23 Kasım 2013 Cumartesi

  TROLLÜK  nedir?


Trollük, insanları kızdırmak ile "keklemek" arasında gidip gelen, ilgi odağı olmak üzerine kurulu bir internet kültürü. Genellikle gerçek kimliğini gizleyip takma isimler üzerinden yapıldığı söylenir. Bu durum genellikle böyle olsa da, Türkiye reel hayatta trollük faaliyetlerinin en yaygın olduğu ülkelerden biri belki de.

"ULUDERE-Kürt-kürtaj" yakın geçmişteki en iyi örneklerden biri idi.
Meclise türbanlı milletvekillerinin girmesi toplumda beklenen gerginliği yaratmayınca, bu kez de "Kızlı-Erkekli Yurtlar" ortaya sürüldü.  "Fakirler gidemiyor!" diye dershaneleri kapatıp  bunların bir kısmını özel okula dönüştürmek gibi dolaylı işler de yok değil.

..........Beri yandan bizde trollüğün en has ve başarılı örnekleri show dünyasından çıkmakta.  Hangi birini örnek vericeksin ki?
Hiç bir kalıcı ve dişe dokunur iş yapmadan, sadece çene sayesinde gündemi domine ederek bunun sunduğu fırsatları iyi değerlendirip vergi rekortmeni olmuş insanların ülkesi burası.
Yaklaşık 25 sene boyunca, "Ben güzel bir kadınım" ve "Erkekler aldatır"  lafları çevresinde 70 milyonluk bir ülkenin şov dünyası işgal edildi.
Sonra  "Urfa'da Okusford vardı da biz mi okumadık?"
Popüler kültürümüz zaten tam bir derya. Kemik iliği kanseri olduğunu söyleyip milletin kanını toplayan acılı doktor... Vajinismus'u tarihe gömdüğünü ve bu konuda dünyada tek olduğunu iddia eden Haydar Dümen... Tweet'ine cevap yazan ilk 20 kişinin kendisi ile yemek yeme şansını kazanacağını söyleyen belediye başkanı... :)
(bkz: Melih Gökçek)

Velhasıl bizim insanımız; adını saklamadan, dobra dobra trollük yapan baba yiğitleri seviyor canlar :)


12 Kasım 2013 Salı

 Gene mi RTE!  Hala mı AKP?


Son zamanlarda en sinir olduğum tepkimsilerin başını çekiyor Gene mi RTE? Hala mı AKP! çıkışları.
15 sene olmuş nerdeyse! Hala mı AKP, gene mi Tayyip!?” imiş...
(Sanırsın Türkiye'den değil de başka diyardan bildiriyor.)

............... Bendeniz bugün otuzlu yaşlarını yarılamış biri olarak, bu ülke ile ilgili görüp gözlemlediğim en temel kodların başında "geberene kadar defolup gitmemek" yer alıyor zaten? Bunu anlamak için en verimli alanların başında da popüler kültür gelir herhalde.


Henüz ilkokula bile başlamamıştım sanırım ilk kez İbo, Türkan Sultan, Avşar kızı, Minik Serçe adlarını duyduğumda.

Türkan Şoray  yüzlerce sinema filminde oynamıştı, bi dolu ödülü vardı, başımızın tacıydı. Geberene kadar da sultanımız olarak kalacak. Muhtemelen ölümünden sonra bile şöhret meraklısı genç kızlarımız söyleşilerinde "Kamera karşısında öpüşmem-sevişmem, Şoray kanunlarım var benim eki eki" demeye devam edecek :)
İbrahim Tatlıses  desen kafasından bile kurşunlandı, halen ayakta ve kendisinden her dem haberdarız. Olmamız gerekmiş gibi!
Ve Avşar. Ancak ya biz ya da kendisinin ölümüyle kurtulabileceğimiz bir başkası. Çeyrek asırdan fazladır bu şahsiyetle dopdolu tüm pop hayatımız.  (Öyle mesuduz ki!)
Oldukça arşivci biriyimdir, aldığım dergileri dahi saklarım uzun yıllar boyunca. (Evet, odam depo gibi.) Geçenlerde eskileri gözden geçirirken, ortaokula başladığım sene (yıllar sonra bir trafik kazasında kaybettiğim en yakın arkadaşımla) okul çıkışı aldığımız bir haftalık dergi geldi elime. Arkadaşım kendisini severdi ve söyleşisi var diye almıştık dergiyi. Sayfaları karıştırırken denk geldim, büyük puntolarla yazılmıştı söyleşinin başlığı:
........"Erkekler aldatır... Filmlerimde öpüşmem sevişmem ama masturbasyon yaparım..."
Sene 1991'de dedikleri bunlar. Sene 2013 olmuş, şu işe bakınız ki, yine durmadan aynı şeyleri diyor bu hikmeti kendinden menkul güzel kadın! Burada bir gariplik var galiba. Çocuğunun bademcik ameliyatına kadar ana haber bültenlerinden dayatıldığımız (Muhtar'landığımız) bu insana belli ki uzun yıllar daha maruz kalacağız. Sadece ona olsa neyse! Tabiki evladına da... Ve kız kardeşine de... Şoray'ı ve Avşar'ı midesi kaldırabilen topluma, bir de eşantiyon olarak kızlarını ve kardeşlerini verdikleri için medyamızın değerli gazeteci mensuplarına ne kadar teşekkür etsek az.


Velhasıl hala daha Türkan Sultan güzellemeleri yapılıyor, Sezen yıkama-yağlamaları...
Ekranlardaki evlilik furyası desen herhalde en az on sene daha sürer. Acun ve niceleri sırada.
EL İNSAF!  Hala Demirel'den siyasi görüş alınan bir ülkeyiz!
(Okul arkadaşı ERBAKAN, ancak hakkın rahmetine kavuşmasıyla koltuk sevdasından gönül indirmişti. Belli ki Demirel için de öyle olacak. Gökçek ve oğlu var sırada! Benzersiz bir ülkeyiz doğrusu.)

Sevmek, hayran olmak, fan'ı olmak ayrı bir şeydir; topluma-kitlelere dayatmak ayrı!


BUNLARI MİDESİ KALDIRAN İNSANLAR RTE'yi KALDIRAMIYOR,  ÖYLE Mİ?   lol


........Bu yazıma son verirken, Hakkı Devrim'den bir alıntı yapmak istiyorum. Alıntı, siyaset sahnemizdeki esaslı bir bıktıran üzerine. Yıllar önce bu sözleri "Ne olacak bu CHP'nin hali?" tartışmalarının döndüğü bir ortamda link vererek aktardığım için Private Sözlük'te günah keçisi ilan edilmiştim. Ne satılmışlığım ne ABD uşaklığım ne Fetocu oluşum... olmadığım birşey kalmamıştı. Sonunda da bir yönetici tarafından özel mesajla siteden ayrılmam istenmişti.  (yani kibarca kovuldum)
CHP gündemden düşeli bence 59 yıl geçti. 1950 CHP'nin sonuydu. Darılmayın, gücenmeyin! Zorla ayakta tutacağız diye, tarihî bir kuruluşu hortlağa döndürdünüz. Bu Onur belası (Onur Öymen'den bahsediyor) aslında hayra alamet sayılır. Zemini boşaltma kararına varın ki, sahici bir muhalefet de gelişip büyüme imkânı bulsun.
("CHP'den kime ne hayır gelir!" 24 Kasım 2009, Radikal)


5 Kasım 2013 Salı

2013'ü yedim


Açıkçası bu sene olabildiğince Twitter, Facebook gibi internet alanlarından ve genel olarak da medyadan, televizyondan uzak durdum. Gönüllü olarak. Bloğuma da pek uğramadım. Böylelikle yazma eylemine bir kez daha es vermiş bulundum.

Her şey bir eleştiriyle başlamıştı galiba, veya ondan esinlendi.
"Akıcı yazmadığım" yönünde bir eleştiri almıştım, bana tavsiye olarak da "Yemek tarifleri yapmam ya da Yılmaz Özdil gibi yazmayı öğrenmem" sunulmuştu :)

Kendimi dağlara taşlara vurmadım ama... Sanırım tekrar geçmişime sığındım, kafamda bazı sorularla.
Önce tanıdık oyunlara yöneldim.  Şubat ayının son günlerinde,  yıllar sonra tekrar Travian'da hesap açtım. Bu sene zamanımın çok değerli bir kısmını bu strateji oyununa vakfettim. Yeri geldi saatimi kurup sabahın kör bi vaktinde kalktım, yeri geldi gece uyumadım... Bol bol sohbetler ettim oyuncularla, uzun yazışmalarım oldu, güzel insanlar da var bu dünyada. Kavga ettiklerim de oldu. Hatta platonik bir ilişkim bile oldu! (Aslına bakarsanız "olamadı".  Bakınız: Olmuyorsa zorlamayacaksın)
Aşk her düzeyinde insanın ruhunda bir kibrit çakıyor.

Ve bir gün,  birinin yaptığı "şerefsizlik" olarak addettiğim bir olaya sinirlenip  bol madalyalı ve ilk sıralardaki, süper saldırı-savunma askerli Roma hesabımı sildim.  (23 Eylül-S4)
15 tarlalı merkezimdeki tarlalarımı tılsımsız 18 seviye yapmıştım.
En çok da verdiğim emeğe ve sabrıma ağladım hesabın kapandığı son saniyelerde, hüzün hakimdi. Ama insan kendi yarattığını ve yaptığını bir hamlede yıkmak istiyor bazen. Bitti gitti!


Az önce öylesine bir anda, bunları blogumdan da paylaşmak geldi aklıma. Ve bu karalama defterimde ilk yazdığım başlıklardan biri olan Travian oyununa bazı eklemeler yaptım. Sonra birine daha...
Bu iki yazı geçmişte Travian tag'ini taşıyordu, birlikte hatırlansınlar diye tekrar hatırlatmak isterim: