27 Eylül 2014 Cumartesi

...... ISIS / IŞİD

Son ayların en çok konuşulup tartışılan konularının başında Suriye ve IŞİD gelmekte. Ben de IŞİD adlı örgüt üzerine birşeyler yazmak istiyorum bugün. Burada -ağırlıklı olarak Twitter ve Facebook olmak üzere- sosyal medyadan ve çeşitli köşe yazılarından karışık alıntılar yapıyorum. Bu başlıkta belli başlı bazı komplo teorilerine de yer verdim, kesilmiş kafa ve infaz görüntülerini ise koymadım. -YAZI TASLAK AŞAMASINDADIR, OLUŞTURULMAYA HER GÜN DEVAM ETMEKTE-



- ISIS ve Küresel Savaş çığırtkanlığı -
Antik Mısır tanrıçası İsis, radikal İslamcı bir Sünni cihad(?) örgütünün adı olursa...
ISIS - Islamic State of Iraq and Syria: Irak ve Şam İslam Devleti.
(Sonradan adlarını kısaca IS - Islamic State: "İslam Devleti" yaptılar ve Temmuz 2014'te hilafet ilan ettiler.)

Irak işgali, Saddam Hüseyin'in devrilip Aralık 2006'da idam edilmesi, "demokrasi" getirmek için oralara gitmiş Amerikan ve İngiliz ordusunun geri çekilmesinden sonra bölgede tekrar toparlanan, güçlenen ve baskınlık kazanan; (ve silahlarını pazarladıkları) ISİS ile savaşmak istiyorlarmış şimdi de... Beri yandan, yıllardır Avrupa ülkerlerini "Teröre destek oluyorlar, PKK'yı terör örgütleri listesine bile almadılar!!!" diye celallenen T.C., IŞİD'in terörist örgüt olduğunu bile kabul etmek istemedi uzun bir süre.

Vikipedi'den örgüt hakkında karışık bazı alıntılar yapıyorum:
“Petrol kaynaklarına yakınlığı nedeniyle dünyanın en zengin terör grupları arasında sayılmaktadır. / Irak ve Levant'ta Sünnî nüfusun yoğun olduğu bölgelerde halifeliği kurma hedefi vardır. / Nisan 2013 olayları ile birlikte Suriye'nin kuzeyinde hızlı bir şekilde askerî güç kazanmaya başladı ve bu bölgedeki en güçlü gruplardan biri oldu. Etkin olduğu bölgelerde şeriat kanunlarını icraya başladı; rakip gördüğü askerleri, yabancı gazetecileri, yardım kuruluşlarına üye insanları sürgüne gönderdi veya hapsetti (veya infaz etti). Amaçları: Tamamen şeriat kanunlarıyla yönetilen bir İslâm devleti kurmak.

Amerikan gizli servisi CIA'ya göre, Eylül 2014 itibariyle örgüt Suriye ve Irak'ta toplam 20.000 ila 31.500 arasında savaşçıya sahip. (Hilafet ilanından beri artan kayıplara rağmen örgüte katılımların da artışa geçtiği söyleniyor.) "Bugünün Nazileri" olarak da nitelenen grubun ruhânî önder kabul ettiği ve genel başkan yardımcılığı da yapmış olan Filistinli imam Ebu Enes el-Şâmî, yöntemlerinin Kur'an ve sünnet kaynaklı olduğu iddiasını şu örneklemelerle bina etmiştir: İslâm peygamberi Muhammed'in "Her kim Allah yolunda bir Gayrimüslimi öldürürse, Allah ona Cehennem'i yasak eder" sözü ve Enfâl Suresi 12. ayette geçen "O anda Rabbin meleklere şu vahyi veriyordu: Ben sizinle beraberim. Haydi imanı sağlamlaştırın! Kâfirlerin yüreklerine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, vurun onların parmaklarına!" benzeri emirleri temel prensip edinmiş olmaları.”

Sosyal medyadan çeşitli alıntılar ve yazılar ile devam edelim:


IŞİD, değişmemekte ısrar eden düzenin modern barbarlık ordusu: Tüm sembolleri geçmişe atıfta bulunsa da, çağdaş vahşetin çağdaş makinası. (@GaziCaglar)

IŞİD: Nereden besleniyor, finans kaynakları ne? - 1 Eylül 2014, BBC Türkçe
.......... Katar, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın, örgüt mevcudiyetinin baş sorumluları olduğu söyleniyor. "Körfez'den zengin bazı kişilerin Suriye'deki köktenci grupları desteklediği; birçok kişinin içi nakit para dolu çantaları Türkiye'ye getirip milyonlarca doları teslim ettiği doğru. Bu, 2012 ve 2013 yıllarında oldukça sık rastlanan birşeydi ancak o zamandan bu yana azaldı ve 2014 yılında IŞİD'in kasasına dışarıdan akan para, toplam gelirinin (hakim olduğu Suriye ve Irak'taki bölgelerin en büyük petrol yataklarından gelen gelirlerinin vs) çok küçük bir yüzdesini oluşturuyor.
Türkiye, silahların ve paranın Katar-Suudi desteği ile akabildiği, hayli sorgulanabilir bir sınır politikası güttü. Bu ülkelerin hepsi, bunun Esad rejiminin düşüşünü ve Şii İran'ın Akdeniz'le bağlantısını kesen Sünni bir güç olarak Suriye'yi yenibaştan düzenlemeyi kolaylaştıracağını düşündü. Esad'ı düşürme kararlılığı, müttefiklerini seçerken ciddi hatalar yapmalarına neden oldu. Dini aidiyetler, alenen Şii İran'ın bölgedeki çıkarlarına aykırı davranan bir gruba duyulan sempati ve Körfez'de birçok insanın itiraf etmekten çekineceği kadar çok insanın örtük desteği.
IŞİD, özünde kendi finansmanını kendisi yaratıyor; dünyadan izole edilemiyor ya da ilişkisi kesilemiyor çünkü IŞİD bölgesel istikrara öylesine derinden bağlı ki bu sadece onun çıkarına değil, karşısında savaştığı insanların çıkarına da hizmet ediyor. Daha büyük soru ise şu, bölgenin bu denli entegre olmuş bir parçası (her ne kadar şoke edici derece şiddet dolu ve aşırılık yanlısı da olsa) yenilebilir mi yenilemez mi?




- IŞİD ve Kürtler -
Ağustos ayı boyunca IŞİD ve Kürt gruplar arasında, Suriye'nin sınır kenti Rabia'dan Şengal'e ve Kerkük'ten Bağdat'ın kuzeyindeki Celawla kasabasına kadar birçok cephede şiddetli çatışmalar yaşandı. Peşmergenin bazı kritik cephelerden geri çekilmesi IŞİD'in yayılmasına yol açtı.
Türkmenlerin yoğun olduğu Telafer'in ardından, Ezidiler'in merkezi durumunda bulunan Şengal ilçesinin de ele geçirilmesi sonrası buradaki Ezidiler'in katliamlardan kaçışları sürüyor. Can korkusuyla evlerini terk ederek kaçmaya çalışan on binlerce Ezidi, Şengal Dağı üzerinden Suriye'deki YPG ve PKK'lıların açtığı
koridorlardan (Suriye'nin Kürt bölgesi) Rojava ile Irak'taki Kürdistan Bölgesi'ne gitmek için gece gündüz günlerce süren zorlu bir yolculuk yapıyor. (Şırnak'ın Silopi ilçesindeki Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye de gelenler oldu.) BM'nin verilerine göre Sincar Dağı'na çıkan Ezidilerin sayısı 50 bin civarında idi. "Şengal Dağı'nda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda kişinin açlık ve susuzluktan öldüğünü belirten Ezidiler, dağın cesetlerle dolu olduğunu anlattı" diyor bir haberde. Doğru olup olmadığını bilmediğim bir diğer haberde ise "Mahsur kaldıkları dağlarda açlık ve susuzluktan ölen çocuklarını böyle gömüyorlar" diyor.


Êzîdîler'in alana kimler tarafından, ne amaçla getirildiklerine dair oldukça ilginç şöyle bir gözlem yazısına da denk geldim:
"Bölge insanının bile zar zor geçtiği yollardan kimler bu Ezidilere yol gösterip Şırnaka kadar gelmelerini sağladı?
...
Az ötede oturan 70 yaşındaki Dedenin yanına oturduk,
Kafamda bir sürü soru işareti vardı,
Kafamdaki sorulara cevap arıyordum, ilk önce savaştan başladım, Mam dedim sizin köyden çok ölen oldu mu?
Adam yaklaşık bir dakka durdu sonra,
Biz savaşı görmedik ki dedi.
Peki dedim neden kaçtınız?
Birileri geldi bize kaçın Daiş geliyor dediler biz de kaçtık,
Sahipsiz kalan evlerimize Araplar saldırdılar.
Peki dedim neden Zaxo da değil de burdasınız?
İnan yeğen dedi biz de anlamıyoruz,
Bir iki aile kapıdan Türkiyeye girmek istedi, Peşmerge bırakmadı,
Sonra birileri geldiler bize dediler gelin sizi Türkiyeye götürelim,
Devlet size her türlü imkanı sağlayacak orada daha güzel imkanlarda yaşayacaksınız dediler,
Önümüze düşüp bizi dağlardan buraya getirdiler,
Yalnız bize dediler ki,
Gazeteciler gelseler onlara deyin peşmerge bize sahip çıkmadı,
Bizi sattı biji PKK bıji Apo deyin, ... (biji: Yaşa, Varol)
Bunu derseniz size sahip çıkacaklar ve size çok iyi bakacaklar.
...
(Dr Fırat Yılmaz, 02.09.2014 - Kaynak: 1, 2)



Selahattin Demirtaş: Ortak Kürt ordusu
Ortadoğu'nun kan gölüne döndüğünü, vicdan sızlatan bu tablo karşısında insanlığın sessiz kaldığını belirten Selahattin Demirtaş şu ifadeleri kullandı: "Şengal'e, Mahmur'a yapılan vahşet karşısında uluslararası toplum ve kurumların sessizliği son derece çirkin ve çıkarcı bir yaklaşımdır. Şengal petrol kuyularıyla dolu bir bölge olsaydı, bütün dünya kıyameti koparırdı."
"IŞİD'in saldırılarına karşı Kürdlerin ortak savunma mekanizmasını kurup, ordulaşmaya kadar gitmesi gerekir. IŞİD vahşetini durdurabilmenin yolu uluslararası güçlerden medet ummak değil, özgücüne dayanarak savunmasını geliştirmektir."
Gazetecilerin "ortak ordu" ifadesiyle ne anlatılmak istendiği sorusu üzerine Demirtaş: IŞİD'in saldırılarıyla Kürtleri, Türkmenleri, Yezidileri ve Arapları katlettiğini, bu nedenle hepsinin ellerindeki bütün imkanları bir araya getirmesi gerektiğini belirtti.





ABD Başkanı Obama'nın hava saldırıları yoluyla ISIS ile mücadeleye destek verme kararı, Kürtler açısından moral üstünlük sağlamışa benziyor.
Rojava'nın savunma gücü YPG ile PKK mücadelesi ve ABD'nin hava desteği ile peşmergenin kaybettiği çeşitli bölgelerde yeniden kontrolü almaya başladığı söylenmekte.
IŞİD'in hızlı ilerleyişinin, Irak ordusuna ait depolarda ele geçirdikleri yüksek teknolojik üstünlüğe sahip Amerikan silahlarının, peşmergenin kullandığı silahlardan daha üstün olmasından kaynaklandığını belirten Kürt yetkililer; IŞİD'e karşı etkili bir şekilde savaşabilmelerini sağlamak için Washington ve Batı'dan silah taleplerini net bir şekilde dile getirmişler. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve yerel kaynaklar ise halen dağlarda kalan binlerce kişinin açlık, susuzluk ve hastalıklarla karşı karşıya olduğunu belirtmiş.
Bu arada Kanada, IŞİD'e karşı verilen savaşı desteklemek için özel kuvvetler üyesi 69 askerini Güney Kürdistan'a konumlandırdığını açıkladı.



