6 Aralık 2017 Çarşamba

   ŞEYTAN TÜYÜ  VAR SENDE


Bugün size yeni okuduğum bir kitabı tanıtacağım.
Bir arkadaşım sayesinde yazarın adını  (Seda Diker)  öğrendim. Anlatacağım derlemesini okuduktan sonra   Duygu Simyacısı gibi birkaç kitabını daha aldım.   Blog çalışmamda bu tarz yayınlardan da bahsetmek istiyorum arada.

Şeytan Tüyü Var Sende,   ilişkiler  ve   kendi iç yolculuğumuz üzerine...  Okunması kolay,  ama amacı itibariyle o kadar da basit olmayan bir kitap.   Yani hem bir plaj kitabı gibi hem de tam değil gibi  :)

Hoşlandığın insan ve kendinde  ilişkilere dair duyguları oluşturmak ve yönetmek, bu esnada zıt duyguların birbirleriyle savaşı üzerine;   çeşitli diyaloglar,  Gamze ve Mert  başta olmak üzere çeşitli çiftlerin ilişkileri,   Catherine  adlı bir kadının tuhaf cinsel macerası,  yazarın kendi kocası  (demirbaş) "Ömer"  ile yaşadıkları arasına serpiştirilmiş bazı önerileri,  flörtün üç seviyesi  ve danışmanla sohbet bölümleri gibi daldan dala atlanarak işlenmiş bir kitap.
Tasvir işi bana göre olmadığından, çeşitli alıntılar yapacağım burada.




«Acı çekmek korkulacak bir şey değildir Cathy. Eğer bundan korkarsan, ömür boyu başını kuma gömer, asla özgürleşemezsin. Hatta kimseyi sevemezsin. (...)
Bir ruh acı çekerken parçalanmaz Cathy. O acının içindeyken yapayalnız bırakıldığında olur bu. Kendisine bencilce ya da umursamazca davranıldığında olur.»

"Hıçkıra hıçkıra ağlıyor,  annesi babasıyla yaşadığı problemler,  (eski eşi ile yaşadıkları sırasında)  katlandığı davranışlar  bir bir  aklına düşüyordu.
Yok sayılmıştı. Bencilce davranılmıştı. Hep kendisinden güçlü olması, fedakârlık yapması beklenmişti.  Duyguları zaten hiç görülmemişti.  İnsanlar onu işlerine geldiği gibi görmeye alışmışlar, böylece Catherine gerçek varlığını güçlü savunma mekanizmalarının ardına saklamıştı.  Görülmüyordu, ama hiç olmazsa acı da çekmiyordu."       (Acıdan Kaçmak Esarettir)


«Etrafına görünmez duvar ören insanlar --> Duvarlarını yıkıp içeri girebilecek türdeki tacizci, ısrarcı, duygusal şantajcı, cinsellikte sert ve zorlayıcı tiplere  ya da  çok zayıf, kendiliğinden gelmeyen, duvarı yıkmaya gücü olmayan, kararlılık gösteremeyen, uzanıp kendilerinin alması gereken insanlara âşık olurlar.»





(Kalabalıklar içinde yalnızlık
-->)















_Hayal de kurmayacaksın.  Gelecekte olmasını istediğin şeyleri değil, sadece yaşadıklarınızı hayal edebilirsin. Yeniden yaşayabilir, duygusunu hatırlayabilirsin.  Ama hepsi bu kadar.
(Kim daha çok hayal kurarsa,  o daha çok duygu hissetmeye başlar.)


_Erkek de kadını beklentiye bilerek ve isteyerek sokup, sonra onu gerçekleştirmediğinde haksız olur.   O kadına manevi olarak borçlanır.
Daha sonra vebalini ödemek zorunda kalır.


_Acıyı kısa, az ve öz yaşayarak, olumsuz duygunun içine saplanıp kalmadan,  depresyona girmeden kendimizi özgürleştirebiliriz.

_Korku hissinin zıt kutbu güvendir.  Korku esareti getirir,  güven ise özgürlük kapısını açar.





-Gamze ile Mert arası sohbetlerden-




Eğer birisini kafana takıp hedef haline getirirsen,  hırsın enerjini o kişiye kaptırmana neden olur.  Bu defa merkez  o  olur.
Bir kişiye; öfke, suçlama, yoğun kırgınlık hissettiğinde, yaşam enerjini ona kaptırırsın. Tepki göstermeyi, içsel olarak karşı çıkmayı kalben bitirmek zorundasın.


_Topluluklar, liderlik vasfı ve kendilerinde duygu oluşturma yeteneği olanla sevgi bağı kurar.   Ne yapsa da onu daha kolay affedecektir.   (#Siyaset)


"Dış dünyanın olaylarına kendini çok fazla kaptırırsan, duygularına çok fazla saplanırsan, orada esir düşersin."





Hoşlandığın Kişinin Yatakta
Nasıl Bir Sevgili Olduğunu Anlamak

(Çekim kalitesindeki kötü oluş nedeniyle peşinen özür dilerim)


_Her ilişki, kişiye kendini gösteren bir ayna değil miydi?

_"Aşk sadece erkeğin değil,  kadının da yakalayamadığı bir şeydi."





Sınır Çizmek,  Hayır Diyebilmek

(Yazar özetle diyor ki)    Hayır derken dürüst ol.  Yalan bahaneler uydurma.
  1. Hayır diyeceğin kişiyle köprü kur,  hemfikir olduğun bir konu veya ortak bir duygunuz üzerinden.

  2. "Ama"  kelimesini açarak,  dürüst ve samimiyetle,  kırılmadan söyle.

  3. Belki gelecek için bir havuç ver.





«Anlamadıkları şey, bir kadının sadece hormonları yüzünden sevişmek ihtiyacı olmadığı. Ben bir süre sonra asla düzgün bir ilişki kurmayı düşünmeyeceğim birine,  sırf seks yaptık diye bağlanabilirim. Onlar (Erkekler) bağlanmıyor, ama bizim hormonlarımız buna ters.»       (bağ kurmak için yeterince duygu oluşmuş olmalı)


...
Flört etmeyi bilmedikleri için, ne yazık ki yakınlaşmak istediklerinde sadece yatak odası ve seks akıllarına geliyor.  Oysaki duygu üretebilmek için,  doğru bir flört evresini uzun uzun yaşayarak birbirlerini tanımaları gerekiyor.

Flört,  birbirine hayat enerjisi geçirmek demektir.  Doğru diyalog kurmaktan ibarettir.  Zeka ister, espri yeteneği ve yüksek bir hayat enerjisi gerektirir. Hakiki flörtte, kadın ile erkek birbirini tanır.  Bağlanmadan, sonradan acı çekmek zorunda kalmadan  doğru kişi olup olmadığının ayrımına varır.  Yatağa girmeden, hoşlandığı kişinin cinsellikte nasıl bir partner olduğunu anlayabilir.  Yani flört ederek  ilişkiyi aşka götüren duyguları oluşturuyoruz.


"Kadının ilişkide duygulara ihtiyacı vardır. Duygusu oluşmazsa sıkılır, çeker gider.  Bir erkek gibi bakamaz ne yazık ki!"



(Asla yaşamak istemeyeceğim bir hal)
"Kocasının bedeni yanında,  ruhu uzaklardaydı."
(Resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.  Çekim kalitesinden ötürü peşinen özür dilerim.)











Maske takmak,  gerçek yakınlık duygusunu kaybetmek demektir. Kalbindeki en gizli gerçekleri itiraf edememek, duygularının bir kısmını saklayıp göstermemek, güçlüymüş gibi yapmak, bazı ihtiyaçlarını söyleyememek demektir.  Maskeler, sevdiklerinle aranda görünmez  kalın duvarlar örer. Seni ulaşılmaz kılar.  Sevdiklerinle arana koyduğun bütün mesafeler,  bilinçaltındaki korkuların yüzündendir.
İlişkilerini etkileyen en temel kök korkular:  Değersizlik hissi, kaybetme korkusu, ..., yüzleşme korkusu, yetersizlik ve başarısızlık korkusu, ölüm/yaşam korkusudur.

Maskeleri çıkartmanın en önemli kuralı, önceden tek başınıza topraklanmaktır. (Boğazında düğümlenme oluyorsa ya da söyleyecek söz bulamıyorsan,  bir yastık alıp içine derin bir nefes çekerek ağzını bu yastıkla kapat. Sonra avazın çıktığı kadar bağır. Yastık, sesini bastırarak başkalarının seni duymasını engellemek içindir. Tüm bunları yazarak da yapabilirsin. Topraklanma sonrası,  en derinde neye kabul veremediğini bulmalısın.)

Sonrasında varsayımları gerçekmiş gibi söylememek.  Ve kalpten konuşma yapabilmek. Suçlayıcı bir dil kullanmaktansa kendi hislerini anlat. Topraklanmadan, öfkeyle, doğru zamanı beklemeden, suçlayıcı tavırlarla konuşmalar olmamalı. Dürüst ol. Karşıdakinden şikayet gelirse bununla yüzleşebilmeli,  gerekirse özür dileyip değişmeyi göze almalısın.
Duygularınızı yargılamamalı,  koşulsuz kabul vermelisin.




«Toplumumuzun yapısını değiştirebilmek için, ortalara çıkıp isyan etmekten çok daha etkili bir başka yöntem var;  kendimizi değiştirmek.
Mutluluğu ve gerçek aşkı yakalayabilmek için, öncelikle kendimizi değiştirmeliyiz. Bu değişim kökten ve ruhtan,  hatta bilinçaltımızdan olmalı.»






Yetiştirme Hataları-Erkekler için  
(Sadece 1. ve 3. maddeleri derledim)
Yetiştirme Hataları-Kadınlar için
 
"Prenses psikolojisiyle yetiştirmek"



















"Birini sevmemeye çalışmak,  sevmekten çok daha zordu."

