3 Aralık 2014 Çarşamba

ALLAH'ı YALNIZ CAMİDE HATIRLAYAN BİR TOPLUM

Vay anasını arkadaş! 1 aydan fazladır bilgisayarımda yaşadığım sorunun gerçek sebebi de döndü dolaştı Ahlaksızlık çıktı ya, artık benden pes ve beyaz bayrak! Yazmak istemedim, elim dilim varmadı kaç gündür ama... Kasım ayına bir not düşmek adına Facebook sayfamda paylaştım, burada da bulunsun:

Bundan üç ay kadar önce kendime yeni bir dizüstü bilgisayar almıştım, çizimdir tasarımdır hesaptır dizayndır bu işlerle uğraştığımdan masraftan kaçınmayıp maddi sıkıntı yaşamayı göze alıp iyi bir şey almaya çalıştım.
Bilgisayarı aldığımın ertesi günü, bir kaç hafta sürecek bir eğitim programına katılmak üzere Ankara'ya gittim. Bir kurumun yurdunda kaldım diyeyim.
İlk günler akşamları rahatça internete bağlanabiliyordum, gayet güzel. Sonra kaldığımız binada yeni bir sistem kuruldu, sadece kayıtlı seri numaraları internete bağlanabilsin diye yapılmış, bizler de bilgisayarlarımızı götürüp sisteme tanıttık filan.. Neyse.. Herkesinki bağlanıyor, benimki bağlanmaz!
Hemen müdüriyete gidip sorunu anlattım, yeni sistem kurulduğundan beri benim dizüstü internete bağlanamıyor dedim. Allahtan bilgisayarcı da oradaymış.. (Bazen $ans saydığımız şeyler aslında büyük bela olabiliyor.) Adam daha ben sorunu der demez, "Sizin bilgisayar bozuk, o yüzden bağlanmıyor" dedi. Ben de dedim ki "Daha yeni aldım, üstelik kaç gündür bağlanıyorum yurttan, sorun bugün başladı, herhalde benim seri numaram yanlış kaydedildi."
Dedi ki: Ben doğru kaydettim, seninki bozuk.
_E bi kontrol etseydiniz en azından?
_Kontrole gerek yok!
_Peki şimdi ne olacak?
_İşletim sisteminizi kaldırıp yenisini kuracağız, soruna bakacağız.
_Bence yapmayalım, cihazda bir sorun yok.
Derken hemen odadaki tiz sesli sekreter atladı:
"aaaa sen mi bileceksin yoksa kaç senelik bilgisayarcı mı bilecek!"
Cevap verirken daha lafımı bitirmeden atlayıp hemen işletim sistemini filan tek hamlede sildi, bozdu.. Yükledi bişeyler...
Benimki gene internete bağlanamıyor!..

"Bi dakka" dedi "bu odada iyi çekmiyor, yan odada deneyeyim."
Aldı kucağına gitti, az sonra ben de yanına gittim. "Olmadı mı olmadı mı?" diye ikide birde sıkıştırıyorum..
Sonunda geldi, "Oldu" dedi. Ama maalesef olmamıştı.. Velhasıl sonunda anladık ki, en başında dediğim gibi seri numaramı yanlış kaydetmiş sisteme, o nedenle olmazmış. Şu hayatta haklı çıkmana rağmen acı çekmek kadar yapışkan bir lanet de olamaz herhalde.. En başında bir kontrol edeceğine, boşuna benim işletim sistemimi, içindeki tüm lisanslı programları sildi attı. Yerine başka bir şeyler yükledi, yüklemeler eksik kaldı.. Neyse ben seviniyorum gene de artık internete bağlanabiliyorum, kalanların yüklemesini ben yaparım diye...

Eğitim bitti, Ankara'dan ayrılıp eve döndüm. Benim yeni laptop, 99'da aldığım masaüstü bilgisayardan daha yavaş çalışmaz mı! İnanılmaz yavaş, gürültülü ve hiç bir program yüklenemiyor. Hep dll hataları, Windows hataları, Skype kurulamıyor, video oluşturulamıyor... Vınnn vınnn vınnn vinç gibi ötüşünden baş ağrım kronikleşmeye başladı.
deli 0lucam!
Katiyyen de bilgisayar tamircisine götürmem. Kendim sorunu anlamaya çalıştım, bildik herşeyi yapıyorum yok yok yok bu neden böyle??


Bir arkadaşımın eşi programcı, sonunda randevu alıp ona götürdüm. Baktı baktı, saatlerce baktı, benim yaptıklarımı bir de o yaptı. Uzun sessizlikten sonra bana ilk sorusu şu oldu: "Sen hiç bu bilgisayarı bir tamirciye götürdün mü?"
Hayır dedim.
_"Ben bu bilgisayarın orijinal parçalarının değiştirildiğinden şüpheleniyorum, çünkü çok iyi özellikleri var ama katiyyen bu kadar boşken bu kadar yavaş açılmaz bu" dedi. Ben de iddialaştım, dikine gidiyorum, yok hayır parçalar değişmedi filan..
"Ben açıcam izninle" dedi, peki dedim.
Aldı, bilgisayarın minik vidalarını bir hamlede söküp bir çıkardı ki ŞOK! Benim laptop'un iç parçalarından bazıları orijinal değil! Bandrol yok, C sürücüsünün markası farklı... Benim parçalar orijinal olmayan ve muhtemelen arızalı eski parçalar ile değiştirilmiş!!!
Benim gibi mallarına el sürdürmeyen biri için ultra bir şok bu, kardeşim bile benim fareye elini süremez, bu kadar! Nasıl olur bu?
Önce dedim bu MediaMarkt'tan aldığımızda böyle idi herhalde orada değiştirdiler..?
O iş oralarda pek kolay değil dedi.
Sonradan aklıma bu yukarıda anlattığım olay geldi. Kaldığım yurttaki bilgisayarcı bozuntusu baktı gördü benim bilg yepyeni, hatta üzerindeki ambalaj bile henüz kaldırılmamış... Hatalı kayıt yaparak benim cihazı gözüne kestirmiş, götürdüğümde de "yan odada daha iyi çeker" ayağına iki dakika yalnız kaldığında parçalarını sökmüş değiştirmiş


Şimdi bu yeni bilinmedik bir durum mu? Hayır.
Bu ülkede tamircilerin nasıl çalıştığını, eline mala alanın usta kesildiğini, 150 santimlik kabloya 12 metre para isteyeni filan bunların türlüsünü gördüğüm için tamirciye şaşmam. Bilgisayarcılar ise Allah düşürmesin tarzı... Senin bilgisayarında bir arıza vardır, götürürsün, sorununu çözerler ama içinden bir parça söküp aynı marka arızalı parça takarlar, bu sefer de onun için götürürsün filan... Bitmez bu "götürme"ler... O nedenle bozulan bilgisayarımı asla tamirciye götürmedim. Ya kendim çözüyorum sorunu, olmazsa da yenisini alıyorum. Ama gördüm ki en yenisini, en iyisini almak bile çözüm olmadı.

Bana yardımcı olan arkadaşımın eşi dedi ki:
_Bu çok uygulanan bir yöntemdir, bilgisayar parçası satanların çoğu bu şekilde işi götürüyor. Ben programcıyım, yapmam, ama ben de malzeme satışı yapsam ben de yapardım herhalde...


24 Kasım 2014 Pazartesi

 IŞİD-Kobane saldırı protestoları

(ÖNCELİKLE ÖZÜR DİLERİM; YAZI ÇOK GECİKTİ)

6-7 Ekim 2014 Kobani için sokağa eylemleri
45 kişinin can verdiği, okulların yakıldığı, marketlerin yağmalandığı olaylar...

Bu "Devrimci Ahlak" dediğiniz bilim-kurgu kavramı market soymak, kuyumcu soymak, ATM soymak falan mı oluyor? E onun adı vardı zaten :/ .. (@emrekare)

PKK kampanya yapmış.. BİM'den ne alırsan bedava .. (@IzzetCesur)


Van Erciş'te 100 e yakın dükkan ateşe verilmiş bugün. Yakanlar Kürt, dükkanı yakılanlar Kürt. Bu şimdi Kürt ayaklanması mı oluyor?
Tarihe şahit oluyosunuz. Amerikan köpekliği insancıklara neler yaptırıyo. Abd bizi ihya edecek sevdası. .. (@kimbuCOOOL)

Yeryüzünün en parlak ve müreffeh medeniyetini kurmalarının önündeki engelin RTE ve AKP olduğuna inanan Kürtler var. Hoş, Türkler'de yok mu? . (@erdemabaka)
Timsah gözyaşları eşliğinde, "Öteden beri gül bahçesi olan bu ülkenin barış süreciyle birlikte mahvolduğu" algısı oluşturmaya çalışıyorlar. . (@Lawrite)
Muhtemel bir bağımsızlıkta Kürt devletinin değil Kürtlerin refahı mühim olacaksa kıymeti var. Umarım Kürtler TC tecrübesinden ders almıştır. (*)


Aşağıda Batman'dan vandallık görüntüleri... Bu şiddetin Kobani'ye faydası ne?




"Harap edilen binaları, sokakları, araçları tamir etmek kolay. Ama “serhildan” dedikleri bu vandalizmin tahrip ettiği duyguların tamiri öyle kolay olmayacak.
Çözüm sürecini başlatma cesareti gösteren iktidar için sürecin en zorlu kısmı, Türk halkının duygularını dönüştürmekti. AK Parti süreç boyunca en büyük çabayı 30 yıllık PKK terörünün kurbanı ve mağduru olan geniş kitlelerin duygularını dönüştürmek için harcadı, sonuçta bunu başardı da... Geniş kitleler acılarını bağırlarına basıp PKK'yla müzakere yapılmasını da, dağdan inen PKK'lıların affedilmesini de, hatta Öcalan'ın ev hapsine alınmasını bile sessiz kalarak onayladılar. İki yıldır bölgede olup biten birçok şeyi; okulların yakılmasını, Lice “direnişlerini”, karakol eylemlerini, korucu ölümlerini bile sineye çektiler.
Peki sonuçta ne oldu?
Karşılarında yine yakıp yıkan, kan döken, şehirlerini cehenneme çeviren, Ankara'nın düşmesinden söz eden bir örgüt buldular. Sanki hiçbir şey olmamış, hiçbir şey değişmemişti.
...
Nedir istedikleri? Kobani'ye yardım mı? Yardım isteyen böyle mi yapar?
Arkalarında 19 ölü, yüzlerce yaralı, harabeye dönmüş caddeler, sokaklar, işyerleri, araçlar ve en kötüsü umudu kırılmış yığınlar bıraktılar.
Ben, geniş kitlelerin bu travmayı kolay kolay atlatabileceğini düşünmüyorum. İki gündür yaşanan olaylardan sonra, kitlelerin “Bu örgütle çözüm süreci yürütülebilir mi” konusunda, neredeyse sıfırdan yeniden ikna edilmesi gerekecek."
(Gülay Göktürk, "Yeni bir deneme". 09 Ekim 2014 - Akşam)



............ "Kürt hareketinin siyasî önderleri maalesef çok vahim bir hataya imza attı. Bunu yaparak Kobani Kürtlerine de zarar verdi. Bütün bu olaylar toplumun belli kesimlerinde Kürtlere duyulan öfkeyi körükledi. Bu şartlar altında hükümet Kobani için bir şeyler yapabilecek idiyse de artık yapamaz. Çünkü bu yönde atacağı her adım toplumun ağırlıklı bölümünün şiddetli tepkisiyle karşılaşır. Belki de en büyük kayıp, Gülay Göktürk'ün de işaret ettiği gibi, Kürt halkıyla Türk halkı arasındaki güvenin tamiri zor biçimde yara almış olmasıdır.
...
Türkiye'nin Kobani politikası her yönüyle değerlendirilebilir, eleştirilebilir. Eksikleri ve hataları bulunabilir. Hükümetten somut bazı şeyleri yapması istenebilir. Bunun için kampanyalar, yürüyüşler, mitingler düzenlenebilir. İmza kampanyaları ve oturma eylemleri gerçekleştirilebilir. Bunların hepsi meşrudur. Ancak, istediğimiz olmuyor diye şiddete sarılmak, binaları kundaklamak, insanları linç etmek asla kabul edilemez. Ayrıca amaca da hizmet etmez.
...
6 Ekim şiddeti adını verdiğim şiddetin hiçbir meşruluğu yok. HDP'nin basiretsiz ve arkaik solcu yöneticileri şiddeti tahrik ve teşvik etti. Yakılan her iş yerinde, evde, binada, öldürülen her insanda onların da sorumluluğu var.
Umarım Kürt siyasetçiler yaşanan acı olaylardan gerekli dersleri çıkarmışlardır. .. Türk solu mu dediniz? Onlardan hiç umudum yok, onlar umutsuz vaka!"
Atilla YAYLA

