26 Temmuz 2010 Pazartesi

Gündem (Temmuz 2010)

.
Heron rezaleti
Bugün gazetesi bir bomba patlattı:
Bir üsteğmenin mevcut bir PKK birliğini korumak için komutanını arayarak, ilgili birliği gözetleyen -insansız hava gözetleme aracı- Heron'un düşürülmesini istediği ve olayın geçmişte MİT tarafından ortaya konduğu. "Yarbayım çok PKK'lı vuruyor. Ya Heronları düşürün ya da koordinatlarını değiştirin!" şeklindeki astın üstüne emir verdiği bu iddiaya karşı günlerce süren sessizliğin ardından Savunma Bakanlığı'nın ertesinde TSK adına Genelkurmay Başkanlığı da söylenenleri doğruladı (bkz). Ve konu ile ilgili yargılamanın sürdüğünü belirtti.
Meğerse bu söz konusu yargılama, yaklaşık 3 senedir devam ediyormuş ve suçlanan kişiler hala görev başında imiş. Hatta terfi ettikleri bile söyleniyor. Bu tablodan sonra herhangi bir yoruma gerek var mı bilemiyorum.

Son dakika: İşte ihanetin ses kaydı dökümü (Yedek kaynak)





Başbuğ konuşuyor
Orgeneral İlker Başbuğ, emekliliğine çok az bir zaman kala, Genelkurmay Karargahı'nda Uğur Dündar aracılığıyla birbirinden çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. DTP/BDP milletvekillerine dağ yolunu gösteren Genelkurmay Başkanı, "Ya ayrıl milletvekilliğinden dağa mı gidiyorsun nereye gideceksen git, veya anayasaya verdiğin yeminin gereğini yerine getir" diye çıkıştı. "Sözün bittiği yerdeyiz" cümlesi ile bombayı patlatan Başbuğ, "Irak'ın kuzeyindeki PKK varlığının, önümüzdeki süreçte Türkiye-Irak ilişkileri kadar Türkiye-ABD ilişkilerini de olumsuz olarak etkileyeceğini" dile getirdi.
"İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın Polis tarafından malum gazeteye (Taraf'a) servis edildiğini" belirten Başbuğ, siyasiler arasında son günlerde süren siper polemiği üzerine de şunları söyledi:
Sayın Başbakan aslında "Keşke diğer parti başkanlarımız da bölgeye gitse" diye kendileri söyledi. Sonra bir vesileyle Sayın Kılıçdaroğlu ile karşılaştık. Arzu ederlerse kendilerini de bölgeye götürebileceğimizi söyledik... Bir mesaj vermem gerekirse artık bu tartışmaya son verilsin.)

"TSK'dan ayrılan 50 subayın, PKK yönetim kadrosunu ele geçirdiği; açılım süreci başladıktan sonra kaos için eylemlere hız verdikleri" yönündeki iddialara sert tepki verip, ertesinde faili meçhul cinayetler sanığı JİTEMci Albay Cemal Temizöz'ü kucakladı kendisi... Ayrıca profesyonel orduya karşıymış. Bir de "Türk kanı yokmuş TSK ile PKK arasında bağ kuranda". (Tabi bu açıklamaları akla derhal Uğur Mumcu'yu getirdi.)

"Matematiksel olarak baktığımızda, 26 yılda güvenlik kuvvetlerimiz 5 defa PKK terör örgütünü bitirmiştir" diyen Başbuğ (artık o nasıl oluyorsa); PKK'nın şanslı bir örgüt olduğunu kaydetti.
Başbuğ: "Mehmetçiğin yerini hiçbir şeyle dolduramayız. Dünyanın neresinde askere davulla zurnayla gönderilen var? Bu sistemle oynarsanız, orduyla millet arasındaki bağ kopar."

Söyledikleri arasında özellikle bir ifade dikkatimi çekti:
"Sözde ateşkes süreci"
(Her şeyi "sözde" olmuş bir toplumda, ülkede, tepelerde... Çene ishalinin bu çürümedeki rolünü anlayıp kabul etmeden, bu labirentten çıkılamaz.)