_Yaşadığımız her şeyi kalpten  ve  sevgiyle yaşamalıyız.
_Ne yazık ki sevmeyi değil savaşmayı, güç göstermeyi, korktuğumuz gücü bastırmayı,  kontrol etmeyi hedefliyoruz.
Üstelik bunu sadece erkekler yapmıyor.
_Güçlü görünen karakterler  kolayca herkese sevgi, aşk, heyecan hissedemezler.




  _“Duyguların patronu kadındır.”
Duygularının manyetik alan üzerindeki gücü, düşüncelerine göre çok daha güçlüdür.  Kendiliğinden onları başlatabilir, hissedip hissetirebilir. Erkeğin ise mantığı duygularını değiştirebilir,  dizginleyebilir,  kolayca bastırabilir.
Düzgün bir ilişki kuracaksan,  sen kadın olarak duygu uyandırmalı, oluşturmalı  ve  seçtiğin erkeğin senin için harekete geçmesini,  avcı olmasını, ortak bir geleceği planlamasını sağlamalısın.

_Hoşlandığın kişinin pozitif yanlarını bulacak  ve onları sesli olarak,  duygularını geçirerek takdir edeceksin.  Onun yanında varlığını güçlü tutacaksın.   Aklın başka yerde olmayacak, iş/oyun düşünmeyeceksin, telefonunu kurcalamayacaksın,  zihnini dağıtmayacaksın.   Karşılıklı duygu ve tepkileri göz teması  ile  takip edeceksin.

_Cinsel enerjinle, herkesle ve hayatla flört ederken;  sadece takdir etmek ve duygu geçirerek hayat enerjisi aşılamayı kullanacağız.  Ama hayal kurdurmayı sadece hoşlandığımız kişiye yapacağız.








Manyetik Alan:
_Kendi hayat enerjisini artırıp başkalarına da aşılayabilen kişiler, gerçek bir çekim merkezi haline gelirler.





_Acının zıt kutbu haz olduğu için,  acı çektirmeyi pek çok kişi deniyor. Ama eğer bir erkek kadınının gözlerinin içine bakamazsa; ona hissettirdiği duyguların içinde şefkat, güven, sevgi, mutluluk yer almaz da sadece aşağılama, can acıtma, cezalandırma olursa,  bu kadına iyi gelmez.
(Yazar,  olumsuz duygu kutbuna girildiğinde hayat enerjisini kaptırmamak için önce  'topraklanma',  sonra kalpten konuşmayı öneriyor.  Bu arada kitap Aralık 2015'te basılmış.)


_"Pek çok erkeği korkutabilecek güçlü bir görüntüsü vardı.
(Bu yüzden) kendisine daha sert ve acımasız davranılıyordu."

_"Âşık bir kadın asla zarar veremez. Asla savaşmaz. Sevdiğinin aleyhine davranamaz."







_Olumlu tepkiler alamazsan  ->   Ondan uzaklaşarak zaman tanı.
Eğer bu zaman içinde sana dönmüyor,  iletişim kurmuyorsa;  o zaman onunla konuşabilir, uygun bir şekilde bitirmek ya da devam etmek için fikrini sorabilirsin.   Red alırsan,  ondan kolayca vazgeçebilmelisin.

_Dolaylı olarak verilmiş mesajlara sadece dolaylı  ya da  altyazıyla cevap verilir.

_Egomuzun savunmaları:  Öfkemize yenik düşmek, laf sokmak, can acıtmak, görmek istemediklerimizden kaçmak, küsmek, aşağılamak, yargılamak, sevmeyi reddetmek.
(Yazar, egonun taktiklerinden uzaklaşmadığımız müddetçe mutluluğu bulamayacağımızı söylüyor.)




1. seviyede flört eden kadın:  Hoşlandığı kişinin duygularına hâkimiyet kurmak ister.  Erkek ise göz koyduğu kadına cinsel ve maddi anlamda hâkimiyet peşindedir,  hayat başarısını böyle ölçer.  Bu tip erkekler sevişirken kalplerini açmaz ve kadına yalnızlık hissettirir,  diyor yazar.

      _"Onun için saçımı sürürge ettim, ne istiyorsa kabul ettim"  ->  duygusal
şantaj
      _"Ona para verdim"  ->  Rüşvet


2. seviye flört:  Artık yanlış bir ilişki ya da sevgili adayından acı çekmeksizin vazgeçebilir haldedir.

2. seviyedeki erkek anlamıştır ki,  ilişkiler özgürlüğünü kısıtlamak için değil, kendisini ruhen ve erkeklik açısından geliştirmek ve olgunlaştırmak için vardır.

3. seviyedeki erkek:   Bazı erkekler sevmeyi bilirler.






(İlişkilerde DUA örneği)

"Anlamıyorum! Bana ne öğretmeye çalışıyorsun, anlamıyorum!  Lütfen 5 yaşındaki çocuğa öğretir gibi öğret.  Daha açık ol bana.  Net ol. Lütfen!"

"Tüm olumsuz duygularının temelinde,  Yaradan'ın kendi içindeki varlığını hissedememen yatıyor.  Her korkunun temelinde, Yaradan'a olan güvensizliğin yatar."

Hayal  -->  "Tüm bu güzellikleri yeniden ve devamıyla yaşamaya hazırım."




7 Kasım 2017 Salı

  Kurtlar  ve  Doğa




Amerika’da bulunan, çok geniş bir alan (yaklaşık 9000 km2) üzerine kurulu Yellowstone Milli Parkı'na 70 yıl aradan sonra kurtlar tekrar salındı. Onlardan sadece sayıca çok artmış geyikleri azaltmaları beklenirken, zamanla şaşırtıcı etkileri kendini hissettirmeye başladı. Sadece 14 adet kurdun doğa üzerindeki etkisi ne kadar ve ne şekilde olabilirdi?

George Monbiot adlı gazetecinin, TEDGlobal 2013 Konferansı'nda yaptığı konuşmadan kurtlarla ilgili bir bölümü, biraz eksikli ve kusurlu da olsa video şeklinde derledim. Böylece yıllar sonra tekrar kurtlar ile ilgili bir paylaşım yapmış oldum. Konuşmasının tamamını ise şu linkte bulabilirsiniz:
"For more wonder, rewild the world"


17 Ekim 2017 Salı

   Hayatları  MASKE  olan  insanlar


Artık yazmadan geçemedim.
Bir arkadaşım  Facebook paylaşımında  şöyle diyor:
"Günaydın güzel ülkemin güzel insanları  diyecektim ama  güzel ülkemin tuhaf insanları  demek daha mantıklı.
Her halta siyaset sokup  her olayda art niyet arayanlar
ve artık kötü düşünmekten beyni sulanmış olanlar
size günaydın filan yok.  Ölün de kurtulalım."
Her Türkiye karşıtı zarar verici olayda  "Siz bunu hak ettiniz, reziller!! harrgh tüüü!"  temalı paylaşımlar yapan, siyasetle ruhları dibine kadar kirlenmiş bu insanlar;  bu güne kadar,  malum cenaha barajı geçirmek uğruna patlatılan bombalarda ölen insanlarımız için,  artta kalanların travması için tek kelime etmediler.  (Ama Muğla'da bombacıların çıplak olarak aranıp yere yatırılması  ve  bazı ajanların tutuklanması
"insan hakları"  bağlamında onlar için çok daha önemli konulardı.)
10 Ekim 2015  Ankara Garı patlamasında  ortalarda  tek bir  HDP yönetiminden insan yokmuş,   bu da mı tesadüf acaba?

Seçimler öncesi,  HDP Diyarbakır Mitingi'nde bombalı saldırı gerçekleştiğinde  "Bunu AKP yaptı! Hesabını soracağız!!!"  diye sosyal medyada höykürenler;  nedense  o gece  Can Dündar'ın attığı
kan emici vampirik tvitlere tek bir laf etmediği gibi  dört köşe oldular birde...  O gecenin delirmişliği şöyleydi:
Bir trafo önünde bomba(lar) patlatılmış, ölen insanlar var. Can Bey'in attığı tvit:  “Geçmiş olsun Diyarbakır!  Umarım cevabın yine aynı sağduyuda ve aynı nitelikte olur:  Seni başkan yaptırmayacağız!

Oturduğu yerden, anında saniyesinde çözmüş kanlı düğüm atılmış işi ve tetikçilik yapıyor adam,  ruhunun kirini çamurunu ortaya boca ediyor,  ona buna sürüyor.
Ertesinde  (Dicle Haber Ajansı  idi sanırım)  bir paylaşım yapıp
bomba düzeneğinin yerleştirildiği tabla altını  "tesadüfen"  çeken kameramanlarının kaydını yayınladı filan...  (Sonra tesadüfenli tvitlerini silip aynı görseli farklı bir cümle ile tekrar paylaştılar.)