Türk Solunun şiddete karşı çıkmaması üzerine ise şu notunu düşmüş hoca:
"Ortodoks sosyalist çizginin Kürt hareketine bir hediyesi de şiddet meftunluğu. Kürt önderlerin çoğu Leninist, Stalinist. Bunu söylerken sosyalizmin Kürt hareketinde şiddet eğilimini açıklayan tek faktör olduğunu iddia etmiyorum, sadece en önemli faktörlerden biri olduğunu söylüyorum. Türkiye solu zaten şiddete meftun. Bir ilke meselesi olarak şiddete karşı çıkmıyor. Liberaller gibi sadece nefsi müdafaa şiddetini meşru görme eğilimi yok. Türkiye solu şiddeti seviyor, kutsuyor. Karşı olduğu şiddet diğerlerinin şiddeti. Kendi şiddeti ise sadece meşru değil aynı zamanda yararlı ve gerekli. Bu zihniyeti yansıtan sürüyle olaya ve olguya şahit olduk. En yakındakilerden biri Gezi olaylarında sergilenen şiddet sevdalısı tavırdı. Şimdi listeye Sosyalist Kürt hareketinin 6 Ekim kıyamıyla bir yenisi eklendi. 6 Ekimden sonra HDP'nin çağrısı üzerine sokağa inen şiddet sever Kürt ve sol militanlar yaktı, yıktı, öldürdü, yağmaladı."
("Basiretsiz Kürt siyasetçiler ders alır mı?" Atilla Yayla. 11 Ekim - Akşam)




'Oğluma işkence yapılırken balkondan kadınlar zılgıt çekmiş'
Çocuğu işkence edilerek öldürülen bir baba şöyle diyor:
......... "Oğlum köseydi. Cesedini de bu nedenle ve ameliyat izinden teşhis ettim. Sadece sırtında yaklaşık 50 bıçak izi vardı. Yakmaya çalışmışlar, araba ile üzerinden geçmişler. Görgü tanıklarının ifadesine göre çocuklara işkence yapılırken balkondan seyreden kadınlar zılgıt çekerek 'Yakın bunları' demiş. Bunu söyleyenlerin çocuğu yok mu?"

Bu ölü çocuklardan Yasin Börü'nün ailesi ile bir medya kanalı kısa bir çekim yaptı. Ailenin, özellikle kadının acısı, bunu genelde alışık olduğumuz yoğun çığlıklar atıp bağırarak değil içinde eriterek ve eriyerek yaşaması... Karı-Koca yaşarken ölmüş gibi olmuşlar sevgili oğulları öldürülünce... Sırf dindar ve dini kurallara bağlı yaşamaya çalışıyorlar diye öldürülmüş insanlar... Burada bir video çekimi de var yapılan konuşmanın: http://t.co/xmjSXnio0o

Yasin Börü (16), Hasan Gökgöz (26), Yusuf Er (18) ve Hüseyin Dakak (19) kurban eti dağıtırken protestocuların saldırısına uğramışlar. Yoksulların bayramda evlerine kurban girmesini sağlamak için çalışan dört gençten üçü bir grubun silahlı ve bıçaklı saldırısının ardından sığındıkları binanın üçüncü katından aşağıya atılmış. IŞİD üyesi oldukları iddiasıyla binadan atılan 3 gencin cesedine işkence yapılmış, ayrıca gençlerden 16 yaşındaki Börü'nün üzerinden arabayla geçilmiş, Hüseyin Dakak'ın ise başı taşla ezilmiş. Cesetleri tanınmayacak hale gelen Börü, Gökgöz ve Dakak; aileleri tarafından güçlükle teşhis edilebilmiş.

.......... "Bir grup sokak ortasında onları sıkıştırmış. Onlar da kaçıp bir eve sığınmışlar. Evdeki kadın onlara karışmamış fakat eşi dışarıdaki saldırganlara telefon açıp 'IŞİD'cılar burada' demiş. Onlar da IŞİD üyesi olmadıklarını belirtmişler ancak ikna edememişler. Bunun üzerine ev sahibi saldırganlara kapıyı açmış. Onlar da 4 genci silahla taradıktan sonra Yasin ve iki arkadaşını üçüncü kattan atmış. Bu da yetmez gibi cesetlerine de işkence yapılmış." "IŞİD üyesi oldukları gerekçesiyle vahşice öldürüldüler. Kurşun sıkıp öldürdünüz anladık, ama cesetlerine işkence yapmak ne demek?"

Hasan Gökgöz'ün babası:
.......... "Tüm PKK'lılardan, Selahattin Demirtaş'tan ve Zübeyde Zümrüt'ten davacıyım. Bu insanları kışkırtıp sokaklara salan herkesten davacıyım. Ben mi Kobani'yi düşürdüm? Sen hangi haktan bahsediyorsun? Demokrasi, insan hakkın nerede? Şehri harap etmek insan hakkı mıdır? Sen çoluk çocuğu sokağa dök... ABD'ye gidip 5 gün kaldın. Demek emri oradan aldın."




Bingöl saldırısı
Kobani ateşi Türkiye'yi yaktı. Bingöl'de Polis'e pusu: 2 şehit (9 Ekim 2014).   Gaziantep'te çatışma: 4 ölü.
Bingöl'de aralarında İl Emniyet Müdürü'nün de bulunduğu polislere yönelik silahlı saldırıyı PKK üstlenmedi (Saldırının PKK'nın silahlı kanadı HPG tarafından düzenlenmediği iddia edilen bir açıklama yayınlandı, örgütün Abdullah Öcalan'ın 15 Ekim'e kadar verdiği süreye uyduğunu ve eylem düzenlemedikleri söylendi.)
..... Twitter'dan bir yorum: Bingöl saldırısını HPG'nin yapıp yapmadığı başka mesele.. Burada asıl önemli olan, saldırıyı üstlenmiyor oluşudur.

Kişisel Yorumum:
Faşist Kürtler iş başında!
Demek ki meydan bunlara kalsa tek bir muhafazakar Kürt bırakmayacaklar.
Ölüler kıyaslanmaz. Ölüleri sınıflandırıp kıyaslayanlar, bazılarını yüceltip bazılarını görmezden gelenler, hatta yok etmeye çalışanlar var. "Berkin Elvan" adını dillerden düşürmeyenler... Bu son kalkışmada cesedine işkence edilerek öldürülen gençleri görmedi, anmadı bile... Ki buradaki gençlerde olaylara karışma da yok. Olay günü kurban eti dağıtan, kendi halinde kendi yolunda lekesiz insanlar, türlü insan görünümlü hayvanlarca hunharca öldürülüyor; "insan hakları" güzellemesi yapanlarda ve maskeli politik doğrucularda tık yok! ... İyi oldu gerçi. Maskeler düştü, zombi suratlar göründü! "Demokrasi ve hukuk devleti" diyenlerin en işine gelmeyenlerin bu ikisi olduğuna gelmedim bile daha.




Her şey olup bittikten sonra, Halkların Demokrasi Partisi adlı siyasi oluşumun Twitter'daki paylaşımı şu idi, sanki bütün bu olaylar için sokağa dökülme çağrısı yapan kendisi değilmiş gibi:

HDP-DBP-DTK-HDK: Bizler hem ülke içinde, hem de dışında halklarımıza yönelen tehdidi Hükümetle birlikte
çalışarak bertaraf etmek istiyoruz. .. (@HDPgenelmerkezi)

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan. Bakan Elvan, vatandaşları provoke eden ve terörist grupları silahlı mücadeleye davet eden Twitter hesaplarının engellendiğini açıkladı.
Bazılarına göre ise HDP ateşe atıldı. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın "provokatör" dediği kişileri, partisi HDP'nin Twitter'da takip ettiği ortaya çıktı. Militanlar internetten infaz talimatı veriyordu.
PKK'nın gençlik yapılanması, YDG-H ismiyle hareket ediyor. YDG-H Twitter hesaplarında yaptığı çağrılar ile olayları organize etme gayesi güttü, deniyor. Halktan silah toplama çağrılarının bile yapıldığı hesaptan, HÜDAPAR üyelerinin görüldükleri yerde öldürüleceği de duyurulmuştu.
Peki ya Selahattin Demirtaş CumhurBaşkanı seçilmiş olsaydı? (@erdemabaka)



Etyen Mahçupyan alıntılar:
"Son dönemin en parlak genç siyasetçisi (Demirtaş'ı kast ediyor) bizzat kendi partisince itibarsızlaştırıldı. Bundan böyle ‘Türkiyelilik’ iddiası uzunca bir süre için sadece mizahi bir iddia olacaktır.
Velhasıl yaşanan bu olay son yılların en akılsız, en talihsiz hamlesiydi. ... Demokratikleşmenin doğal unsuru olarak görülen Kürt siyasi hareketi bugün itibariyle maalesef bir hayal kırıklığıdır."
("Akılsızlık ve Hayal kırıklığı", Etyen Mahçupyan. 14 Ekim 2014 - Akşam)



Gezi olayları,
paralel darbe teşebbüsü,
şimdiki sokak olayları...
dünde kalacak olanlar ile yarını kuracak olanlar her adımda netleşiyor.
(@mkarabasoglu)

Bir siyasi kararın ilk nirengi noktası sonucu gözetmektir. HDP Kobani'deki hezimeti örtmek adına siyaseti dışlayan tarihi bir hata yaptı.
Markar Eseyan

Olayların bu noktaya gelmesinin nedeni PKK/HDP çizgisinin izlemiş olduğu sorumsuz, şımarık siyaset anlayışıdır. Hiçbir kanıt ileri sürmeden "Hükümet IŞİD'e destek veriyor" diyen, Esed'le kantonculuk oynayanlar sorumlu. Bugün bölgede kendinden başka kimseye yaşam alanı tanımayanlarla aynı safta olmadığım için çok şükür içim rahat. Kobani'den gelen tüm sığınmacılara kapısını açan bir hükumetten bahsediyoruz. . (@erkanshen)



Selahattin Demirtaş: "Türkiye, Suriye'ye ağır silah koridoru açsın" demiş.
Çok değil 1 yıl önce, Esed Suriye'de savaş uçaklarıyla şehirleri bombalayarak 100 binden fazla insanı öldürüp bir milyonu aşkın Suriyeli Türkiye'ye sığınmak zorunda kalırken Esed ile anlaşarak bağımsız Kürdistan hayalleri kuran, Türkiye katliama müdahale etmesin diye her yerde "Savaşa Hayır" mitingleri düzenleyen HDP-PKK-PYD, şimdi dün taşladıkları askerimizi bugün Suriye'ye müdahaleye çağırıyor. Ne oldu esip gürlüyor Zafer şarkıları söylüyordunuz?
Bedel ödemeden kurulan devletciklerin ömrü ne olabilir? ABD Irak'ı işgal etti bunlar oluşan boşlukta devlet kurdular, Suriye karıştı savaşmadan Esed ile anlaşarak bağımsızlık ilan ettiler. Kendilerine çok güvendiler. "El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış."

