26 Şubat 2010 Cuma

Gündem Şubat 2010/3

.
Mehmetçik Vakfı'na Polis baskını
Balyoz soruşturması sürerken beri yanda, Emekli Tuğgeneral Süha Tanyeli'nin başında bulunduğu Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı'nın İstanbul şubesi de polislerce arandı, Süha Tanyeli gözaltına alındı.

(Mehmetçik Vakfı bu milletin kurban ve kurban paraları için uygun gördüğü adreslerden biriydi. Orada da bir pislik çıkarsa veya varsa ne diyelim artık? Bu toplum düzeninde ona da şaşmamak lazım; zira artık "şaşırma yetimizi kaybettik" gerçekten de...)




Gerginlik tırmanıyor
Emniyet ve Yargı arasında sabahın ilk ışıklarına dek süren göz altına alma, soruşturma ve cezaevine gönderme hareketliliği sürerken; Genelkurmay Başkanlığı binasında TSK'da görevli tüm orgeneral ve oramirallerin katılımı ile bir toplantı gerçekleştirildi, durumun ciddiyeti vurgulandı. Durumdan vazife çıkartmak isteyen klasik Türk basını anlayışını benimsemiş medya organları bu gelişmeyi de "Gerginlik tırmanıyor" diye verirken, mesela Taraf'ın sürmanşetinde: "Ne yani darbe mi yapacaksınız?" yazıyordu.




Yargı-Kaygı diye diye erken seçime!
Son zamanlarda gündemde yargı ve yargıçlar, hukuk ile ilgili kurumlar ve hukuk üyeleri çok fazla yer tuttu. Yargıya müdahaleler ve güç kavgasının yargı üzerinen yapıldığı bu ortamda, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve muhalefet partilerinden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli açıklamalarında "Yargı reformu" yapılmasını, "igili kanunlar ve Anayasa'nın artık değiştirilmesi gerektiğini" söylediler. Devlet Bahçeli ayrıca şu anki hükümetin böyle bir değişimi yapma gücüne sahip olmadığını ima ederek erken seçim istedi. Böylece erken seçim rüzgarları ve dedikodusu yine hortladı.




Başbuğ'un da gizli kaydını almışlar!
Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'a ait bir ses kaydı adeta jet hızıyla internet sitelerinde yayıldı ve büyük dikkat çekti. Kaydı doğrulayan Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, kaydın "İlker Başbyuğ'un yurtdışında askerî personele yapmış olduğu bir konuşmadan yararlanılarak düzenlendiği" söylendi. Konuşmanın Ocak ayının son haftasında Brüksel'deki NATO Karargahı'nda yapıldığı sanılıyor.
(Yazılı dökümü için: bkz. Ses kaydı için ise: bkz.)




"Adi-Başbakan"
Deniz Kuvvetleri Erdek Deniz Üssü'nde belirlenmiş bir parola gündemdeki bir diğer bir başlıktı. Her şey üst üste geliyor ve Askeriye bu kez farklı bir rolle gündemde.



Dikkate değer bir Ergenekon yorumu

"...
Tekel işçilerinin eylemlerini bile Ergenekon ile bağlamaya çalışan, Soğuk savaş dönemi diliyle 'ideolojik', 'PKK bağlantılı' diye takdim edebilen bir siyasi ortamı mazur görmelerini anlamam da mümkün değil. Ve nihayet, geldiğimiz noktada bir iktidar milletvekilinin (Ahmet Aydoğmuş-Çorum-AKP), bir toplantıda, 'Bu iktidara karşı çıkanların kanlarını tahlile yollamak lazım. Bu kanı bozuklar gizli sözleşmeler yaparak ihanet etmişlerdir' diye başlayıp aynı vehamette devam eden konuşması, tüm bu genel tablodan bağımsız bir 'istisna' olarak görülemez. Ancak, mevcut iktidarın içinden çıktığı düşünsel-siyasal gelenek, öteden beri 'kanı bozukluğu' sorun etmiş, birçok tarihi siyasal olayı bu çerçevede görmüş bir gelenektir. Bu siyasi geleneğin baş tacı ettiği Necip Fazıl, Meşrutiyet deneyimini doğrudan, Cumhuriyet'i ise dolaylı olarak dönme-siyonist komplosu gibi okuyan biriydi. Bu milletvekilinin, mevcut asker-sivil çatışmasını Yeniçeri-devşirme terimlerle izah etmesi de tesadüf ve istisnai bir olay değil. Bu yaygın ve sorunlu bir tarih okumasının tezahürü. Bu tarih okumasından kalkıp Ergenekon'u 'kanı bozukları tasfiye' diye anlamak işten bile değil."
(Nuray Mert - 25 Şubat 2010 Radikal)




Gene aynı Maden Ocağı
Balıkesir'de 13 madencinin can verdiği grizu faciası, anlaşılan o ki göz göre göre gelmiş. 20 gün önceki rapora rağmen önlem almayan beş kişinin (muhtemelen muayyen bir vakitten sonra salıverilmek üzere) göz altına alındığı söyleniyor. Bir kaç sene önce de ölümle sonuçlanan benzeri bir patlamanın gerçekleştiği madende, ölenler ile ilgili yapılmış kısa bir kolajda, bazılarının diğer maden ocaklarını güvenli bulmayıp Balıkesir'deki ilgili yeri tercih eden madenciler olduğu söyleniyordu. Denize düşen yılana sarılıyor, ve 'kötünün iyisi modelleri' her yerde... Olayın ardından ajanslar, ölen madenci yakınlarının bu kazayı "kader"e bağladıklarını, madenin sahiplerinin aslında çok iyi insanlar olduklarını söylediklerini aktardı.
(bkz: Kaderciliğin sıradanlığı ve kolaycılık)





"Balyoz Balyoz, Biz Napıyoz?"
RTE Medya patronlarını uyardı: "Maaşını ödediğin yazara hakim ol"! (Yorumsuz)

Mazhar Alanson ise televizyondaki bu Balyoz gerginliğini izlediği bütün bir günün sonunda aklına gelen sözleri video halinde twitter'a yüklemiş. Güzel bir tebessüm oldu o da...
(YouTube video)




Engin Çeber olayında Polisin suçu yok!
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Engin Çeber'in ölümüyle ilgili idari soruşturmada, 13 polis ile ilgili "cezaya gerek olmadığı"na karar verdi. Polislerden biri Çeber davasında müebbet istemiyle yargılanıyor.



Yeni bir ezber daha!
Zülfü Livaneli'nin yönettiği Atatürk konulu Veda filmi vizyonda.
(Kişisel olarak bende zerre merak uyandırmayan bu denemeler) yine bazı çevrelerde tartışma yarattı: "Gerçek Atatürk bu mu?"
Bu tartışma çevresinde dönen geyiklerden birinde benim yorumum şöyleydi:

Türkiye'de algı kültürü ve temel kavramlar yanlış öğretilerle zehirlenmiş veya bozulmuştur. "Sanatçı topluma örnek olan insandır" gibi en saçma sapan sanat yaklaşımlarından birine sahip olan bir toplumdan, hele ki Atatürk gibi hassas bir noktadaki lideri yorumlamasını bekleyemezsiniz.






Yeni bir Adli Tıp Skandalı daha: Amirallere suikast davasında şok! (tabii yersen)
7 Mayıs'ta görülmeye başlanacak olan amirallere suikast iddianamesinde, teğmenlerin evinde bulunan uyuşturucunun üzerinde 2 adet kıl bulunduğu öne sürülmüştü. Savcılık, bu kıllar ile teğmenlerden alınan örneklerin karşılaştırılmasını istedi. Ancak dosyadaki en önemli delil niteliğindeki kıllar, Adli Tıp'ta kayboldu!



Emasya Protokolü kaldırıldı.
Tarkan uyuşturucu sebebiyle gözaltına alındı.




İhsan Doğramacı vefat etti
YÖK'ün kurucu başkanı, Hacettepe Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi kurucusu İhsan Doğramacı 25 Şubat 2010'da vefat etti.
Doğramacı, 12 Eylül Askeri Darbesi ile birlikte temel hak ve özgürlüklere yönelik yasaklamaların üniversite dünyasına taşınmasında manivela işlevi gören YÖK'ün mimarlarından biriydi ve Özal döneminde yıldızı parladıkça parladı.

19 Şubat 2010 Cuma

Gündem Ocak-Şubat 2010/2


Hukuk çıldırmış olmalı!
Önce Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin verdiği "Agos'ta yazan hakarete katlanır" benzeri yorum; ardından görev başındaki savcıların yetkilerinin alınması...

Evet. Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'i gözaltına aldı gibi bir şey oldu Ergenekon Soruşturması kapsamında. Zaten uzun bir süredir 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'in Ergenekon kapsamında sorgulanacağı haberleri büyük bir tantana yaratmaktaydı; zira ilk defa görev başındaki bir askerin sorgulanacağı söyleniyordu. Eğer kendisi ifade vermeye gitmezse Polis zoruyla götürüleceği söyleniyordu ki, olaylar etki-tepki ile taa buralara kadar geldi: HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) savcıların yetkilerini ellerinden aldı.
İşin içinde yok yok! İsmailağa Cemaati, cemaat-siyaset bağlantıları, üst düzey komutanlar, rektörler... (Bu arada Ergenekon'da rektörler ve gazeteciler içeride, askerler dışarıda! Sağlık gerekçesiyle örtülü ödenek konusunda ifade vermeyen Emekli Orgeneral Şener Eruygur için 'hafıza raporu' alınarak hiç bir şey hatırlamadığı savunulacakmış. Ne tıp ne hukuk temiz kaldı. Her şey yozlaşmada!)



Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 17 Şubat akşam 9 sularına doğru apar topar yaptığı basın toplantısında "HSYK'yı görev ve yetkilerini aşmakla" suçladı. "Bunun bir yetki gaspı olduğunu, HSYK'nın aldığı kararla yürütülmekte olan soruşturmaya müdahale ederek doğrudan taraf olduğunu, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını tehlikeye soktuğunu" belirtti. (İlgili basın açıklamasının tüm metni için bkz.)
Bu açıklama sonrasında Yargıtay derhal kameralar karşısında HSYK'ya sahip çıktı; HSYK ise kendini savundu.

Bu yargı müdahaleleri ilk değil elbette. İyice belli oluyor ki son da değil. Daha önce HSYK'nın kararıyla meslekten men edilen Van Savcısı Ferhat Sarıkaya örneği düşünmeye değer. (Şemdinli'de bir bombalama olayına karışan sanık için 'İyi çocuktur' diyen dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ı iddianameye dahil etmesiyle 'avukatlık dahi yapamaz' kararı verilmişti HSYK tarafından kendisi hakkında. İlerleyen zamanlarda bizzat Sayın Büyükanıt'ın kendisi o savcıyı görevinden attırdığını açıklamıştı.)



Ülkede güç odağı olmak isteyenler kozlarını yargı üzerinde paylaşıyor belli ki. Ve Yargı iyice Kaygı'ya dönüşüyor. "Hukuk, dönmekte olan işlerin kılıfı" diyordu Murat Belge bu ayki bir yazısında. Ve ekliyordu: "Örneğin şimdi, Yargı aygıtı içindeki iki taraftan biri, öbürünü, tarikatlara kafasını takıp gittiği için mi cezalandırıyor, yoksa işin içinde henüz bize açıklanmayan başka şeyler mi var? İkisi de olabilir, iki durumda da olan şeye şaşırmam. Çünkü zaten şaşırma yetimiz fena halde erozyona uğradı."
Sonuçta daha önce de dediğim gibi, devletimiz oluşturduğu yargı sistemiyle sadece kendini korumakla meşgul yine. Bir tv programında bu konular tartışılırken, şöyle bir izleyici mesajı geldi, paylaşmak isterim:
"Savcılar veya mahkemeler yanlış yaptığı zaman onları denetleyecek yargı kurumları var. Peki HSYK yanlış yaptığında onu kim denetleyecek?"
Oradaki uzmanlar sayesinde öğrendik ki yasalarca HSYK'yı denetleyebilecek bir kurum yokmuş. Ne ala!
Ve çok değerli Kemalistlerimiz hala "Ergenekon diye bir şey yoktur!" noktasında. "Andımız" gibi, ezberledikleri şeyleri papağan misali tekrarlayan bu güruhun, küçük yaşta hatim indiren Kuran kursu talebelerinden ne farkı var?
Ve bir önceki Gündem yazımda da değindiğim gibi (bkz), böyle bir toplumda milletin derdi evlenmek!