.......... Geçtiğimiz haftalarda ABD Dışişleri bakanı John Kerry, çeşitli körfez ülkeleri ile IŞİD'e karşı Koalisyon kurarak -Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri- beraber hareket etme teminatı aldı. Türkiye ise IŞİD'in elindeki Türk rehineleri gerekçe göstererek koalisyon bildirisini imzalamama kararı aldı. Kerry'nin Ankara ziyareti sırasında görüştüğü Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin koalisyona askeri değil insani yardım açısından destek vereceğini söylemişti. (Ankara'nın bu kararına karşı yerli ve yabancı basında, sosyal medyada büyük bir propaganda faaliyeti sürmekte.) Gazeteci Cengiz Çandar'a göre 2012'nin başlarından itibaren Türkiye Suriye'deki cihatçı isyancılara silah ve lojistik destek yardımında bulundu. Amaç Suriye'de yarı bağımsız bir Kürdistan'ın kurulmasını önlemekti.
Koalisyona İran'ın katılımına ise izin verilmedi. Kerry, "Suriye'deki varlığı ve diğer nedenlerden ötürü İran'ın bu konferansta yer almasının uygun olmadığını" söyledi.

Şii İran, Şiiliği "İslam'dan sapmak ve sapkınlık" olarak gören radikal Sünni IŞİD'i ciddi bir tehdit olarak görüyor. Hem İran hem de ABD, IŞİD'in kuzey ve batı Irak'ta ilerleyişini durdurmak için askeri destek sağlıyor ancak İran'ın nükleer programı ve Suriye politikası gibi konular zıtlaşma yaratır nitelikte. İran Dış İşleri Bakanlığı bu dışlayıcı karara tepki gösterdi: "Koalisyonda ciddi belirsizlikler var. Bazı üyeler Irak ve Suriye'deki teröristlere destek veriyor." Tahran'dan yapılan açıklamada, "İran IŞİD'e karşı tüm dünyanın birleştiği gerçek bir mücadele görmek istiyor. Seçici yaklaşımlar sonuca ulaşmayı zorlaştırır" dendi.
.......... ABD'nin IŞİD ile mücadele stratejisini ve bunun için kurulacak koalisyonu "absürt ve içi boş" olarak nitelendiren (İran'ın dini lideri) Ayetullah Hamaney ise "Koalisyonun IŞİD ile mücadeleden daha farklı hedefler peşinde olduğu" görüşünü dile getirdi. "ABD'nin, topluca gerçekleştirecekleri yanlış ve kanunsuz işe İran'ın katılmasından umudunu kesmesi bizim için iftihardır. Bundan daha fazla gurur duyamazdım" diye konuştu.
(Bu arada Koalisyon'un Esad rejimine karşı izleyeceği tutum konusundaki belirsizliği de not düşeyim.)



ABD, IŞİD'e karşı askeri operasyon hazırlığında! (derken 23 Eylül sabahında başlatılan hava operasyonunda Suriye'nin Rakka kentindeki örgüt karargahlarının hedef alındığı belirtiliyor.)
Pentagon, Suriye'de 20'den fazla IŞİD merkezi ve eğitim kampının vurulduğunu açıkladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ise "TSK hazırlık içinde" dedi. Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye ve Irak sınırının bir kısmında tampon bölge oluşturulması için taslak çalışma hazırlıyormuş. Sınırda "uçuşa yasak bölge" ilan edilecekmiş. ("Geç kalındı" diyenler var bu çalışmalar için.)
Bu arada Rusya Dışişleri Bakanlığı düzenlenen operasyonu kınadı ve Suriye yönetiminin izni olmadan IŞİD hedeflerine yönelik tek taraflı güç kullananların, bunun uluslararası hukuki sonuçlarına katlanacakları uyarısında bulundu.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ise "HAMAS ve IŞİD'i aynı zehirli ağacın farklı dalları" olarak niteledi. Sanırım dünya çapında son yıllarda körüklenen İslam düşmanlığı (İslamofobi) ile beraber düşünüldüğünde, ISİS'in varlığı ve vahşeti, İsrail'in tezleri açısından fayda sağlamış gözüküyor.

“IŞİD, PKK'ya Türkiye'nin 30 yılda veremediği zararı verdi. Bu yüzden IŞİD'i bombalanmasını olabildiğince geciktirmemiz gerekirdi" diyor bir cemaatçi yazar (Gültekin Avcı). İşte bunlar hep "ılımlı İslam" :)
"PKK-IŞİD çatışmasında Türkiye" (25 Eylül 2014 - Bugün)


.....ABD başkanlığındaki Koalisyonun Suriye'de Eylül içerisinde vurduğu hedefler
ve bir petrol rafinerisinin bombalanması.

ABD'nin IŞİD'i vurmak için kaldırdığı iki savaş jeti, sadece Müslüman ülkelerden binlerce gencin koşarak IŞİD'e katılmasına sebep olacak. ... (@yasirkadioglu)


"ABD teröre karşı savaşı nasıl kaybetti?"
Ceren Kenar'ın bir yazısından, arada atlamalar yaparak bazı alıntılar yapıyorum. Tamamını okumak için linke tıklamanız yeterli.
->> New York'taki İkiz Kulelere yapılan 11 Eylül saldırısının 13. yıl dönümünde ABD yeni bir terörle mücadele operasyonuna giriştiğini açıkladı. Bu sefer hedef IŞİD, coğrafya Suriye ve Irak. 11 Eylül ile başlayan ve 13. senesine giren "teröre karşı savaş" (war on terror) kampanyasında Amerika birçok farklı yol denedi, birçok bölgede askerî operasyona girişti. Peki ya sonuç? Bu askerî harekâtların sivil kayıp boyutunu bir kenara bırakalım, ABD hedeflerine ulaşabildi mi? Küresel terörizmin belini bükebildi mi? 2014 yılında dünya küresel terör örgütlerinin faaliyetleri açısından 2001 yılına göre daha mı güvenli?
13 yıllık teröre karşı savaş kampanyasının sonunda radikal örgütlerin İslam adına saçtıkları terör çok daha yaygın ve tehlikeli hâle geldi. Peki neden? ABD dünya kadar para döktüğü, uluslararası politikasının neredeyse birinci önceliği hâline getirdiği “teröre karşı savaş” kampanyasında neden başarısız oldu? ABD'nin karar vericileri, siyaset belirleyicileri şüphesiz ki bu yazının yazarından daha az akıllı veya bilgili değil. O halde neden uzun vadeli ve kalıcı çözümler yerine kısa vadeli, geçici, sorunu uzun vadede büyüten yollar denedi ABD? Çünkü bu yollar daha kolaydı.

Arap devrimlerini bir fırsat olarak görmektense, bir risk ve tehdit olarak algılamayı tercih etti. Mısır'da seçimle iktidara gelmiş Müslüman Kardeşler'in zorla, darbeyle, katliamla devrilmesine sessiz kaldı. “Ilımlı İslam” fikrine sadece teoride tahammül edebildi, pratikte ilk uygulamada korktu, vazgeçti.
ABD "teröre karşı savaş" kampanyasında yanlış müttefikler ile çalıştı. Burada kastedilen yanlış müttefikler, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi radikal ideolojileri ile terör örgütlerini destekleyen ülkeler değil sadece. Aynı zamanda Irak'ta Maliki iktidarı gibi, bir yandan Suriye'de el-Kaide'nin güçlenmesine sebep olan, diğer yandan Irak içinde mezhepçi ve despot siyaseti ile Sünnileri radikalleştiren yönetimler ile iş birliği yaptı.
Terörden en fazla etkilenen sivillerin desteğinin alınması bir yana, bu siviller mağdur edildi, düşmanlaştırıldı ve radikalleştirildi. (...)
Sık sık fikir değiştirdi, kendi politikalarında bile kararlı olmadı.
ABD ve Batı ülkeleri, kendi vatandaşlarına bile bu radikal örgütlerin sunduğu ikna edici ve cazibeli ideolojinin alternatifini sunamadı. İngiltere'den IŞİD'e katılan militan sayısının 1000'i aştığı tahmin ediliyor. Fransa farklı değil. Bu kişilerin çoğu Müslüman kökenli, ancak içlerinde sonradan Müslümanlığa dönmüş kişiler de yok değil. Bırakın Ortadoğuluları, vatandaşları için bile iştahla savunacakları bir demokratlık yaratamadı Batı. Bir yandan yükselen aşırı sağ, diğer yandan radikalleşen Müslümanlara karşı, benim şahsen çok değerli bulduğum liberalizm ve demokrasi gibi değerleri yaygınlaştırmada yetersiz kaldı.
Özellikle Orta Doğu'da siyasetin ve hafızanın en derinlerine sinmiş sömürgeci ve emperyalist geçmişi unutturacak bir siyaset geliştirilemedi. Türkiye'nin AB üyeliğinin sürüncemeye sokulmasından (herhangi bir Arap sokağında sokaktaki insana sizce Türkiye neden AB'ye giremiyor sorusunun cevabı emin olun Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini karşılayamaması değildir), petrol olan ülkelere müdahale edilmekte gecikilmemesi, buna rağmen Suriye'ye sessiz kalınması, Batı'ya karşı bu olumsuz hafızayı hep diri tuttu. Suriyeli mülteciler konusunda yardım yapılmazken, İsrail'in Gazze'de işlediği insanlık suçlarına karşı sessiz kalınması, "ikiyüzlü" Batı imajını gidermek konusunda yardımcı olmadı. (...)
Elbette IŞİD'in çıkışında ve yayılmasında bu bölgeye dair hastalıklar epey tayin edici. Baas rejimlerinin zorbalığı ve zehirli aklı; radikalizmi finanse eden, bu ideolojiyi üreten ve ihraç eden bölge ülkeleri; vatandaşlarını eğitimsizliğe ve fakirliğe mahkûm eden kirli bölge rejimleri, geleneği unutarak İslam'ı katı ve vicdansız bir şablona indiren "din âlimleri", buna alternatif üretemeyen ve hatta bu radikalizmi bir şekilde besleyen bölgenin seküler aydınları, hepsi ve daha fazlası IŞİD'i anlamak ve ona karşı mücadele etmek için yüzleşilmesi gereken unsurlar.
Yine, yanlış anlaşılmasın, IŞİD'e karşı, bu örgütün kökünü kurutacak her operasyon desteklenmelidir. Burası muhakkak. IŞİD'e karşı yapılacak operasyonun askerî bir boyutunun olması gerektiği de muhakkak. Ancak asıl soruna odaklanmayan, IŞİD'in varoluşuna sebebiyet veren sorunlara dokunmayan bir operasyonun başarılı olacağını söylemek mümkün değil. Bu yüzden Obama'nın iç kamuoyunu rahatlatmak için devreye soktuğu son operasyon planının hedeflerine ulaşamayacağını söylemek için müneccim olmaya gerek yok ne yazık ki! <<-



"PYD'nin Rojava emelleri üzerinden Esad'la işbirliği yapmasının bugünkü tabloda payı var." (Nihal Bengisu Karaca)
Yine de elde sorular var;
Türkiye Cumhuriyeti; PYD kontrolünde olsun olmasın, Kobanenin IŞİD eline geçmesine göz mü yummalı?
Bu "barış süreci"ne yarar mı?
PKK çevresi Rojava için çok yalan üretti. Hala da TC'nin IŞİD'a silah verdiği tezviratıyla, sınırın Türkiye tarafında provokasyon yapıyorlar. PKK'nin bütün bu provokasyon ve çatışmacı politikalarına rağmen TC Kobane'de, Kürtlerin yanında olmalı ve IŞİD bölgeden uzaklaştırılmalı. (@FIRATEREZ 1)

PYD, PKK'den de aldığı destekle Esad'ın Rojava hediyesini güle oynaya kabul etti ve sonra da üzerine bir uydurma "devrim" inşaa etti. "Devrim" dedikleri, başkasına söz/varlık hakkı tanımadıkları bir düzendi ve Esad'la değil, ÖSO da dahil tüm muhaliflerle savaştılar. Bütün bunlar olup biterken PKK Türkiyede, güya süreci ilerletmek için, TC içinde her tür (başka laf yok) şımarıklığı, provokasyonu yaptı.
IŞİD sınırın öbür tarafından Kürtleri TC'ye sürüyor, PKK'nin derdi de sınırın bu tarafındaki karmaşadan provokasyon çıkarmak.. Çok acayip. Sanırım TSK'yı taşlayarak IŞİD'a hava saldırısı yapmaya ikna etmeye çalışıyorlar.
IŞİD'ın güçlenmesinde sorumluluk önemli ölçüde de PYD/PKK'nin sorumsuzluğundan. Şimdi o bölgede IŞİD olmayabilirdi ama var. Ne yapılabilir?
Suriye içinde tampon bölge kuralım ama uçuşa yasak bölge ilanı olmasın", SR uçakları da tepemizde uçsun.. Evet çok mantıklı.
IŞİD, Türkiye'nin vizyonerliğinde kurulacak Yeni Ortadoğu'ya saldırıyor ve aslında Türkiye'ye saldırıyor. Bu iş her halukarda Türkiye'nin sorunu.
IŞİD o bölgeden çekilmeli, çekilmeye ikna edilmeli, edilemez ise de zor kullanılmalı.
Fikrim budur. (@FIRATEREZ 2, 3 ve 4)



"Düşman IŞİD olmasına rağmen, PKK medyası ve yöneticileri ısrarla cepheyi Türkiye'ye kadar genişletmek istiyorlar.
'AKP destekli IŞİD' diye başlamayan cümle kurmuyorlar."
"PKK hâlâ Türkiye'de ne arıyor?", Hilal Kaplan. 24.09.2014 - Yeni Şafak




"Rojava çözüm sürecinin Aşil topuğu mu?" Kurtuluş Tayiz. 28 Eylül 2014 - Aksam.com.tr
Kürt hareketinin Rojava'yı iyi analiz etmesi gerekiyor. Abdullah Öcalan'ın IŞİD'i "bir İsrail projesi" olarak tanımlaması önemliydi. IŞİD saldırısıyla aslında Türkler ve Kürtler arasında çözüm süreciyle birlikte kurulan yeni kardeşlik ilişkisi vurulmak isteniyor. Kandil'i, HDP'yi bilmem ama Öcalan'ın bu tehlikeyi gördüğünü düşünüyorum.