Geçtiğimiz Haziran ayının son günlerinde, Hatay Amanos dağlarında kekik toplayan köylüleri askerlerin terörist sanıp ateş açması gibi trajikomik bir olay gerçekleşmişti. 70'lik dedeleri PKK'lı sanan/yapan bu anlayışa karşı Sayın Başbuğ, "Üzüntü verici talihsiz bir olay" demekle yetindi.


İlker Başbuğ'un BDP'lilere yönelik "Dağa gitsinler" sözlerine tepki gösteren BDP lideri Selahattin Demirtaş, "Bu ülkeye iki başbakan fazla. Başbuğ ya istifa etsin ya da görevden alınsın" diye tepki gösterdi.




Heron rezaleti dahil pek çok konuda görmez-duymaz-konuşmaz olan merkezi medya, konu Genelkurmay Başkanı'nın değerli açıklamaları olduğunda bunları büyük bir iştah ve ehemmiyetle bizlerle paylaşmaya devam ediyor. Medyanın Heron suskunluğu hakkında Ahmet Altan'ın iki dikkat çekici makalesi oldu:

Ülke içindeki zıtlaşma, çatışma, hizipleşme ve bölünmeler artık o kadar kör gözüm parmağına raddesine ulaştı ki, bazı sözlük yazarları şöyle yazdı:
"terör olaylarında arka planda nelerin döndüğünü gösteren haber, medyada pek yankı bulmamıştır. bizim sözlük yazarları da pek ilgi göstermemişe benziyor. gerekli gereksiz her konuda yorum yapan, yeri geldiğinde en küçük bir yanlışta akp'ye giydiren sevgli yazarlar yine susmayı tercih etmiştir. nelere sessiz kalıyoruz, neleri göz ardı ediyoruz beyler. ne zaman kendimize gelip yıllardır bize yutturulan şeylerin hesabını soracağız? nasıl bir gençlik olduk biz?"
(yalansa soyle - 17.07.2010, Ek$i Sözlük)
"bu terör 26 yıl boyunca bitmediyse, tek nedeni bitirmek istemeyen şerefsizlerdir. bu şerefsizler pkk'ya silah da satar, çembere alınanları serbest de bırakır, üzerlerine salınan heronları da düşürür." (ovayolu - 19.07.2010, Ek$i Sözlük)





Dursun Çiçek olayında 180 derecelik dönüş
Genelkurmay Askerî Savcılığı'nın hazırladığı iddianameye göre, İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın tek suçlusu Albay Dursun Çiçek. 53 sayfalık iddianameye göre: Söz konusu belgeyi Dursun Çiçek, amirlerinin emri olmadan tek başına ve amiralliğe terfi ettirilmemiş olmayı hazmedemediği için hazırlayıp basına sızdırdı.

Çocuklarından Taraf'a konuşan kızı İrem Çiçek, babasının üstlerine karşı her zaman itaatkar olduğunu söyledi. ABD'de yaşayan oğlu Deniz Çiçek de ANKA'ya: "İddianameyi ciddiye alırsak iki seçenek kalıyor. Dursun Çiçek ya belgeyi postayla savcılara gönderen meçhul ihbarcı subay; ya da İlker Başbuğ'un bahsettiği, belgeyi Taraf gazetesine sızdıran polis. Bu sorunun cevabını size bırakıyorum" açıklamasını yaptı.
Zamanında "Dursun Çiçek'in tereddütsüz arkasındayız" diyen kuvvet komutanları (Org. Hasan Iğsız) açıklamalarından bugüne... Nerden nereye. (bkz)



Balyoz'da yakalama emri
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Balyoz Planı Davası kapsamında, (resimde soldan sağa) eski kuvvet komutanları Oramiral Özden Örnek , Orgeneral İbrahim Fırtına ve 1.Ordu eski komutanı Çetin Doğan'ın aralarında olduğu 102 sanık hakkında yakalama emri çıkardı. Davanın ilk duruşması 16 Aralık 2010 tarihinde Silivri Cezaevi'nde yapılacak.

[Balyoz Darbe Planı nedir? 2003 yılında hükümeti devirmek için hazırlandığı iddia ediliyor. Hazırlık, harekât ortamının şekillendirilmesi, icra ve yeniden yapılanma gibi dört aşamada "darbe zemini" hazırlamayı hedefleyen Balyoz Güvenlik Harekat Planı, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesini model alıyor ve camileri bombalama, Ege'de it dalaşı sırasında bir Türk Jeti'nin düşürülmesi ("Mümkünse bir uçağımızın Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi sağlanacak, bu gerçekleşmediği takdirde özel filo personelinden bir pilotun uygun zaman ve yerde atış yapması suretiyle kendi uçağımızın düşürülmesi sağlanacaktır") gibi çeşitli gergin provokasyon maddelerini içeriyor.
İrtica ile Mücadele Eylem Planı, ilkin Haziran 2009'da gündeme gelmişti. Balyoz'a ise bu ayın Şubat gündeminde değinmiştim.]

Yargının Balyoz Sınavı
Balyozcular ve bunları koruyup kollama görevi edinenlerin yargı karşısındaki direnişi, Türkiye Cumhuriyeti için bir dönüm noktasıdır. Türkiye yargısı bu sınavı verip Balyozcuları hak ettikleri şekilde cezalandırabilirse eğer, Türkiye'de bir dönem kapanır. Bu kapanan döneme ister Ergenekon deyin, ister darbeciler deyin ister Balyozcular deyin ister asker vesayeti deyin... Sonuçta halk için, demoktarik cumhuriyet için iyi bir gelişme olacaktır.
(ozkulas - 23 Temmuz 2010, Radikal Online)

Ve sıcak gelişme: Çetin Doğan havaalanında gözaltına alındı!







Sansüre tepki
17 Temmuz Cumartesi günü Taksim'de bir etkinlik gerçekleştirildi: İnternet üzerine gittikçe yoğunlaşan baskılara tepki olarak Sansüre karşı yürüyüş. Takip eden Pazartesi günü ise Muhabbet Kralı programında (Kanal D) nam-ı diğer ssg Sedat Kapanoğlu, Ek$i Sözlük'ün avukatı Başak Purut, sansüresansür hareketinden bir bayan, Bobiler.org'dan bu yürüyüşün başlatılmasında katkısı olan Ozan Tüzün ve diğerleri Okan Bayülgen'in konuğuydu. Program linklerini şöyle verebilirim:
(1) (2) (3) (4) (5) (6) (7) -(8) (9) (10)- (11) (12) (13) (14)
(8, 9 ve 10: Banu Kaya tel.)





RTE ağladı
"Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AKP grubunda yaptığı konuşmada, 12 Eylül 2010'da yapılacak referanduma neden 'evet' denmesi gerektiğini anlatırken, 12 Eylül döneminde genç yaşta öldürülen dört ismi andı. Sağcı, solcu ve İslamcı olarak adlandırılan gruplara mensup bu dört isim Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu, Erdal Eren ve Hüseyin Kurumahmutoğlu idi. Konuşmasında Necdet Adalı için şair Nevzat Çelik'in yazdığı, Ahmet Kaya'nın şarkı yaptığı Şafak Türküsünü okuyan Başbakan Erdoğan, bu dört gencin hikâyelerini anlatıp hapisten ailelerine yazdıkları mektuplardan örnekler okurken gözyaşlarını tutamadı. RTE, "Bir daha 12 Eylüller yaşanmasın diye onunla hesaplaşmamız lazım. Geçmişin yanlışlarıyla yüzleşmeden daha aydınlık bir gelecek kuramayız" dedi."

Ve yine bir sözlük alıntısı:
Popülizmin en başarılı şeklini yapan adam. Kılıçdaroğlu saçma sapan "çömelirim çömelmem" muhabbetlerine girdiğinde, "Ama seçmen böyle oy veriyo işte ne yapacaksın" diyorsunuz ama popülizmin işe yarayacak olanı var, yaramayacak olanı var.
Tayyip Erdoğan ne istiyor? Referandumdan 'evet' çıkmasını. Dolayısıyla bundan sonraki konuşmaları ve manevraları, "Yeni anayasaya hayır demek, 12 Eylül 1980 anayasasına evet demektir" üzerine kurulacak. Ve dolayısıyla 12 Eylül'ün ne kadar kötü ve insanlık dışı bir şey olduğunu iyice milletin gözüne sokacak ki, "hayır" diyecekler kendilerini 12 eylül destekçisi gibi hissetsinler.
12 eylül kendi grubunun işine yaramış bir adam; o vakitlerdeki "Allahsız komaniz"leri, düşmanlarını, "saygıyla anarak" ve mektuplarını okuyup hüngür hüngür ağlayarak prim yapıyor; insanların duygularına oynuyor.
(silencer - 20.07.2010, Ek$i Sözlük)






Pitbull yasaklandı
Hayvan hakları yasası yürürlüğe girdi. Pitbull gibi tehlikeli hayvanların üretimini ve satışını engelleyen yasa, 16 yaşından küçüklere hayvan sahibi olma hakkı vermezken tüm evcil hayvanlara da mikroçip takılmasını öngörüyor.
Yanda Pitbull cinsi bir köpek var. Masum bir fotoyu burada yeğledim, zira köpeklerden nefret ediyorum bildiğiniz gibi.






Siyah çiftin beyaz çocuğu
İngiltere'de, Nijerya asıllı siyahi bir ana-babanın beyaz (hatta bembayaz) tenli, sarı saçlı ve mavi gözlü bir kız çocukları oldu.

Yeni doğan bebeklerine Nmachi ("Tanrı'nın güzeli") adını vermişler.







Başbuğ'un oğlu PKK sanığı ile
Bir başka ilginç haber de Habervaktim'den geldi. Nisan 2009'da İstanbul'da PKK terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlarda, Burhan kod adlı Hasan Lala'nın evinde yapılan aramalarda, ruhsatsız silahların yanı sıra çok sayıda örgütsel doküman ve bazı asker çocukları ile fotoğrafları ele geçirilmiş... Bu haberin ayrıntısında askerlik, torpilli askerlik ve benzeri ile ilgili şeyler bulabilirsiniz: (bkz)
Ancak ben başka bir şeylerden bahsetmek istiyorum şu an.

Murat Başbuğ yakışıklı çocuk, bence Başbuğlara dair en güzel şey... Sabancı Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu imiş kendisi. Genelkurmay Başkanlığı, Murat Başbuğ ile ilgili yaptığı basın açıklamasında (pek çok askeri konuda derin bir sessizliği veya gecikmeli açıklamaları yeğleyen Genelkurmay, bu konu hakkında ivedilikle bir basın açıklaması yayınladı ve) fotonun "3 yıl önce bir arkadaş ortamında çekilmiş olduğunu" söyledi. Gerçi 1 değil pek çok fotoğrafları varmış bu çiftin. (Ama yazık ki diğerlerinde tipsiz çıkmış.) (bkz)

"Hasan Lala ile çektirdikleri fotoğrafla eş dost muhabbetinin de epey konusu oldu. Arkadaşlarla ortak kararımız şu ki gayet ikisi de hoş yani."
(linuswithnoblankets - 23.07.2010, Ek$i Sözlük)




-Diğer Haberler-

-Fazıl Say: "Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum."

-Geçen yılın (2009) Gıda denetim raporlarına göre, üreticilerin ambalaja çok önem verdiği, gıdanın içeriği konusunda ise hassas davranmadığı ortaya çıktı. (bkz)
Pekmez, bal, tavuk eti, kırmızı toz biber, pul biber ve incir ezmesi en fazla olumsuzluk tespit edilen ürünler arasında yer alıyor. Özellikle aflatoksin, yani kısaca küf zehirleri, Türk pazarındaki ürünlerde ciddi ve önemli bir sorun. Sağlık adına sadece sigaraya yüklenenlerin ikiyüzlülüğünün sembolü.


Bu ayki diğer gelişmeler için devamı: Temmuz 2010-II
.

Hiç yorum yok: