - 5.6.2015, FB)


Arşivin gücüne inanmak: Erdoğan 3 sene önce Abdullah Gül'ü ülke yönetim işlerine karışıyor diye eleştirmiş.   (@serhatayan)



Ahmet Davutoğlu naklen konuşuyor, diyor ki:
Kudüs Yahudilerin kutsal mekanıdır diyenlere oy verir misiniz?
Kalabalık bir ağızdan: Hayııır!
Peki nedir, Kudüs Yahudilerin kutsal mekanı değil midir? Tıpkı Müslümanların ve Hristiyanların da kutsal mekanı olması gibi. (*)
      Evet, "bir seçime de Kudüs-İsrail-Yahudi gazı ile girmeseler ölecek hastalığı"na yakalanmışlar. Necip Fazıllar gibi Yahudi düşmanları ve ırkçılara gerçek değerlerinin çok üstünde anlamlar yüklemenin, varlığını başka bir güç odağının kötülenmesi üzerinden tanımlamanın meyveleri/yan etkileri olduğunu düşünüyorum.
Seçimlere giderken arka arkaya Arakan'da zulüm, Özgür Kudüs, Mavi Marmara, Ayasofya mesajları da geldi tabii.


"Mazlumların dünyayı değiştirmeye yönelik muhalefet ve seferberlik ideolojisi olarak Marksizm vb'nin yerini büyük ölçüde İslamcılık aldı."
(Halil Berktay   "Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü" - 30 Mayıs 2015, Serbestiyet.com)

Devrimcilik "fanclub" üyeliği değil güncel olaylar karşısında tutum almaktır. Mesela bugün "Mavi Marmara", "Rabia" benim diyebilmektir! (@hbk)


"Ergenekon Davası ilk başladığında Ulusalcı cenah operasyonları vatan hainliği olarak yorumlamıştı. Hatta kozmik odalara girilme sürecinde bu vurgu iyice ön plana çıkmış ve operasyonun büyük bir vatan hainliği olduğu yönünde bir görüş ortaya konmuştu.
Bugün devir değişti, MİT tırlarına yönelik operasyonda, muhafazakar kesim ulusalcı kesimi vatan hainliğiyle suçluyor. Devran döndü, saflar yer değiştirdi. Cumhuriyet gazetesi ve Can Dündar hedefte.
Benim yorumum ise her iki kesimin de güç sarhoşluğundan gözlerinin döndüğü şeklinde. Ulusalcılar kusura kalmasınlar, kendilerine kesinlikle güvenmem, muhafazakarlara zaten güvenmem. Aynı renk skalasının farklı tonları sadece. Ha bir de vatan hainliği lafının ne kadar ucuz ve sıradan olduğu, güce sahip kesimin düşmanlarını yok etmek için kullandığı bir araç olduğunu umarım akıl sahibi herkes görebilir.

Saygılar, sevgiler"
(Muhammed Eminoğlu -   30 Mayıs 2015, Facebook)


"Seçime bir hafta kala AKsöz'cülerden AKbayrağa kadar yandaş veya candaş İslamcılar, "AK Parti kaybederse ümmet kaybeder, Ortadoğu'nun kaderi, Türkiye'deki Müslümanların kaderi AK Parti'nin seçimi kazanmasına bağlıdır" temasını işleyip, ne olur AK Parti'nin günahlarını bir kere daha görmezden gelip oy verin diye yalvararak, İslamcılık ideolojisini Akparticiliğe ve Tayyipciliğe indirgemeyi başardılar."
(Hamdi Tayfur - 31 Mayıs, FB)




Sansür ve Laikler
Ona buna "sansürcü", "otoriter", "despot" filan diyen bu kesimin ne kadar özgür düşünceye saygılı olduğuna kendimden bir örnek vereyim, daha önce de blog yazılarımda anlatmıştım gerçi:   Zamanında OdaTv'deki bir haberin altına "Sansür sadece AKP döneminde değil, maalesef bizde kemikleşmiş bir durum. Temelde bizim farklılıklara kapalı ve dışlayan kafa yapımızın ürünüdür" minvalli bir yorum yapmıştım. Önce yayınlanan yorumum 15 dakika kadar sonra siteden silindi, yetmedi uzun zaman boyunca gönderdiğim iletiler de yayınlanmadı. Yorumcuların birbirlerine ve başka üçüncü şahıslara hakaretleri ve yer yer ırkçılık nüveleri ile dolu olan sitelerinde, gayet ayan beyan bir yoruma geçit vermediler. Genel olarak da farklı düşüncelere kapalı ve kendi destekledikleri ideolojiler dışındakilere yorum imkanı dahi tanımaz Beyaz Türk siteleri.
Evet gene çok yazdım, örneğe bakalım:

"Doktorlar sitesi adlı bir sayfa var. Sık sık siyasi paylaşımlar yapıyor. Sağlık alanında hükümetin övünülecek hiçbir şey yapmadığını, gelişmelerin teknolojiye bağlı ve doğal olduğunu, önceki keşmekeşin ise o zamanlar internet olmamasına bağlı olduğunu yazmışlar. Ben de "Kılıçdaroğlu SSK'sı da, o zaman internet yoktu diye aklanmış mı oluyor" diye yorum yazdım. Beni engellediler. Şimdi de "Dünyada en çok MR çektiren ülkeyiz" diye yazmışlar, sağlık sistemini ve hastaları ironiyle eleştirmişler. Sanki milli alışkanlıklarımızdan biridir ve MR çektirmeden duramıyoruz. Lan siz hekimler meraklısınız buna biz değil."
(Ahmet Cantürk - 28 Mayıs, Facebook)

"Yasar gülen diye bir arkadaşım vardı hdp neden cemaati eleştirmiyor diye sordum diye beni silmiş. Cemaat kürdlerin en büyük düsmanı diye bir paylasım yapmıştı ortak arkadaşlarımız selam söylesin sen daha face de bile sorulara tahammül edemiyorsun bi de bir yere vali olsan ne olur acaba?" (Mutlu Bulut, FB)



"Evet; hepimiz biliyoruz. Yüksek sesle söyleyelim; yargı bu ülkede araçtı. Yargı, çok pis biçimde yeni iktidarı kurarken de araçsallaştı. Askeri vesayetin tasfiyesine dönük davaların iç yüzünü ben ve benim gibiler o gün göremedik. O davaları gözden düşürmek isteyen statü savunucuları da tarafsız bir hukukun peşinde değillerdi. Onlar AKP'yi ezmek, değişimi boğmak isteyenlerin sözcüleriydiler. Hukuku savundukları için değil, eski vesayet kurumlarını kurtarmak için kavga veriyorlardı. Arkasına generalleri alıp hükümeti tehdit eden, kruvazörlerin üstünden hükümete posta atan Başbuğ'un, “Erdoğan'a tuzağı gösterdik bizi dinlemedi” sitemini mi ciddiye alacağız tarihi okurken. Ertuğrul Özkök’lerin, Doğan medyasının Ankara temsilcilerinin Genel Kurmay koridorlarından attıkları “psikolojik savaş” manşetlerini “bağımsız tarafsız hukuk savunuculuğu” olarak mı tarihe not düşeceğiz? O kadar ahmak mıyız, ya da o kadar hafızasız?
Evet, her şey biz yaşarken oldu…"
("Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü"
Gürbüz Özaltınlı - 13.05.2015, Serbestiyet.com)


Bu arada Mayıs ayı içerisinde, aralarında Zekeriya Öz ve Celal Kara gibi savcıların da olduğu, 17-25 Aralık operasyonunun dört savcısı ve bir hakime meslekten ihraç cezası verildi.   İhraç edilen paralel operasyoncu eski savcının (Celal Kara); Cumhurbaşkanını darbe, idam (ve Menderes örneği) ile tehdit edebildiği bir faşist diktatörlük imiş gerçekten de burası :)
      Bir "Cemaat operasyonunu görmezden gelme" yöntemi olarak: "Türkiye'de hukuk zaten bitmişti" söylemi.   "Bir paralel hakimin nöbetçiliğinde, yetkisiz mahkemeye tutuklu salıverdirme operasyonu nedir?"
"Yargının içinde iki grup çatışıyor, yargı siyasallaştı, hukuksuzluk diz boyu, bu sistem artık çökmüştür.." vs vs..

Paralelcilerin "klavye gücü": Öyle bir gürültü koparılıyor ki; sanki bir banka TMSF'ye devredilmedi de, insanlık para kullanmaktan vazgeçti.
"Dershanelerin kapatılması" gündeme geldiğinde de, "insanlığın alfabe kullanımını bırakacağı" gibi bir hava estirilmişti neredeyse.
    (@resatcalislar - Reşat Çalışlar)


herkes "benim hırsızım iyidir" dediği sürece hırsızlık da yolsuzluk da bitmez.. Toplum olarak hangi partiyi destekliyorsak onun taraftarlarınca yapılan sahtekarlıkları "doğal ve de hak" olarak görüyoruz zira.
(Ahmet Cantürk - Facebook)


17 yıl cezaevinde kaldıktan sonra "Fetullah Gülen buraya gelecek, hesap verecek" dediği için tekrar tutuklanan 28 Şubat'ın sembol ismi Yakup Köse, "Anadolu halkının direnişinden doğan AK Parti'ye destek olmalıyız" demiş.

Gülen cemaati bildiğim kadarıyla 5 partiyi destekliyor (chp+mhp+hdp+bbp+sp..Bölgelere göre..)   (@adnangor)


Biraz da ilginç ve tuhaf şeyler. İlkin "Erdoğan ve Gazze'ye gideceğim" taraması... (Hatırlarsanız Nisan 2013'te Gazze'ye gideceğini açıklayan Erdoğan-haberi, ABD Dış İşleri Bakanı John Kerry'nin olumsuz yorumu-bakınız üzerine, o tarihten beri sürekli Gazze'ye gitti-gidiyor.)




Aşağıdaki ifade gerçekten söylendi mi, yoksa tv kanalının mı kompozisyonu bilmiyorum. Doğru ise durum ciddi.


"Perinçek'in adayı mitingi beğenmedi, HDP'ye geçti"
http://www.karar.com/gundem-haberleri/perincekin-adayi-mitingi-begenmedi-hdpye-gecti
Bu ne saçma bişi yaa :)

Kedi öldürene ertelemesiz, indirimsiz 3 yıl hapis cezası "AKP hayvan öldürmeyi meşrulaştırılıyor" diye itiraz edilen yeni yasa ile verildi. (@lesferdinand)

Siyasi partilerin seçim reklamlarını sevmedim bu sefer.. hâlâ favorim bu https://t.co/1MN6yrbjd7   (@zeynepceylan)
(Ak Parti Hakkari Havalimanı Tanıtım Filmi)

AK Parti İstanbul mitinginde, beyaz cüppeli bir hoca başkanlık sistemi için "rüyalı bir dua" ettirmiş. Sadece bir kaç saniyesini izleyebildim. Böyle bir tiyatro, böyle bir yalakalık, böyle bir kutsalın üstüne basmayı sindiremedim. Midesi kaldıran bunu açıp izleyebilir:
https://www.youtube.com/watch?v=ycH-cfABSTg

Dün KAHROLSUN ABD diye yürüyenler, bugün ABD Gazetesinin "NATO Erdoğan'a müdahale etsin" yazısına mest olmuşlar.   (@kayihan_26)


"Sokakta siyaset çok riskli birşey. Hele bu zamanda. Artık örgütlü olanın her anlamda gücü çok fazla. Sokak ise dağınık./ Örgütlü olan sokağı da kontrol eder. / Bu ülkenin RTE ne güzel konuşuyor diyen entelektüelden Demirtaş güzellemesi yapana geçişi marifet sayılmaz.
"AKP ülkedeki bütün çelişkilerin, çatışmaların, karşıtlıkların kendisine dair kendisine yönelik olduğuna dair bir safsatayı piyasaya sürüyor. Ve dahası kitlesi de buna inanıyor. Trajikomik."   (*)
Anti-emperyalizm kafasıyla RTE şahane diyen bir dizi eski solcu var. Bunu da not edelim."

(@DoktorYes)

Mesela bu eski solculardan biri de Fırat Erez. Burada kendisi ile yapılmış kısa bir söyleşi var, "İnsanlığı, Türkiye kurtaracak" diyor.



Markar Eseyan   "Güneş battığı yerden doğuyor"
"Şu anda, küresel sermayenin egemenliğine direnen, ama serbest piyasa şartlarında halkın devletini kurma başarısını gösterme şansına sahip tek ülke Türkiye. Bu nedenle tüm dünyanın gözü kulağı ve tabii ki görünmez elleri Türkiye'deki bu seçimlerde. Çünkü Türkiye, serbest piyasa ve kapitalist sistem içinde bağımsızlaşarak sermaye devletlerini ve dev yapıları tehdit eder hale geldi. /   Türkiye bir şekilde, son 13 yıllık sessiz halk devrimi ile “Doğu'nun Fransız Devrimi'ni” gerçekleştiriyor.
Doğu'nun Türkiye üzerinden dünya sahnesinde yerini almaya başlaması, daha huzurlu bir dünya için de büyük bir şanstır. Rüzgar ekip fırtına biçerek, EL Kaide ve DAİŞ'ler yaratarak tüm dünyanın altında kalacağı bir cehenneme düşmek yerine, daha yumuşak bir hakikat fikrinde ortaklaşabilir dünya. İşte Türkiye, aslında hem Batı, hem Doğu için muazzam değerde bir aktör. Her şey halkın gözleri önünde cereyan ediyor. Ancak tabii ki Türkiye Batı'nın kendisini anlamadığını sanmamalı veya anlamasını beklememeli. Bu bir kavga ve Türkiye bu kavgayı kazanana kadar girişimler devam edecektir.
CHP, MHP, HDP ve diğer küçük partilerin hali içler acısı. Kendi halklarının egemenliğine karşı mücadele eden üst aklın kontrolündeler. Vaat ettikleri şey, eski Türkiye, yani halka rağmen yönetim, yani bir tür manda boyunduruğuna razı geliş...
Her şey halkın gözleri önünde cereyan ediyor. Operasyoncu araştırma şirketlerinin seçim tahminleri ile gerçekler de değişmiyor."
(30.04.2015, Yeni Şafak)

Kişisel görüşlerim:
Ortadoğu coğrafyasında bir şeylerin değişmekte olduğu, yeni kodlara geçildiği, ilişkili olarak ülkemizdeki huzur ve dengeleri bozmaya yönelik mikserleme faaliyetleri olduğu malum da... Bu yeni düzende bizdeki bazı "hayalperest" mi "dava insanı" mı "deli" mi "müneccim" mi çözemediğim kişilerin öngörüsü olan Türkiye'nin ve İslam'ın yeni işleyişteki rolü hakkında bazı şüphelerim var. IŞİD güçleri Hamas'a saldırıyor, Müslümanlar birbirini kesiyor, sürekli bir nefret dili ile yeşermeden bitiyorlar. Mısır'da Mursi ve İhvan bastırıldı.   "İki lider de kendi ülkelerinin vesayet rejimlerine karşı halkın yanında mücadele ettikleri için saldırı altındalar. Her ikisine de Batılı emperyal güç odakları ile kendi ülkelerinin seçkinci oligarşik-bürokratik zümreleri saldırıyor. Henüz biz de yeni anayasayı, yani vesayeti sona erdirecek, darbeleri sonsuza kadar tarihe gömecek bir toplum sözleşmesi yapabilmiş değiliz" diyor Cengiz Alğan, Serbestiyet.com'daki bir yazısında. ("Mursi'nin idamı ve Türkiye'de Sisi arayanlar")
      İşte ele. Özellikle son günlerde alevli tartışmalar içerisinde de bulundum. Özellikle Facebook ve Twitter'da meydan muharebeleri sıklıkla gerçekleşiyor.   "Gerçek hayatta buradaki kadar kesif bir bilenme ancak linç kalabalıklarında olduğu için, sosyal medyadaki bu daimi gerginlik insanı yoruyor. Burası tek bir fikri sırtlanıp onunla semirmeyi istemeyenler için müsait değil. Burası, dünya ideolojileri gençlik kampı gibi bir yer" diyor @volkan_bey adlı kullanıcı.
Beni en çok şaşırtan ise; asimile, apolitik hayatlar yaşayan insanların bir anda aşırı politize olabilmeleri ve siyasi tercihleri uğruna çok kırıcı, kavgada edilmeyecek laflar etmeleri. Bir Facebook iletim şöyle idi:


VAY ARKADAŞ! RUH HASTALARI İLE SARILIYMIŞIZ DA HABERİMİZ YOKMUŞ!
Geçen hafta Twitter'da bir troll hesap AK Parti logosunu kullanarak "Başkanım için karımı bile veririm" diye bir twit atmış. İki gündür Facebook açılış sayfamda bunun tartışması dönüyor.
_"Vay! İşte bu AKPislikler böyle kansız insanlar! bunlar karısını bile peşkeş çeker!" (30lu yaşlarında, İzmirli, şu anda yurtdışında yaşayan bir kadın)
_"Troll hesap o" diyorum.
_"Ne yani? Bizim ülkede kendi karısını pazarlayan, kızkardeşine sulanan yok mu?" diyor.
(Ne alaka?)
Sıkılıyorsun.
_"Yahu bir kişi öyle dedi diye nasıl bu kadar hakaret edebiliyorsun?" diyorum.
_"Politik düşmanlık bunu gerektirir" diyor.
Savaş halinde miyiz ne? Bazısının elinde bi kılıcı eksik!
Gene canım çok daraldı.
Sonra ortamı gerenlerden bir hanım kalktı, dedi ki:
"Şimdi bu HDP'ye destek veriyoruz biz solcular ve Kemalistler. ama bunların seçimlerden 4 gün sonra bizi satmayacağı ne malum?"
Tartışma buradan başladı derken bu sefer Kürtçe eğitim ve Kürtçe şarkı yasaklansına kadar geldiler. Andımız ve saygı duruşuna kadar gidebilir devam ederse bu akış.
İki çift laf edeyim dedim, yıllardır seçimlerde oy kullanmayan biri olarak beni de AKP'li ilan etti.
Baktım gördüm ki gene herşey aynı. Seçim sonuçları her ne olursa olsun, kimse laik Atatürkçü beyaz Türklerin kibir ve "Her şeyi yalnız ben bilirim!"ci seviyesine erişemeyecek. Kesin sonuç bu diyebiliriz.
Böyle insanlarla yan yana yaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş. Halbuki gayet normal, hayat dolu görünen renkli insanlar. Bu nasıl 1 delilik?

"Davranış ve tercihleri gayet normal (ve mantıklı), dış görünüşü de normal, ama algı biçimi manyakça olan insan"... İşte bundan çok var.
Reşat Çalışlar


Bu "AKPislikler" tarzı bir hakareti, yüzümüzü döndüğümüz dünyada, kendi partileri için birisi kullansaydı, insanların tepkisi ne olurdu acaba? Ama söz konusu "ilerici Kemalistler" olunca, her şey mübah. Neyse... Beni tanıyanlar bilir, Şiir pek tarzım değildir. Ancak seçim dönemindeki sürekli düşman(lar) yaratma, "düşmanı denize dökme ruhu" ve Cepheleşme konusunda bir şiiri paylaşmak istiyorum. Bu kadar uzun bir yazıdan sonra okumak isteyen varsa eğer tıklayabilir :)
"Sürekli düşman yaratılıyor. /Düşmanlıktan yarar umuluyor/ Ortada olanlar karşı tarafa itiliyor.
Bu çirkinliklere baş vuranlar/ Geçti mi eline fırsat / Gerçek hayatta neler yapmaz / Umarım fırsatları olmaz.

Kendini haklı sanan herkesin
Kötülükte sınır tanıyacağını sanmıyorum.


Bunlar geçince, / Yüz yüze nasıl bakılacağını düşünen yok./ Belki bakmak isteyen de yok.
Halbuki, ne olursa olsun, / İşin sonunu düşünmek gerek.
Ama artık gün be gün/ Aklın bittiği yere yaklaşıyoruz."   diyor.


Ben yine oy kullanmayacak ve tarafsız kalacağım. ERDOĞAN "Taraf olmayan bertaraf olur" diyor ama taraf olanların hali bu ise, varsın bertaraf olalım.
Yazımı tekrar bir Fırat EREZ alıntısı ile bitiriyorum:
"Yalan hep çalışır ama hiç kazanamaz. Enseyi karartmayın, fena halde ters tepecek."

Tülay Durmuş adlı güzel bir kadının seçim temennisi şöyle idi:
"seçimler gelip geçer ..Siyaset yüzünden birbirimize küsmeyelim unutmayalim, hepimiz bu ülkede yasiyoruz, hepimiz ayni geminin icindeyiz.kürdü arabi lazi..birbirimizi ötekilestirmekten vazgecelim artik ötekilestire ötekilestere elimize ne geçti? Sadece basimizdakilere suçu atamayız biz toplum olarak ne yapıyoruz dün kürtler,bugün suriyeliler yarın başkaları...hep bir düşman bulup yaratmadık mı kendimize!"

Seçimlerin sonuçları ne olursa olsun, gönüller bir olsun diyorum. "Klozet kapağı partisi" üzerine bir metafor ile yazımı sonlandırıyorum. Görüşmek üzere ;)


Yazının diğer tag'leri: ŞİİR, Diyarbakır, demokrasi, hayal kırıklığı, Doğan