"Tehditler savurma yerine diplomasi yapın", Kurtuluş Tayiz. 27 Eylül 2014
Çözüm sürecinin tarafı olan KCK'lı yetkililerin son günlerde yaptıkları açıklamaları takip ediyorum; demeçlerinde şantaj var, tehdit var, hakaret var ama aklı başında tek bir cümle yok. Türkiye devleti ile masaya oturan bir hareket olmalarına karşın hâlâ eski silahlı örgüt dilini kullanıyorlar. Ne siyaset kanallarını kullanabiliyorlar ne diplomasi yapabiliyorlar. Masaya akıl ürünü bir proje getirdikleri yok; sadece öfkeleri var, bir de masaya koydukları silahları.
(...)
Hükümet, PYD ve Barzani'nin arasını yapmak için bir süre önce taraflara aracı bile gönderdi. Onlar ne yaptı dersiniz? IŞİD'in Erbil'e saldırdığı en kritik zamanda, PKK ile Barzani arasında buzların erimeye başladığı sırada, KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık çıkıp peşmergeyi aşağılayarak, Barzani'ye ağır suçlamalarda bulunarak bu yakınlaşmayı sabote etti. Biraz siyaset bilen bir örgüt yöneticisi böyle bir politik hata yapar mı? Tehdit, suçlama, aşağılama dili sadece Türkiye'deki çözüm sürecini etkilemiyor, Kürtlerin birliğine de mal oluyor. Rojava'da PYD'nin yalnız başına kalması da bunu yeterince göstermiyor mu?




"Fransa'nın ortasında doğan bebeklerden, Suriye'de kafa kesen IŞİD'çiler oluşturan karanlığın sorgulanması..." diyor Yıldıray Oğur
"Dağları bombalayarak IŞİD biter mi?" başlıklı yazısında. İnanılmaz uzun, çoğuna göre "Ama bu çok sıkıcı" yazılarını bile okuyabilirim; ama Ertuğrul ÖZKÖK ve Yıldıray OĞUR, bu iki zevatı okuyamıyorum demiştim bir zaman önce... Baştan sona okumayı başarabildiğim nadir yazılarından birini sizlerle paylaşıyorum:
.......... “Acaba İsrail'in Gazze'yi bombalamasını izleyen kaç Fransız vatandaşı Müslüman önüne geleni elindeki silahlardan biriyle yok edip yoluna devam eden Playstation oyun karakterlerinden biri olmak için hiç bilmediği Suriye'ye ya da Irak'a gitmeye karar vermiştir? Ya Mısır darbesinden sonra Rabia Meydanı'nda darbeye direnenlerin üzerine yaylım ateşi açılmasını televizyondan izleyen kaç Hollandalı Müslüman genç için internetten cihad için şehit olmaya çağıran ses mantıklı gelmiştir? Mısır'da Müslüman Kardeşler iktidarı Batı'nın "hayırlısı neyse o olsun" kayıtsızlığıyla kanla yıkılırken El Kaide liderlerinden "Bak biz size demokrasiyle olmaz dememiş miydik" açıklamaları gelmişti. O gün o açıklamayı geçersiz kılacak hangi kapıyı açık bıraktı, hangi gelecek ufkunu vadetti dünya Müslümanlara?"
(...)
AKP'ye bile tahammül edemeyip, laik Türklerin şımarık propagandalarına şartsız inanıp İslam dünyasındaki 60 yıllık bir demokratik tecrübeyi bile hiçleştirmeye çalışanlar, Müslüman Kardeşler'e laiklik tavsiye etmiş Erdoğan'a İslamcı faşist damgası vurmak için çırpınanlar, Sisi'yle demokrasiye gidileceğine inanıp Erdoğan'la diktatörlüğe gidildiği fasaryaları uğruna 60 yıllık müttefikliği bile harcama sinyali verenler peki? (#İsrail)

Bir zamanlar Kürt meselesinde en ikna edici argüman "Dağları bombalayarak PKK'yı bitiremezsiniz"di. TSK, PKK'yı 5 kez bitirdiğini açıkladı ama PKK hâlâ var. Evet IŞİD bambaşka bir örnek. Yaptığı katliamların, işgallerin acilen durdurulması gerek. Bu yüzden operasyon şart. (...) Ama bu konularda epey tecrübe kazanmış Türkiye bir şey daha diyor ve bu kez haklı: IŞİD'i ve benzeri örgütleri dağları bombalayarak bitiremezsiniz. Fransız Aydınlanması'nın topraklarından çıkıp, IŞİD'in 'karanlığı'na katılanları durduracak olan bombalar değil.
Batı, Arap Baharı'ndan sıkılıp, İslam ülkelerinde diktatörler, Suudi şeyhleriyle iş tutma siyasetine geri dönerek, İsrail'e çıt çıkarmayarak, İslam dünyasındaki laiklerin hamisi gibi davranıp ılımlı Müslüman Kardeşler'i, AKP'yi sahnenin dışına çıkarmaya çalışarak bu gençlerin eline Suriye'ye, Irak'a tek yönlü biletleri tutuşturdu.”

Y. OĞUR'un bir başka yazısı, AK Parti'nin IŞİD'i desteklediği iddiaları üzerine: "En meşhur IŞİD yalanları. IŞİDmeyen kalmasın: İşte o deliller" (16.6.2014 - Türkiye)




"Naziler ve IŞİD, Gazze ve Auschwitz", Markar Eseyan. 21.09.2014 - Yeni Şafak
2. Dünya Savaşı sırasında Yahudi soykırımı herkes için bir teferruattı. Mesele tamamen real politik ve güç dengeleri üzerinden okunuyordu ve din ile ırklar bu konuda hiçbir etki taşımıyordu. Sadece büyük politikalar için gerektiğinde kaldıraç etkileri olabilirdi. İkinci Dünya Savaşı'nda Yahudiler kimsenin umurunda değildi, bugün de Filistinliler kimsenin umurunda değil. Böylelikle kötü ve ahlaksız bir model kopya edile edile benzer yöntemleri üretti. Gazze dünyanın en büyük gettosuna ve Auschwitz'ine dönüştü. Ölen ise her dönemin güçsüz ve fakir insanlarıdır.
Bizler olan bitenin altında dinsel ve kültürel çifte standartlar arar, komplo denizlerinde yüzerken, Batı da Esed ve IŞİD konusunda Nazilerde olduğu gibi yanıldı ve baltayı taşa vurdu.
Bugün ABD ve AB bu konuda harekete geçiyorsa, Britanya neden Nazilere savaş açtıysa o nedenledir. 'Yaratıcı kriz' artık bu ülkelere zarar verme noktasına gelmiştir. Kontrollü mezhep çatışması, kalıcı bir menfaate neden olacak şekilde planlanan yoldan çıkmıştır ve IŞİD'e katılan batılı savaşçıların ülkelerine dönerek oraları Ortadoğu'ya çevirmesi mümkün gözükmektedir.

Türkiye'nin görevi yeni bir paradigma tarifi yapmak, Ortadoğu'da kalıcı barışın Batı ve İsrail için de bir kazan kazan oyunu olduğu konusunda ikna edici olmaktır.




-Rehineler Serbest-
Haziran ayında IŞİD teröristleri tarafından Musul'daki Türkiye Başkonsolosluğu'na mensup 49 (?) diplomatımız rehin alınmıştı. Rehinelerin serbest kalması için IŞİD ile takas yapıldığı yönünde iddialar ortaya atıldı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu NTV'de yayınlanan bir röportajında, rehinelerin kurtarılması operasyonunda "bir kişinin infaz edildiğini" ekleyerek şunları söyledi: "Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlarını ülkeye getirmişse herkes bu sevinci yaşamalı. Bu şartlardan vatandaşını alan her ülkenin bireyi kazanır. Dikkatsiz sarf edilen bir söz ve süreç sadece vatandaşların kaybına değil, ülkenin itibarının kaybına da yol açar."

Serdar Kaya'nın, Ekşi Sözlük'te yukarıdaki resim altında görülen bir entry'e ve laiklere, endişeli modernlere, ikiyüzlülüğe (#riya) tepkisi ise şöyle idi:
...... "Asıl problem rehinelerin kurtulmasına sevinmemeleri değil, olan bitene düne kadar sanki üzülüyormuş gibi yapmaları."


Dünya Ekonomik Forumu'nun düzenlediği bir toplantıda konuşan Davutoğlu "İslam dünyası IŞİD ile anılamaz, İslam da IŞİD veya benzer yapılarla anılamaz" dedi.
"Açık söylüyorum. Eğer bugün biz burada IŞİD'i tartışıyorsak, 2012 yılındaki (Ortadoğu'daki) demokratik geçiş süreçlerine destek vermediğimiz için tartışıyoruz. IŞİD çok güçlü olduğu için ya da Suriye ve Irak halkı IŞİD tür radikal eylemlere eğilimli olduğu için değil."


Bence "TR IŞİD'i destekliyor"la tartışmayı bırakıp, IŞİD'in sünni İslam dünyasında "seçenek" olmaktan nasıl çıkarılabileceği tartışılmalı.

IŞİD meselesi tek başına askeri yöntemlerle çözülebilecek 1 mesele değil. Küresel İslamofobia dahil tartışmak gereken çok şey var+ / Bu Ortadoğu'da demokrasinin tesisi ile ilgilidir. Örneğin İhvan gibi demokraside ısrar eden kurumlar yeniden sisteme entegre olmalı vs / Türkiye IŞİD yöntemlerini tasvip etmediğini, demokrasiye sahip çıktığını net bir şekilde en başta #Kobane'ye destek olarak göstermeli.
(@hbk)