Fotoğraflar, bugün dünyayı müdahaleye çağıranların geçen sene düzenlediği eylemlerden. ... Mehmet BAHÇIVAN
https://www.facebook.com/mehmet.bahcivan.3/posts/10204838220739104


Yine aynı kişiden alıntılara devam edeyim:
Anlayan varsa beri gelsin.
PYD, Suriye'deki muhalif Kürtleri dışladı; bir kısmı Barzani'ye sığındı bir kısmı IŞİD'e katıldı
IŞİD, Barzani'ye saldırdı; PYD'liler Barzani ile dalga geçti
IŞİD Kobani'ye saldırdı; Barzani taraftarları PYD ile dalga geçti
Kobani'ye saldıran IŞİD'in içinde çok sayıda Kürt var
“Kobani'de Kürtler yalnız bırakılıyor” diye Türkiye'de ayaklandılar, öldürdüklerinin neredeyse tamamı Kürt
IŞİD yanlısı diyerek saldırdıkları Hüdapar büyük oranda İrancı bir parti ve IŞİD yanlısı olması bir yana, Şia karşıtı olan IŞİD'e düşmanlar...
“Kürt'ün Kürt'ten başka düşmanı yoktur” sözü gerçek galiba. Baksanıza, Doğu'ya yatırımın önündeki en büyük engel de iş makinelerini, okulları yakan, bölgeye yatırım yapanları tehdit eden PKK.
https://www.facebook.com/mehmet.bahcivan.3/posts/10205007711016255





Fırat Erez Twitter'da şöyle diyordu:
Öyle veya böyle, beğenmediğiniz "çözüm süreci", benzerleri içinde zaman rekorunu hala elinde tutuyor. Bu işler bugünden yarına olmaz. Bizim "çözüm süreci" sadece ülkenin, bölgenin de değil, aslında "bütün Ortadoğu'nun çözüm süreci".. (1) Kürtler bu hengamede, hem sürecin ve hem de kendilerinin yeminli düşmanlarını yanlarında buluyorlarsa, bundan kaybolduklarını anlamalılar. (2) Olan yine Kürtlere oluyor ve Batının Beyaz Türkleri "yaşasın AKP yine krizde" deyip, yaktıkları şenlik ateşlerinden atlıyor. Yurtsever onlar. (3) Savaş hep evdekine kolay, bir de şiddeti gözyaşartıcı gazdan ibaret sanan "Gezici" kuş beyinliye.. (4)

Yıllardır hazırlanan içi boş, argumansız, "sokağa inmeci" muhalefet bu günler içindi. Başarısız olup bitmesini beklemekten başka yol yok. (*)
Bir suç iddiası var; "TC IŞİD'ı destekliyor" ve onlarca da öne sürülen kanıt. Araştırınca bütün kanıtlar sahte/yanlış çıkıyor Ne düşünürsün? (*)

PKK ve HDP çanağında BDP, süreç denkleminden çıkmanın kıyısında.
Yok olma ile legal siyasetin kavşağındalar. Ve tercihlerinin hiç önemi yok.
Rojava Devrimi palavrası, beyhude, etkisiz serhildanları ve artık işe yaramaz ateş gücüyle PKK paradigması, siyasi ve askeri olarak çöktü.
Artık PKK'nin elinde, meşru siyaset yoluna, hem de bir an önce girmekten başka çare yok. Daha fazla ölüm ya da hayat. Seçenekler bunlar.





Polise dair eleştirilecek bir dünya şey yine vardır. Fakat Kobane konusunda farkındalık ve duyarlılık yaratmak için seçilen yol bu olamaz. (*)

Gezi'de herkes fabrika ayarlarına geri döndü demiştim. Yine aynı şey oluyor, devlet için de... Kriz zamanları => fabrika ayarları.
(@ProfArifBilen)


Gezi'de yakılan çadırlarla ilgili bir haber:
"Gezi'yi tırmandıran çadır yakma olayının altından Paralel Yapı'ya yakınlığıyla bilinen Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Emekli çıktı."
"O çadırları yakın"




"Madem koridor olmadan siviller gelemiyorsa, o zaman koridor olmadan yaralılar nasıl getiriliyor? Böyle bir tutarsızlık olur mu?Halk aptal mı?" (@barzan_qarnu)

........Bunlar yıllarca en aşağılık yalanlarla gençleri kandırıp şiddete tapan bir nesil yetiştirdiler. Doğru yazan Kürtler ilk hedefleri oldu. O gençler koşulsuz, sorgusuz onlara inanıyor. Kinleri çok ve eğitim seviyeleri düşük... Eleştiriye bile gelmiyorlar.
............ PKK'nin öldürdüğü Kürtlere yönelik hazırladığı kılıf hiç değişmedi: Ajan, hain, işbirlikçi yaftalamasıyla cinayetlerini meşrulaştırdı. (@KahtaBilgi)
............ Merak ediyorum gerçekten, PKK kadar Kürt insanını öldüren 1 oluşum var mı Kürt tarihinde? Bilen varsa bana da söylesin lütfen. 35 yıllık tarihlerine bakın, hep kendileri gibi düşünmeyenleri öldürmüşler. Onlarca Kürt oluşum nerde, nerde tekoşin,rızgari...vs (@muvahhid21)

...... "Önümüzdeki günlerde Demirtaş Figen bilmem ne dağ vs'nin de son kullanma tarihleri geçtiğinden çöpe atılacaklar, hepimiz göreceğiz. Bir zamanlar Emine Ayna vardı ve konuşmadığı gün yoktu, ee sizce ne oldu da birden sustu? Emir kulu isen emre uyarsın böyle işte. (*) Bol keseden atan Demirtaşın eşbaşkanı Figen hanıma biri sorsun, o kadar ölüm olduktan sonra hala sokağa çağrıyı hükümet mi yaptı? (*) Demirtaş kullanılıp atılmanın acısı ile biz yapmadık diyor ama şiddete çağrı twitleri bile hala yerinde: https://twitter.com/analizrojtv/status/521534230690422785 (*)
...... YGD dediğiniz gençliğiniz Hüdaparları gördüğünüz yerde infaz edin diye twit attığında onlarca RT eden kimdi? Biri de buydu ? @analizrojtv Katliam emri ver, 16 yaşındaki gençleri katlettir sonra kem kum Erdoğan yaptı de ve sessiz kal. Demokratik özerkliginiz bu olmalı (*) Sebep olduğunuz olaylar ve şiddet çağrınız o kadar açık ve ortada ki artık ne kadar kıvırtırsanız kıvırın mızarak çuvala sığmıyor: Efendilerinin emirlerini yerine getirdiler." (@barzan_qarnu)

...... "Bir zamanlar sahte andıçlar yayınlayıp Kürtlere en ağır hakaretler eden Doğan medya, şimdi Kürt dostu olmuş. hayırlı olsun diyelim. (*)
Çözüm sürecinde eve döneceklerden çok bence IMC, strek tv vs'ye yerleşmış şiddet yanlısı insanların asıl rehabilitasyona ihtiyacı var (*)
Abd havadan silah bıraktı demeyi gururlarina yediriyorlar da silahları Barzani gönderdi demeyi gururlarina yediremiyorlar (*) Batı, Kürtleri İŞİDe karşı savaştırarak Kürtleri kurban ediyor, PYD ise Kürtleri kurban ederek batı tarafından legal kabul edilmek derdinde... (*) PYD hiç bir şekilde Esadçılıktan vazgeçmiyor ve kendileri dışındaki Kürtleri de eşit Kürtler olarak görmek istemiyor (*) PYD'nin Kürtleri değil ideolojiyi ön plana çıkaran katı ve bencil siyaseti Kobani ile iflas etti. Bu siyasette ısrar etmek yıkım olur." (@barzan_qarnu)
............... Pyd ve Salih Müslim, Esed ve Abd ile işbirliği yaparak yüzyılın ihanetini yaptı. (@nevzatardic)
Kobanide peşmerge istemiyoruz diyen şarlatanlar, şimdi çıkmış, peşmerge geçişine izin için 40 kişi mi ölmesi gerekiyordu diyor (@Network_er)





"SİSİ GİBİ DİKTATÖRLERİ ÇIKARLARI İÇİN TERCİH EDİYORLAR"
Bölgede istikrarlı demokrasiler değil, kendi belirledikleri statükoyu devam ettirebilecek rejimler istiyorlar. Başlangıçta Arap Baharına olumsuz bakmadılar ama demokrasinin sonuçlarının onların kurduğu düzeni bozduğunu görünce eski partnerlerine döndüler. Sisi gibi darbeci diktatörleri, bölgedeki çıkarlarına zarar veren Müslüman demokratlara açık biçimde tercih ediyorlar. Yönetecekleri üç-beş şarlatanı da demokratik parlamentolara tabii... El Kaide veya Işid gibi çirkin “dinci terörist” imajı da bu politikayı meşrulaştırmak için fazlasıyla ikna edici bir bahane oluyor.
Özellikle son birkaç yıldır Batılı bazı büyük devletler bölgeye kaos getirecek veya kaosu devam ettirecek bir şekilde hareket ediyorlar. Şimdi mücadele ediyor göründükleri örgütlerle ilişkilerinde de fazlasıyla karanlık noktalar var. .... Kanaatim o ki, başta ABD olmak üzere Batılı bazı büyük devletlere egemen olan bir politika değişikliği var. Burada da (TR) İslamofobik veya sınıfsal refleksle bunu göremeyenler veya gördükleri halde Ak Parti'ye duydukları tepkiyle bile bile bu değirmene su taşıyanlar var. Işid nasıl ortaya çıktı ve hangi ara böylesine modern Amerikan silahlarıyla donandı diye sormak yerine, anlamadan dinlemeden Türkiye'nin Işid'i desteklediğini iddia edenler bu propagandaya hizmet etmiş oluyorlar. ... Hürriyet'i, Sözcü'yü anlıyorum. Ama Çözüm Süreci, PKK medyasının da semtine uğramadı. Baştan beri savaş diliyle, doksanların diliyle konuşuyorlar ve sürecin altını oyacak haber üretmede ırkçı, ulusalcı, Kemalist medyayla yarışıyorlar. Son olayda da öyle oldu.

... _HDP'nin sorumluluğu ne bu yaşananlarda?
Ergen bir milliyetçi tavrıyla ve sorumsuzca halkı sokağa çağırdılar ve çağırdıkları kitleyi kontrol edemediler. PKK'nın gençlik yapılanması YDGH'nın şiddet mesajları yayınladığında bu şiddete karşı çağrı yapmadılar. Dernek basıp insan öldürmek ne demek? Hükümete kızıp Hizbullah'a saldırmanın mantığı ne? Işid vahşetini protesto edenlerin vahşetiyle, linçiyle insanlar öldü. / Sürecin en önemli ve aynı zamanda PKK ile en üst düzeyde müzakereleri mümkün kılan özelliklerinden biri geçmişin geride bırakılmış olmasıydı ve yeni bir hafıza oluşuyordu. Bu atmosfer zarar gördü.
... _Hükümet veya devlet bu açıdan nasıl eleştirilebilir?
Erdoğan'ın “bizim için Işid neyse PKK da odur” demesi, “Kobani düştü düşecek” gibi ifadeler kullanması yanlıştı.
(Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. Dr. Bekir Berat Özipek'in, Kobane Protestoları sonrası gelinen nokta doğrultusunda AjansHaber ile yaptığı söyleşisinden.)




Çetin Erdoğan adlı bir kişinin FB yorumu:
PKK'yı ben mi anlamıyorum, yoksa bu örgüt, Kürtlerin aşiret reflekslerini yeniden tetikleyip kaya dibine yatarak barış sürecini dinamitlemek mi istiyor?
PKK Barış sürecini Kobani'nin düşmemesine endeksliyor. "Kobani IŞİD'in eline geçerse barış süreci biter" tehditi savuruyor. O tehdit, bu kadar reform yapan, Kürt haklarını tanıyan ve barış için Türklerin hassasiyetlerini karşısına alıp bedel ödeyen bu hükümete bu saatten sonra işlemez.
Şu Allah'ın işine bak! "Nerede bir Türk varsa Türkiye onları savunmak için savaşa girer" diyen Türk ırkçılığının macera hevesine yüz vermedik. Şİmdi de karşımıza "nerede bir Kürt varsa Türkiye onları savunmak için savaşa girer" macerası çıkıyor. Türk kökenli olan milyonlarca insanın eziyet çektiği bu dünyada kılımızı kıpırdatamazken, Kobani'de PYD (PKK) kazansın diye Suriye'ye savaş mı ilan edelim?
Kobani'de yaşayan 200 bin insana sınırlarımızı açtık koruyoruz. Türkiye bundan fazlasını yapamaz.
Bunlar bahane. PKK, barış sürecini sonlandırmak istiyor, Kobani'nin düşmesinden TR'yi sorumlu gösterip Kandil saltanatlarını sürdürmenin ucuz yollarını arıyorlar. Bu oyun tutmaz.
Sınır kapısında yaptıkları provokasyonlar zaten mide bulandırıyor. Hergün 3-5 yüz PKK'lı sınır kapısına gelip "biz Kobani'ye gidip savaşacağız" artistliği yapıyorlar. Geçenlerde tel örgüleri kesip Suriye'ye girdiler bir saat sonra geri döndüler. PKK 30 yıldır Türkiye'ye sınır kapılarından pasaport kontrolu ile mi giriş çıkış yaptı? Kime laga luga yapıyorsun? Maçan yiyorsa 912 kilometrelik sınırın istediğin yerinden Suriye'ye girer Kobani'de savaşa katılırsın. Yemiyor tabii!
Kobani bahane Kandil saltanatı şahane!
https://www.facebook.com/ctnerdogan/posts/10152490194093152





SURİYE
-Ne acıdır ki şu anda "Ortadoğu bataklıktır" diyenler, Ortadoğu'yu bir bataklığa çevirmek isteyen Şam rejimine karşı sonsuz muhabbet besliyorlar. Muhabbetiniz bol olsun. RTE

Kendi yarattıkları pisliği kendi ellerini kirlenmeden TR'ye temizletmek istiyorlar. TR hakkında onca spekülasyon da bu yüzden. / Sanki NATO üyeleri yüksek değerleri savunuyormuş, sanki IŞİD'i ve sayısız darbeleri tezgahlamamış, sanki batılı koalisyon Irak'ta 1.5 milyon kişinin ölümüne neden olmamış da sadece Türkiye NATO'ya aykırı düşüyormuş. Türkiye'de laiklik karşıtı güçleri iktidara getiren NATO üyeleri değil sanki.
Mehmet Tanju Akad


TEZKERE meselesi... ???
Bir yorum: "Bu toplumu topyekün şavaş coğrafyasına çekmek ve 1914 yıllarında başlayan derin acıyı birkez daha koalisyon yandaşlığı yaparak yaşamaktır...tezkere oyunu ile ABD, İngiliz ve İsrail mandacılığını kabül etmektir."
(Not: 2 Ekim 2014 Suriye-Irak tezkeresi, Meclis'te oylanarak kabul edildi. Tezkere, Suriye konusunda hükümete, TSK'nın yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesine ilişkin bir yıl süreyle izin verilmesini öngörüyor. AK Parti ve MHP tezkereyi desteklerken, CHP ile BDP 'Hayır' oyu verdi.)