Eğitimin hali
Eğitim alanında uzun zamandır ülkeyi meşgul eden katsayı tartışması var gücüyle devam ediyor. Meslek liseleri hakkında kararlaştırılan katsayı uygulaması Danıştay tarafından bozulunca, YÖK bu kez yeni bir uygulamaya geçmiş. "Hesaplamayı değiştireceğiz. Yapacağımız şey daha basit bir sistem olacak. Katsayı çarpılmayacak, toplanacak" diyor YÖK başkanı Sayın Prof.Dr.Yusuf Ziya Özcan.
(bkz: name description format)





Meclis Şurekası
Geçen aylardaki Kılıçdaroğlu-Arınç atışmasından sonra, bu dönem de Meclis Başkanı Güldal Mumcu ile Bülent Arınç kavgası gündemi işgal etti.
Bir Meclis toplantısı sırasında Sağlık Eski Bakanı Osman Durmuş'un konuşmaları sırasında gerginlikler çıkmıştı hatırlarsanız. Bülent Arınç bu toplantıdan sonra bayan meclis başkanının odasına giderek sinirli şekilde, 'kendisinin oturumu iyi yönetemediğini' söylemiş. Hanım da bunu Meclis kürsüsünde anlatınca ipler iyice gerildi.
Sayın Deniz Baykal, olayı -bence- yakışıksız bir bakış açısından ele aldı ve oranın (Meclis Başkanının odası) bir bayanın soyunma odası gibi olduğunu söyleyip pat diye girilmeyeceğine işaret etti.
Bülent Arınç ise her zamanki üslubuyla bu tartışmayı da noktaladı. 'Kendisinin olayın ertesi günü çıktığı tv yayınlarında Meclis Başkanı Güldal Mumcu'yu eleştirmeye devam etmesi ve bu sırada bir diğer Meclis Başkanı ile kendisini kıyaslama cüretini bulmasını, düşününce yakışıksız bulduğunu' söyleyerek bunlardan dolayı özür diledi.





Emine Erdoğan
Emine Erdoğan'ın üç sene evvel GATA'ya bir hasta ziyareti için gidişinde içeriye alınmamış olması haberlerinin ardından Sayın Deniz Baykal, Jacques Chirac'ın bir devlet ziyareti sırasında Erdoğan'a "Eşini getirme" dediğini iddia etti. "Başbakanın Türkiye'deki var olan bir sorunu eşinin üzerinden anlatmasını yanlış bulduğunu" belirtti.





-Bu dönemki diğer bazı dikkat çekici çıkışlar ise şunlardı-

* MHP'nin Siyaset Okulu'nda yaptığı bir konuşma sırasındaki "Darbe kaçınılmazdır!" sözleriyle İlber Ortaylı dikkatleri üzerine çekti.

* Kanadoğlu: "İktidarın Anayasa değişikliği yapmaya hakkı yoktur"
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, mevcut hükümetin Anayasa değişimi yapmaya hakkı olmadığını belirterek bir anlamda AKP'yi eleştirdi.
(Kişisel Yorumum: "İktidarın hakkı yok Anayasa değişikliğine!" Peki, kimin hakkı var acaba Kanadoğlu'na göre? (Kenan) Evren döneminin Anayasası'nı hala daha savunduğuna ve değiştirilmesine karşı çıktığına göre, ülkedeki seçilmiş partilerin adı belli olduğuna göre, Anayasa yapmayı sadece darbecilerin ve cuntanın hakkı olarak görüyor olabilir. Veya Yargıtay oturup kendi kanunlarını kendisi hazırlasın da diyebilir. Teklifi bu mu mudur acaba?)