Kendi sayfamda görüntüsünü yayınlayıp  "Bu mu gazetecilik?"  diye sordum diye o gece bazı sert tepkiler aldım.
Ona buna  "faşist  faşist!!!"  diyen  yüksek eğitimli bir genç kadın arkadaşım,  bol iğneli ve özelime göndermeli  aşağılayıcı bir cevap yazmıştı.  (Kendisinin pek çok zor zamanında destek olan bir insanın boşluğa yolladığı tek bir sorusuna tahammülü yok,  ona buna faşist diye ünleyip  «özgürlük»  istiyor,  üstüne saygı dersleri veriyor bu.) Kendisi özgürlükçü.  Patlatılarak ölen ve öldürülen Kürt kanlarının pazarlamacılığını yapıyor aslen.  Ortaya yazılmış tek bir soruya tahammülü yok  ama ona buna "faşist faşist" diye havlaya havlaya ömür çürütüyor.
Şaka şaka!  'Creme de la creme'  bir hayat yaşarken;  ülke, "ezilenler" ve gidişat adına boyna ahlanıp vahlanıyor.  (yersen)



Bakıyorsun,  "Milliyetçiliğe dur de!"  gibi hareketler içerisinde olanların sayfaları  Kürt milliyetçiliğinin damıtılmış örnekleri ile dolu.  Yahu
bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
Hendek savaşları başlarken,   15 Temmuz darbe ve kaos girişimi olurken,  "Siz bunu hak ettiniz.  Haydi şimdi Orta Asya'ya!  :))"  gibi laflar ediyorlar.
E hani milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı idin sen?  Hani bunlar kötü idi? Hani bunlara karşı ortak bir mücadelemiz vardı?  Hani nerede o
"kardeşlik türküsü"  ve  ülküsü?  Acaba neden kendini kendin gibi tanıtmıyorsun da tam tersini diyorsun?  Neden bu kadar maske taktın??  :)


"Halkımız cahil!!!" korosunun,  basın-yayının bu kirli ve bulanık yüzü için  siper olması  ise tam ibretlik.  Ülkede o kadar faili meçhul varken, hapishane baskınları yapılırken,  Ergenekon davaları gitgide bir kumpasa dönüştürülürken  "Adalet"  yürüyüşü yapmamış bunlar; tutup başta  (kendilerine göre)  tam da  faşist mi faşist,  kötü mü kötü bir adam  ve  onun baskıcı iktidarı varken  bir anda  meydanlara dökülme kararı almışlar.
Tabii ki adalet adına!   (yersen)
Bayanlar baylar!  Bedava tutarsızlık var, siz de ister misiniz?

Bir de durmadan  "yüzleşme"  isteyenler var.
6-7 Ekim  Kobani olayları  olurken,  insanlar öldürülürken,
nifak tohumlarının meyvesini vermesi için zehirli sözcükler söylenirken üç maymunu oynamış bu sansarlar;  sıcak çatışma çıkınca:
Barış,  hemen,  şimdi!!
diye ünleyerek bir anda saklandıkları delikten çıkıp gene ülkeye nefretlerini kusarak ortaya tükürmeye başladılar.
Önce kendisi yüzleşmeyen  yalancı sahtekar  ne kadar insan varsa
tam zıttından girip,  yüzleşelim muhabbeti yaparken beri yanda sürekli sinir uçlarını dinamitleyip nifak tohumları serperek,  toplumlar arası tüm yakınlaşma ihtimallerini de sabote edip çıkıyor burada.



Yazımın sonunda,  bir yorumdan alıntı yaparak bitiriyorum. Lütfen
bir düşünün:
İster sağcı ol,  ister solcu.
İster Türk milliyetçisi ol,  istersen Kürt milliyetçisi...
Önce şu soruya hiç bir tarafa kıvırmadan cevap vermek gerekiyor.
Türkiye'nin Suriyeleşmesi tehlikesine ne diyorsun? Türkiye'nin Iraklaşmasına,  Lübnanlaşmasına, Libyalaşmasına ne diyorsun...
Önce böyle bir tehlikenin varlığına inanıyor musun?
Böyle bir tehlike söz konusu ise,  bu tehlikeyi es geçmek nasıl hoş görülebilir ki.
Sence 15-16 Temmuz ne ifade ediyor?
(Mustafa Satış  -  "FARKLI GÖRÜŞ MÜ,  FARKLI CEPHE Mİ?"
Ekim 2017 tarihli FB yorumunu linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Görüşmek üzere.)



13 Ekim 2017 Cuma

   Meltem  CUMBUL


Kendisini 90'larda TRT'deki yabancı müzik programlarından hatırlıyoruz. Ömer Karacan'ın hazırladığı programlarda genç ve enerjik, neşeli ve yapay durmayan bir sunuculuk yapıyordu. Kendine has bir aurası vardı, cıvıl cıvıldı. Sonra bir süre ortalarda görünmedi. Derken Burak Kut'la filan aşk yaşamıştı (hem de 4 yıl deniyor!). İlerleyen zamanlarda onu dizi filmlerde, bir iki sinema filminde filan da gördük.
Memoli (Mehmet Ali Alabora) ile  'Yılan Hikayesi' (Kanal D)  ile çoklarınca tanınır olmuştu.  Şener Şen ve Timuçin Esen ile Gönül Yarası'nda oynadı; Yavuz Turgul  gibi ünlü bir yönetmenle çalıştı.
Bir aralar Amerika'ya da gitti geldi ama çıkmadı galiba oralardan birşey.   Onun dışında çeşitli aşklarıyla kendisinden söz edildi.
(Akrep kadını)


Son günlerde yaşanan bir olay yüzünden adı şu aralar bolca gündemde.
Olay nedir? Kısaca bakalım:

Memleketimizde,  'Uluslararası Adana Film Festivali'  diye bir sinema ödül töreni varmış.  Bunun 24.sünde (ben daha yeni duydum adını, oysa neredeyse çeyrek asırdır veriliyormuş bu ödül, hayret!) ödül gecesi sunucusu olarak   Ayşe Arman  ve   Meltem Cumbul   seçilmiş.
İki pop şahsiyet, biri sarışın öbürü kumral, yoz mu yoz dünyalarında karşılıklı bu pek mühim olayı icra ederken,   -spontane (kendiliğinden, o anda gelişen) mi  yoksa önceden kurgulu mu bilinmez-   bir olay patlatıvermiş birden Meltem hanım.

Siyah-beyaz teknikle çektiği "Buğday" filmi ile En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazanan Semih Kaplanoğlu, ödülünü almak için sahneye çıktığı sırada, uzattığı eline karşılık vermeyen Meltem Cumbul aniden geri çekilip sırtını dönmüş. Yani güzel sunucu yönetmen beyin elini sıkmamış.



Epey laf ve tartışma döndü tabii bu konuda, bazı çevrelerde... Siyasi sebepler öne sürülüyor,  partici yorumlamalar dönüyor.  Semih bey iktidara yakın çevrelerin konularını işliyormuş da Meltem hanım özgür kızmış da vesaire vesaire... Alper Görmüş de boş durmamış, elverişli zemindeki bu konu hakkında hemen bir yazı patlatıvermiş mesela
"Bir  ‘boğazına kadar siyaset’  kurbanı olarak  Meltem Cumbul"   diye. Arzu edenler link üzerinden yazıyı okuyabilir, ben okumadım şahsen. Sadece başlığa baktım. "Siyaset" demek biraz abartı olmuş ve mevzubahis olaya uymamış bence.

Meltem Cumbul'u yıllar önce  "Yasemin'in Penceresi'nden"  adlı, ünlülerin hayat hikayelerinin anlatıldığı programda izlemiştim. Hazırlayan ve sunan Yasemin Bozkurt defalarca kendisini uyarmıştı, "Bu senin hayat hikayen Meltem, lütfen kendin ol" demişti; ancak bir türlü o teatral havadan çıkamamıştı. Muazzam bir yapaylık ve kimi genç kızlarda abartılı şekilde gözlemlenen yüzeysel ergen heyecanları sergileyip durdu program boyunca. Kimbilir belki de prenses psikolojisiyle harab olmuş bir başka kadınımızdır. Bu ruhla yetişmiş ve dikkat çekmek isteyen kadınlarda hep bir taçlandırılma, klas/elit hareketler yaparak mahalleden alkış alma arzusu oluyor galiba.


10 Ekim 2016 Pazartesi

  15  Temmuz  Darbe Girişimi  -  V

  -Sosyal  Medyadan  Paylaşımlar  ve  Alıntılar

"Oğuz'un düşmanı uykusudur"  deyişi hatırlanırsa
15 Temmuz biraz da bizim gözüaçık ayaktaki uykularımızdan uyanmamızın tarihidir;  inşallah!
(Ercan Yıldırım  -  7 Ağustos 2016)


Dilen Gezi  dediğim için bana küsenler,
17 Aralık'ta,  bu Halk Bankası üzerinden ekonomiye darbedir dediğimde, bana  "hırsız var"  diyenler,
7 Şubatta
  (7 Şubat 2012: MİT müsteşarı Hakan FİDAN ve yardımcısı, İstanbul Özel Yetkili Savcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmıştı)   bu artık açık aleni mudahale ve işgale giden süreçtir  dediğimde,
İŞİDci,  Kürt düşmanı  ırkçı  ilan edenler,
Ankarada patlayan bombadan sonraki süreçteki gelişmeler sonrası
1 Kasım seçimlerinde oyumu AKP'ye vereceğimi gerekçesiyle açıkladığımda  bana öfkeyle sırtlarını dönenler,
Ve ve 15 Temmuz gecesi tepemize bombalar atılıyor,  ne darbesi ne tiyatrosu  bu resmen işgal  dediğimde  gülüp geçen,
ve olmadık provokasyon ve ajitasyonların kucağında sırf yorum yapmayalım, izah etmeyim diye ekmeğimi bölüştüğüm insanlar bile ERDOĞANcılık yaptığım için selamı kestiler..
Kimseye kırgın değilim yine de..
Kırılmadım mı?  Kırıldım elbette ki , cız etti her seferinde yüreğimde bir yerler..   Ama kırgın değilim kimseye
  çünkü bu işleri yapıp kotaranlar zaten bu  kır-ıl-ma-lardan  besleniyor..
Bizi parça parça  kır-ıp,  hissettiğimiz acı ve öfkeden besleniyorlar...
Her ne demiş, düşünmüş ve hatta dönüp gitmiş olsanızda hiç birinize küskün de değilim..
İçinizdeki iyiyi görmekten de hiç bir zaman vazgeçmeyeceğim..
Bir hakkım varsa da helal ediyorum..
(TC Nuray Doğan  -  Facebook)




Planları ülkeyi bölmekti
15 Temmuz'da hedefin iç savaş çıkararak Türkiye'yi bölmek olduğunu belirten Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu,  “İç savaşın hemen arkasından serhildan ilan edip savunmasız bırakılmış vatan parçasını Türkiye’den koparacak ve bağımsızlık ilan edecekti”  dedi.

40 yıllık bir takiye ile bir gün devleti ele geçirmek için hazırlık yapan FETÖ'nün,  terör örgütü olduğu  17/25 Aralık
(2013) döneminde ortaya çıkmış olsa bile kan akıtmaları 15 Temmuz gecesi  oldu.
Amaçlanan,  TSK'nın ve Emniyet teşkilatının kendi içinde paramparça olup  kimin hangi safta olduğunun dahi birbirine girdiği kaotik bir iç savaşın yaşanmasıydı.  Eğer şehit  Ömer Halisdemir olmasaydı,  Zekai Paşa
o kritik emri o şerefli askere vermeseydi;  Özel Kuvvetler ele geçirilecekti ve Doğu, Güneydoğu'dan binlerce özel kuvvet askeri daha ne olduğunu bilmeden ama bu terörist ajanların emrinde Ankara'ya intikal edecekti. Bunun iki sonucu olacaktı: Bir,  Ankara'da korkunç bir iç savaş yürüyecek ve ikinci olarak Doğu'da ve Güneydoğu'da şehirlerimizi, sınırlarımızı müdafaa eden güçlerimiz çekilmiş olacaktı. Tüm plan ülkeyi paylaşmaya ve bölmeye hazır hale getirmekti. İşte PKK'nın çok iyi hazırlandığı, çok büyük miktarlarda bombalar kullanılan saldırıları görüyoruz. Bunlar planlanmıştı.   15 Temmuz,  iç savaş çıkarma noktasında başarılı olsaydı dün Elazığ'da, Van'da, evvelki gün Batman'da, Diyarbakır'da patlayan bombalar askersiz ve polissiz bırakılmış bir vatan parçasını koparmak amaçlı patlatılacaktı.
(...)
Tayyip Bey'in,  15'inden
 (15 Temmuz'dan)  önce iç politika sebepleriyle toplumu gerdiğini hep söyledim. Düşüncem budur. Ve bir kutuplaşmaya yol açtığını düşünüyorum. Muhalefet aksini yapacağına, o da kutuplaştırmaya gitti.
(...)
(Darbe sonrası,  Askeriye ile ilgili acilen alınan kararları kast ediyor.
Askeri lise ve Harp okullarını kapatıp,  tüm kuvvet komutanlıkları ile Genelkurmay'ı  Savunma Bakanlığı'na bağlamak gibi.)
Alınan kararlarda olası bir darbeyi önlemek için TSK'yı siyasi otoriteye yüzde yüz tabii kılmak için yola çıkıp  TSK'yı harp imkan ve kabiliyetlerinden yoksun kılacak bir noktaya getirmemek lazım.”
http://www.nabizhaber.com/feyzioglu-iddia-ediyorum-arkasindan-feto-ajanlari-cikacak-12377h.htm





Milyonlarca sayfa dava dosyası hazırlayanlar fethullahın muridi miydi sanıyorsunuz! Onlar CIA'nin verdiklerini önümüze koyup imkansız davaların aracı haline getirilen kandırılmış Anadolu çocuklarıydı.
O polisleri çok ikaz ettim,  kimlere askerlik yaptığınızı ne zaman anlayacaksınız diye çok sordum. Sorularımla dalga geçiyorlardı,  adeta  'sen ne dersen de, ne yaparsan yap, kalemler çoktan kırıldı.'  diyorlardı. Şimdi cezaevlerinde nasıl yenildiklerini seyrediyorlar.
Darbe gerçekleşseydi hepsi dışarı çıkacak ve görevlerine geri dönecekti.  Ali Fuat Yılmazer'in tekrar istihbarat şubenin başına geçtiğini hayal edin bir an.  İşte gerçek diktatörlüğü o zaman yaşayacaktık hep beraber. 15 Temmuz direnişinin değerini anlatmak için yapıyorum bu izahatı. 15 Temmuz direnişi bu ülke tarihinin medarı iftaharı, memleketin kendini yeniden var ettiği gündür ve hala bu ülkede ciddi bir oran bu hakikati göremiyor.  CIA'nin verdiği akıl, bilgi ve belgelerle, kurgularla, manipulasyonlarla topyekün köle olacaktık ve şu anda bu cümleleri 15 Temmuz şehitleri hepimizin özgürlüğü için kendilerini feda ettiğinden sıralayabiliyorum.
Ne dediğimi anlamayan var mı acaba hala?
(Saygın Bedri Gider   -   26 Temmuz 2016, Facebook)






Darbe girişimi sırasında sokağa çıkan halkın  milli iradeye sahip çıktığını dile getiren yazar  Ercan Yıldırım,
      “Halk  oyuna, sandığına, iradesine sahip çıktı.   Cuntacılar
27 Mayıs’ta, 12 Eylül’de olduğu gibi milletin gelişmeleri televizyondan seyredeceğini zannetti fakat Cumhurbaşkanı’nın da çağrısıyla insanımız meydanları tuttu. Olaya 'tiyatro' diyenler, yıllarca 'halk savaşı' umudu, hayali, ütopyasıyla yaşadılar ama gerçekten halk hareketini görünce şaşkına döndüler”
 diye konuştu.
   "Olaya 'tiyatro' diyenler yıllarca 'halk savaşı' umuduyla yaşadılar"




Ömer Tanrıkulu:   "Turkiye sorunlarini coze coze gelmedi, sorunlarina sorun ekleye ekleye geldi.  E iste final sinavlari donemindeyiz.  Hadi gel de gec bakalim."



Mesut Yılmaz:   "AKP iktidarının zamanında Fetullah Gülen örgütüyle işbirliği yapmış olması, devlette onların kayırılmasına göz yummuş olması siyasi sorumluluk gerektiren hadiselerdir. Bu siyasi sorumluluğu sandıkta sorgulayacak olan da millettir.

-Bana göre, Gülen örgütü Türkiye ile sınırlı bir proje değildir. Yani milli bir proje değildir,  uluslararası bir projedir.
170 ülkeye el atmış olması ülkeye hizmet etmek için değil, kendisine verilen global görevin gereğidir. Ama bunun bağlantılarını, arkasındaki güçleri şu anda net olarak ortaya koyabilecek durumunda değiliz. Bunu engelleyen iki unsur var. Birincisi, arkasındaki odakların çok çok profesyonel olmaları ve bağlantılarını çok iyi kamufle etmeleri. İkincisi örgütün Türkiye’de belki de MİT dahil hiçbir örgütün başaramadığı kadar gizlilik esası içinde çalışmalarını yürütmüş olması. Düşünebiliyor musunuz adamlar kendi haberleşmeleri için özel sistem geliştirmişler ve devletin istihbaratı şimdi bunu çözmeye çalışıyor."





Bir köşe yazısından alıntı:
AK Parti'nin kuruluş tarihi 2001, darbeci kurmayların mezuniyet tarihi 1994;  utanmayıp da ne yapacaksınız?
Utanmak çok ama çok önemli bir duygudur.
Mesela, Fetullah Gülen'de zerre miskali utanma duygusu olsaydı bir Alman dergisine  (Die Zeit)  verdiği mülakatta,   “Ergenekon ve Balyoz'dan tutuklanan generalleri kelepçelenmiş halde görünce ben ağladım; onları Erdoğan'ın polisleri tutukladı…”   der miydi?
...
ABD Ankara Büyükelçisi John Bass'la görüştükten sonra Kılıçdaroğlu'nun adeta şaftı kaydı. “Yenikapı Ruhu”ndan öyle bir çark etti ki  FETÖ'nün avukatlığına geri döndü.  Geri döndü diyorum,  çünkü   Aralık 2013'ten
15 Temmuz 2016'ya kadar yaptığı bundan ibaretti.
Son günlerde de işi gücü bırakmış, FETÖ'ye yapılan operasyonları itibarsızlaştırmak için kırk dereden su getiriyor.
Hem  2013'ten beri  FETÖ'ye her alanda göğsünüzü siper edeceksiniz
hem de 2013'ten itibaren  “inlerine gireceğiz”  diyerek FETÖ'yle savaşan Erdoğan'ı, FETÖ'ye müsamaha etti iddiasıyla mahkum etmeye çalışacaksınız!
(Salih Tuna  -   4 Ekim 2016,  Yeni Şafak)





Yirmi sene önce Fethullah Gülen'i ziyaret etti diye örgüt üyeliğine hükmedilerek biri tutuklanıyorsa,   Kadir Topbaş, Hayati Yazıcı, Bülent Arınç, Melih Gökçek, Sadullah Ergin.... gibi isimler tutuklanmadan kamuoyunu tatmin etmez. ..   (1)

Şu 15 Temmuz darbesinin arkasında kimler var öğrendik, içinde kimler var öğrendik, karşısında kimler var öğrendik, altında neler var öğrendik ama başında kimler olduğunu bir türlü öğrenemedik... Nerede lan bu  Yurtta Sulh Konseyi?  Kimlerdir bu konseyin üyeleri?
Ahmet Cantürk  -  19 Eylül,  Facebook  (2)




Garip bir sürece girdik. Sanki 15 Temmuz işgali yaşanmamış gibi bir dil kullanılmaya başlandı. Son günlerdeki açıklamaları dikkatli dinleyin.  Göreceksiniz ki sanki ABD Büyükelçisi, Kılıçdaroğlu'na yeni bir görev vermiş:  “Tüm süreci sulandır, mağduriyet adı altında FETÖ'ye kalkan ol!”
Hrant Enveryan  -  28 Eylül,  Facebook




Önümüzdeki günlerde  "Erdoğan Nefreti, DİBE VURAN SOLCULUK"  ile devam edelim.


19 Eylül 2016 Pazartesi

  15  Temmuz  Darbe Girişimi - IV

-Mitingler   ve   Seküler kesimdeki  kafa karışıklığı

CHP Mitingi
TARİH: 24 Temmuz pazar günü, İstanbul Taksim Meydanı'nda "Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi" düzenlendi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaklaşık 40 dakikalık bir konuşma yaptığı mitingde, "Türkiye Cumhuriyeti'nin demokrasi tarihinde yerini alacaktır" dediği 10 maddelik Taksim Manifestosu okundu.
(CHP ne saçma bi oluşum?  "Türkiye'nin demokrasi tarihine geçecek manifesto"  filan...)

Evet CHP,  darbeye karşı Taksim'de bir miting yaptı.
AKP'lileri de davet etti Kılıçdaroğlu.  Türk bayrakları ile dolu büyük kalabalık oldu.
Darbe girişimini  “ne darbe ne dikta”  gibi yuvarlak sözlerle lanetlediler.
Kılıçdaroğlu:  “Balyoz davası, Ergenekon Davası, casusluk davasında pek çok subay ve asker gereksiz yere hapse tıkıldı. Silivri zindanlarında yaşadılar hayatlarının bir kısmını. Onlara yapılan haksızlığı hepimiz biliyoruz. İade-i itibar yapmak zorundadırlar. Bir haksızlığı düzeltmek zorundadırlar. Hükümete sesleniyorum, gelin Silivri zindanlarında hayatı mahvedilen o insanların itibarını iade edelim.”

Katılımcıların dediğine göre, kürsü konuşmalarında "darbeciler ve FETÖ" bir kez olsun açıkça kınanmamış, faillerin adı anılmadan darbe yerilmiş. Yani üç yıl önce Gezi olaylarında ölenler anılmış; ancak daha on günden az bir zaman önce kendi ülkesinin askeri tarafından tankla, helikopterle, uçakla, yüz yüze öldürülen 300'e yakın insanın adı anılmamış, lafı edilmemiş.
"Türkiye laiktir, laik kalacak",  "Hırsız katil AKP"   (Amin)
  deyip bir ritüel daha başarıyla tamamlanmış oldu böylece.
Umulur ki CHP,  kendi içindeki Gülen yapılanmasını temizleme cesaretini de gösterir.



Kimilerine göre bu miting, CHP'nin tarihinde bir dönüm noktası oluşturacak ve darbeye karşı çıkmakta gecikmiş tabanını dönüştürme yolunda bir adım olacak.   Her ne kadar Kılıçdaroğlu ve yakın çevresi darbe gecesi kalkışmaya karşı çıkmış olsa bile  (geceyarısı iki buçuk gibi diye hatırlıyorum ses verdi);  darbe gecesi CHP tabanının durumunun rezalet olduğunun tanığıyız.  Üstelik bu durum şaşırtıcı değildi şüphesiz. Darbesever oldukları malum.
Kalkışmayı ekranlardan ilk duyduklarında sevinenler, Suriyelilere yol verilmesi için el şaklatanlar CHP tabanına aitti. Şimdi tiyatro lafına sarılanlar,  bu gerçeği unutturmaya çalışsalar da o gece sokağa çıkanların kimler olduğu, onlarla dalga geçenlerin, onları şeytanlaştıranların kimler olduğu belli.

Kemal KILIÇDAROĞLU'nun mitingde okuduğu manifestonun 8. maddesi şöyle idi:
"8) Bu darbe girişimi devlet yönetiminin liyakata dayanması gerektiğini çok açık bir biçimde ortaya koymuştur. Devletin yapılanmasında siyasal yandaşlık, akrabalık, cemaatçilik tarikatçılık değil;  bilgi, birikim ve deneyim gibi ilkeler esas alınmalıdır."




"Darbeyi değil Tayyibi kınamaya gidiyorlar  tam bi tiyatro."
(Mutlu Bulut
- Bir Ak Partili olarak, CHP mitingine darbe karşıtlığında katılmaya giden bir kişi olarak, çevresi CHP'liler ile dolu iken Facebook'ta yazdığı bir yorum.)

Tipik Kemalist kafası:
AMA HÜKUMET ÇOK HATALI KAARŞİM, DİNAYET FELAN... ERLERİ KEMERLE DÖVDÜLER, KAFASINI KESTİLER DİMIĞĞ. BİZ DARBEYE KARŞIYIZ AMA DİKTATÖRE DE KARŞIYIZ, GEZİ'DE DEKLARE ETMİŞTİK ZATEEĞN.... ............ (Ali Sedat Çetinkoz  -  Facebook)



"Darbe ve darbeciliğe karşıyız" diyerek darbe karşıtlığı, demokratlık yapıyor numarası çekip Fetö'yü anmayanlar da "kalben tasdik"çi!
Kavramlar önemli.  Üniformalı terörist vs gibi tanımlar yetersiz, bu işin kökten bitmesini istiyorsanız; darbeci ve cuntacı kelimelerini kullanacaksınız.
(Ercan Yıldırım - Facebook)






ŞAKA GİBİ,  KABUS GİBİ
Türk solundan, Kürd solundan insanlarla konuşunca da aynı duygulara kapılıyorum...   Bir kere bu saydığım kesimlerin son gelişmelere inanılmaz bir soğuk kanlı yaklaşımları var....   Hiç bir duygu veya heyecan belirtisi yok adamlarda....
Oldum olası her konuda çabucak heyecanlanan solun  15 Temmuz karşı koyuşu veya direnmesinin karşısında hiç heyecan duymamasının, konuya sükunetin zirvesinde bir cerrah edasıyla yaklaşmasını anlamakta çok zorlanıyorum...
Askermidir yoksa yoksa asker kıyafetine bürünmüş çetecimidir neyse ne... bunlar Parlamentoyu bombalıyorlar, insanların üzerine tankları sürüyorlar, yığınları kurşun yağmuruna tutuyorlar, suikast timleriyle bir oraya bir buraya birlikler indiriyorlar...Yüzlerce insanı öldürüp binlerce insanı yaralıyorlar...
Siyasi tarihimizde görülmemiş bir kitlesel direniş sergileniyor... Neyse ne insanlar silahların, yağmur gibi yağan kurşunların, tankların üzerine yürüyor... Tankları ele geçirip üstüne çıkıyor...içindekileri çıkarıp teslim alıyor... Ateş eden askerlerin elinden silahlarını alıp derdest ediyorlar...
VE İLK KEZ AMA İLK KEZ BİR DARBEYE TEŞEBBÜS, YIĞINLARIN BAŞ ROLÜ OYNADIĞI BİR EYLEMLE YÜZ GERİ EDİLİYOR
YIĞINLAR SA, YIĞINLAR...
ANTİ CUNTAYSA ANTİ CUNTA...
YİĞİTLİKSE YİĞİTLİK...
VE İKİ HAFTADIR MİLYONLAR MEYDANLARDA NÖBETTE...
Sahneler,  azıcık demokrasi taraftarı olanı kıpır kıpır duygulara zerk edecek sahneler,  bizimkileri hiç mi hiç heyecanlandırmıyor...
ACABA NEDEN.... YOKSA BİZ AYRI GEZEGENLERDEMİ YAŞIYORUZ....
(Mustafa Satis  -  30 Temmuz 2016, Facebook)




MEYDANLARA ÇIKMAYA CESARETİ OLMAYANLAR
SONRADAN AĞLAMASIN,  KÖTÜ ÇARPARLAR
Darbeye karşı en ufak bir sesleri çıkmayanlar artık toplumdan etkili bir şekilde tecrit olmuştur. Yok "ben ikisinin arasında kalamam",   yok "dolaylı olarak AKP'ye destek olmuş olmak istemem,"  yok "bana ne, bana ne, ben sesimi başka yerde duyururum"   diyenler şunu bilin:
ARTIK SİYASİ ÖLÜSÜNÜZ.  Mevta, mort, pert, bitmiş...
Bir daha asla iflah olmazsınız. Ve bin kere hak ettiniz.
O gece ve sonraki her gece meydanlara çıksanız,  "Kahrolsun yabancı darbeler",  "Bağımsız Türkiye",  "Yaşasın Hürriyet" diye bağırsanız ne olurdu.
Ama korkudan diliniz dolandı, ayaklarınız titredi.  Bittiniz oğlum bittiniz.
Her tarihi dönem farklıdır. Bu dönemde eve kapanan, bir daha siyasi olarak çıkamaz.   Niye orada değildiniz. Bir yanıtınız olabilir mi? Olamaz. Elbette olamaz. Kıvırtmaya çalışsanız da kimse yemez.
Siyaset cesurların hakkıdır. Size yaraşmaz.
Akşam oldu.
Evli evine,  köylü köyüne...
Siz de sıçan deliğine.
(Mehmet Tanju Akad  -  Facebook)





....HDP ve FETÖ: Tesadüf mü?
Düne kadar  “demokrasi, sivil irade, askeri vesayete son, seçilmişlere saygı”  filan diyenler... Sus pus!
Bence HDP içinde bazı çevreler bu darbeyi destekledi gibi. Oysa en korkması gerekenler Kürt siyasetçiler olmamalı mıydı??
Sonra solcular neden bu darbeye bu kadar sessiz ve dilsiz?
Adeta "kuzuların sessizliği" içerisindeler.


Konuyu kenisine açtığım bir arkadaşım aynen şöyle dedi:
"Yavşak onlar. Tek adam olmasına sizin gibi yavşaklar sebep oldu. Halka ezik gibi davranarak, halkı küçük görerek yıllarca ezdiniz. Sonunda halk bir kişiye inandı ve peşinden gidiyor."


Cumhurbaşkanı seçimlerine giden yolda  (KCK davalarının yarattığı iklimde)  Türkiye'deki Cemaat yapılanmasına karşı en ağır eleştirileri getiren siyasi parti başkanı Selahattin Demirtaş iken;  seçimler sonrası ve özellikle Aralık operasyonlarından sonra tam zıttı yönde bir kırılma yaşanmadı mı?   Parti olarak kendi siyasi varlık sebebi konuları es geçip  "Seni başkan yaptırmayacağız"  lafını siyasi amentüleri kılmadılar mı?

Kısacası:   The Economist, Avrupa parlementerleri, Doğan medyası ve
F tipi örgüt son seçimlerde HDP'nin barajı geçmesi için her türlü imkanı seferber etmiş durumda idi.  Samanyolu tv'deki "Tek Türkiye" dizilerinde faşist yaklaşımlarla Kürt düşmanlığı yapanların, KCK davalarında binlerce sivil Kürt politikacıyı cezaevlerine atan kaos yaratıcılarının, bugün HDP'ye sınırsız destek vermesi üzerine hep birlikte dikkatlice düşünmek gerekiyor.





.......................MHP  ve  CHP farkı
Milliyetçi Hareket Partisi   ve   ülkücülerin lideri
Devlet Bahçeli,  darbe söylentileri o gece henüz ortaya yeni düşmüşken, darbeye karşı ilk açıklama yapan ve tavır koyan siyasi lider oldu. Başbakan Binali Yıldırım dahi ondan sonra açıklama yaptı. Ertesinde de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın CNN Türk'teki  (NTV'nin de hemen yayınladığı)  görüntülü konuşmasını izledik.
CHP ise neredeyse sabah saatlerine kadar resmi bir açıklama yapmadı diye biliyorum ben. Herşey olup bittikten, darbe yatıştırıldıktan, ölen öldükten sonra  "Atatürkçü subaylar darbeyi engellemişlerdir"  gibi laflar edip girişimi kınadılar. Darbeye karşı düzenlenecek Ak Parti Yenikapı mitingine katılıp katılmamakta günlerce tereddüt etseler de, sonunda katılma kararı aldılar.

Mehmet Tanju Akad:  Türkler kadar kendini ayağından vuran bir başka millet var mı? Ama bunun kökleri çok eskiye dayanıyor. Birazcık okuyan çocuk ailesini küçümser, köylü yüksekten bakan bürokrattan nefret eder, sarıklıyla şarapçı, arabeskçi ile klasik müzik dinleyen birbirlerini kınar, vs. vs.  Ama yeni dönemde bunları geride bırakmaya mecburuz.
Olay gerçekten "beni kesecek kasaplar kavga ediyor, karışmam" gibi bir manzara arz etmeye başladı.






Yenikapı  Demokrasi ve Şehitler Mitingi  -  7 Ağustos 2016
İstanbul Yenikapı'da  Ağustos'un ilk pazar günü, üç partinin katılımıyla 'Demokrasi ve Şehitler Mitingi' adında bir organizasyon gerçekleştirildi. Böylece darbe girişimi gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla başlatılan ve 'Demokrasi Nöbeti' olarak adlandırılan darbe karşıtı gösterilerin sonuncusu düzenlenmiş oldu.


Mitinge gelen kalabalıklar  parti bayrakları yahut amblemleri değil, ellerinde Türk bayrakları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan posterlerini taşıdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ayrıca Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de mitinge katıldı,  konuşmalar yapıldı.


Kürsüde ilk konuşmayı yapan MHP Genel Başkanı  Devlet BAHÇELİ:
“Alim ve hoca görünümlü bir terörist, sığındığı Pensilvanya'dan getirdiği beddua seanslarıyla, nefret söylemleriyle, öfke nöbetleriyle cinayet örgütüne  'Türkiye'ye vur'  emri verdi.”
"İblis'e ruhunu satan bu vaiz, Müslüman görünümlü bu Voyvoda;  ihanetle, Türk ve Türkiye düşmanlığıyla doruğa çıktı, fitne ve münafıklıkta rekor kırdı. Haçlı emellerinin taşıyıcılığını yapan FETÖ, Türkiye'nin kalbine nişan aldı.
Türkiye tek yürek olduğunu göstermiştir. Ayrımız, gayrımız yoktur. Müştereklerimiz farklılıklarımızdan daha çoktur. Birliğimizi kıskançlıkla kararlılıkla korumalıyız. Kutuplaşma ve cepheleşmeleri bıçak gibi kesmeliyiz."


Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar:
“TSK'ya sızmış illegal çete milletimize rezaleti yaşattı.”

Başbakan Binali Yıldırım:
"15 Temmuz demokrasi şehitlerimizi kalpten selamlıyorum. Bugün aramızda olan kahraman şehitlerimizin ailelerini yürekten selamlıyorum. İstanbul'u düşmana teslim etmeyen, kimi hastanede kimi evinde kimi aramıza olan kahraman gazilerimizi selamlıyorum.
AK Partili kardeşlerim CHP'li kardeşlerim, MHP'li kardeşlerim, her kesimden değerli vatandaşlarım. Bu muhteşem tabloyu bize yaşattığınız için, bizi buraya getirdiğiniz için hepinize çok çok teşekkür ediyorum."














Halk TV :   15 Temmuz gecesi  Türk Silahlı Kuvvetleri adına bir grup darbeci asker TRT merkezini basarak sunucu Tijen Karaş'a  (sağda)  bir bildiri okuttu.
TRT ekranlarından ‘Yurtta Sulh Konseyi’ adını almış meçhul adına açıklama yapıldı. “Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir”  denerek sokağa çıkma yasağı getirildiği belirtildi ve bildirinin bütün TV kanallarından okunacağı söylendi.

Durumdan vaziyet çıkaran tek kanalsa  Halk TV  oldu.
(CHP'nin, özellikle de CHP içi bir kliğin kanalı galiba Halk TV.)
Darbecilerin bildirisini, TRT sunucusu gibi cebren (zorla, silah zoru ile)  değil keyifle okudu.  TRT'ye bağlanarak bildiriyi birkaç kez tekrar etti.


Halk TV sunucusu durumu şöyle yorumladı:

“Bildiri oldukça dikkatli kaleme alınmış. Atatürk vurgusu var, laiklik vurgusu var, yolsuzluk vurgusu var, hukuksuzluk vurgusu var. Kısaca millet neden şikayet ediyorsa bu bildiride yer almış.”

Herşey olup bittikten sonraysa  Ayşenur Arslan,  "Darbeyi biz önledik" demiş.  Yani Ayşenur Arslan'a göre darbeyi Halk TV önlemiş!   :D
Karakter ciddi mesele vesselam.  15 Temmuz’dan beri bunun bir darbe olmadığını, “sahte darbe” olduğunu, “tiyatro” olduğunu, Tayyip Erdoğan için üretildiğini anlatmaya çalışıyor kendisi.  Erkekleşmiş bir başka robotik canlı olarak.

















GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ...MIZRAK ÇUVALA SIĞMAZ EFENDİLER...
Bu iğrenç darbe girişimi Erdoğan'ı elimine etme üzerine kurulmuştu.....Bu başarılamadı ve Erdoğan milleti sokağa çağırarak insanlık tarihinin en kitlesel eylemini başlatmış oldu....NOKTA...
Selocan  ''sokağa çıkmayın dedi...Halk tv attığı Twitle nerde durduğunu gösterdi...zaten Kılıçdaroğlunun şimdiye kadar uyguladığı politika da meydanda...NOKTA...
(Mustafa Satis  -  Facebook,  24 Temmuz 2016)


"Kavganın zamanında yapılanı değerlidir. Kavga olup bittikten çok sonra  “ben o kavgaya karışmamıştım, çünkü kavganın nedeni ve yapılış biçimini yanlış bulmuştum”  diyen aydının tutumu ferasetle, ağırbaşlılıkla değil doğrudan doğruya korkaklıkla ilgilidir.
...
O ruhu anlamayanlar, istiklalini ve istikbalini korumaya ant içmeyenler, zamanında harekete geçmeyi, kavgayı kendi vaktinde yapmayı, halleri sıcağı sıcağına anlatmayı, yazmayı bilmeyenler büyük aydın, felsefeci, sanatçı ve edebiyatçı olsalar kaç yazar!”
Ömer Lekesiz  -  Yeni Şafak,  “Sanat ve edebiyatçılar için infial zamanıdır"





Kimse boşuna kendini kandırmasın. Milleti 15 Temmuzda silahsız, çıplak bir şekilde ölümü göze alarak uçakların, helikopterlerin, tankların önüne çıkaran sadece Erdoğan sevgisi, Manevi değerlerine bağlılığı ve eski Türkiye'ye dönüş korkusuydu.
İşin aslı bu  gerisi hikaye..   (Mehmet Ali Metinyurt  -  Facebook, 1)

Ne ilginç;
Bir darbe-severler var ki; çoğu okumuş, güya entelektüel, sözde aydın müsveddesi hainlerimiz

Bir de darbe-savarlar var ki,
"Ev kira ama memleket bizim"  diyen gariban vatan-perverlerim
iz.   (2)





HDP neden Yenikapı mitingine çağrılmadı meselesi
İkide birde HDP de bu birliktelikte olsun diyenler var.
İyi güzel, bunu kim istemez ki... Ama HDP bunu istemiyor ki!
Bir yandan hendek savaşını savunacaksın. Şöyle insanları gerçekten ikna eden bir anti-terör politikası savunmayacaksın. Terör ve bomba meseleleri önüne geldiğinde ağız ucuyla bir şeyler mırıldanacaksın,  hatta mırıldanmayıp ıslık çalacaksın... Parlamentoyu bir propoganda aracı olarak kullanacaksın. Yalanın bini bir para olacak şekilde politika yapacaksın.  Sonra da  vay neden beni içlerine almıyorlar  diye sızlanacaksın.