Gelin, Halil Berktay'ın son haftalardaki gündemi değerlendirdiği yazısına kulak verelim:
.......... İsrail'in Gazze saldırısı sırasındaki, hükümeti İsrail ile dolaylı-dolaysız işbirliği içinde gösterme çabaları, haftalardır hükümeti şimdi de IŞİD ile işbirliği içinde gösterme harekâtı biçiminde devam ediyor. Efendim, IŞİD saldırganlığı ile AKP'nin yeni-Osmanlıcı hayalleri aynı şeymiş. Türkiye IŞİD'i bir dönem doğrudan desteklemiş; şimdi bile, kaçak petrol satışına da, öte tarafa geçen cihadçı militanlara da göz yumuyormuş (BBC'nin aksi yöndeki ayrıntılı haber ve grafikli analizlerine rağmen).
* Zaten ne olmuş da herkesi öldüren IŞİD 49 rehineyi serbest bırakmış; mutlaka bunun içinde (kötü) bir iş olmalıymış.
* IŞİD tehdidi altındaki Kobane, günümüzün Stalingrad'ıymış; 1942 sonbaharında Alman Altıncı Ordusunun durdurulduğu, İkinci Dünya Savaşının o büyük dönüm noktası kadar hayatîymiş Kobane, günümüzün anti-faşist ve anti-emperyalist mücadeleleri açısından (ömrümde bu kadar orantısız mübalağa görmedim).
* Öte yandan, böyle bir durum karşısında, Türkiye ve Suriye Kürtleri ile TC arasında en azından bir çıkar birliği, belki fiilî bir ittifak doğduğunu (ve bunun çözüm sürecini güçlendireceğini) mi sanıyordunuz (benim gibi)? Meğer ne kadar yanılıyormuşuz; IŞİD konusunda Türkiye ile Kürtler aslında birbirine düşman ve karşı taraflardaymış. Zira gene IŞİD'i kullanarak başka “caniyane planlar”ı da varmış hükümetin. Niyetleri, önce Kobane'yi IŞİD'e katlettirmek, sonra da IŞİD varlığını bahane ederek 100-150 kilometre derinliğine kadar bütün Rojava'yı (Kuzey Suriye Kürdistanı'nı) işgal etmekmiş. Batılı Müttefiklere böyle yaranılacak ve “çözüm süreci” de bu komploya feda edilecekmiş.
* Gene aynı kafaya göre, Sünni Türkler ile diğer din ve mezhepler arasında şu veya bu ölçüde bir eşitlik veya çok-kültürlülük sağlamak şöyle dursun, AKP'nin bütün niyeti diğer bütün inançları yok edip tek yanlı bir Türk-Müslüman hegemonyası kurmakmış (yani aslında IŞİD'den hiç farkı yokmuş bu açıdan).
("Kuşbakışı", Halil Berktay. 29 Eylül 2014 - Serbestiyet.com)


Alman Bild gazetesinin bir iddiasına göre MİT (Türk Milli İstihbarat Teşkilatı), hazırladığı bir raporla IŞİD'in Türkiye'deki yapılanması üzerine hükümeti IŞİD tehlikesine karşı uyardı. Raporda "Örgütü kontrol altına alamıyoruz" ifadelerinin yer aldığı söyleniyor. (bakınız)
Yine bu ayın bazı haberlerinde ekonomiye daire şöyle notlar da vardı: IŞİD'in yaptığı saldırılar sonrası, Türkiye'nin en önemli ihracat kapısı olan Irak ile olan ticaretin yarı yarıya düştüğü söyleniyor.





==IŞİD hakkında bazı sorular==
"ISID'in lideri el-Bagdadi'nin Bagdat Universitesi'nde Islami Ilimler alaninda doktora yapmis olmasi uzerinde daha cok durulmasi gerekmez miydi?
Bir soru: Dr. Bagdadi, Islam dinini "Gercek Islam bu degil" diyen ISID karsitlarinin cogundan daha iyi biliyor olamaz mi? / Soru 2: Islam'in Ilk Asrindaki savas ve saldirilarin goruntulerini de izleyebilseydiniz, daha mi guzel seylerle karsilasacaktiniz?" (@derinsular)

IŞİD Ezidi kızları pazarda satıyor. İslama uygun mu?
Uygun, Kuranda yeri var. Maalesef din bu
(@karaolorin)

Yandaki aranjmana Facebook'ta denk geldim. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında ABD'de zencilere karşı ırkçı ve katliamcı bir hareket olarak ortaya çıkmış Ku Klux Klan (KKK) ile IŞİD'i kıyaslıyor.
"Kimse KKK'nın Hristiyanları temsil ettiğine inanmıyor, peki neden bu kadar çok insan IŞİD'in Müslümanları temsil ettiğini düşünüyor?" diye soruyor.
F.K. adlı genç bir adam şöyle bir yorum yazmış altına: Maalesef müslümanlar arasında bi yoklasak İD'e destek verenler, hıristiyanlar arasında KKKye destek verenlerden çok daha fazladır.



Ayşe Hür adlı (tartışmayı çok seven) araştırmacı-tartışmacı gazeteci, giriş bölümü şöyle bir yazı yazdı:
"Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü" (21.09.2014 - Radikal)
Suriye ve Irak'ta IŞİD (şimdiki adıyla İslam Devleti-İD) denilen İslami terör hareketinin yerli ve yabancı cihatçılarının cinsel ihtiyacını karşılamak için Suriye, Tunus, Mısır ve Körfez emirliklerinden kadınlar getirttiğini yazdı gazeteteler. Bu eyleme meşruiyet kazandırmak için Suudi Şeyh Muhammed Orayfi'nin bir fetva verdiği; 14 yaşından büyük, dul, boşanmış veya kocasının bu iş için rızasını almış kadınların cihatçı erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını gidermelerinin kutsal bir görev olduğu, bu görevi ifa edenlerin doğrudan cennete gideceği... vesaire...




......Yani anlayacağınız, Ademoğlunun kutsalları ve (sözde) bu kutsalları uğruna yaptığı savaşları milenyumda da devam etmekte.
Kutsallarına bir, vahşete ve kaosun ateşine körükle pompa yapmana iki.

Bu arada yaygın bir Komplo teorisi olarak, ISIS'in bir Siyonist tasarı olduğu ve bazı kilit adamlarının MOSSAD tarafından yetiştirildiği yönünde enformasyonlar da mevcut. "Yahudi devletini korumanın tek yolu, sınırlarına yakın bir düşman yaratmak" imiş. Bu yönde İngiliz, Amerikan istihbarat servisleri ve Mossad ile uç grupları tek bir çatı altında toplamak üzere terörist bir organizasyon kurmayı planladıkları ve bu yolda Abu Bakr Al Baghdadi adlı IŞİD liderinin, askeri ve teolojik eğitiminin yanı sıra söylev ve konuşma becerileri açısından da MOSSAD tarafından eğitildiğini söylüyor Amerikan Ulusal Güvenlik teşkilatında (NSA) çalışmış olan Edward Snowden.

(Alıntı: The former employee at US National Security Agency (NSA), Edward Snowden, has revealed that the British and American intelligence and the Mossad worked together to create the Islamic State of Iraq and Syria (ISIS).
Snowden said intelligence services of three countries created a terrorist organisation that is able to attract all extremists of the world to one place, using a strategy called "the hornet's nest". NSA documents refer to recent implementation of the hornet's nest to protect the Zionist entity by creating religious and Islamic slogans. According to documents released by Snowden, “The only solution for the protection of the Jewish state is to create an enemy near its borders”.
Leaks revealed that ISIS leader and cleric Abu Bakr Al Baghdadi took intensive military training for a whole year in the hands of Mossad, besides courses in theology and the art of speech.
)

............ Soru işaretleri havada: Bu nasıl bir dünya? Nasıl bir kirli oyun? Bu kaçıncı "aynı perde"?
Nedir bu Siyonistlerin Yahudi devleti kurulsun ve var olsun diye yaptıkları?
Gerçi bugün bir Yahudi devleti var, adı da " İsrail / ISRAEL ".
Peki Siyonistler neden hala Yahudileri bir arada tutabilmek ve bu kurulmuş devleti yaşatmak adına sürekli yeni düşmanlar yaratıyor?
Hani bir düşman var ve ona karşı savaşılıyor desen, o da değil. Daha ortada örgüt yokken liderini türlü alanda yetiştirmeler, diğer gruplarla birleştirmeler...
................. NOT: Edward Snowden'den sızan NSA belgelerinde, IŞİD'in bölgeye köktenci militan çekmek için yaratılmış bir İsrail istihbarat tuzağı olduğuna dair bir kanıt bulunmamaktadır. Snowden dokümanlarında, iddianın temellendiği "Operation Hornet's Nest" ile ilgili bir referans yoktur. Bizzat Wikileaks tarafından iddialar reddedilmiş, hatta bu mitin ilk yayıldığı kaynağa onlar işaret etmiş: https://twitter.com/wikileaks/status/497889048263147522






"IŞİD'in yaratılış sosyolojisi ile eylemleri birbirine uymuyor" , "ASIL HEDEF TÜRKİYE"
Eğer IŞİD hakkında konuşulanlar söylendiği gibi olmuş olsaydı biz bugün IŞİD'in Kürtlerle kavgasını ya da Kürt bölgelerine yapılan saldırıları konuşmazdık. Çünkü, Irak'ta Maliki'nin büyük bir zulüm politikasıyla sürdürülen mezhepçi anlayışı, Suriye'de Esad'ın büyük sünni kıyımı, iki ülkede de milyonlarca insanın büyük bir öfke ile bu mezhepçi anlayışa karşı IŞİD'in yaratıldığı iddiası ile IŞİD'in mevcut eylemleri birbirine uymuyor. Yaratılış sosyolojisinin uygun gördüğü hiçbir stratejiyi hayata geçirmeyen başka bir örgütle karşı karşıyayız.

Sadece bir ay içerisinde yaşananlara baktığımız zaman tüm dünyayı kendisine kilitleyen 100 yıllık Kürt meselesini farklı bir anlayışla çözmeye çalışan Türkiye'nin bütün stratejik hedeflerine saldıran, dünyada İslamofobiyi 1 numaralı gündem haline getiren, zincirleme olarak İsrail'i ortadoğu'da korunaklı bir kaleye dönüştüren Arap karşı devrimleri ile eşgüdümlü bir şekilde aynı hedeflere doğru yürüyen bölgedeki tüm krallıkları tekrar meşru bir zemine çeken bölgedeki tek çatışmasız ve İslam dünyasının değerlerinin yaşatılması konusunda pratik olarak da kendisini kanıtlamış Türkiye'yi savaşların içine çekme hedefini gütmüş bir örgüt nasıl olur da sadece mağduriyet üzerinden örgütlenmesini bazalarak onu yaşananların bir sonucu olarak değerlendirebiliyorsunuz. Ve bu değerlendirmeniz sizi stratejik bir zayıflığa ittiğini nasıl göremiyorsunuz?

Açık ve nettir ki hem bölgesel hem küresel anlamda oyun kurucu, aynı zamanda oyun bozucu, adı örgüt olan ama hiçbirşeyi örgüte benzemeyen devletsel bir akılla karşı karşıyayız. Ve bu devletsel aklın şuanda tek hedefi Kürt ve Türk barışını sadece bozmakla yetinmeyip yok etmektir. Bunu Irak'ta Erbil'e saldırırken kısmen başaran ve bu sayede 10 yıllardır İran politikaları sonucu Irak’ta Maliki eliyle itilmiş, aşağılanmış Kürtlere İran'ı bir kurtarıcı, yine aynı şekilde yanlış Irak politikası sonucu güney Kürtlerinin yaşadıkları her türlü zorluğun sorumlusu olan Amerika'yı kurtarıcı pozisyonuna getirmiştir. Bu hamlede açık ve net olan enerji politikalarına hem bölgesel, hem küresel güçlerin söz sahibi olduğunu görmemek için kör olmak gerekir.
Aynı şekilde Esad'ı daha fazla yaşatmak adına Özgür Suriye Ordusuna ilk hamleyi düşünen bir IŞİD, sonuç olabilir mi? Barış ve çözüm sürecinin doruğunu yaşayan Kürt ve Türk aklına Kobani'de saldıran ve bunu bitirmeye saldıran bir IŞİD “sonuç” olabilir mi? ("IŞİD'e sonuç diyen akıl iflas etmiştir", İlhami Işık. 25.09.2014- Hür Haber)

Aynı yazar, "Durum bu iken, hedef Türkiye ve Kürtler iken, ne yapılmalı?" diye soruyor ve kendisinin cevabı şöyle:
1. Türkiye özel bir çabayla dünyaya kabul ettirilmeye çalışılan İslamofobiye karşı bütün kurumlarını harekete geçirmelidir. (siyasi,diplomatik,ekonomik, psikolojik, kültürel vs.)
2. Türkiye bu ölümcül saldırılara vesile olan ve İslamofobiye meşruiyet kazandıran IŞİD gibi örgütlere karşı her türlü önlemi almalı ve yaşama olanaklarını ortadan kaldırmalıdır.
3. Türkiye, iç barış ile bölgesel barışın iç içe geçtiğini düşünerek, başta Rojava ve Irak Kürdistan'ı olmak üzere Kürtlere yönelik her saldırıyı kendisine yapılmış bir saldırı olarak görmelidir.
4. Bu yeni devlet politikasına uygun tüm stratejik hamleleri yapacak kurumsal bir dönüşüm için kamuoyunun da desteğini arkasında göreceği adımlar hızlı bir şekilde atılmalıdır.