Açık Öğretimlilere müjde!
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Davut Aydın, "Açıköğretim Fakültesi'nde başarılı olan öğrencilerin, örgün bölümlere yatay geçiş yapabileceklerini" açıklamış.
(Türkiye'nin dört bir yanında yerden ot bitermişçesine hızla açılan bunca özel+devlet üniversiteleri yetmemiş olacak ki, şimdi de oy hesabına Açık öğretimlilere gelmiş sıra! Eğitimde gelen gideni aratıyor. İlber Ortaylı da bu konu hakkında "Her ilde bir üniversite açmak ahlaksızlıktır" demiş.)
Bu arada sayın rektör "devrim niteliğinde büyük değişimler yapacaklarını" da söylemiş. Bunu Radikal online'da bir yorumcu yorumlamış, aynen aktarıyorum:

Zaten kalitesiz olan eğitim sistemi, daha da kalitesizleştiriliyor - 12/1/2010 7:37
Açıköğretimin zaten eğitimle ilgisi yoktu ki, orası devletin bir ticarethanesi gibiydi. Bu olay da bir firmanın müşteri çekmek için promosyon yapmasına benziyor. :( "Devrim niteliğindeki uygulamalar"la, eğitim sistemimiz iyice niteliksizleştiriliyor, biçiliyor, dağıtılıyor... Yakında "herkese makul ücret karşılığında diploma!! devrim niteliğinde bir uygulama!" diyecekler ve bu millet hala daha uyanmayacak, alkışlayanlar olacak!... Eğitimin amacı ülkedeki İNSAN KALİTESİNİ YÜKSELTMEKTİR, diploma vermek değil.
dogan_23

12 Şubat 2010 Cuma

Gündem Ocak-Şubat 2010/1

Ocak ve Şubat'ta olan gelişmer adeta bir sağanak yağmur şeklindeydi. Ben de geriden takip edince, çokça şeyi kaçırdım maalesef. Türkiye ile ilgili en temelinden kadın-erkek ilişkileri, İslam, şeffaflık ve Tarih'ten başlamak üzere o kadar irdelenecek şey var ki... Bir türlü başlayamıyorum gündelik telaşeler ve oyalanmalardan. Ancak tarihe bir not düşmek adına çok kısa başlıklarla Şubat gündeminden hatırımda kalanlar:



Haiti'de Deprem
12 Ocak 2010:
7.0'lık depremde Haiti yerle bir oldu.





Balyoz Eylem Planı
Taraf gazetesinin yayınlarıyla, yine yeni bir darbe girişimi hakkında iddialar gündeme saçıldı.
Tarihi ibadethanelerin bombalanması, ülkede iç karışıklık yaratılması, plan işlemezse Ege'de bir Türk jet uçağının düşürülmesi ve olayın Yunanistan'a yıkılması gibi dikkat çekici başlıklar içeriyordu.
Dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın başkanlığında yapılan, Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek'in yine başrollerde olduğu çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgileri, 20 Ocak tarihli şu kayıttan link çalıştığı sürece okuyabilirsiniz: (bkz)


Ve Balyoz hızla gündemde
Camileri bombalama, Ege'de bir Türk jetinin düşürülüp Yunanistan üzerine yıkılması gibi kargaşa yaratma maddelerini içerdiği iddia edilen "Balyoz Darbe Planı" ile ilgili yapılan operasyonda, aralarında Hava Kuvvetleri eski komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, Deniz Kuvvetleri eski komutanı Oramiral Özden Örnek ve Birinci Ordu eski komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun'un da bulunduğu üst düzey rütbeli askerler gözaltına alındı bu hafta. Bir kaçı "muvazzaf" (yani görev başındaki subaylar) olmak üzere, bazıları tutuklandı ve cezaevine sevk edildi; Or'ların çoğu ise serbest bırakıldı. Yani bir anlamda büyükler kurtuldu, küçükler harcandı.
(Ufak bir hatırlatma: Darbe girişimlerinde en çok adı geçen paşalar Şener Eruygur ve Hurşit Tolon idi. Son zamanlarda bu girişimci insanların adları pek geçmez oldu. Öğrendik ki, "hafızasını kaybetmiştir" raporu alma çabasında imiş mesela biri. Bu arada Radikal çok kısa olarak da olsa, Özden Örnek'in günlüklerinden kısa bölümler koymuş; bu vesileyle bkz diyelim.)




İlker Başbuğ'un seçimi
Orgeneral İlker Başbuğ, son gelişmeler üzerine Habertürk'te Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı'ya verdiği röportajında, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sabrının bir sınırı olduğunu" söylemiş. "Devlete ve hukuka saygımız var ama bunun da bir sınırı var. Sabrımız taşarsa elimizdekileri açıklarız" diye de eklemiş.

(Kişisel Yorumum: Üslup ve seçimler devlet kademesinde önemlidir. İlker Başbuğ mertebesindeki bir yönetici, gazeteci kimliği ve ne olduğu fazlasıyla belli olan Fatih Altaylı ile, hiç bir akademik-güvenilir bilimsel kimliği olmayan, bilimsel alanda kabul görmeyen Murat Bardakçı gibi kişilerle bir söyleşi yapmayı ve bunun üzerinden halkla iletişim kurmayı doğru buluyorsa -hele ki bu ifadelerle-; zaten Ergenekon haberlerine filan o kadar da gerek yok, herşey çok açık.
Ayrıca ellerindekileri açıklasınlar ki, tarihimizdeki nice kirli dönemler ve pusulardan biz de haberdar olalım.)




Mehmet Ali Ağca
Serbest bırakıldığı Ocak ayından beri, Ağca ile yatıp Ağca ile kalkıyoruz. Yüce Türk basını sayesinde adamın bir tek osurmasından haberdar değiliz. Az daha azimle neden olmasın ki?




Öldürülüşünün üzerinden 3 sene geçmiş. Seneler ne kadar hızla akıp gidiyor...
Ve ne yazık ki bu ülkede yıllar hiçbir şeyi değiştirmiyor, zaman yaralara derman olmuyor. Hani okullarımızda bize, "Osmanlı'nın yetiştirdiği büyük adamlar" veya "Tarihimizdeki büyük insanlar" diye birilerini anlatırlardı ya. İşte Piri Reis, Mimar Sinan, İbni Sina, çeşitli matematikçiler, Hazerfen filan... Devletin hep elbirliğiyle yok etmeye çalıştığı bu adamların ölümleri ve sürgünleri hiç anlatılmaz nedense... Aradan yüzyıllar geçmiş, ama aydınlanmış insanlara hala aynı muamele yapılıyorsa (ki yapılıyor); gerçekleştirilen Cumhuriyet devrimleri gerçekten de o kadar büyük ve köklü değişimler miydi? Bunu da bir tartmak lazım.




İstanbul'da Ocak sonundaki büyük kar yağışı sebebiyle, belediye halka sokağa çıkmama çağrısında bulundu. Antalya'daki sel ise tarım ve turizmi vurdu. Ekranlarda oluşmuş gölcükleri izlerken, bir vatandaşın bir ağacın dalına sıkıca tutunup cenin pozisyonunda bekleyerek saatler sonra kurtuluşunu anlattığı bir habere tesadüfen denk geldim.
Hep söylüyorum, mimari ile medeniyeti birbirinden ayıramazsınız. Başkalarına "Örümcek kafalı" diyerek salt dış görünüş üzerinden aşağılayan bu Cumhuriyet seçkinlerinin ne kadar medeni olduklarını anlamamak için artık kör olmak gerekiyor.
Bu arada bir yaşlı kadın da ölen yakını Mustafa Dolapçı için: "Jandarma'nın defalarca yardım istemelerine rağmen gece hiç bir kurtarma girişiminde bulunmadığını, ne Akut'un ne Sivil Savunma'nın aranmadığını ve arama çalışmalarına kabul edilmediğini" söyleyince; aklıma Ümit Özgen olayı geldi. Tarih tekerrür ediyor.




Evlenme Programları
Türkiye evleniyor anacım! 7'den 77'ye herkesin dilinde bir EVLİLİK'tir gidiyor! Evlenin, evlendirin, everin sevgili insanlar! "Alın-verin, ekonomiye can verin!" Çeyizler, yeni dolaplar, yeni eşyalar ve yeni arabalarla evlenin!
Boşandınız mı? Vah vah! Üzülmeyin, televizyonda sizin için evlenme programları var. Ben evlenmezsem, sen evlenmezsen nasıl şahlanır yoksa bu Anadolu kaplanları?




Bir albay intihar etti
İzmir'de askeri lojmanda ölü bulunan Deniz Kıdemli Kurmay Albay Berk Erden'in cenazesi askeri tören ile Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Albay'ın, eşinin yasak aşkıyla ilgili bir internet sitesine yüklenen görüntüler nedeniyle intihar ettiği iddia ediliyor.



Ocak ve Şubat 2010'daki diğer gelişmeler: