28 Mayıs 2012 Pazartesi

..... Uludere üzerine alıntılar

28 Aralık 2011 akşamı  saat dokuz buçuğu biraz geçe,  Türk Hava Kuvvetleri'nin Şırnak-Uludere ilçesi yakınlarındaki  Irak topraklarında  F-16 savaş uçaklarıyla yaptığı bombardıman sonucunda 34 vatandaşımızın hayatını kaybettiği  Uludere Operasyonu  üzerine yazılmış bazı köşe yazılarına  link vermek istiyorum.

İlki Yeni Şafak'tan.  Normalde okuduğum bir gazete değil,  dolayısıyla yazarlarını tanımıyorum. Ancak değişik medya siteleri kanalıyla dinci basından gelen en sert eleştirilerden biri olarak sunuldu bu yazı:

Ali AKEL  /  Yeni Şafak  -  Özür açıklanmaz, özür dilenir!
Diyorsunuz ki, "Silahlı Kuvvetlerimiz bu Ahmet mi Mehmet mi bilmez ki." Öyle bir silahlı kuvvetleriniz var işte... Uzaktan baktığında 'katırı insan, teröristi çoban, kaçakçıyı terörist' zanneden silahlı kuvvetleriniz.
İdris Naim Şahin adını taşıyan bir İçişleri Bakanınız var ki, mümkün olsa mezarlardaki parçalanmış çocukların cesetlerini çıkartıp kodese yollayacak.

Ufak anekdotlar da içeren bir başka yazı:
Mehmet Ali BİRAND  /  Posta  -  Şahin, bu defa büyük bir ağaç devirdi ve altında kalacak...
Bu kafa ile biz ne Kürt Sorunu'nu çözebilir ne de terörle demokratik kurallar çerçevesinde mücadele edebiliriz.
...
Siyasilere açık ve cesur bir özür bile fazla geliyorsa, özür ve yaptırım terör örgütünün isteği olarak yorumlanıyorsa,  en azından
Kürt meselesi açısından eski mantık,  eski düzen,
eski ideoloji yeniden ürüyor demektir.
...
Bakanın sözlerinin bir ilerisi şudur zira:
"Onlar zaten Kürt'tü..."

Siyasetçiler ve hükumeti eleştirmekten gayrı,  halk ve insanlarımızı da sorumluluk çerçevesinde eleştiren bir diğer köşe yazısı:
Ahmet ALTAN  /  Taraf  -  Ölüm bile Eşitsiz  (*)
Bu ülkedeki korkunç eşitsizliği görmüyorlar mı?
Doğal mı buluyorlar bu eşitsizliği, bu ülkenin vatandaşlarının bir kısmı çocuklarına anadilde eğitim verirken diğerlerinin çocuklarını anadillerinde eğitememeleri, bunun "yasak" olması çok mu rahat kabul edilebilecek bir durum?
...
Bu ülke zaten bölünmüş.
Yaşadığınız ülkede, "34 insanı öldürüldüğünde" hükümetin aldırmadığı, "tazminatsa tazminat kardeşim" dediği bir halkla, "her canı" ayrı ayrı kıymetli başka bir halk var. Hayatta da eşit değiller, ölümde de eşit değiller.  Bu "bölünme" değilse nedir?
...
Anlamadığım Türklerin neden içi acımıyor, neden Türkler ayağa kalkmıyor, neden Türkler hesap sormuyor?
Türk olmak böyle bir şey mi, ırkçı mıyız biz, insafsız mıyız, başkalarının dertlerine, acılarına bu kadar bigâne, bu kadar bencil miyiz?
Öldürülen bizden değilse başımızı çevirir geçer miyiz?
Böyle olduğumuz, böyle davrandığımız için mi "ne mutlu Türk'üm diyene"  diyeceğiz?
...
Uludere hepimizin gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Bu gerçeği görüp de "mutlu" olmak ayıptır.



Ölüleri anımsatarak savaşı yükseltmek mi istiyor?
Asker, polis, gerilla ölümlerine yol açan çatışmaların temelinde inkar edilen bir halk,  yok varsayılan bir kültür, tanınmayan demokratik haklar,  azgın bir sömürü ile sınırsız kibir  ve güçlünün zalimliği var.  Başbakan bunları özellikle gözden uzak tutarak güvenlik ve savaş politikalarında ısrar edeceğini söylüyor.  Yani daha çok ölüm,  acı ve yalan.
(çıkarsız - 29 Mayıs 2012,  Radikal Online)

Tasma
Kimse size gelin de bu Kürd Sorununu çözün demedi Sayın Başbakan. Siz ne hikmetse nereden zuhur ettiyse çıkıp Kürdlere ve Demokrasi Özgürlük Eşitlik Eşit Paylaşım ve Demokrasi isteyen Türkiye Halklarına çözüm üreteceğinizi söylediniz.  Bugün gelinen noktada bunların hikayeden halkların taleplerinin üzerinden İktidarı ele geçirmek için manüplasyon ve siyasi manevradan öte birşey olmadığı çıktı meydane.  AKePe ve Siyaseti İdeolojisi,  küresel kapitalizmin ve onun yerli bağlantılarının desteğinde artık duvara toslamış dağılmış eski vesayetin, paçavraya dönmüş iflas etmiş Kemalist paradigmanın yerine inşa edilen Yeni Vesayettir.  Bu toprakların Ötekilerini,  Türkiyeli Demokratları,  Demokrasi Talebinde bulunan Kitleleri kandıramadığını gördüğünde, projenin peşine takamadığını gördüğünde kasedi başa sarıp işi Türk Irkçılığına Sunni Şövenizmine dökmüştür sayın Başbakan.  Milliyetçi Cepheyi yeniden inşa etmiştir. Hepsi budur. Bugün Devlet Bahçeli de İçişleri bakanına verdiği destekle bunu teyyid etmiştir.  Başbakan tasmasını tutamadıklarından feveran etmekte, onlara kara çalmaya çalışmaktadır. Tasmasını tuttukları kendisine yetmiyor olacak herhal.  Lakin Arta Kalanların tasması yok,  kimse tutamadı,  tasma da takamadı,  tutamayacak ve tasma takamayacak.  Şimdi tasmasını tuttukları ile yürüsün bu yolları...
(blueknife)

-----
Son gelişme:   Yeni Şafak,  yukarıda alıntılamış olduğım yazısı nedeniyle Ali Akel'in işine son verdi.  Toplamda 16 yıldır ilgili gazetede muhabirlik,  haber müdürlüğü,  yazı işleri müdürlüğü ve son beş yıldır da Washington temsilciliği yapıyormuş kendisi.  Bakınız "Tasma" lafı ne kadar da çabuk yerini buldu ve böylece  Türk basın tarihinde tasması selahiyetle çekilmiş gazetecilerin -şimdilik-  en sonuncusu oldu Ali Akel.


24 Mayıs 2012 Perşembe

 Kıssadan Hisse   (Uludere 1)

Tarih: 29 Ocak 2009. Bir Türk Başbakan hatırlarsanız Davos'ta "One Minute!" diyerek halkının gözünde devleşmişti. Katıldığı bir panelde konuşan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e: "Sesin çok yüksek çıkıyor. Biliyorum ki sesinin bu kadar çok çıkması bir suçluluk piskolojisinin gereğidir"  demiş ve eklemişti:"Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz... Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü,  nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum."
 Yaptığı Ortadoğu seyahatlerinde İsrail bahsi açıldığında:  "Biz gerektiğinde katile katil diyeceğiz. Katilden de hesabını soracağız"  açıklamlarını yapıyordu.

Aradan 3 yıl geçti.  12 Eylül 2010 Referandumu'ndan sonra AK Parti'nin rotası "demokratik değerlere önem vererek değişim ve gelişim" hattından giderek otoriterleşen devletçi bir kimliğe kaymaya başladı. Bloğuma yazmadığım bu çok uzun dönemde gerçekleşen dikkate değer bazı olaylara başlıklar halinde bir göz atalım. Bakalım "katile katil deyip hesap soranlar"ın ülkesinde neler olmuş:

Uludere Katliamı
28 Aralık 2011'de Şırnak - Kuzey Irak sınırında,  TSK'ya ait
F-16'ların o bölgede uzun yıllardır kaçakçılık yaptığı söylenen köylüleri geri dönüş yolunda bombaladığını öğrendik.
Bir istihbarata göre PKK'lı oldukları ihbarı varmış...
Ve 35 beden
...................paramparça!

Ölenler "terörist" değil,  "yabancı" değil,  onlar bu ülkenin vatandaşları (idiler). Dahası  "sivil insanlar"(dı).
Özür yok.  (Tazminat var.)  Açıklama uzun zaman yoktu,  (gündem gereği bir şeyler söylendi ve söyleniyor)... Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'e teşekkür var. Kurtulmayı başarmış olanlara "kaçakçılık"tan açılmış hukuki davalar var.
Burası Türkiye.   (bkz: Uludere Üzerine alıntılar)


Suriye ve İran ile gerginlik...
"Komşularla sıfır sorun" diye çıktığımız yolda adım adım yaklaştığımız nokta umarım  "Yurtta savaş, dünyada savaş!"  olmaz.


Bir dava daha selahiyetle sonuçlandı
19 Ocak 2007 tarihinde İstanbul'un en işlek caddelerinden birinde vurulmuştu. (Nihayet onca hedef göstermeden sonra.)

Anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti bir "Hukuk devleti" olduğundan, tetikçileri mahkemeye çıkarılarak yargılandı.  Sonuçta hakikaten de "Örgüt yok, milliyetçi duygu var"  imiş; Celalettin Cerrah'ın kulakları çınlasın!
#ironi