............ AKPnin uzun zamandır Suriye stratejsi ESAD ve YPGyle savaşan herkesi desteklemek üzerine kuruluydu ve bunun ikisini birden yapan tek çete de IŞİD... daha düne kadar MİT tırlarıyla adamlara silah yolluyor ve yaralılarını devlet hastanelerinde tedavi edip tekrar Suriye'ye salıyorduk. dolayısıyla şimdi Kobani'de olanlara "çözüm süreci sona erer" diyen Kürtler dışında ses çıkaran olmaması gayet normal. bu işin sonu ta bir sene önce Kürtler arasında sosyal medyada konuşulduğu gibi durmuş olan iç savaşın tekrar başlamasına kadar gidecek korkarım. (F. Katkak)


Kim, en çok kimden korkuyor ve/veya nefret duyuyorsa diğer tarafı destekliyor. Bunu içinden veya dışından yapıyor. Şöyle bir bakalım:
1) Uzun vadede en büyük tehdit olarak PKK'yı görenler "IŞİD bunların hakkından bi gelsin yeter. Biz sonra IŞİD'i hallederiz, kolay" diyorlar.
2) Uzun vadede en büyük tehdit olak IŞİD'i görenler "her şeyi bırakın, insanlığın tek kıstası IŞİD'e karşı direnenleri desteklemektir" diyorlar.
3) Biraz sağduyulu olan çok daha ufak bir kesim "bunların kapışmasından iyi şeyler olmaz, iki kötüden bir iyi çıkmaz" diyor.
Askeri işlerde taşeron kullanmak çoğu zaman bir canavar yaratır ve bu canavar bir yerde yaratıcısını da ısırır. (Mehmet Tanju Akad)


Gerici, şeriatçı kesime sırtını dayayan iktidar, dünya kamuoyunun baskısı karşısında ve özellikle ABD'nin dayatmasıyla çark edip IŞİD'i düşman ilan etti, daha doğrusu ettirdiler. Dünyada, bu iktidar başı kadar, dalaveracı bir yöneten görmedim. Üç gün önce ve üç gün sonrası, siyah ve beyaz kadar farklı davranış, inanması bile zor. Dün kardeş bu gün düşman, dün dost, bu gün düşman ve daha neler. (İhsan Sağmen)





Herkes Ayn Al Arap'ta direnen PYD'yi biliyor ama hiç kimse Amirli'de 4 haftadır IŞİD kuşatmasına direnen Türkmen Cephesini bilmiyor. Türkiye'de medyanın durumu merak ediliyorsa söyleyelim.
İzmir işgal edildiğinde "Vito Venizelos" diye bağıranlardan farksızlar.
(Bir alıntı)



"Stratejik derinlik" iddialı bir kavram, bölgesel bile yetmez küresel çapta "oyun kurucu" olabilme kabiliyeti gerektirir. Bu yeteneğe sahip değilsen üfürüktür. Ama bu kavram TR için kuru gürültü. AKP, "derin strateji"yi geç ülkesini ve bölgesini bile yeni öğreniyor. Asırlık 1 kopuş var, boru değil! (*)
20. yy statükosu dağılıyor, cetvelle çizilmiş sınırlar aşılıyor, yapay ulus devletler parçalanıyor. Statükoyu veri alan çözümlerin şansı yok. (*)
IŞİD bugune dek neredeyse sadece (Esad) muhalifleri ile savaştı. En gerici biçimiyle mezhepçi, milliyetçi ve liderlerinin çoğu Saddam'ın subayları. / Ben komşularla sıfır sorun politikasını "sıfır sınır" politikası olarak görme eğilimindeyim. (*)
9/11 korkusunun canlı kalması Teksas kasapları için cansuyu, geçen seferki gibi yardımcı bile olurlar. İşte IŞİD'in küresel fonksiyonu bu.. 9/11 korkusunu canlı tutmak için Hollywood'a milyarlar yatırmaya ne hacet? IŞİD ne güne duruyor, Youtube'a yükler, RT ve like eder birazdan. ABD'de islami terör umacısını canlı tutmanın çok faydası olur. IŞİD'i göstererek İhvan'ı, Hamas'ı harcayabilir, İsrail lobisi yapabilirsin. (*)
Acar analistlerimiz "#Kobane'yle birlikte barış süreci bitti" yazılarına başlamış. Aslında onlara göre hiç başlamamıştı ya.. Neyse:\ (*)
.......... @hbk'dan bu yazının başlarında ve bu bölümde çeşitli alıntılar yaptım. Bir başka Twitter kullanıcısı ise bir fotoğraf karesine şu notu düşüyor: "Anaların erkek çocuklarını cepheye uğurladığı çok olmuştur, ama Rojava'da analar kızlarını da cepheye uğurluyor." (bkz)




5 Eylül tarihli Daily Mail'de, Aubrey Bailey adlı bir kadının şu yorumu yayınlandı. Bush döneminde "demokrasi" vaadiyle yapılan Irak işgali hakkında bir eleştiri de içeriyor. Bazı bölümlerini Türkçe'ye çeviriyorum, başlığı: Çamur kadar temiz.
Işid'e karşı mücadelesinde Irak Hükümetini destekliyoruz. Işid'i sevmiyoruz, fakat bizim sevdiğimiz Suudi Arabistan'dan büyük destek alıyor. Suriye'de Beşar Esad'ı sevmiyoruz, ona karşı olan mücadeleyi destekliyoruz, fakat Işid de ona karşı savaşanlardan. İran'ı sevmiyoruz, ancak Irak Hükümetini Işid'e karşı mücadelede destekliyor. Yani bazı dostlarımız düşmanlarımızı destekliyor, bazı düşmanlarsa bizim dostlarımız; bazı düşmanlarımızsa başka bazı düşmanlarımıza karşı savaşıyor... Ve tüm bunların hepsi, bizim bir ülkeyi ..... -aslında biz oraya gidene kadar olmayan- teröristlerden temizleme iddiası ile işgal etmemizle başladı.


Bu da eski bir İngiliz istihbarat ajanının Huffington Post'da yayınlanmış ilginç bir yazısı (Vahhabilik vs), Türkçe çevirisi: "Ortadoğu'nun saatli bombası: IŞİD'in gerçek amacı Suud ailesinin yerine Arabistan'ın yeni emirleri olmak. Bu da Orijinali. ("Middle East Time Bomb: The Real Aim of ISIS Is to Replace the Saud Family as the New Emirs of Arabia", Alastair Crooke. 2 Eylül 2014 - Huffington Post)





Bir köşe yazarı, "Dön bir bak bakalım yıllarca Müslümanlığı yasaklayan, Kırgızistan gibi eski Sovyet ülkelerine. IŞİD'e en fazla katılımın bu coğrafyadan olması rastlantı mı sence?" diye soruyor. Bense yazımı Arzach'tan bir alıntı ile noktalıyorum. Eğer en baştan buraya kadar gelmeyi başarmış olan varsa... :)
"Bir noktaya geldim ve IŞİD belasına bakışımda sorgulanmaya değer bir yan olduğunu düşünmeye başladım. Sosyal medyada paylaşılan bir takım videolar kendimi sorgulama sürecinde etkili oldular. IŞİD'in militan kadrosunun nerelerden, ne şekilde devşirildiğine dair röportajlar okuyorum. Görünen o ki, IŞİD'in başarısının sırrı gelişmiş ve gelişmekte olan bir takım ülkelerin başarısızlıklarında gizli. Düzgün eğitim alamamış, sosyal güvenceleri olmayan, uyuşturucu batağına saplanmış, suç işlemekten kurtulamayan ve her defasında yeniden hapsi boylayan bir takım gençleri kandırarak gruplarına dahil ediyorlar. Kısacası, herhangi bir parlak gelecek beklentisi içerisinde olmayan, hayatta umudunu yitirmiş kim varsa çeşitli sebeplerle IŞİD'e militan yapılabiliyor.
Günümüz aile/toplum yapısı, eğitim sistemi, gelir dağılımında adaletsizlik... kısacası azınlığı koruyup coğunluğun kendi değersiz hayatları içerisinde debelenmek üzere sahipsiz bırakıldığı varolan sistem potansiyel katiller üretiyor. Bir de bu çocukların eline oyuncak olarak silah, oyun olarak ise saniye aralık vermeden katliam yaptıkları bilgisayar oyunları tutuşturup ardından IŞİD'e şaşırmak, kızmak... biraz boş, hedef şaşmış bir davranış gibi görünmeye başlıyor. Halbuki IŞİD'i besleyen sistemi ayakta tutmak için elimizden geleni yapıyoruz. Bilhassa dinsel eğitim insanların manipule edilerek hareketlerinin kontrol altına alınabilmesi için yeterli bir sebepken biz ülke olarak din eğitiminin ne kadar küçük yaşta başlarsa o denli iyi olacağına dair sakat bir algı ile çocuklarımızın zihinlerini yarın kandırılabilecekleri ve IŞİD gibi örgütlere katılımlarını kolaylaştıracak unsurlar ile doldurmakta sakınca görmüyoruz.
Bilhassa Türkiye'de bu oldukca yaygın bir tavır. PKK'lı gerillanın öldürülüşü de çoklarımız için naralar atarak karşıladıkları bir sevinçli olaydı, şimdilerde IŞİD aynı kategoride yer alıyor. Neticede insanların neden, ne şartlar altında, ne gibi bir hayattan gelerek o durumlara yöneldiklerinin bizler için pek bir önemi kalmamış. Gebersin gitsin pislikler deyip konuyu kestirip atıyoruz."




EK: Bu sitede IŞİD ve Kürtler konusunda bir blog çalışması var. https://serdarahmedburak.wordpress.com/

(Yazıya çeşitli eklemelerim devam edecektir.)

EK 2: Son günlerde sosyal medyada paylaşılmakta olan bir yazı var, ben de eksik kalmayayım dedim :) Bloguma da bir bölümünü alıntılıyorum:


.......... Irak'taki hapishanelerin boşaltıldığı bilinmesine, Saddam sonrası Irak'taki mezhepçi idarenin Sünnilere kan kusturduğu ve bunun da IŞİD'i ortaya çıkaran ve besleyen zemin olduğu bilinmesine rağmen IŞİD'in Suriye'yi paravan olarak kullanacağı ve dönüp intikam alacağı nedense hesap edilmedi.
***
Peki IŞİD'in, Irak'ın işgalinde tıpkı Şiiler gibi ABD ile işbirliği yapmış olan Kürtlere hüsnü nazarla bakmasını mı bekliyorduk. Musul bize yeter mi diyeceklerdi?
...
Üstelik IŞİD o kadar ‘çılgın’ katliamlar yapıyor ki Batı'nın nihilist gençliği için de bir cazibe merkezi haline gelmiş durumda. Okul basıp silahla öğrenci tarayabilen potansiyel canilerin bugün IŞİD saflarında silah altına gitmediği ne malum. Yani IŞİD dediğimiz yapının sadece dini motivasyonla hareket ettiği de bir yanılsamadan ibaret.
(Halime Kökçe. 16 Ekim 2014 - Star)


EK 3: SİSİ GİBİ DİKTATÖRLERİ ÇIKARLARI İÇİN TERCİH EDİYORLAR
"(Batılı büyük devletler) Bölgede istikrarlı demokrasiler değil, kendi belirledikleri statükoyu devam ettirebilecek rejimler istiyorlar. Başlangıçta Arap Baharına olumsuz bakmadılar ama demokrasinin sonuçlarının onların kurduğu düzeni bozduğunu görünce eski partnerlerine döndüler. Sisi gibi darbeci diktatörleri, bölgedeki çıkarlarına zarar veren Müslüman demokratlara açık biçimde tercih ediyorlar. Yönetecekleri üç-beş şarlatanı da demokratik parlamentolara tabii. El Kaide veya Işid gibi çirkin “dinci terörist” imajı da bu politikayı meşrulaştırmak fazlasıyla ikna edici bir bahane oluyor.
Özellikle son birkaç yıldır Batılı bazı büyük devletler bölgeye kaos getirecek veya kaosu devam ettirecek bir şekilde hareket ediyorlar. Şimdi mücadele ediyor göründükleri örgütlerle ilişkilerinde de fazlasıyla karanlık noktalar var. Kanaatim o ki, başta ABD olmak üzere Batılı bazı büyük devletlere egemen olan bir politika değişikliği mevcut.
Burada da islamofobik veya sınıfsal refleksle bunu göremeyenler veya gördükleri halde Ak Parti'ye duydukları tepkiyle bile bile bu değirmene su taşıyanlar var. Işid nasıl ortaya çıktı ve hangi ara böylesine modern Amerikan silahlarıyla donandı diye sormak yerine, anlamadan dinlemeden Türkiye'nin Işid'i desteklediğini iddia edenler bu propagandaya hizmet etmiş oluyorlar.
...
Işid saldırdığında Hükümet kadınların, çocukların, sivillerin girmesi için sınırı açtığında, sığınanlara gerçekten kucak açtığında bu göze görünmedi. Çünkü öncesinde onun Işid'i desteklediğine dair etkili bir propaganda yapılmıştı. Bu propaganda PYD saldırının üstesinden gelemeyince faturanın Ak Parti hükümetine çıkarılmasını kolaylaştırdı. Tezkere çıktığında da PYD'ye koşulsuz destek vermesi, koridor açılması ve savaşçıların geçişine izin verilmesi gibi talepler oldu. Bu taleplerden bazıları da gerçekleşti aslında. Örneğin Urfa'daki hastanelerin Işid ile çatışırken yaralanan YPG’lilerle dolu olduğu ve onların sürekli tedavi edildikleri sır değil. Çok muhtemeldir ki hükümetin Işid’in saldırmasına malzeme vermemek için söylemedikleri de var. Ama aynı düşmanlaştırıcı propaganda devam ediyor. Savaş tehditleri de. Böyle bir aşamada hükümetin PKK/PYD'ye pek güven duymaması anlaşılır bir durum. Siz olsanız güvenir miydiniz? Salih Müslim öyle söylerken Cemil Bayık'ın “bizim için Çözüm Süreci bitmiştir” dediği, silahlı militanlarını Türkiye'ye gönderdiklerini söylediği ve sürekli silahla tehdit ettiği bir ortamda Türkiye'nin PYD'yi Işid'den kurtarmak için fazlasını yapmasını beklemek kolay değil.
(Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. Dr. Bekir Berat Özipek'in, Kobane Protestoları sonrası gelinen nokta doğrultusunda AjansHaber ile yaptığı söyleşisinden.)



17 Eylül 2014 Çarşamba

...Ahmet DAVUTOĞLU


27 Ağustos 2014 itibariyle Türkiye'nin yeni Başbakanı ve AKP genel başkanı. Mayıs 2009'dan beri Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunuyordu, meclis dışından bu göreve atanmıştı. Dış İşleri bakanı olarak parlak ve etkin bir isim oldu, kendisi ile birlikte dış politika konuları gittikçe iç politika üzerinde etkili olmaya başladı. Özellikle Ortadoğu meseleleri üzerine eğildi; "Stratejik derinlik", "komşularla sıfır sorun", "değerli yalnızlık" söylemlerini defaatle dile getirdi.

10 Ağustos 2014 tarihli cumhurbaşkanlığı seçiminden Recep Tayyip Erdoğan'ın ilk turda köşke çıkması sonrası, bir işaretiyle O şimdi Başbakan. Şahsı hakkında acayip bir şekilde, iki çok zıt kutup var: Birinin ciddi eleştirileri var, diğeri övgüyle şairane ruhla karşılıyor yükselişini. Çeşitli alıntılar yapıyorum bu yazımda.


Koca bir ömrü ve bütün bir akademik yaşamı Osmanlı'yı diriltme, olmadı yenisini kurma gayesine vakfetmek:
Sana göre idealizm, bana göre embesillik.
(Mehmet Ördekçi)

Davutoğlu: "IŞİD (İD) terörist bir örgüt değil. Işid TERÖRİZE bi yapı gibi görülebilir AMA..."
"Terörize yapı" ne?
Terörist dememek için atılan 40 takla sonunda bozulan Türkçe! (@FerdanErgut)

"Yeni Türkiye'nin yeni başbakanı, kabinenin en başarısız, Türkiye'yi uçurumun eşiğine getiren dış politikanın baş mimarı. Pan-İslamist yayılmacı hevesleriyle Ortadoğu'nun kan gölüne boğulmasında katkıları büyük olan, Türkiye Cumhuriyeti'ni dünyada alay konusu haline getiren şahsiyet olarak artık Başbakanlık koltuğuna oturacak" diyor Ceyda Karan bir yazısında. Davutoğlu ve AKP dış siyasetini "Şark kurnazlığı ile Batı'nın çıkar odaklı acımasızlığını birleştirmek" olarak tanımlıyor. "Zihniyetlerini dünyaya ılımlı diyerek pazarlarken, beceriksizliklerinin kaçınılmaz sonucu olarak bölgeye aşıladıkları radikal İslam virüsüyle Türkiye'yi dünya nezdinde zanlı konumuna düşürdüler" diye devam ettiği yazısını okumak isterseniz:
"Geride enkaz ve 49 rehine", Ceyda Karan. (21 Ağustos 2014, Cumhuriyet)



.........Eski öğrencilerinden biri (Behlül Özkan); Davutoğlu'nun tüm kitaplarını, yazılarını okuyup; görev sırasındaki siyasetleri ile birlikte değerlendirerek bir yoruma ulaşmış. Bu çalışmasındaki verilerden bir söyleşisinde kısaca bahsediyor, bazı bölümlerini aktarıyorum:

"Davutoğlu Batı'nın otoriter yayılmacı mantığıyla İslamcılığı harmanlıyor."
"Şunu iddia ediyor: Ortadoğu'da otoriter rejimler çökecek ve bunun yerine İhvan (Müslüman Kardeşler) benzeri İslamcı grupların iktidarında yeni bir Ortadoğu kurulacak. Lideri de Türkiye olacak. (...) İslam birliği üzerinden yeni düzen istiyor. Diyor ki Türkiye bugünkü Misak-ı Milli sınırları içerisinde kalamaz. Soğuk savaş sonrası statükocu pasif Batı yanlısı politikasında ısrar ederse ve sınırları içerisinde kalmakta ısrar ederse yıkılır. Etrafını domine eden bir hegemonya kurmalı bölgesinde ama bunu kurmazsa yıkılır diyor."
"Davutoğlu'na sürekli “neo-Osmanlıcı” deniyor, oysa değil. 300 makalesinde hiçbir zaman neo-Osmanlıcı olduğunu söylememiş; dahası yeni Osmanlıcılığı da eleştirmiş. Osmanlıcılık gayrı Müslimleri de içeren bütün farklı etnik ve dinsel grupları Osmanlı kimliği altında toplamayı ve entegre etmeyi düşünüyordu ve ciddi bir Batılılaşma hamlesi başlattı. (...) Özal'ı Tanzimat paşalarına benzetir mesela, Batıcı olmakla eleştirir. (...) Davutoğlu pan-İslamist çünkü defansif değil yayılmacı, pasif değil aktif. Türkiye'yi Ortadoğu'da merkez olarak konumlayıp Ortadoğu'da yeni birliktelik düşünüyor. Hatta buna Bosna ve Arnavutluk'u da katıyor. Bu Pan-İslam dünyası, Sünni inanışın hegemonik olduğu bir düzen."

"Baas rejimi her ne kadar son derece diktatoryal ve insanlık dışı eylemlerde bulunsa da Suriye'de toplumun bir yerine tekabül eden bir desteği var. Suriye'yi bilen uzmanlar 2011 Ağustos'unda -rejim çok daha uzun sürer gitmemek için direnecektir- dediler. Fakat yanlış politikada ısrar edildi. Suriye'deki iç savaşın taraflarından biri oldu Türkiye. Esad'ı devirmek için gittikçe daha radikal grupları desteklemekte beis görmediler.
Davutoğlu'nun dış politikası yüzünden Türkiye Ortadoğu'da yönünü kaybetmiş, çünkü Davutoğlu'nun dış politikası realiteyi yansıtmıyor. Onun hayal dünyasından ibaret. Çünkü tarihi 1918'de bitmiş gibi kabul ediyor. Osmanlı yıkıldı, tarih dondu ve şimdi tekrar Türkiye 1918 yılında bıraktığı yerden devam edecek diyor. Ancak 1918'den itibaren Arap milliyetçiliği, sosyalizm akımları oldu. Mısır ve Suriye'de ordu gibi siyasete çok önemli etki eden kurumlar var. Bunları bir kenara itti. İhvan gibi siyasi İslamcı grupları iktidara taşımaya yönelik tüm gücünü kullandı. Türk dış politikasını buna angaje ettiler."

"Davutoğlu kendini tarihe yön veren, tarihin sahnesinde bir aktör olarak görüyor. Ama Türkiye orta ölçekte bir devlet. Buna göre hayal kurarsınız, Türkiye'yi küresel bir devlet olarak hayal ederseniz işte böyle Musul'da 49 diplomatınız bir radikal örgütün eline esir kalır ve ağzınızı açıp tek kelime söyleyemez hâle gelirsiniz. (...) Ortadoğu'da önemli bir aktörseniz hiçbir ülkeye güvenerek dış politikanızı belirlemezsiniz."
"Siyasal İslam'da Batı'yı eleştirmek vardır ama hiçbir zaman Türkiye'yi ABD'nin karşısına çıkartacak, NATO'dan ayrılacak gücü kudreti kendinde görmez. Türkiye'yi bölgesel güç olarak görür ve bunu ABD'nin şemsiyesi altında şekillendirir. ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanı olarak görür. Kürecik radarına izin verdiğini görüyoruz. Bunun tek istisnası İsrail".

"1983 yılında Kudüs'ü ziyaret ediyor. Kıldığı sabah namazından bahsediyor. Öyle bir yazıyor ki bunu, dinin düşünce yapısını çok etkilediğini görüyoruz. Bir taraftan İslamcı, öbür taraftan dini diplomaside kullanmaktan, dış politikada rasyonalize etmekten çekinmediğini görüyoruz. Burada diyalektik ilişki var. Hem din kendisini etkiliyor hem dini de kullanıyor kendi dış politika amaçlarına ulaşmak için."
("Davutoğlu, Neo-Osmanlıcı değil Pan-İslamist" - 23 Ağ. 2014, Taraf)




Biraz da övgüsel görüşlerden alıntılar...

"Neden Davutoğlu?"

ÇÜNKÜ tanıdığım en mütevazı insanlardan biri. Hira Dağı'nı da biliyor, Tur-i Sina'yı da, Nepal'i de.
Kalbi Anadolu'da, ufku Kudüs, Medine, İstanbul, Saraybosna, Batum ile çevrelenmiş...
Çünkü insan merkezli siyasete inanıyor.
Çünkü tarihin yanlış tarafında konumlanmaktansa, yalnız ve dimdik ayakta kalmayı tercih etmeyi salık veren bir "ahlaki" donanımı savunuyor.
(...)
Var olan sistem Türkiye'nin siyaset ve tarih sahnesine bir oyun kurucu olarak çıkmasına müsait değildi. Türkiye'nin kültürel, tarihi ve coğrafi bağlarını "upload" etmesi gerektiğine duyduğu inanç ve bunu başarabilmesi için yaptığı çalışmalar Davutoğlu'nun "pratiğini" oluşturdu. Erdoğan'sız Türkiye mühendisliğini yürütmeye çalışanların son bir yılda çıkardığı krizler sırasında Malezya'dan Bosna'ya, Suriye'den Pakistan'a kadar birçok ülkede Recep Tayyip Erdoğan için destek gösterileri yapıldığını hatırlatmak, söz konusu pratiğin sahada nasıl canlı bir karşılığının da olduğunu göstermesi bakımından önemli bir ipucu sağlayacaktır.
Şimdi bazılarının "Öngöremedi" dediği bölgesel olayların çoğu, bilakis Davutoğlu'nun öngördüğü ve uyardığı konu başlıkları.
ABD'nin Irak'ı işgal edip çekilirken de siyasi hayatını mezhep ayrımına göre şekillendirmesinin ve Sünnilerin temsilini kota ile sınırlandırmasının sonuçları hakkında uyardı. Bu dizaynın Irak'ın üçe bölünmesi gibi bir kaçınılmaz sonucu getireceği açıktı, nitekim gidişat o yönde. İran konusunda da küresel egemen ABD; Davutoğlu'nun öteden beri savunduğu çizgiye geldi.
Mısır'da laiklik meselesinin Müslüman Kardeşler çizgisinin iktidarına karşı bir kalkışma aracı haline getirilebileceği konusu Mısır'ın uyarıldığı konulardan biriydi.
(Nihal Bengisu Karaca. 23 Ağustos 2014, Habertürk)
Kişisel Sorularım: Allah'tan başka ilah olmadığına, hamd ve övgünün yalnız Allah'a ait olduğuna iman etmiş Müslümanlar nasıl bu kadar yalaka olabiliyor? Bir kadının bir erkeğe (hem de Başbakan olan bir erkeğe) bu yazının en başındaki şekilde, şairane iltifatlarla dolu bir girizgah ile yalakalık yapması normal mi?


"Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir şey yapmamayı ve hiçbir riskle yüzleşmemeyi salık veren dış politika anlayışını bu kadar kısa sürede unutturan Davutoğlu vizyonu, anlaşmanın ve uyumun getirisine talip olduğu kadar olası anlaşmazlıkların da bedelini ödemeye talip. / Hatırlarsınız, Mavi Marmara saldırısı sonrasında CHP kurumsal kimliğinde mücessem olan küçük devlet refleksini temsilen eski büyükelçiler ve milletvekilleri "Eyvah! İsrail canımıza okuyacak" çaresizliğini stratejik olarak gerekçelendirebilmek için televizyon televizyon geziyorlardı. ... (Bu adamlar) öğretilmiş çaresizliğin çocuklarıydılar sadece. Çok değil yüz yıl evvel bugün adı Libya olan Trablusgarp'ta savaşmamışız gibi yapmanın bir bedeli yoktu. Eğer böyle yapar ve Libya'da dünyanın bütün istihbarat örgütleri cirit atarken sen iç düşman algısına esir olursan zaten ödeyecek bir bedelin olmazdı. İşte Davutoğlu bu algıyı hem devlet aklı nezdinde hem de toplum nazarında yıkan adam oldu. Çıktı ve İsrail 72 saat içerisinde Türkiye'nin sıcak taleplerini karşılamazsa bütün seçeneklerin masada olduğunu söyledi. Akdeniz'in bir İsrail gölü olmadığını ve olmayacağını, Türkiye'nin artık İsrail küstahlığını sessizce seyreden bir hasta adam olmadığını sert bir yüzle anlattı. ... Israrla İsrail'in uluslararası sulardaki saldırısının hukuksuzluğunu anlattı.
Acizliği siyasi mazaret olarak pazarlamayı adet edinmişlere, yalnız kalsak bile acze düşmemenin büyük devlet olmanın ta kendisi olduğunu Suriye'de uygulamalı olarak öğretti. Kısa vadeli çıkarlar karşılığı Suriye halkının taleplerini masada istediği fiyata satabilecekken, Esed'e teslim olmayacak kadar onurlu bir duruşu tercih etti. Günlük çıkarların değil uzun vadeli bir stratejinin kazananı olmayı seçti.
Evet, Davutoğlu; sadece Türkiye için değil Ortadoğu için de bir müjdedir. Çünkü Davutoğlu, yüz yıl önce ucu açık bırakılmış bir hesabı kapatmak için Mağrip'ten Malezya'ya kadar sinesi öfkeyle dolu herkese, İstanbul'un yeniden uzanan elidir.
Çünkü Davutoğlu, yeni Türkiye'nin olduğu kadar büyük Türkiye'nin de akleden kalbi ve hisseden aklıdır."
"Davutoğlu: Büyük Türkiye'den Yeni Ortadoğu'ya" Yasir Kadıoğlu, 26.08.2014






MISCELLANEOUS

  • Prof.Dr. , 26. T.C. başbakanı, Konya doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi mezunu.

  • Ekonomi ve Siyaset Bilimi + Uluslararası İlişkiler lisansı var. Buna rağmen reel ekonomiden pek anlamadığı yönünde eleştiriler mevcut. Keza Erdoğan'ın talimatları doğrultusunda "kukla başbakan" olmak üzere öne sürüldüğünü söyleyen de var.
    ......(Soru: Kemal Kılıçdaroğlu'nun birisine kukla demesi nasıl bir ironidir?)


  • Balık burcu. (26 Şubat 1959)
    Burcun özelliklerini anlamlı şekilde yansıttığını düşünüyorum: Hayalperestlik ve duygusal güç. (??)
    Burcun bir diğer mensubu olan Albert Einstein şöyle diyor: "I never made one of my discoveries through the process of rational thinking."/ Hiçbir buluşumu rasyonel düşünce ile yapmadım.
    Bakalım Davutoğlu'nun belirgin hayalciliği, simgesi birbirine göre zıt yönde giden iki balıkla gösterilen bu burcun başarılı bir örneği olarak mı, yoksa Enver paşa gibi hayallerinin peşinde giderken gerçeklik anlayışını kaybetmiş bir "loser" olarak mı hatırlanacak gelecekte?



  • "İnternetten bilgi sahibi olunmaz, bilgi sahibi olunsa bile ahlâk sahibi olunmaz" demiş.
İnterneti ve yeni hayatın etkileşim dinamizmini anlayabilse, anlayabilecek parça eksik olmasa zaten bol ecdatlı, üç kıtada at koşturmalı hayallerde takılıp kalmazdı. / Endişem o ki bu emperyal fenteziler karakolda biterse RTE bir şekilde kendini kurtaracak, jöleliyi hatırlayan bile olmayacak, olan buna olacak. Bulutların üzerinden alıp savaş suçları mahkemesine bunu götürecekler. Kendisinden tiksinmiyorum. Ama bu kafayla RTE kadar bile arada doğru işler de yapabilme şansı yok.
(Mehmet Ördekçi)


  • Biraz da Dış İşleri Bakanı olduğu dönemi de içine alacak şekilde, bazı olayların kronolojisine bakalım:
Hamas Gazze'de ilk kez seçildiğinde bir Ankara ziyareti yapmış, önde gelen isimlerinden Halid Meşal Şubat 2006'da Türkiye'ye gelmişti. (Hatırlarsanız 30 Eylül 2012'deki AK Parti 4. kongresine de yabancı konuk olarak katılmış ve etkileyici bir konuşma yapmıştı.) İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (İSK / IDF) Aralık 2008'de Hamas'a karşı düzenlediği *Dökme Kurşun Operasyonu*'ndan beri İsrail Türkiye ilişkileri kötü günler geçiriyor. Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in yapmış olduğu bu harekatı "barışa indirilmiş bir darbe" olarak nitelemiş, "İsrail'in insanlık suçu işlediğini" belirtmişti. Gazze'deki harekatın çok sayıda sivilin ölümü ile sonuçlanması ve aynı dönem İsrail'in Türkiye aracılığıyla süren görüşmeleri aniden kesmesi, Türkiye-İsrail ilişkilerini olumsuz bir şekilde etkilemeye başladı. Zaman içerisinde ortak askeri tatbikatlar iptal edildi, Türkiye'de insanlar arası sohbetlerde Filistin-İsrail çekişmesi temel konulardan biri olarak yerini aldı. Siyasi alanda Recep Tayyip Erdoğan'ın İsviçre Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu sırasında İsrail devlet başkanı Şimon Perez ile bir tartışma içerisine girmesi ve salonu terk edişi (29 Ocak 2009), İsrail Dışişleri Bakanı Yardımcısı'nın imza attığı **Alçak koltuk krizi** (Ocak 2010) ve İHH'nın düzenlemiş olduğu Gazze'ye yardım filosu içerisindeki Mavi Marmara'ya İsrail saldırısı (31 Mayıs 2010) gibi olaylar...


  • Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içersinde olup bugün farklı devletlere bölünmüş, savaşlar içerisindeki coğrafyada "Organik bir bütünleşme" ile "tarihin doğal akışı"na kavuşmasından bahseder. Bu proseste Türkiye'yi lider veya etkin konumda hayal ederek dış politikasını şekillendirir. Söz konusu bütünleşme askeri önlemlerle değil; siyasal, ekonomik ve kültürel yollarla olacaktır. İslami düşünceler, İslamcı grupların entegre olması, halklar arasında ekonomik ve kültürel bağların geliştirilmesi, mevcut devletler arasında işbirliğinin genişletilip derinleştirilmesi ve gerilim giderici önlemler alarak komşularla sorunları sıfırlamaktır. Araplar ile Türkler arası birliktir ve neticede "suni şekilde ayrılmış olan toplulukların kaderi bir nehre doğru akacak"tır. Araplar ve Türklerin "Ortak Kader Birliği" inancını Türkiye çatısındaki insanların paylaşmasını sağlamak ve Türk-Arap farklılığının ortadan kaldırılması için değişim zaruridir.


  • Yanda kendisinin ünlü kitabı Stratejik Derinlik kapak tasarımını görmektesiniz. Bir kaç gündür bu yayını okumakla meşgulüm. Buradan ve birkaç konuşmasından karma alıntılar yapmak istiyorum.

"Doksanlı yıllardaki istikrarsız koalisyon hükümetlerinin kısa dönemli değişken manevraları strateji eksikliği doğurmuştur. Türk dış politikasının en önemli zaaflarından birisi stratejik ve taktik adımlarının tutarlı bir teorik çerçeve içinde terkip edilememiş olmasıdır. Tek düzeleşmiş ve resmileşmiş strateji analizleri, kendi kendini sınırlayan bir kısır döngüye dönüşebilir. (...) Türkiye'de gözlenen stratejik teori yetersizliği, siyaset teorisyenleri ile siyaset yapımcıları arasındaki kurumsal kopukluğunda bir işareti sayılmalıdır. (...) Bir ülkenin stratejisini tek eksenli bir dış tehdide göre tanımlamak ufuksuzluk, iç tehdide göre tanımlamak ise stratejik dış rakiplere koz ve kaynak sağlayan bir zaaftır."

"Azerbaycan Türkiye için en önemli stratejik müttefiktir."

"Avrupa Birliği sürecinin dışına itilerek Doğu Avrupa'dan uzaklaştırılmaya çalışılan Türkiye'nin, yeni sömürgeci bir dalga ile Kuzey Afrika'ya yönelecek bir AB etkinlik alanı karşısında bu bölgeden de kopması, Türkiye'nin Akdeniz ülkesi kimliğinde ciddi zaafların doğmasına yol açar."

"Birçok NATO üyesi ülke, Türkiye'yi hala bir stratejik ortak olarak değil, ucuz insan gücü icap ettiğinde kullanılabilecek bir destek, stratejik bir kaynak gibi görmekte ve Türkiye'yi Avrupa içinde müdahil bir konumda tutmaktansa Ortadoğu operasyonlarında aktif hale gelecek belirsiz bir statüde bekletmeyi uygun görmektedir. Türkiye, NATO'nun yeniden yapılanmasında, kendisine Doğu Avrupa içinde özel bir konum kazandıracak öncelikler almaya çalışmalıdır."

"(İslam Konferansı Örgütü) İKÖ'nün en ciddi zaafı, olayları geriden takip etmesi ve reaksiyoner nitelikli tepkiler göstermesidir." / "Bosna ve Kosova bunalımları neticesinde ABD, Orta ve Doğu Avrupa'da doğrudan müdahil konumdadır ve bu konum bölge problemlerini Amerikan stratejisinin doğrudan unsurları halinde dönüştürmektedir."



Kitabın özellikle ilerleyen kısımlarında ve üçüncü bölümünde sıkça İsrail ile ilişkilere değinilmekte...

"Modern Türk diplomasisi, kökenine gidildiğine daha çok Avrupa merkezli büyük güçlerin diplomasi kulvarlarına ayarlı bir seyir takip etmiştir. Bu stratejik bakış, ideolojik tavırla da ilgilidir. Batılılaşma tecrübesi ve bu tecrübenin öngördüğü Avrupa'ya dönük politika oluşturma çabası, genelde Asya özelde Orta Asya'yı ikincil plana itmiştir."


"Filistin-petrol denklemine oturtulan Ortadoğu meselesi, Kürt-su denklemine dönüştürülmeye çalışılmaktadır."
"Türkiye ile Irak arasında su meselesi ile ilgili olan gerginliğin özellikle Körfez Savaşı öncesinde tırmandırılmış olması dikkat çekicidir. (...) Böylece bir çok bölgesel aktörü doğrudan ilgilendiren su meselesi, taviz ve tehdit unsuru olarak tutulmak suretiyle bölge içi ihtilafların genişlettiği bir diplomatik manevra alanı ortaya çıkmaktadır."



"Bölge bunalım kaynaklarından biri olan İsrail-Filistin meselesi incelendiğinde görülür ki; her şeyden önce Batılılar tarafından Avrupa coğrafyasında Yahudi-Hıristiyan çatışması olarak algılanan Yahudi meselesi, Müslüman-Yahudi meselesine dönüştürülerek Ortadoğu'ya ihraç edilmiştir.
Genelde Kudüs özelde de Mescid-i Aksa meselesi çözülmedikçe Filistin ve Ortadoğu meselesinin de çözülmesi çok güçtür."