Sur, Cizre, Nusaybin'de iktidarın ne kadar zalim uygulamalarda bulunduğunu defalarca vurguladılar.  Ancak tek bir kez bu kazılan hendeklerden  ve  halkın üzerine sürülen  bomba yüklü araçlardan
-bir defa olsun-  söz etmediler.  Yani onlar için Türkiye'de ne hendek kazılmıştı  ne de tonlarca bomba yüklü muhtelif araçlar kullanılarak
çoluk çocuk demeden insan katli yapılmıştı...
"PYG üzerinden ABD ile aşna fişneden söz etmek bile gereksiz onlar için"   diyor bir bey sosyal medyada.  Ve devam ediyor:
"Kılıçdaroğlu 2 buçuktan sonra açıklama yapıyor:  'Tarihimizde de gördük, darbeler iyi değildir.'    Yahu pozisyon alsana!"




"Hangi devrimci hareket yetmiş yaşında dedeyi sabaha dek gönüllü olarak meydanlarda tutabildi? Bunun sosyolojisini yapamayanların durumu marjinaliteden başka bir yere gidemez."
(Saygın Bedri Gider  -  Facebook)


..... "Ancak CB ve BB,  bence yaşananlardan ders çıkarmışlar.   'Toplumu kutuplaştırmama'ya özen göstererek;  'darbeye herkesin karşı çıktığını, sokakları her partiden insanın doldurduğunu'  ısrarla belirttiler. Bu tavır  bir yanıyla akıllı bir taktikti;  karşıtlarını yalnızlaştırma, dostlarını arttırma politikasının içerideki yansımasıydı. Öte yandan bu tutum aslında bir tür alicenaplıktı,  politika ve merhametin vicdan paydasındaki buluşmasıydı.  Tam da bu nedenle hükumet, en azından şimdilik,
CHP çevresinin darbeye karşı bu 10 günlük gecikmesine hiç değinmedi.
İktidarın bu tutumuna rağmen, KK'nın,  manifestosunda CumhurBaşkanı'nın, direniş çağrısıyla darbenin engellenmesini sağladığına dair tek vurgunun olmayışı açık bir vefasızlıktır. Bir darbe sonrasında bile RTE imajı engelini aşmayı başaramayanların klasik çatışmacılığa dönmekte gecikmeyecekleri de kestirilebilir."
demiş İlhami Mısırlıoğlu.



Bu arada Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ı darbe yolunda ikna etmek için Fethullah Gülen ile görüşmeyi dahi teklif ettikleri söyleniyor.
"Kenan Evren olacak mısın olmayacak mısın?"  diye sormuşlar.
(Kenan Evren'i er rütbesine kadar düşüren kendileri değilmiş gibi...)
Hulusi Akar şahsında, Yeni Roma ve yükselen Babil'in Türk halkına sorduğu soru şudur:
"Bizim çocuğumuz musun,  değil misin?"




2 Eylül 2016 Cuma

  15  Temmuz  Darbe Girişimi - III

-Kahramanlar/Şehitler, Dualar, Yorumlar
“15 Temmuz:  Milletimizin darbeye kadim Anadolu irfanıyla olduğu kadar, silah almadan gövdesi-ruhuyla karşı koymasıdır.”
"Demokrasi yalnızca sandık değildir" diyenlere,
1 haftalık demokrasi dersi:
Demokrasi sandığı koruma, tanklara karşı durmadır.
.....Ercan Yıldırım  -  Facebook (1), (2)

«2013'ten beri süren ağır çekim darbeyi altın vuruşla sonuçlandırmak istedi o malum meçhul.
Gezi kalkışması, 17-25 Aralık 2013 Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması/Operasyonu, 6-7 Ekim PKK provokasyonu
(Kobani Eylemleri)   ve hendek terörü olarak yaşadığımız saldırıların hepsinin ardında aynı parmak izi var.   Anlaşılan o ki PKK, DAEŞ, DHKPC ve FETÖ terör örgütlerinin sahibi aynı.»
Nedret Ersanel:   “15 Temmuz'un arkasında Amerika var



1 Mart tezkere meselesi (2003)  ile başlıyor mevzu anladığım kadarıyla... Tümamiral Cem Gürdeniz'in   (Balyoz davası hükümlüsü) Hürriyet'e verdiği röportajdan:
«Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, amirallere suikast, Kafes, Internet andıcı... Bunların hepsi aynı şey. Bunların hepsi soft coup'tur (yumuşak darbe).

Birinci darbe bunlardır, ikinci darbe silahlı geldi. TSK'nın en büyük hatası içindeki bu yapılanmayı bildiği halde bu yapının arkasında Atlantik sistem olduğu için sesini çıkarmaması. Kanaatimce hegemonyadan veya yeni Roma'dan korktular. (...)
Ancak bu arada iyi bir şey de yapıldı. Eğer iktidar polisteki temizliği yapmasaydı, 15 Temmuz gecesi çok farklı olurdu, çok ciddi kan dökülürdü. İktidar emniyetteki temizliği yaptı, Silahlı Kuvvetlerde de temizliğin başladığı haberleri basında yer aldıktan 6 gün sonra darbe geldi. Tabii bir hafta evvel Rusya ile ilişkilerin normalleşmeye başlamış olması da çok önemli faktör. Menderes'te gördük, Demirel'de gördük... Ne zaman ki iktidarlar Rusya ile yakınlaşmaya başlamıştır, mutlaka bir Amerikan/Atlantik müdahalesi olmuştur.»
Gülencilerle mücadele aczi ‘Atlantik’ korkusundan, üst akıl 'Roma'
(24 Temmuz 2016 - Hürriyet)



Vatan Partisi başkanı Doğu Perinçek:
'Bu Amerikancı bir kalkışmadır. Fethullah Terör Örgütü'nü ve hendeklerde boğulan PKK'yı kurtarma harekatıdır.'
'Bu kalkışmaya girişenler, Amerika'nın Türkiye'yi bölme planları içindekilerdir.   Askerimizle polisimizi karşı karşıya getirmeyi isteyen Amerikan tertibini kesinlikle bozguna uğratacağız.'
Yeni planın Türkiye'de terör ile iç karışıklık çıkartmak olduğu görüşünü dile getiren Doğu Perinçek, şu ifadeleri kullandı:
'ABD artık DAEŞ'i ve PKK'yı canlı bombalarla Türkiye'ye sürecek. Amaç, Türkiye Suriye'nin kuzeyinde Kürt koridoru konusunda sussun, buna müdahale etmesin... Darbe girişimi de bu nedenle oldu. Ama şimdi ABD'nin 60 yıllık FETÖ'sü bitti. Şimdi Türkiye'de terör ortamı yaratıp Türkiye'yi hareket edemez hale getiremez istiyorlar.'    (-Video-)



Darbeyi kimler engelledi?
Asıl tepki darbe püskürtüldükten sonraki günlerde gelmeye başladı.   Dizini dövüp  “Ah be ah, beceremediler”  diye ağlaşma şeklini almadı ama. Silahsız insanların öldürüldüğü, kalabalıkların kurşunlandığı, Meclis'in bombalandığı, Ankara ve İstanbul'un düşman şehirleri gibi F-16'larla taciz edildiği bir girişimin başarısızlığı hakkında açık açık üzüntü duymak olmazdı tabii. Üzüntüyü ve hayal kırıklığını başka şekillerde ifade etmek gerekiyordu.
Önce,  “Ah, zavallı erler dövülüyor, canım Mehmetçik, yapılır mı abime bunlar”  şeklinde bir ağlaşma başladı.
Birkaç saat önce üzerlerine asker tarafından ateş açılan, yanıbaşlarında insanların vurulup öldüğünü gören kalabalıkların ne yapmasını bekliyordunuz? Çiçek mi vereceklerdi askerlere? Tebrik mi edeceklerdi? Ellerini mi sıkacaklardı? Askerlik türküleri mi söyleyeceklerdi?
Sonra, askerlerin kafasının kesildiği lafı yayılmaya başlandı.
Kafa kesme” ifadesi tesadüf değil, iyi seçilmiş. Ânında herkesin aklına IŞİD'i getiriyor. Darbeyi engellemek için sokağa çıkan bütün o kalabalığı bir ânda IŞİD ile ilişkilendirmiş oluyor.
Ardından, “elleri palalı” ifadesiyle birlikte sakallı ve cübbeli kişilerin fotoğraflarına yaygınlık kazandırıldı. Kemalistlerin, laik orta sınıfların, beyaz Türklerin tüylerini diken diken etmesi garanti olan fotoğraflar. Böylece sokaktaki kitle yine IŞİD'le, gericilikle, kafa kesicilikle ilişkilendirilmiş oldu.   Madem darbecileri övemiyorsun, bari darbeyi engelleyenleri yerin dibine sok, değil mi?   Zaten sosyal medyada bütün bunların anlamı harıl harıl anlatılıyordu:
“Hepimizi kesecekler”, “Alevileri kesecekler”, “zaten AKP’nin tabanı bunlardan ibarettir”...
Türkiye'de başka türlü olması beklenemezdi. Şaşılacak bir şey yok. Kemalistlerin, ulusalcıların, CHP'lilerin, çeşitli Komünist Parti'lerin, Birgün gazetesinin filan   hem kitleleri küçük görme  hem AKP tabanından nefret etme içgüdüleri elbette devreye girecekti. Başka türlü olamazdı. Bunların aklına, “AKP'li” ve “dindar” deyince zaten eli palalı, gerici kafa kesiciler gelir.   Üstelik “Darbe başarısız oldu, Tayyip'ten kurtulamadık” diye tarifsiz üzüntülere gömülmüşken;  bir de cübbeli erkek, başörtülü kadın fotoğrafı görünce üzüntüleri iyice dayanılmaz olur.
...
Kitleler her zaman haklı mıdır? Sağcı olamaz mı? Gerici olamaz mı?
Ya kötü bir şey yaparlarsa?
Evet, olabilir. Bu sorular elbette sorulacaktır, elbette analizler yapılacaktır, taktikler, stratejiler geliştirilecektir.
Ama önce heyecanla kitlelerin içinde, arasında olmak gerekir.
...
Ne olacağını önceden bilemeyiz.  Ama şu kadarı kesin:
Hareketin, kitlelerin dışında durup burun kıvıranlardan hiçbir nane olmayacaktır.
(Roni Margulies  -  19 Temmuz 2016 tarihli  Marksist.org yazısından)





-Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndaki olaylar-
FETÖ'cü darbecilerin Ankara'daki hedeflerinden biri de TSK'nın en seçkin birliklerini barındıran Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) oldu. Güneydoğu'da görevli darbecilerden, 1. Özel Kuvvetler Tugay Komutanı Tuğgenaral Semih Terzi, askeri uçakla Ankara'ya geldi. Darbecilerin olay günü harekete geçmesiyle Terzi ve beraberindeki 20-30 kişilik silahlı güç ÖKK'ya gitti. Bu sırada komutanlık içi darbeci subaylar da harekete geçti. Kapıda grubun girişine izin vermeyen subay şehit edildi. Semih Terzi ve beraberindekiler, Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı'nın makamının bulunduğu binaya geçti. Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir, o an eşiyle Gazi Orduevi'nde bir düğünde olan komutanı Aksakallı'yı aradı:


ÖMER HALİSDEMİR:
“Komutanım başlarında Terzi Paşa olan bir grup makamınızı teslim almaya geldi.”
Aksakallı Paşa: “Evladım oranın namusu sensin.  Makamı teslim etme, geliyorum.”

Güvendiği arkadaşlarına,  "Biz terörle mücadele sırasında da bunların
 (FETÖ'cülerin)  tavrını, isteksizliğini anlamıştık"  diyen Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı, darbecileri karargâha sokmamasını emrettiği koruma astsubayı Ömer Halisdemir'in şehadetine varan son iletişimlerini şöyle aktardı:

“Ömer; sana, vatanımız ve milletimiz adına tarihi bir görev veriyorum.  Tuğgeneral Semih Terzi vatan hainidir, isyancıdır. Onu karargâha girmeden öldür! Bunun sonunda şehâdet var. Biliyorsun seninle 20 yıllık beraberliğimiz var.  Hakkını helâl et.”
Ömer Başçavuş:  "Başüstüne komutanım. Hakkım helâl olsun, siz de helâl edin."
-Alıntı-
"Bu sırada darbeci general Semih Terzi, etrafındaki 10 kişilik koruma ekibiyle helikopter pistinden karargaha yürüyordu. Tam karargah binasının girişinde,  ÖKK Koruma Astsubayı Başçavuş Ömer Halisdemir tarafından durduruldu.  "Zekai paşanın emri, Karargâha giremezsiniz"  demesiyle kendisini etkisiz hale getirmeye çalışan özel time rağmen namlusuna mermiyi sürdüğü tabancasını çekti ve darbeci Semih Terzi'yi alnından vurdu. Uzaklaşırken, Terzi'nin timindeki 10 koruma tarafından kurşun yağmuruna tutularak şehit düştü. Darbeci askerler cuntacı Tuğgeneral Semih Terzi'yi hemen helikopterle GATA'ya götürdü, ancak helikopterde iken ölmüştü."

2016 Türkiye askerî darbe girişimi sırasında Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevliyken vurularak öldürülen koruma astsubayı Ömer Halisdemir'in vücudundan 30 kurşun çıkmış.  Darbe girişiminin akamete uğramasında  (akamete uğramak:  başarısız olmak, sonuçsuz kalmak) anlamlı bir yeri olan,  büyük fedakarlık göstermiş bu gencimizi analım.






"Uğur Mumcu'dan Necip Hablemitoğluna, Muhsin Yazıcıoğlu'ndan daha nicelerine... Fetö'nün öldürdükleri..."
yazmış birisi Twitter'da.
Hrant Dink cinayetinde istihbarat zaafiyeti yaratarak olayın gerçekleşmesine zemin hazırlamak da unutulmasın.  (Ki bu olay sonrası Ergenekon Davaları başlamıştı.)



Askeri darbe planının kurbanlarından biri de İstanbul Acıbadem Mahallesi muhtarı Mete Sertbaş idi. İki çocuk babası Sertbaş, o gece tankların yürüdüğü Acıbadem'de vatanına ve özgürlüğüne sahip çıkmak için karşısına dikildiği Yüzbaşı Mehmet Karabekir (38) tarafından kurşunlandı.   (Yüzbaşı, oradaki ahalinin yaralıyı hastaneye götürmesine izin vermeyerek adamın kan kaybından ölmesine neden oldu. Emrindeki askerler teslim olmak isteyince, "Teslim olursanız kafanıza sıkarım" diyerek tehdit ettiği de söyleniyor.)
Türkiye'nin stratejik kurumlarından Türk Telekom'un Acıbadem'deki İstanbul 2. Bölge Müdürlüğü'nü ele geçirmek isteyen bu cuntacı yüzbaşı ve askerler,  özel harekât polisleri tarafından etkisiz hale getirildi.
Rabbim bizim yanımızda olsun, içimizdeki (saygın) hainlerin eline vermesin bizi.





Amman ha!
15 Temmuz gecesi sosyal medyada "Amman ha! Sakın RTE'ye uyup sokağa çıkmayın!!"  paylaşımları yapanlar çoktu. Bazıları ise operasyonel olarak "Çıkma!" diyordu.







Diyanet'in din görevlilerine gönderdiği mesajlar ile, 15 Temmuz gecesi tüm camilerden defalarca salâ okundu. Sabahlara kadar Türkiye'nin bütün camilerinde böyle oldu.  "Minarelere koşarak, sela okuyarak milletimizin yanında yer alalım dedik"  diyor Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez.
İzmir'de ise darbe gecesi salâ okuyan bir müezzin saldırıya uğramış. Caminin giriş kapı camlarını da kırmışlar. Bunun bir videosu da vardı: bkz1.  Kudurmuş gibi bir kadın bağırıyor gecenin karanlığında: "Hep ülkeyi siz bu hale getirdiniz!!" diye... (bkz2)
Rabbim insanı içindeki "Günah keçisi yaratma" eğiliminden korusun.


...............Mehmet Tanju Akad:
........... "Öncelikle... yaşadığımız acılar için, hayatını yitirenler için üzgünüz. Bir süre sonra tarihte bir kayıt olarak kalır, ama öldürmeler ne? Yani bunun hesabı asla verilemez. Savaşta ölürsün, anlaşılır da... bu nedir? Çocuklar büyüyecek, "Babam darbede öldü, uçaklarımız bombalamış" diyecek. Ya da "Fanatikler oğlumu linç etmiş, o tatbikatta olduklarını sanıyormuş."  Bunu bin yıllık kanlı geleneğimize bağlayıp geçecek miyiz?"
................... TC Nuray Doğan: Kendi milletinizi katledecek vicdandaysanız, zaten millet olamamışız demektir. Aynı milletin üyeleri değiliz demektir.
.........................Kişisel yorumum:   Gerçekten ne diyecek bu olaylarda ölen insanların çocukları, eşleri?  Şurada bir  -video-  var mesela, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne saldırı anı ve öncesinin polis kamerası kaydı bu. "Benim babamı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nde görevli arkadaşlarını ülkemizin askerleri vurmuş, bombalamış, öldürmüş..."
Sıradan insanlardan olup kahramanlık ruhuna sahip kişiler karşı çıkanlar. Sonuçta o an gelen askerlerin niyeti belli. Buna rağmen karşılarına dikiliyorlar. Beyaz Türkler (??) gibi bankamatiğe koşmuyorlar. Hoş sadece bankamatiğe koşsalardı gene iyi idi... Üstüne "tiyatro lan bu!" diyorlar/dediler  :)




DUALAR........................
"Allah'a hamd ederiz ki 15 Temmuz gecesi içimizden yetişmiş hainlere karşı kendini feda eden kahraman şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde başımız öne düşmedi, onurumuz çiğnenmedi, hakkımız muhafaza edildi."

"RABBİM
Huzurunda durdur, huzurda durdur, hallerimin huzurunu ve itminanını ver...
(İtminan:  Huzûr, sükûn ve râhata kavuşma...)
Milletimize esenlik, devletimize kudret, ümmete selamet, insanlığa adalet ver Rabbim.
Bizi adaletinin ve merhametinin memuru kıl.
Zalime meylettirme, fitneye maruz bırakma;
Bizi zalim de, mazlum da etme Allahım.
Basiret, feraset, marifet ve ilim ver; bunlarla amel etmemizi sağla, istikametimizi sağlamlaştır.
Uyarıcı dostlar ver bize.  "Dost acı söyler" maskeli fetbazlardan,
(fetbaz:  Şeytanın arka bacağı. Hilebaz, numaracı.)
"Yılanı deliğinden çıkaracak"  tatlı sözlü kalleşlerden koru bizi.
Bizi daha çok insan kıl,  insan olmanın ahlakı ve aklıyla donat.
AMİN




"Yarabbi,  Senin dinini parça parça edip sonra bu parçaları birbiriyle vuruşturanları, kendinden gördüklerinin haramlarına göz yumup başkalarının küçük kusurlarını bile dile dolayanları;  senin kitabın ortada doğruluğunda tereddütsüz biçimde dururken kendilerine başka kitaplar edinenleri,  dünyalık çıkarlar için hakkı gizleyenleri ve çarpıtanları sana şikayet ediyorum."
(Ahmet Cantürk'ün sayfasından alınmış bir yakarış)