............... Ankara, Erbil ve Washington'un ortak mutabakatı sonucu Rojava'ya bir koridor açıldı. Bu koridorun açılmasıyla aylardır Türkiye'yi IŞİD ile ilişkilendirmek isteyen aklın iflası da sağlanmış olmaktadır.
HANİ TÜRKİYE IŞİD'E YARDIM EDİYORDU?
IŞİD'i yok etmeye giden bir koridoru açan Türkiye nasıl olur da IŞİD ile iç içe gösteribilir?
İlhami Işık

Bölgede uluslararası bir dizayn var ve nefretler artırılarak bu dizayna hizmet ediliyor. Çözüm süreci üzerinde Kobani ve IŞİD üzerinden baskı oluşturulmaya devam ediyor. IŞİD bölgenin dizaynı için oluşturulmuş bir örgüttür. Her sakallıyı IŞİD sananlar, her muhalif grubu IŞİD diye damgalayanlar bugün aynı oyunun bir parçası olmaktan kurutulamıyor.
Daha dün Suriye'de meşru muhalefete silah gönderildiğinde bunu insanlık suçu sayanlar şimdi kalkmış silah istiyorlar, bunu kimden istiyorlar, IŞİD'i desteklediklerini ifade ettikleri Türkiye'den... Peki, Türkiye IŞİD'i destekliyorsa siz de inanıyorsanız nasıl silah istiyorsunuz, bu nasıl bir politik tutarsızlıktır nasıl bir öngörüsüzlüktür?
Hiç kimse kusura bakmasın ama Kobani yanarken Türkiye sokaklarını yakanlar Kobani'yi kurtaramaz, kendi bölgelerini, kendi halkını ateşe atmaktan çekinmeyenler Kobani'yi kurtaramaz.
http://www.timeturk.com/tr/2014/10/07/kobani-uzerinden-tuzaga-dusmek.html#.VEgS9PmUfPW




Cezaevlerindeki işkence ile terör örgütlerinin kurulması arasında korelasyon olduğu aşikâr. Diyarbakır cezaevi PKK'yi dogurdu; Ebû Gureyb ISiD'i. ............ Mehmet Bahcivan



Çapulcular ortalığı yakıp yıkarken, Işidçi dedikleri İHH, Sadakataşı, Kızılay, Afad Suruç'ta Kobanili savaş mağdurlarına yardım ediyor ....................... (@cahitbulent)


PKK şanslı böyle bi fan grubu olduğu için. Jitem tarzı infazlar yaptığı günün ertesinde bile Hep destek tam destek Yıldıray Oğur Twitter
https://twitter.com/yildarado/status/520485285940199424





Ahmet Davutoğlu: Neler yaptığımızı tarih yazacak. Kobani ile Çözüm Süreci'nin tabii ki ilgisi var. Ama savaşı Türkiye'ye yaymakla tehdit eden bir gruba nasıl yardım edelim? Silahlı unsurlar anlaşmaya uygun olarak sınır dışına çıkmış olsalardı, Kobani'ye desteğimiz farklı olurdu. Tam Çözüm Süreci'nde yol alıyorduk ki 6-7 Ekim olayları oldu. 1990'da kendini gizleyen devletin JİTEM'i vardı, şimdi de kimliğini gizleyen vandallar var.


Barzani: TR, bize silah gönderdi, ancak açıklanmasını istemedi.
Barzani, Türkiye'nin silahların Kobane'ye taşınması için koridor açtığını doğruladı. Mesud Barzani: "Turkey sent arms shipment to Kurdistan when #ISIS attacked but asked to not make it public for the safety of hostages."
...İşkembeden atanlar duysun. (@ysrsckn)


Öcalan: "Bu dönemde süreci sabote etmek isteyen güçler, Bingöl örneğinde de görüldüğü gibi süreci çatışmaya çevirmek için fırsat kollamaktadır."
"Hakiki yurtseverlik de, gerçek bir demokrasi de ancak kendimiz gerçekleştirirsek onurlu ve kalıcıdır."


... Özal'ın 93 barışı 1 "gizli darbe" sonucu çöktü, Kürdistan kana bulandı, 28 Şubat'a yol açıldı. Bugün süreç çökerse sonuç çok daha ağır olur. (@hbk)

"Ülke içi siyasal sorunların çözümünü kan dökmekte arayanlar, ya hiç tarih okumamışlar ya da tarihi çok iyi biliyorlar."
(@Lawrite)



Yine Markar Eseyan ile devam edelim. İki makalesinden alıntılar yapacağım:
"33 askerin şehit olduğu 23 Mayıs Bingöl saldırısı, 1993 darbe sürecinin en kritik anıydı. Devlet ve PKK'nın içindeki derin yapılar ile şüphesiz istihbarat örgütleri harekete geçmiş, siyaset ve asker içindeki barış iradesinin önünü 'de facto' bir darbe ile kesmişlerdi", diye başladığı yazısının sonlarına doğru şöyle diyor Eseyan:

"2013'ün 1993 yılından hayati farkı; Paris suikastları, Gezi ve 17-25 Aralık gibi girişimlerin, Bingöl saldırısı türünden bir 'başarıyı' yakalayamamış olmasıdır. Dolayısıyla darbe süreci ucu açık şekilde ilerlemeye devam ediyor ve 2015 seçimleri öncesinde çok işlevsel bir meseleyi ele almış vaziyette: Kobani travması.
Öcalan'ın Kobani üzerine değerlendirmesini hatırlayınız: 'Kobani kuşatması sıradan bir kent kuşatması olmanın çok ötesinde, sadece Kürt halkının demokratik kazanımlarını hedeflemekle kalmayıp Türkiye'yi de yeni bir darbe sürecine sokacaktır."
"Şu anda yine Gezi krizinde olduğu gibi inanılmaz bir bilgi kirliliği ve provokasyon dizileri yaşanmakta. Kobani yüzünden haklı olarak üzüntü içinde olan Kürt sosyolojisini çıldırtmak için elden gelen esirgenmiyor. 'Sağolsun' HDP de Kürtleri sokağa davet ederek tarih önünde inanılmaz bir yükün daha altına girdi. Meşru siyaset noktasından baktığınızda anlaşılır gibi değil. 'Kobani düşerse Çözüm Süreci biter' türünden bir mit yerleştirilmeye çalışılıyor. Süreci bitirmek için meşru kılıf bulunmuş gibi..."
"Hükümeti IŞİD'çi ilan ederek, Çözüm Süreci üzerinden tehdit savurarak barışçıl sonuç almak mümkün mü? Tabii bu öneri barış merkezli düşünen ama kötü siyaset yapan kesimlerde karşılık bulacak bir öneri olabilir.
("Şablon darbeler 1993 ve 2013..." 8 Ekim 2014 - Yeni Şafak)



"Hükümetin 6-7 Ekim gibi 45 masum insanımızın hayatını kaybettiği bir provokasyondan sonra Çözüm Süreci iradesini koruması takdire şayan. Aynı şekilde toplumun da sakin kalarak tuzağa düşmeme ve hükümetin elini zayıflatmama tavrı, MHP Lideri Bahçeli'nin yatıştırıcı açıklamaları da olumlu gelişmelerden. ... CHP'ye söyleyecek söz artık bulunamıyor. Sanki kaset operasyonları bugünler için yapılmış. Sergilenen sorumsuz, provokatif, oportünist tavır anlaşılır gibi değil. Tek teselli her şeyin halkın gözü önünde yaşanıyor olması."
...
"Muhtemelen Kandil'i cesaretlendiren büyük ülkeler ve 6-7 Ekim de buna bağlı gelişti. Batı basınında çıkan PKK ve PYD güzellemeleri, 'ABD bu sefer Kürtleri satmayacak' vaatleri, ABD'nin PYD ile resmi görüşmelere başlaması, 'Suriye'de IŞİD'e karşı en güçlü müttefikimiz PYD' söylemleri de bu kuşkuyu doğrulayan bir resim ortaya koyuyor. (...) Türkiye'ye iki 'seçenek' dayatılmaktadır. Ya Suriye savaşına girmek, ya da bir içsavaşla yüzleşmek...
"Türkiye'nin Suriye ve Kobani konusunda ne yaparsa yapsın hatalı olacağı veya batağa saplanacağı bir köşeye sıkıştırılmak istenmesi de senaryonun gerçekleşmesi için kurulmuş kapan gibi. Türkiye'yi bir yandan IŞİD'ci ilan ederken, öte yandan sınırı geçmesi halinde PKK'nın bunu savaş nedeni sayacağını ifade etmesi, Meclis'teki tezkereye HDP'nin hayır demesi, yapılan yardımların, ülkede tedavi edilen PYD ve PKK'lıların, Kobani'ye giden yüzlerce yardım kamyonunun ve tabii ki Suruç'a alınan iki yüz bin Kobanili Kürdün yok sayılması da öyle..."
("Kandil'in İmralı'ya cevabı bekleniyor...", Markar Eseyan. 20.10.2014 - Yeni Şafak)




Peki ne istiyor PYD Türkiye'den? Muamma..
İstenilen TSK'nın Kobani'yi kurtarması ise, bunu sağlayacak tezkereye neden BDP itiraz ediyor? İstenen silah ise, neden PKK Türkiye'de eylem düzenliyor? Eğer siyasi destek ise talep edilen, neden dezenformasyon, şantaj ve tehdit ile Türkiye köşeye sıkıştırılmaya çalışılıyor? Terör listesinde olduğu bir ülkeden silah isteyen PYD, zaten hukuki açından karşılanması imkansız olan bu talebinin böylesi santajlar ve tehditler ile daha da imkansız hale geleceğini bilmiyor mu? PYD'nin masaya oturduğu, müteffik olduğu muhatabını itibarsızlaştırması, kendi davasına hizmet ediyor mu?
Belki de asıl mesele Kobani değil, çözüm süreci ve onun için irade koyan Kürt ve Türk liderler..
Yenilgi karşısında PYD, suçu Türkiye'ye atıyor. IŞİD'i TC'nin desteklediği propagandası ile kendi tabanını sabit ve teyakkuzda tutuyor..
Bazıları yeni uyansa da, zamanında uluslararası müdahale isteyenleri emperyalist olarak yaftalayıp bugün müdahale opsiyonu akıllarına gelmiş olsa da, Suriye'de son 3 senede 200.000'i aşkın insan ölürken ses çıkarmamış olsa da, Kobani'de yaşanan ne bir sürpriz, ne de yeni bir durum. Suriye iç savaşının kanlı dramının bir sahnesi.
("PYD kendi davasına neden hizmet etmiyor?" Ceren Kenar. 07.10.2014 - Türkiye)