............ "Kudüs /Jerusalem bizim meselemizdir. Doğu Kudüs, sizin zannettiğiniz gibi İsrail'in toprak parçası değildir. Uluslararası hukuka göre Doğu Kudüs, Filistin devletinin bir parçasıdır ve işgal altında olan topraklardandır. Mescid-i Aksa da Doğu Kudüs'te bulunuyor. Mescid-i Aksa, İsrail toprağı değildir ve olmayacaktır. Bir gün barış olursa, --ki benim kastettiğim odur-- Doğu Kudüs, Filistin'in başkenti olacaktır ve bir Arap Ligi toplantısı orada da yapılacaktır, yapılabilir. Biz burada barış mesajı veriyoruz. Evet, barış olacak ve Doğu Kudüs, Filistin'in başkenti olacak.
Kudüs'ün kaderi de Bağdat'ın kaderi de Bişkek'in kaderi de Semerkant'ın kaderi de Saraybosna'nın kaderi de bizim kaderimizdir. Buralarda düzen olursa Anadolu coğrafyası lider olur. Buralarda düzen olmazsa biz Anadolu coğrafyasında rahat oturamayız."


"Ortadoğu Barış Sürecinden sonra gittikçe artan bir yoğunluk gösteren Türkiye-İsrail ilişkileri, Soğuk Savaş süresince dikkatli bir denge politikası izleyen Türkiye'nin bölgeye bakışında ciddi bir değişim olduğu kanaatini yaygınlaştırmıştır. Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkinin üçüncü taraflara yönelik olmayan taktik nitelikli bir ilişki olduğunun vurgulanmasına rağmen, bu ilişkinin gittikçe yaygınlık ve derinlik kazanması, Türkiye ile bölgedeki Arap ülkeleri arasında ciddi bir güven probleminin doğmasına yol açmıştır.
İsrail ile girişilen sınır ötesi ittifakın gerekçesi ne olursa olsun, sonucu itibariyle Türkiye'yi güney ve doğudaki yakın komşularının tümüyle aynı anda bunalımlı ilişkilere itmiş olması, sınır boyları ile sınır ötesi ittifak arayışları arasındaki denge faktörünün tipik bir yansımasıdır.

"Osmanlı Devleti'nin tasfiyesi ile bölgede yaşanan jeokültürel farklılaşma ve parçalanmaya yol açan biri dış diğeri iç iki önemli unsurdan bahsedilebilir. Dış unsurlar, sömürgeci yayılma ile devreye giren Avrupa merkezli etkiler ve II. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası bir siyasi irade ile kurulan İsrail devletidir. Bu iki olgu, 8. yüzyıldan bu yana genelde İslam medeniyet birikimi ile özdeşleşen bölgenin jeokültürel karakterini değiştirmiştir. Böylece kendi tarihi referanslarını bölgeye yönelik olarak kuran Hıristiyanlar ve Yahudiler, bu bölgede siyasi etkinlik alanı kazanmışlardır. Daha önce Osmanlı Devleti'nin Millet sistemi içinde korunaklı kültürel dokular şeklinde varlığını sürdüren unsurlar, yeni bir siyasi bilinç ve egemenlik alanı oluşturma çabası içine girmişlerdir. Sömürge idareleri tarafından da desteklenen bu çabanın en çarpıcı iki sonucu Yahudi kimliği ve dini/tarihi referanslara dayalı olarak kendi iç meşruiyet alanını oluşturan İsrail devleti ile çok kültürlü Ortadoğu mozaiğinin küçük bir numunesi olmakla birlikte genelde Hıristiyanların egemenliğine dayalı olarak kurulan Lübnan devletidir. Bu devletlerin ortaya çıkışı, bölgenin jeokültürel yapısı ile siyasi egemenlik alanları arasında ciddi bir doku uyuşmazlığı problemini beraberinde getirmiştir."

"Milliyetçilik hareketlerinin psikolojik altyapısını dokuyan ortak düşman olgusunun, gerçek bir meşruiyet zeminine sahip olmayan Arap rejimleri için en önemli dış politika gerekliliklerinden birisi olması... (...) İsrail ile her dönemde gizli temaslarını sürdürmüş olan Arap rejimlerinin bu temaslara rağmen son yıllara kadar sürekli anti-İsrail retoriğine dayalı bir dış politika takip etmesi, İran-Irak savaşı esnasında İran-karşıtı bir Arap cephesinin oluşması ve Türkiye'nin İsrail ile giriştiği yakın işbirliği politikasından sonra Türkiye karşıtı bir dalganın hızla yayılması, çıkış gerekçelerinin haklılığı ya da haksızlığı bir yana, temelde bu ihtiyacın bir tezahürüdür.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin stratejik bir düzlemde hızla gelişmesi Arap rejimleri için Arap milliyetçiliğine dayalı meşruiyet alanını güçlendiren bir gerekçe olarak kullanılmıştır. Böylece bir İslam ülkesi olmakla birlikte İsrail safında olan bir ülkenin de karşı cephede yer alması, Ortadoğu'daki temel meselenin bir İslam meselesi değil, bir Arap meselesi olduğu doğrultusundaki Arap milliyetçiliği tezinin tekrar yükselmesi sürecini doğurmuştur."



........... "Nazizm ile özdeşleştirilen anti-semitizme duyulan tepki, İsrail'in işlediği insan hakları suçlarını dile getirmeyi bile engellemiştir. Anti-semitizm ile anti-siyonizm arasındaki fark ortaya konamadığı için hiçbir zaman anti-semitik bir tavra sahip olmadığı halde
(??) İslam dünyası ve Filistin halkı, Avrupa'nın anti-semitizm günahının bedelini ödemek zorunda bırakılmıştır." (kısmen katılıyorum: Siyonizm karşıtlığı, illaki Yahudi düşmanlığından kaynaklanmayabilir.)
"Şimdi bizim sükunetle Israilin artık ne o tümüyle mazlum millet ne de üstün millet değil, sıradan bir millet olduğunu onlara da oğretmemiz, onların da bunu öğrenmesi lazım ki Ortadoğu'da barış olsun. Bunu öğretecek tek millet de biziz, bunu da söyliyeyim."

"Ulusal stratejisini dini sembol ve kutsal metinlerdeki iddialara dayandıran İsrailli aşırı kanat temsilcileri, fundamentalizmin ve milliyetçiliğin kesiştiği bir siyasal kültür oluşturmuştur: Bugün İsrail yönetiminin ortaya koyduğu sınırlı barış sürecine bile tahammül edemeyen aşırı sağcılar böyle bir siyasal kültürün ürünüdür. (...) İsrail'in bugünkü yöneticilerinin küresel ve bölgesel mekanizmalara nüfuz edebilmek için yerel yönetim düzeyinde bazı tavizler vermek zorunda kalmış olmalarının İsrail toplumunda ortaya çıkardığı sıkıntının kaynağı, İsrail'in dini sembol ve iddialarla dış politika stratejisi arasında doğrudan bağ kurma geleneğinde aranmalıdır."


"Ortadoğu Barış Süreci de bu çerçevede sadece bir Arap-İsrail anlaşmazlığı olarak görülmemeli ve Türkiye'nin bölgesel politikasının içinde yeni bir anlam kazanmalıdır.
Bu küresel eksen paralelliğinde İsrail'in bölgesel nitelikli bir ulus-devlet olma niteliğinden çok, başta ABD olmak üzere küresel güçler üzerinde baskı gücüne sahip uluslararası Yahudi lobisinin gücü etkili bir rol oynamıştır. (...) Özellikle Rum ve Ermeni lobilerinin Türkiye-karşıtı etkinlikleri, Yahudi lobisinin desteğini bir karşı-denge unsuru olarak gündeme getirmiştir."

"İsrail'in Rusya ve Fransa'dan sonra Kıbrıs Rum Kesimi'ne silah sağlamaya çalışan üçüncü önemli ülke olması dikkat çekicidir."

"Ortadoğu'nun daha küçük ölçekli güç merkezlerine ayrılması, İsrail'in stratejik hesapları ile de tam bir uyum arz etmektedir."

"Ortadoğu'da hızla değişen dengeler arasında değişmeyen yegane unsur, bölgenin su ve petrol kaynakları ile diplomatik mücadele arasındaki yakın ilişkidir. Ortadoğu'da doğrudan ya da dolaylı olarak su veya petrole dayanmayan savaş da olmaz, bu kaynakların dağılımının tartışılmadığı bir barış süreci de..."

Ve Davutoğlu'ndan SONSÖZ: "İsrail devleti için bence en büyük güvenlik riski odur. Yani dışarıda baska risk aramasınlar."




  • AK Parti'nin Çanakkale'deki milletvekili adayları tanıtım törenine katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun 24 Nisan 2011'deki bir konuşmasından: 12 yıl içinde cihan devleti olacağız.
"Bütün dünyaya 2015'i tanıtacağız. Bazılarının iddia ve iftira ettikleri gibi soykırım yıl dönümü olarak değil, bir milletin şanlı direnişinin, Çanakkale direnişinin yıl dönümü olarak tanıtacağız.
Nasıl bir cihan devletinin küçülme süreci 12 yılda gerçekleşmiş ise, güçlü bir cumhuriyetin cihan devleti olma ideali de önümüzdeki 12 yıl içinde gerçekleşecektir."
Konuşma ve haber ile ilgili daha ayrıntılı bir metin için: tıklayınız
Görsel kısa bir video haber için: bkz

  • Davutoğlu: "Bizim haberimiz olmadan Ortadoğu'da yaprak bile kıpırdamaz." / "Not even a leaf stir in the Middle East without us knowing about it."
    ..... (Allah mısın be adam, bu ne #kibir?)

........... "o değil de... Davutoğlu patlamaya hazır bombaymış gibi sanki, korkuyoruz. kesin bir şey olacak"
(Muhammed Eminoğlu)





EKLER:

*Dökme Kurşun Operasyonu (Gaza War or Operation Cast Lead) başlığında Vikipedi'de şöyle yazıyor: İsrail'in savaşta sadece 3 vatandaşı hayatını kaybederken, yaptığı saldırılar nedeniyle Gazze'de 1133 insan hayatını kaybetmiş 4000'den fazla insan yaralanmış ve on binlercesi evsiz kalıp yaşam alanını terk etmek zorunda kalmıştır.

**Alçak Koltuk Krizi: Ocak 2010 tarihinde İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon Türkiye'nin İsrail Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'u İsrail Parlamentosu Knesset'e çağırmış ve çalışma ofisinde ağırladığı Çelikkol'la görüşmesi öncesi basın mensuplarını da odaya davet etmiş, Çelikkol ise görüşmenin muhabirler çıktıktan sonra yapılmasını istemiştir. Bunun üzerine Ayolon basın muhabirlerine dönerek "Bizim yüksek, onun daha alçak bir koltukta oturduğuna, masada yalnızca İsrail bayrağı bulunduğuna ve bizim gülümsemediğimize dikkatinizi çekerim" demiş, muhabirlerin "fotoğraf için el sıkışın" önerisini geri çevirmiştir. Büyükelçiye hiçbir ikramda da bulunulmamıştır. Olayın basına yanmasının ardından, İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın "Türkiye'nin İsrail'e ahlak dersi verecek son ülke olduğu" yolundaki açıklaması ve Çelikkol'a yapılan muamele sonrası İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy Dışişleri Bakanlığı'na çağırılmış, büyükelçi Oğuz Çelikkol merkeze alınmıştır.


  • Ocak 2015'te İletişim Yayınları'ndan 1. basımını yapmış olan, kendisinin politikaları üzerine yazılmış (okumadığım) bir kitabın kapak tasarımı. Ve kısa bir alıntı:

    "Ümit Kıvanç, Davutoğlu’nun onlarca baskı yapmış Stratejik Derinlik kitabının derinlerine inerek, “sınır tanımayan” emperyal hâkimiyet fantezisine dikkatimizi çekiyor."






EDIT  (Mayıs 2016):
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile aralarında başlayan farklılaşmalar ve bir süredir sosyal medyaya Ak-troller ve troll gazeteciler üzerinden duyurulan hizipleşme meyvesini verdi.  Ön şartları kabul edip kukla gibi gelen Davutoğlu'nun ipleri tek hamlede kesildi. Artık ne parti başkanı ne de başbakan.
Bu da konu ile ilgili yazım:   Bay Bay Davutoğlu!