TR solunun son büyük yatırımı Kürt hareketi ve oradan türeyen bir takım 19. yüzyıl fantazileri. Yine duvara toslayacaklar. Bekleyip görün. Kobane İşid belasından kurtulsun, eyvallah. Barış sürecini yöneten realist Öcalan şahane. Ama o ekolojik sosyalist zırvalarından birşey çıkmaz.
Öcalan yüzyılın lideri imiş:) RTE güzellemelerinden bile komik. Öcalan tam bir yarı cahil. Keşke kitap okumayıp sadece reel politiğe odaklansa.. Okuyabilir hiçbir önemi yok ama okuduğunu anlayıp oradan bir sonuca varabilecek biri değil. Böyle birinin bir halka bir proje sunması trajik. Bu ne yahu demek yerine övgü düzüyorlar. 18 yaşında, çok ama yeni yeni kitap okuyan toy ergen zırvaları.
(Prof.Arif Bilen)



ÜÇ KAVRAM
Bağımsızlık, hukuk devleti ve demokrasi.
Bunlar birbirlerine bağlıdır, ama nasıl?
(1) Bağımsızlık olmadan demokrasi ve hukuk devleti olmaz.
(2) Hukuk devleti olmadan bağımsızlık olabilir ama demokrasi olmaz.
(3) Demokrasi olmadan bağımsızlık olabilir ama hukuk devleti olmaz.
Bu girizgahın amacı bağımsızlıktan söz etmeden demokrasiden söz edenlerin samimiyetsizliğini hatırlatmaktır. Kendi amacı için emperyalizmle kol kola girenleri teşhir etmektir. Bunu yapanlar zaten ruhlarını satmıştır. Değişmezler. Bunların demokrasi söylemleri sahtekarlıktır. Kendi çıkarları için emperyalizmin her türlü kirli işine alet olurlar. Emperyalizm bunlara istediklerini asla bedava vermez. Başka farkları vardır ve bunlar önemsiz farklar değildir ama PKK (Sam Amca'nın kucağında devrimcilik... gel bize bazı bazı) ve IŞİD'in bu anlamda farkları yoktur.
Mehmet Tanju Akad
https://www.facebook.com/mehmettanju.akad/posts/514953121975187


"Rejime düşman olmak başka (ki bir haktır), rejim kötü diye ülkeye düşman olmak başkadır." Mehmet Tanju Akad

......... can ile canan: Bu cümlede "rejim" yerine "iktidar (partisi)" ibaresini koyduğumuzda, sanırım (Sol-Kürt hareketi yakınlaşması) da yerine oturmakta.. Meşhur adı ile Kobane, bu yakınlaşmada işlevsel bir tutkal olmuşa benziyor. Konu çevresindeki bu kadar dezenformasyon arasında insanların işine gelene inanması ise hiç de zor değil.



-anafikir.gen.tr'den alıntılar-
(...) Bu kafayla mı kurulacak sizin cepheniz? Siz bu cephe'yi, birliği kime karşı, kimin yanında kuruyorsunuz? Bir arada yaşadığınız halklara “serhıldan” ilan edip ABD uçaklarına alkış tutarak mı devrimci mücadeleye katkıda bulunuyorsunuz? Bu da yetmiyor, ağzınıza Gezi'yi alıp, Gezi'nin mirasını örgütlemekten bahsediyorsunuz öyle mi? Bu kafayla Gezi ancak tasfiye edilebilirdi, o da oluyor dert etmeyin...
Kemal Aladağ
http://www.anafikir.gen.tr/yazarlar/115-mehmet-kemal-aladag/887-devrimcilik-bu-kadar-ucuz-mu.html


(...) ABD emperyalizminin, Ortadoğu ve ülkemizin sahibi gibi hareket etmesi ve onun koruması altına giren Kürt hareketlerinin şehirleri, okulları, kamu kuruluşlarını yakıp yıkmaları, sokakları terörize etmeleri, insanlara saldırmaları, alikıran baş kesen havalarına girmeleridir. Bu gelişmeler karşısında biriken tepkiler, normalde sola desteğe dönüşmesi gerekirken tam aksine dinci-gerici IŞİD’in hanesine yazılmaktadır. İşte büyük tehlike bu noktada kendini göstermektedir.
...
Devrimcilik zamanlarında, ABD emperyalizmine karşı mücadeleyi en başa koyan solun, bugünlerde sesi çok çıkan kesimlerinin ABD ile işbirliği yapan Kürt örgütlerinin peşine takılması özellikle yoksul halkın soldan giderek uzaklaşması sonucunu yaratmaktadır. Medya desteğine rağmen bu liberalleşen solcuları halk süratle kenara itmekte ve karşı tarafın saflarında görmeye başlamaktadır.
Bu coğrafyada kim Amerikan işbirlikçisi damgasını yediyse, hele de o kişi ya da çevre solcu görünümüyle ortaya çıkmışsa toplumun gözünde bir hiç olmuştur. Bundan sonra da öyle olacaktır.
http://www.anafikir.gen.tr/anafikir/890-kapidaki-buyuk-tehlike.html




Facebook'tan bir paylaşım ve altındaki yorumlar, tartışmalardan alıntıdır; başrollerde Arzach:
"Eğer sokakta vurularak öldürülen askerleri PKK öldürdüyse kendilerini en şiddetli haliyle kınıyorum. Savaşacaksan savaş ilanında bulunur cephe açar savaşırsın. İnsanların zorla askere gönderildikleri bir ülkede yaşananların sorumluları bu er'ler, askerlermiş gibi silahsız askeri sokak ortasında pusuya düşürüp vurmak şerefsizliğin doruk noktasıdır."
Arzach - https://www.facebook.com/arzach/posts/10152436780993317

................ Efo Etzel: Bu yaptığın tespitle ilgili çok sert bir yazı yacaktım dün akşam ama dişimi sıktım sıktım vazgeçtim. şu HDP'nin paylaşılan twiti açıklamanın sadece giriş kışmı onunla da ayrı bir algı yaratılmaya çalışıyor. Yazının tamamını okuyun. Ama çatışmada öldürülen gerillanın intikamı diye şehir merkezinde silahsız askerin arkadan gelip kafasına sıkmak kadar kalleşçe ve kahpeçe bir hareket daha görmedim ben. Kürt siyaseti kendi ayağına sıkıyor şu anda, sen böyle kin ve nefret tohumları ekersen nasıl olacak o barış nasıl kabullenecek insanlar bu tip kalleşçe harektlerin üzerine. Kağıt üstünde istediğin barışı yaparsın istediğini alırsın belki ama gerçek hayatta bir karşılığı olmaz...
................ Ali Ersöz: Kim yaptıysa söylemek istediği şey aslında açıkça şudur : "Biri bizi bir gece ansızın gelip siksin istiyoruz". Ayrıca emir komuta kademesinde de askerini yakın zaman OHAL bölgesinde çarşıya silahsız ve çorapsız (ekim ayındayız, oralar buz gibi şu anda) gönderen ve göt büyütmekten başka halta yaramayan komutanların ordudan derhal ihraç edilmesi gerekir.
Ağrı dağlarında kıçıkırık bir minibüste sivil olarak terhis edileceğimiz noktaya doğru götürüldüğümüzde, araçtaki tek rütbeli uzman çavuşun silahını yanına almadığını, 30-35 kişiyi yığma patates misali taşıyan cücük kadar minibüsteki tek silahın bir tek (evet 1 adet) G3 olduğunu, bu işgüzar uzman çavuşun dağ başında aracı durdurup bir de su döktüğünü ve o kadar silahsız yeni terhis olmuş askeri dağ başlarında sikinin keyfine beklettiğini hatırladıkça, zorunlu hizmetini yerine getirenlerin nasıl cibilliyetsiz komutanların ve pusudaki leş kargalarının ellerine bırakıldığını düşündükçe içim hep cız eder.
Rütbesini, yerini, yurdunu haketmeyen komutan, politikacı, terörist, kan tüccarı, götü başı ayrı oynayan kim varsa sınırlara gönderelim de, eşşekler mayınlara basıp ölmesin artık yazık.


27 Ekim 2014 Pazartesi

IŞİD-Kobane hattında Türkiye


(Sosyal medya ve basındaki çeşitli yorumları derliyorum, kendim de ne olup bittiğini anlamaya çalışarak...)

10 Ekim 2014 Cuma

Muhalefetin Halleri SON


Hatırlarsanız 10 yıla yakın bir zaman boyunca Türk televizyonlarında gösterilmiş (halen de çeşitli kanallarda tekrar bölümleri yayınlanan) "Bizim Evin Halleri" adlı bir yerli dizi vardı. Başrollerinde (bazıları oldukça deneyimli olan) farklı yaşlarda çeşitli tiyatrocuların oynadığı bu dizi, televizyon tarihimizin en uzun soluklu yapımlarından biri olup, kısaca "aile ilişkileri"ni konu almaktaydı. Kızlar-oğullar, evlilikler ve beraberinde gelen güzellikler-yükler-sorunlar, ihanetler, kavgalar, tatlı sohbetler...
Türkiye gibi siyaset gündem ve kürsü konuşmalarında #demokrasi'nin demirbaş mevzuu olduğu bir ülkede, tek parti iktidarında geçen son 10 küsür senede, demokratik bir sistem içerisinde önemli bir yeri olan muhalefetin geldiği nokta üzerine karalamalar yaptığım bu yazıma başlık araken de bu popüler kültür ikonundan ilham aldım. Ancak muhalefetimizin durumunun bu dizi kadar merak uyandırdığından ve sevenlerince dikkatle takip edildiğinden şüpheliyim.

............ Bildiğiniz gibi, 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı (CB) seçiminden ilk turda yaklaşık %52'lik oy ile RTE köşke çıkınca, bir işaretiyle Ahmet Davutoğlu yeni Başbakan ve AKP genel başkanı oldu. Türkiye'deki bir kesim kendisi ile yeni tanışsa da, bu blogda Dış işleri ile ilgili ... -nadiren de olsa- bazı notlar düşen biri olarak bana yabancı bir isim değil bu yeni başkan.
İktidar ve aktörlerine tüm medya kanalları adeta "tahsis edilmiş" gibi olduğundan; bendeniz bu sığlıkta muhalefet denen gruplar ne yapmakta, ne durumdalar diye bakmak kafa sağlığımız açısından daha hayırlı olur diye düşünmekteyim. Gelin görün ki nasıl bir sıkışmışlık ve kültürel sığlık içerisindeysek; muhalefetin hali iktidardakilere bir şekilde katlanacak, hatta zaman zaman onların varlığına şükrettirecek kadar dipsiz bir kuyu niteliğinde... ... Hani normalde güç ve iktidar ile uzun süre sarhoş olmuş egemenlerin yıpranması beklenirken, üstelik ortaya "sürülmüş" montajlı-montajsız bunca kayıt, dinleme ve yolsuzluk iddiasına rağmen; bizde son kertede asıl muhalefet "küçüldü". ... Erimedi belki ama çaresizlik içerisinde kıvrandıkça ya saçmaladı ya çirkefleşti. Ve sonuçta her halükarda kendisi bir heyulaya, bir mizah unsuruna döndü. Tablodan genel bir görünüme bakalım:

Ne dediği, ne savunduğu, neyi planladığına akıl sır ermeyen; yıllardır "Laiklik" hassasiyeti üzerine bina ettiği (aslında gerçekten "laik" bir devlet olmaktansa dindarları küçümseyen ve baskılayan) gergin bir siyaset anlayışından gelip bugün CB adayını dahi imamdan seçmiş "ortaya karışık" bir CHP... Kankitosu MHP... Mütemadiyen iktidardaki Ak Parti'ye karşı darbe çağrısı yapan, 82 darbesi ile Kenan Evren'i alkışlayan bir Sol (??)... AKP'yi iktidardan düşürme hırsı (ve bu yöndeki toleransı) memleketle alakalı başka hiç bir şeye karşı duymayan endişeli modernler... Topluca perdeledikleri "Gezi kardeşliği" ve abartılı romantizma örneği "Gezi ruhu"... "Demokrasi, Türkiyelileşme, eşitlik" derken; çözüm sürecini baltalama ve ülke sokaklarını ateşe verme, dahası yeni bir "Kürdü Kürde kırdırma ve Kürt halkını zelil etme" dalgası başlatmış, sorumsuz ve deneyimsiz bazı yöneticileri ile HDP... İktidarı yıpratayım derken bütün ahlak değerlerini ve en önemlisi akıl ile tutarlılığı ayaklar altına almış, mundar bir muhalefet etme biçimi. ... Beraber son haftalardan bir kaç örneğe bakalım mesela:



...... Cumhurbaşkanlığı yemin töreni ve sonrasında yaşanan gerginlikler:
..... 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Meclis'teki yemin töreni öncesi, Başkanlık Divanı'na Anayasa ve İçtüzük kitapçığını fırlattı bir CHP'li milletvekili (Engin Altay).
..... CHP'nin Cumbaba adayı Ekmelettin İhsanoğlu, seçim gününden sonra bir daha ortalıklarda görünmedi. Kameralar önünde mikrofonlara söylediği son sözü şu idi: "Bende artık söz bitti."



..... Selahaddin Demirtaş'ın (HDP Eş Başkanı ve CB adayı), yemin töreni sırasında yeni cumhurbaşkanını alkışlaması olay oldu. "Erdoğan'ı değil, halkın iradesini alkışladım. Alkışlanması gerekiyordu o iradenin. Adaletsiz olduğunu biliyoruz ama oy verenler aptal, gerizekalı ya da hırsız değil halktır" dedi. Savaş hali dışında yeni cumhurbaşkanı ile görüşmeyeceklerini söyleyen ve Erdoğan'a alkışı yüzünden kendisini eleştiren Kemal Kılıçdaroğlu hakkında yaptığı açıklamadan bir alıntı:
“ İlk turda Erdoğan'ı o kürsüye çıkaran CHP yönetiminin tartışılması lazım. Ben üzerime düşeni yaptım, oyumu, heyecanı artırdım. CHP ve Parti yönetimi biraz çalışsa o gün o tarihte yemin töreni olmayacaktı. CHP yönetimi benimle uğraşacağına, bizimle birlikte demokratik mücadeleyi nasıl güçlendirecekleri tartışmasını yürütseler daha faydalı olur. 12 yıldır AKP'yi güçlendiren CHP'nin bu muhalefet tarzıdır, bu şekilde mızıkçılık yaparak bu noktaya getirdiler. ... Erdoğan'ı Erdoğan yapan, O'na fırlatılan kitapçıktır. Halk iradesini alkışlayarak muhalefet yapmalıyız. Yoksa 50 sene daha ülkeyi yönetir, hata yapa yapa, hırsızlık katliam yapa yapa... O nedenle yeni bir siyaset tarzı getirmeye çalışıyoruz.
50 bin kişinin canını yitirdiği bir sorundan sonra Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile görüşme yapıyoruz. Kan davası saikiyle hareket edilse dünyada hiçbir sorun çözülmezdi. Kemal Kılıçdaroğlu savaş hali dışında görüşmeyeceğini söylüyor. Ben de savaş hali olmasın diye her gün Cumhurbaşkanı ile görüşürüm diyorum. ”


Bir kadın gazeteci (Ayşe Hür) Twitter'da şöyle diyordu:
Peki, Demirtaş ve HDP alkışladı ne kazandı, alkışlamasaydı ne kaybederdi? Buna cevabınız var mı? / Demirtaş, "Nezaketen alkışladım" deseydi bu kadar tartışılmazdı. Ama 'milli iradeye saygı" deyince olmadı.

.......... Kişisel Görüşüm: Bu alkışlama meselesinin, popüler kültürümüzde çok sıradan hale gelen boş ve kof gündem maddelerinden biri olduğunu düşünüyorum. Alkışlasa sorun, alkışlamasa sorun... Herkesin doğuştan tescilli eleştirmen olduğu şu ülkenin insanları, dışarıdan bakıldığında inanılmaz mutlu ve meselesiz bir görüntü çizmekte... "Muhtar bile olamaz" denen bir adam CUMHURBAŞKANI dahi oldu ve insanlar hala halkla alay, AKP'nin kaçıncı senesi olduğunu hatırlayamadığım bugün bile makarna, bulgur muhabbeti! Ve şimdi de "alkış tartışması"... Ya sabır!
Karaktersizlik, ikiyüzlülük ve nezaketsizlik: Üçü bir arada. Bu bütün TR'nin bir resmi. ... Alkışlamasaydı peki ne değişecekti? ... IŞİD/ISIS mi düşecekti, yoksa iktidardakiler utanıp makamdan feragat mı edeceklerdi? İnsanlar aptal aptal boş şeyleri tartışıyor bizde. Kalibre bu kadar. "Çene ishali" var. Ve bundan hepimiz muzdaribiz.

OYSA ORTADA ÇOK DAHA ÖNEMLİ BİR MESELE VAR:

Cumhurbaşkanlığı seçim yarışında en etkili ve gelecek vaat eden muhalefeti Selahattin Demirtaş yürüttü. Daha çok demokrasi, daha çok eşitlik, adalet ve özgürlük dedi. Yıpranmış ve çökmüş siyasi dilden uzak durarak genç, dinamik ama gerçekçi, ırkçılıktan uzak, olumlu dil kullanan bir siyaset ortaya koymaya çalıştı. Asıl mesele bu duruşta gösterilecek kararlılık noktasındaydı. Ve maalesef adım adım bu çizgiden uzaklaşıldı.

The Cemaat'in (#Fethullah) "Hırsızlar!" söylemini benimseyip, tipik CHP siyaset melzamesi olan "yolsuzluk" üzerinden iktidara yüklenip, sanki çözüm süreci hiç yokmuş gibi davranmayı seçim stratejisi olarak belirlemesi...
"Anti-AKP" tarzı siyasetle muhalefet etme kararları...
Ulusalcılar ve şahinlerle dirsek teması...
Türkiye'nin pesimist kesiminden olduğu kadar geleceğe umutla bakan kesiminden de oy alacak bir siyaseti kuramamak...
"Demirtaş yeni Türkiyeye inananlardan oy istemek yerine, eski Türkiyeyi özleyenlerden oy istemeyi tercih etti" diyordu kendisine oy verip sonradan pişman olmuş bir genç adam.


Ve son kertede geldikleri noktaya bakalım:
"Kobane düşerse barış görüşmeleri de sona erer" tehdidi!
Hem TR'nin tampon bölge kurmasına karşılar, hem Suriye'de Esad güçlerine karşı savaşılmasına karşı oldular ve "Suriye topraklarında Savaşa hayır!" mitingleri düzenlediler (geçen sene)... Hem yıllarca TSK ile silahlı mücadele yürüttükten sonra şimdi de Kobani'deki Kürtler için TSK'nın savaşmasını istiyorlar... ... Tutarlılık yerlerde.
Kobane (Ayn-el Arap) meselesinde ise Kürtlerin kendi aralarında bölünmüşlükler mevcut. Peşmergeye karşılar, bazı Kürt gruplara karşılar... (IŞİD tam Irak Kürt bölgesine doğru saldırılarını yoğunlaştırırken, Barzani ve peşmerge ile tüm bağları koparmalar...)
"Daha dün Suriye'de meşru muhalefete silah gönderildiğinde bunu insanlık suçu sayanlar, şimdi kalkmış silah istiyorlar. Bunu kimden istiyorlar? IŞİD'i desteklediklerini ifade ettikleri Türkiye'den. Peki, Türkiye IŞİD'i destekliyorsa siz de buna inanıyorsanız nasıl silah istiyorsunuz, bu nasıl bir politik tutarsızlıktır nasıl bir öngörüsüzlüktür?"
CHP ve HDP tezkereye önce "hayır" diyor; şimdi ise "Türkiye Kobani'ye müdahale etmiyor!" diyerek halkı sokağa dökmeye çalışıyor. Oksimoranluk bu! Kimin ne dediği belli değil. Sadece Türkiye'den Kobane'ye koridor açılsın istiyorlarmış, TR girerse işgalci sayacaklarmış... Yalnız Barzani güçleri ve gönüllü savaşçılar girebilsinmiş...

Böylece nihayet yıllardır bahsettikleri "halkı sokağa dökme kartı"nı da öne sürdüler. "IŞİD ve Kobani protestoları" sırasında pek çok şehirden iç savaşa gidildiği izlenimi veren görüntüler ve çatışmalar gelmekte.. IŞİD ile alakası olmayan Hizbullah ve Hüda-Par'lıların evlerine saldırmalar... Onlarca ölü, kafası taşlarla ezilerek öldürülen Hüda-Par'lı bir genç... Sonradan Hüda-Par'lıların da karşı saldırıları... (Ertesi gün kapanmış ya da kapatılmış) Bazı Twitter hesaplarından yapılan tetikçilik ve istihbarat faaliyeti ile yayınlanan acayip infaz tweetleri... Van'da Diyarbakır'da Antep'de dükkanlarına saldırılanlar ve olaylar sırasında vahşice öldürülenler...
"Yaşlı genç, Hizbullahçı, PKK'lı 24 Kürt daha öldürüldü. Hem de Kobani'de Kürtler ölmesin diye... Kürtlerin 6-7 Eylül hadisesinin baş sorumlusu, insanları yalanlarla dolduruşa getiren, sokakta IŞİD'çi avına çağıran HDP ve Kandil'dir" diyor bir gazeteci.
"Meydanlarda Erdoğan için katil diye bağıran Demirtaş bu kanların hesabını nasıl verecek? Barışa sıktığı bu kurşunları nasıl temizleyecek?" diye soruyor bir genç adam Facebook'da.
Kürt hareketinde çok fazla aktör var, çok fazla kurumsal farklı yapı...
"Kürt hareketinin içindeki kontrol edilmeyen enerji noktaları"ndan bahsediyor Etyen Mahçupyan. Şu anda asıl sıkıntı siyaset yapmayı bilmiyor oluşları. Onun için bildikleri şeye, yani sokağa yöneldiler hemen. Türkiyelileşme çabası içerisinde olduğunu söyleyen HDP'nin ülkeyi getirdiği nokta işte bu! Ve bildik devlet diline geri dönüş...
Nedir istedikleri? Kobani'ye yardım mı? Yardım isteyen böyle mi yapar?
Siyasetçilerin, medyanın, ve halk kalabalıkları içerisindeki insanların konuşmalarına kulak verince "Eyvah!" dedim, gene döndük dolaştık bu yoz bakışa mı geldik?



Aysel Tuğluk'un Twitter'daki bu paylaşımı hakkında bir kişinin yorumu:

"Bu nasıl bir sorumsuzluktur! Siz siyasetçisiniz ve tahriklerinizle 16 kişi ölmüş! Sizin yerinize utandım! (*)
Son dönemdeki en büyük hayal kırıklığım, Selahattin Demirtaş. 14 kişi ölmüş, adam Atatürk büstlerinin yıkılması için üzgünmüş." (@bastemSumeyra)

"1 yıl önce adım adım şeriata gidiyoruz diyen adam, ''Helal IŞİD'e PKK'lı piçleri vuruyor'' diyor.
Düşünce açısından çöl gibi bir toplum. Kimin ne düşündüğü belli değil. Kutuplaşmayı bile beceremiyor." (@_Slow_Loris_)


Düne kadar icinden Cumhurbaşkanı başkanı adayi çıkarip % 10 civarında oy ve takdir toplamış, barış ve çözüm surecini finale taşıyacagindan kimsenin bir kuşkusu olmadığı; bugün ise hedefte bir Kürt Siyasi Hareketi...
TEBRİKLER HDP ... (Mehmet Cek)


Görüşlerini olabildiğince düzenle takip etmeye çalıştığım Fırat Erez'in Tr'deki AKP ve RTE karşıtı muhalefet biçimi üzerine geçen ayki bir tweeti:

"Kulaktan kulağa oynamayı enformasyon, küfretmeyi mücadele, nefreti erdem, yenilgiyi zafer sanan ve okuduğunu bile anlayamayan zavallılar." (@FIRATEREZ)
Yüzleşin artık, hem süreci hem de ülkeyi bitirmek isteyenlerin ekmeğine yağ süren boktan siyasetlerinizle.. Gezicisi devrimcisi solcusu vs.. ... @FIRATEREZ
HDP'nin serhildan çağrısına Kürt halkı uymadı, bu yüzden de meydan ite kopuğa kaldı. Hiçbir provokasyon sökmeyecek, enseyi karartmayın. (@FIRATEREZ)




Gelin, Halil Berktay'ın son haftalardaki gündemi değerlendirdiği yazısına kulak verelim:
............ Yerel seçimlerin ardından, cumhurbaşkanlığı seçimi de şu çoktan miadını doldurmuş, çürüğe çıkma zamanı gelmiş muhalefetin bozgunu, iktidarın ise (biraz da bu yüzden büyüyen) başarısıyla sonuçlandı.
Gene beklenen beceriksizlik ve kafa karışıklığındaki Kılıçdaroğlu, hem Başbakan Davutoğlu'nu değil Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı muhatap alacağını, hem Erdoğan'la (da) konuşmayacağını beyan etmek gibi hafiflikler arasında gitti geldi. CHP kongresi, Atatürkçü-Ulusalcı kanadın çoğunluk sağlayamasa da partinin dönüşümü ve yenilenmesine ne büyük bir engel teşkil ettiğini bir kere daha ortaya koydu.
...
İsrail'in Gazze saldırısı sırasındaki, hükümeti İsrail ile dolaylı-dolaysız işbirliği içinde gösterme çabaları, haftalardır hükümeti şimdi de IŞİD ile işbirliği içinde gösterme harekâtı biçiminde devam ediyor. Efendim, IŞİD saldırganlığı ile AKP'nin yeni-Osmanlıcı hayalleri aynı şeymiş. Türkiye IŞİD'i bir dönem doğrudan desteklemiş; şimdi bile, kaçak petrol satışına da, öte tarafa geçen cihadçı militanlara da göz yumuyormuş (BBC'nin aksi yöndeki ayrıntılı haber ve grafikli analizlerine rağmen).
* Zaten ne olmuş da herkesi öldüren IŞİD 49 rehineyi serbest bırakmış; mutlaka bunun içinde (kötü) bir iş olmalıymış.
* IŞİD tehdidi altındaki Kobane, günümüzün Stalingrad'ıymış; 1942 sonbaharında Alman Altıncı Ordusunun durdurulduğu, İkinci Dünya Savaşı'nın o büyük dönüm noktası kadar hayatîymiş Kobane, günümüzün anti-faşist ve anti-emperyalist mücadeleleri açısından (ömrümde bu kadar orantısız mübalağa görmedim).
* Öte yandan, böyle bir durum karşısında, Türkiye ve Suriye Kürtleri ile TC arasında en azından bir çıkar birliği, belki fiilî bir ittifak doğduğunu (ve bunun çözüm sürecini güçlendireceğini) mi sanıyordunuz (benim gibi)? Meğer ne kadar yanılıyormuşuz; IŞİD konusunda Türkiye ile Kürtler aslında birbirine düşman ve karşı taraflardaymış. Zira gene IŞİD'i kullanarak başka “caniyane planlar”ı da varmış hükümetin. Niyetleri, önce Kobane'yi IŞİD'e katlettirmek, sonra da IŞİD varlığını bahane ederek 100-150 kilometre derinliğine kadar bütün Rojava'yı (Kuzey Suriye Kürdistanı'nı) işgal etmekmiş. Batılı Müttefiklere böyle yaranılacak ve “çözüm süreci” de bu komploya feda edilecekmiş.
* Gene aynı kafaya göre, Sünni Türkler ile diğer din ve mezhepler arasında şu veya bu ölçüde bir eşitlik veya çok-kültürlülük sağlamak şöyle dursun, AKP'nin bütün niyeti diğer bütün inançları yok edip tek yanlı bir Türk-Müslüman hegemonyası kurmakmış (yani aslında IŞİD'den hiç farkı yokmuş bu açıdan).
("Kuşbakışı", Halil Berktay. 29 Eylül 2014 - Serbestiyet.com)





........................... CHP: "Hükümet bize salon vermiyor!" ;(
CB seçimi sonrası CHP'de yaşandığı iddia edilen hareketlilik sonrası, 5 Eylül'de parti kurultayı düzenlendi. Muammer İnce başkan adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı yarıştı, Kılıçdaroğlu yine seçildi. ... (Zerre kadar ilgimi çeken bir parti ve kitle değil, ancak onlar da bu toprakların değerli bir parçası olduklarından bu notu düşmek istedim.)
(Benim çevremdeki çok sıkı CHP'lilerin bazıları "belediye" seçimlerinde partilerine oy vermiyor mesela, oy da kullanmıyorlar. Genel olarak CHP'li belediyelerin çalışmadığı yönünde bir kanı var. O değil de... Kemalistlerin gözüne perde indi -belki de hep perdeliydi gözleri/gönülleri-... En olmaları gereken zamanda, tam bir hayal kırıklığı oldular. Daha kötüsünün ne olduğunu merak etmiyorum şahsen.

"12 yıllık bir iktidarın varlığı düşünülürse, kılını kıpırdatmasa oyunun artması gereken ana muhalefet için ne acı bir tablo değil mi?"

diye soruyor (ya da soru sorarmış ayağına yatıyor) Melih Altınok bir yazısında. Parça parça devam edelim:
......... "Milyonlarca insanın oyunu alan ana muhalefet partisi kurultay için neden bir alışveriş merkezini seçer? Peki sizce Cumhuriyetle yaşıt bir partinin bu kaçıncı acemiliğinin nedeni ne olabilir? Sorun para olabilir mi? Elbette hayır, CHP Türkiye'nin en zengin partilerinden.
Organizasyon için adam yok desek, yüzlerce il ve ilçe örgütünü, onca üyeyi nereye koyacaksınız? Yoksa Genel Merkez'in bazı aklıevvellerinin, Kurultayın bu hâline isyan eden partililere verdiği şu cevaba mı odaklanmalıyız?
......... "Hükümet bize salon vermiyor!"
Ülkedeki illegal örgütler bile kongre, konser vesaire için devletin, belediyelerin ya da STK'ların salonlarını kiralayabiliyorlar ama koskoca CHP yasal kurultayı için salon talep ettiğinde engelleniyor! Ve sinekten diktatörlük yağı çıkartan CHP yönetiminin bir anda "efendiliği" tutuyor! Kimseciklere, basına falan bir şey demiyor.
Hakikaten acıklı bir durum ancak ne yapacaksınız? Nasıl olsa "18 yaş altına içki satışının yasaklanması bonzai tüketimini arttırdı" türünden incilere aç bir kitle de var, vur komplo teorilerinin dibine! Böylece bir süreliğine daha kurtulursun sorulardan... Ah Keşke siyaset örgütlülük, yönetim ve planlama olmasaydı, o zaman kesin iktidar sizindi."
("Mesele sadece siyaset değil siz hâlâ anlamadınız mı?", Melih Altınok. 16.09.2014 - Türkiye)



.......... Kişisel Görüşüm: CHP tarihsel misyonunu çoktan yitirmiş bir parti. Askersiz siyaset yapamıyor. Ben yine Hakkı Devrim'den şu alıntı ile CHP'ye ve CHP'lilere saadetler dileyeyim, 2009 yılından geliyor:
"CHP gündemden düşeli bence 59 yıl geçti. 1950 CHP'nin sonuydu. Darılmayın, gücenmeyin! Zorla ayakta tutacağız diye, tarihî bir kuruluşu hortlağa döndürdünüz. (...) Zemini boşaltma kararına varın ki, sahici bir muhalefet de neşvünemâ («gelişip büyüme») imkânı bulsun."
("CHP'den kime ne hayır gelir!", Hakkı Devrim. 21/11/2009, Radikal)

Hala hortlakta ısrar ediliyor. Asıl garabet bu bence :(
Ergenekonculara şemsiye olmuş, Sinan Aygün gibi bir adamı Meclis'e taşımış, Tuncay Özkan garabetlerine tav olmuş, reel dünyadan kopmuş bir parti... Ölmüş de öldüğü kalabalıklardan gizlenen liderler gibi...
"Dersim'de analar ağlamadı mı?" argümanıyla barış sürecine karşı çıkan, Kürtlerle silahlı mücadelenin devam etmesini isteyen, ve ülkede askeriyenin tahtına boyuna yakıt pompalamayı seçen Onur Öymen'leri...
Leş gibi kokuyor parti ve kitlesi, ama cenaze merasimini düzenleyeni yok.


Hak hukuk arayışında, toplumsal eylemlerde CHP milletvekilleri bulunmakta. Peki ya CHP gençliği nerede? Yada CHP neden katılmıyor? (@muratdemircim)
Hep söyledim, gene söylüyorum:
CHP'nin "tatlısu muhafazakarı"na değil, "Atatürk'e mesafeli seküler"e ihtiyacı var. ... (Reşat Çalışlar)

Sittin sene iktidar olamayacak ve olmaya da aday olmak istemeyen CHP yönetimi, daha da gericileşip, Tayyipciliğe yöneldi. Fetullahcılığa sırtını dayadı. Göle yoğurt mayası atıyor. Dersimli Kemal, senin dedelerin görseler bu afralarını tafralarını, kendilerini niye hadım ettirmediklerine hayıflanır, nalet okuturlardı.
(...)
Kobani sınırında, HDP'li milletvekili bayan, eline taş alıp atıyor diye, Halk TV'de söylettirmediğiniz kalmadı. Bu düşmanlık bu kışkırtma neyin nesi? Polis ve asker aynı ekrandan halka saldırıyor, "polise mukavemet oluyor" diyorsunuz, savcılığa soyunuyorsunuz. Bu teşkilatlar, halkın anasını ağlatsın, sizse alkış vurun, ama sıra size gelince ciyak ciyak bağırıyorsunuz. Bunu Ergenekon'da gördük. Daha 12 Eylül de solu bu şekilde diskalifiye etmediniz mi, şimdi mercekle eski solcu arıyorsunuz. Eski sol uyandı, sizlerin bu adi siyasetini yakından tanıyor.
Ülke elden gitmiş taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmayacak, CHP hep aynı borazanı öttürüyor, yani yat borusu borazanını, hepiniz yatın uyuyun. Kavun karpuz yata yata büyürmüş. Büyüdüğünüzde birilerin sofrasına meze olursunuz. Oldunuz da aslında.
(İhsan Seğmen)



Hatırlarsanız yıllar önce Uğur Dündar'lı ekran şovları ve ertesinde gelen İklim Bayraktar olayları, Deniz Baykal kaset skandalı ile CHP'nin başkanlığına tek hamlede (bir medya darbesi ile) çıkmıştı Kemal Kılıçdaroğlu (KK). Uğur Dündar'ın yönettiği bir karşılıklı atışma-tartışma canlı yayınında Melih Başgan ile karşı karşıya ............................. gelmişti :)
Öncesinde bir de AK Parti'nin o dönemki genel başkan yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ile bir karşılaşması olmuştu.


...... Geçmişten bir kare: Dosya şovları ve sadece "yolsuzluk" üzerinden yapılan eleştirel siyaseti etkin bulmuyorum. Ancak daha da önemlisi Kılıçdaroğlu'nun yeterli siyasi deneyim ve kararlılıkta olduğunu düşünmüyordum o dönem. Neticede benim görüşüm buydu, ve şahsi çekincelerimi çeşitli platformlarda dile getirdiğimde, ... "AKP kitlesinin RTE'yi Peygamber mertebesine yükselttiğini söyleyip onlara söven Kemalistler'in KK'yı ne biçim totemleştirdiklerini" gözlemlemiş oldum! KK eleştirilerim yüzünden sözlüklerdeki tüm entry'lerim bir anda kötülenmeye başladı. (Private Sözlük gibi çoksesliliğe imkan tanımayan bir platformda bambaşka bir hikayem de oldu: Moderatörlerinden biri, "istenmediğim ve kitleyle görüşlerimin uyuşmadığı bir yerde hala neden yazmaya devam ettiğimi" sordu özel mesajla. Yıllardır, -çoğunlukla da siyaset dışı konularda- katkı sunduğum bir internet ortamında, sırf bir kaç yorumumda Kemalizm ve KK eleştirisi yaptım diye "kibarca kovuldum" anlayacağınız... Ancak muhalif medyaya bakarsanız, "sansürcü" olan RTE ve AKP'dir biliyorsunuz... ;) Malum bizim toplumuzda felsefe hep küçümsenmiştir, çoğu soyut değer gibi.)

...... Nasılsa "halkçı" ve dahi "Gandi" görünümlü, Alevi Kürt ama Soner Yalçın yazıları ile en has Türk çıkartılmış KK onlara oy sıçraması yaşatacaktı. Kılıçdaroğlu eleştirisine geçit yoktu. Ancak -nedense- olmuyor, olamıyor bir türlü.
Sanırım bunu gören birileri, son CB seçiminden sonra parti içi alternatif liderler yaratmaya başladı. Muammer İnce ve (Dündar'ın yine sahnede olması ile) Tuncay Özkan.



Tuncay Özkan adı daha önce bir kaç #Ergenekon etiketli yazımda geçmişti. Mesela 2010 Ağustos ayında, devam eden Ergenekon duruşmaları arasında şöyle demişim:
....... Tuncay Özkan'ın, ve art televizyon kanalında Emin Çölaşan'la program yaptığı dönemlerde Mustafa Balbay'ın kibrini, "Küçük dağları ben yarattım" havalarını görenler için bu tablolar ayrıca bir ibretlik oldu ya, anlayana! Bugün Bülent Arınç'ın merhametine düşmüş durumdalar. İçi boş bir kibir, ivedilikle utanç getiriyor sahibine.

İleride Tuncay Özkan'a özel olarak da değinebilirim, neyse... Güncel mevzuya gelirsek, ulusalcının kurdu ulusalcıdır malum:
CHP'ye katılan ve Kılıçdaroğlu'nu destekleyen Tuncay Özkan ile Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Halk TV'de yayınlanan Uğur Dündar'ın sunduğu Halk Arenası programında canlı yayında "atışmışlar"! :)





Tekrar Fırat Erez ile devam edelim:
Gezi"nin riyakarlığı aşılamaz denmemeli. Dün "Cemaat kadrolaşıyor" diye ağlaşanların, umutlarını o karanlık örgüte bağlaması hepsini aşar. (@FIRATEREZ)

"Aslında, kendinize gelmeniz için sağlam bir köteğe ihtiyaç var ama atılmayacak. Ya kendinizi iyileştireceksiniz, ya da yitip gideceksiniz..
Dünya'ya bu kafayla bakanların ayılmasını beklemek, zaten baştan yanlış. Yenilginin hıncı ve nefretten ölecekler." (@FIRATEREZ)





MHP Isparta milletvekili Nevzat Korkmaz,
"Suriye'den gelen mülteciler arasında 1915'de tehcir edilen Ermeniler var mı" diye sormuş.

Milliyetçilik ve Irkçılık kaynıyor buralar.


Bağcılar MHP binası içinde insanlar varken ateşe verilmiş. Türkiye'nin sorunu: "yanan"ın "Kim" olduğunun önemli olması. ... (Tarık Beyhan)



(Bu arada bazılarının dediği gibi, "bazı söylem ve hareketlerine ne kadar kızsak da Devlet Bahçeli sağduyusu diye bir gerçek var bu ülkede." Hakkını teslim etmek lazım.)





Bir diğer dikkat çeken mevzu da OdaTv adlı Ulusalcı-Kemalist (?) sitede, son yıllarda aralıklı olarak yazıları yayınlanan Rafael Sadi'nin, Türkiye'de yaşayan Yahudileri CHP çatısına çağırması idi. Rafael Sadi, Hastürktv'de de çeşitli yazıları yayınlanmakta olan, sanırım T.C. kimliği de taşıyan bir İsrail vatandaşı ve "gazeteci" olduğu söylenen bir isim. ... Ergenekon iddianamesi OdaTv davasında, ilgili sitenin Mavi Marmara saldırısından sonra bazı Yahudi çevrelere yakınlaşmasından bahsedilmiş ve Rafael Sadi'nin adı geçmişti. Bir süre sesi soluğu çıkmayan bu şahsın, OdaTv'de tarih itibariyle en son yayınlanan "Yahudiler CHP'yle barışıyor mu" başlıklı yazısının anafikri ise özetle şu:
"Anti-semitizm (Yahudi düşmanlığı) Türkiye'de yükselişte, öyleyse çözüm bir siyasi partide ve dahi CHP'de!"

.......... Kişisel Görüşüm: Popüler kültürümüzde, İsrail ve Yahudiler konusunda yüz kızartıcı bir lisan kullanımı ve saygısızlık olduğu doğru, yıllardır olduğu gibi. Özellikle son senelerde yaşanan gerginlikler ile (Mavi Marmara, Bulut Sütunu Operasyonu, Gazze saldırıları...) ancak daha da özünde Müslüman ülkelerde demokrasiye sıcak bakmayan, "Ak Parti iktidara geldiğinden beri de endişeli-rahatsız bazı Yahudi çevreler."

Kişisel olarak sosyal medyada oldukça seçimli bir takip sistemim olduğundan, genel kalabalıklardaki durumu çoğu zaman takip etmem. Ancak biraz başımı dışarıya çıkardığımda, TR'de Anti-Semitizm ile karşılaşmak için özel bir çaba ve zaman harcamanıza gerek olmadığını da peş peşe defalarca gözlemledim.
Hal böyle iken Yahudiler açısından çözümü siyasette ve dahi ana muhalefette aramak, hele CHP'de?
Sanırım ya saf olmak ya da ilgili partinin söylemini kökten benimseyerek "halkın (ve dahi herkesin) aptal olduğuna kanaat getirmiş olmak" gerekli böyle reçeteler yazabilmek için.
Demek ki Rafael Sadi, Hastürk.tv ve destekledikleri siyasetçilerin çıkarları Ak Parti karşıtlığından geçiyor ve bu uğurda Türkiye'nin iç işlerine ve iç siyasetine açıkça karışma ve yönlendirmekte beis görmüyorlar.
Biz Türk vatandaşları olarak Gazze'deki zulmü ve sivillere yapılan saldırıları eleştirdiğimizde "Size ne İsrail'den, size ne Filistin'den! Burada bizlerin neler yaşadığımızı ve yaşanan olayları bilmeden?" diyen ve bazı açılardan haklı da olan bu insanlar; mevzu Türkiye olunca "Gezi kalkışması" da denen olaylardan tutun, desteklenecek siyasi partiye kadar geniş bir skalada propaganda yapmaktalar.
Haklı davalarında kendilerine başarılar dilerim. Tuncay Özkan hakkındaki "idealist" ve gelecek vaat ediyor yorumlarına ise hiç girmiyorum. Yalnız belirtmek isterim ki ulusalcı bazı siteler gibi onlar da artık Tuncay Özkan eleştirilerini yayınlamıyor.

Şurası önemli: Ülke (ve dahi bölge olarak) bir barış sürecinden geçerken, bunun gerçekleşmemesi ve barış olmaması için uğraşan çevrelerin aşırı ulusalcı desteklerine gelmemek gerekir diye düşünüyorum. Bu topraklara bir borcumuz varsa ya da bırakmak istediğimiz bir takım izler, "içeriyi mikserlemek" isteyenlere karşı temkinli olmak ve sap ile samanı karıştırmamak.




---
İlgilenenlere: "Kobani üzerinden tuzağa düşmek" (7 Ekim 2014 - TimeTurk)


Bu yazının tamamını okuyun lütfen: "Kobani ve olaylarla ne amaçlanıyor" (09 Ekim 2014 - TimeTurk)
Aynı söylem bir taraftan Türkiye IŞİD'i destekliyor derken diğer taraftan da IŞİD'İn hedefi İstanbul diyebiliyordu. IŞİD üzerinden Türkiye'nin "Bekle gör" politikasındaki yanlışlık gibi Kürt siyasetçileri de Suriye'deki her sakallıyı, her grubu IŞİD ilan ederek Türkiye'yi suçluyorlardı. ...
Türkiye, güvenli bölge ve Esed'e karşı mücadele şartı ile birlikte Suriye bataklılığına girmemek için direndi. Bu direnme gerçekleşirken Kobani üzerinden “Yardım yapmıyor” algısını da insani yardım dışında kıramadı. Keşke Türkiye ilk günlerden itibaren bütün bu olup biteni öngörse ve Barzani Peşmergelerinin Kobani'ye girmesi için çağrı yapsa yada "Bekle gör" politikasını bırabilseydi buda olmadı. Bütün bunları bir araya getiren Kürt siyasi hareketi, “Türkiye'nin Kobaniyi düşürmek istiyor” tezinin kuvvetlice işlenmesine yol açtı ve kabul etmek gerekir ki son durumla birlikte de buna inananların sayısı oldukça arttı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın IŞİD ve PKK'yı bir tutan demecinin de çok ciddi kırılma yaşattığımı unutmamak lazım.



Yazım burada bitiyor. Ancak yine de geçtiğimiz ay okumuş olduğum ve atlamak istemediğim bir yorumu sizlerle paylaşmak istedim:


"Muhalefet Tarzı ve Demirtaş'ın Alkışı" ... (Cennet Uslu. Hurfikirler.com)
Demirtaş'a yönelik “bir katili/hırsızı nasıl alkışlar”, “bizi sattı”, “AKP yandaşı”, “o da seçmenine nezaketsizlik yaptı” vb. çıkışmalar beklendiği üzere esas olarak Kemalist-Sol kesimler arasından geldi. Buradaki linç motivasyonunun sebebi büyük ölçüde Demirtaş'ın bu davranışı ile Erdoğan'ın bir cumhurbaşkanı olarak meşruiyetini tanımış olduğu fikridir. Bu tipolojideki muhaliflerce bir nefret objesine dönüştürülen ve kötülüğün pür hali olarak ikonlaştırılan Erdoğan'a yönelik herhangi bir nezaket, “prosedürel” bile olsa, tahammül edilir bir durum değildir.
Bu muhaliflik Cemil Bayık'a bile “marjinal” gelen sınırlı bir çevrede hâkim olsaydı üzerine fazla konuşmaya gerek olmayabilirdi. Esasen devrimci-köktenci grupların muhalefet strateji ve taktiklerinden oluşan bu tarz ana akım muhalefete de sirayet etmiş, muhalefet etmenin belli başlı yolu olarak hegemonik bir hale gelmiş durumdadır. Öyle ki, bu tarz ile uyuşmayan herhangi bir eleştirel pozisyona kesinlikle izin verilmiyor. Farklı bir “muhalif hal”, “Demirtaş'ın Alkışı” örneğinde görüldüğü gibi en kısa zamanda çevrelenip görüldüğü yerde hunharca bir saldırıyla bin pişman ediliyor.
...
Muhalifliği tanımlayan şey kesinlikle sahip olunan değerler, ilkeler, vizyon, gelecek ideali, politik amaçlar veya adı konmuş siyasalar (belki geri planda sinik halde bulunan idealize edilen geçmiş veya hiç gelmeyecek ülküleştirilen bir gelecek) değil. Sırf ve sadece karşıtlıktan beslenen bu muhaliflik “hedefin” öne süreceği siyasaları ve yapacağı hataları bekliyor, ardından bunların tam karşısında pozisyon alarak cepheden bir reddiyeye girişiyor.

Bu tarz, bütün o pro-aktif görüntüye rağmen, Erdoğan/AKP karşısında kendini aslında edilgen kılan bir muhalefet etme biçimidir. her seferinde geriye muhalefet adına kala kala kategorik bir Erdoğan/AKP karşıtlığı kalıyor. Bu edilgen muhalifliğin kaynağında ise Erdoğan'ı/AKP'yi tanımayı ısrarla reddeden çarpık ve işlevsiz bir stratejik duruş yatıyor.
İlk seçim başarısından bu yana şu ya da bu vesileyle Erdoğan'ın/AKP'nin meşruiyetinin sorgulanmadığı ve her meselenin bir şekilde getirilip bir rejim krizine bağlanmadığı pek bir olay neredeyse yok gibi... Korktuğu bir şeyle mücadele yöntemi olarak gözlerini sıkıca kapatıp, etraftaki ve içindeki sesleri bastırmak için tepinip bağırarak hep aynı şarkıyı söyleyen bir küçük çocuğun davranışına benziyor bu. “Laf sokmalar”, “kapak yapmalar”, “küçük düşürmeler”, “aşağılamalar” ve “suçlamalar” gibi kısa erimli ergen tipi hazlar ile yetinmeyi vadediyor. Bu muhaliflik, Erdoğan'ı/AKP'yi “hedef/düşman” görmek yerine siyasî rakibi olarak kabul edip onunla siyasî mücadeleye, müzakereye ve pazarlığa girmeyi reddederek ülkenin siyasî yapılanmasında ve şekillenmesinde aktif bir rol üstlenmeyi de reddetmiş oluyor. Ülkenin yapılanmasında muhalefetin kendi politikaları ve vizyonu ile yer alması gerektiği yönündeki seslenişler ise kulaklarına “siz de AKP'li olun” daveti olarak ulaştığından duygusal bir infiale yol açıyor. Üstelik, bu anti-siyaset yüzünden amaçladığının tam tersi sonuçların, yani rakibinin “siyasetinin” gerçekleşmesini büyük ölçüde kolaylaştırıyor ve hızlandırıyor olabilir.
Demirtaş ve Kürt siyasî hareketinin Türkiyeleşme hedefini yürütürken, işlevsel ve kendisini etken kılacak bir muhalefet tarzında sebat mı edeceğini, yoksa arkaik sol ve Kemalist mahallelerinin baskısına boyun mu eğeceğini şimdiden söylemek zor gibi.




-EK- Blog yazlarında sadece 20 adet etikete izin verildiğinden şunları ekleyemedim, yazının altına not düşüyorum:
.......... TSK, Fethullah, para, silah, Mahçupyan, Hakkı Devrim, sözlük, Private, Diyarbakır, sansür, insan hikayeleri, hayal kırıklığı, Kemalizm, kibir, Ermeni, İsrail, Gökçek, internet, Twitter.