14 Ağustos 2016 Pazar

  15  Temmuz  Darbe Girişimi-II

Darbe amaçlı kalkışma olduğunu duyduğumuz 15 Temmuz Cumartesi gecesi, saat 22 sularından sabaha dek, ne olup bitmekte olduğunu televizyon ve sosyal medyadan olabildiğince takip etmekte idik. Sokağa çıkarak darbeye karşı durma çağrıları ertesinde meydanlara çıkanlar oldu. Ankara ve İstanbul en kritik şehirler olup;  Köprüler gibi, Saraçhane'deki İBB binası (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) gibi, Genelkurmay Başkanlığı önü gibi kilit yerlerde toplanmış vatandaşlarımız bu uğurda canlarını verdi. Hepsini rahmet ve şükranla anıyoruz.
Bu arada darbenin arka plandaki destekçilerinden olup ortamı kaosa sürüklemek isteyenler, hiçbir aşamada boş durmayarak, sokaklardaki her sakallı adamı IŞİD'ci yaptı. Yetmedi çeşitli yalan haber ve görsellerle, "Alevi-Sünni çatışması" gibi ayartmalarla darbeye meşruiyet kazandırmaya çalıştı. O da yetmedi;  yanıbaşındaki insanlar gerçek savaş silahları ile öldürülürken «tekbir» getirerek direnenlerin bu direnişine burun kıvırıp, onları "şeriatçi davar sürüsü" ilan etti. Ama yine de yalanlara doyamadı.
Şimdi alıntılara bakalım:

"Kara çarşaflı , çember sakallı , mini etekli insanlar aynı meydandalar.   sen orda değilsen suç sende."
Mutlu Bulut  -  Facebook

"Tebrik ediyorum, darbe konusunu sadece askerin dayak yemesine endeksleyebildiniz. Peki, ilk fırsatta "Darbeye müdahale prosedürü" yazalım.   (*)
Efendim lütfen darbe girişimlerinde sokağa dökülecek vatandaşlarımız kılık kıyafatlerinin çağdaş olmasına özen göstersin. Sarık fln. olmuyor"
Erdem Abaka



"Askerin boğazının kesilmesi" YALANI NEDEN SÜREKLİ ÖNE ÇIKARILIYOR? BUNUN İKİ SEBEBİ VAR.  BİRİ İÇERİYE MESAJ, DİĞERİ DIŞARIYA...
İÇERİYE OLAN MESAJ,  MENEMEN-KUBİLAY HATIRLATMASIDIR.
"bakın sonunuz ne olur"  DEMEK İÇİN.   DIŞARIYA OLAN MESAJ İSE,
"IŞİD"  SİMÜLASYONUDUR.   BATIYA  (TABİİ Kİ  'ABD OF CIA'YA
'IRAKTAKİ KİMYASAL SİLAH ÜRETİMİ' TARZI UYDURMA DELİL SUNMA TELAŞIDIR.   İSTEYEN İSTEDİĞİ GİBİ OKUSUN.
Ali Sedat Çetinkoz  -  Facebook



Kafayı karıştıran çeşitli soru işaretleri var.  Bir tanesi: İstihbarat zaafiyeti.
Darbe günü, darbe ihtimali ile ilgili bilginin elde edilmesi ile değerlendirilmesi arasında geçen 4 saat. Cumhurbaşkanı olayı eniştesinden, Başbakan ise yakın akrabalarından duyduğunu açıkladı. Erdoğan 15 dakika ile belki de ölümden kurtuldu!
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar hakkındaki şüpheler,  darbeye karşı kayıtsız kalan üst rütbeli komutanlar, ordu komutanları, MİT ve Başkanı Hakan Fidan...

Peki  Neden 15 Temmuz?
1) Yaklaşan Yüksek Askeri Şura, yani YAŞ'ta (normalde Ağustos'ta yapılır)  Cemaat kadrolarına karşı Askeriye içerisinde bir tasfiye olacağı kaygısı.    2) Kamuda ve ülke genelinde kendilerine karşı başlayacak olan operasyonlar.
3) Terörle silahlı mücadele  +  Dış ilişkiler ve Suriye'deki gelişmeler.
Rusya ile yakınlaşma ve ilişkilerin tazelenmesi. İsrail ile daha ılımlı bir döneme geçiş. Suriye ve hatta Mısır ile de.
(Gerçi İsrail bu kalkışmada nasıl bir rol aldı, onun adını kötü anmıyoruz barışma yapıldı diye ama onların basınında aynı durum yok maalesef. Bu topraklardaki insanların zarar ziyanına, yok oluşuna ortak olanlara fırsat vermesin Rabbim.)

"Jandarma ve Hava Kuvvetleri merkezli darbe girişiminin beyni Cemaat. AKP ile Erdoğan karşıtı asker ve sivillerin kendilerine destek vereceğini, AKP yanlılarına karşı yanlarında duracağını düşündüler. Ancak ordu içindeki destekleri zayıf kaldı"  diyor Ahmet Şık, Cumhuriyet gazetesindeki darbe değerlendirmesinde.


"İzmir savcısı Okan Bato darbeye erken doğum yaptırdı. 18-19 Temmuz'da yaklaşık 1700 subay hakkında işlem yaptıracaktı. Bunu haber alan darbeciler darbe tarihini öne çekti. Aylardır, yıllardır Genelkurmay FETÖ'cüleri korumaktaydı. Bunu yapmaya devam edebilseydi 6 yıl içinde TSK'nın tüm komuta kademesi FETÖ'cü olacak ve ordu FETÖ ordusuna dönüşecekti. Tabii çoğumuz bundan habersiz yaşamaya devam edecektik."
Atilla Yayla  -  Facebook


Sonrasında ise basın-yayın organlarının darbe karşıtı tavrı ve AKP liderlerinin ve özellikle Tayyip Erdoğan'ın pısmayıp halkı sokağa çağırmalarının sağladığı moral destek tayin edici oldu.
Ak Parti'nin ülke içindeki gücü ve siyasal esnekliği, düzeni sağlamaya yetmedi. Neredeyse 14 yıldır iktidarda olmanın ve koalisyonsuz hükümetler kurmanın tüm avantajlarına rağmen, sistem bir türlü yerine otur(a)madı.  RTE'nin yola çıktığı yol arkadaşları ile birlikte yürüyüşü zorlu bir şekilde ayrıldı. Ve halen bir muhalefet yok ülkede.
....



  (:    T İ Y A T R O    :)
İnsanlar sokaklarda tankların altında eziliyor, silahsız halka ağır saldırı silahları ile ateş ediliyor, helikopterlerden Genelkurmay önündeki insanlar taranıyor, komutanlar birbirine silah çekiyor, tanklar caddelere iniyor, Emniyet Müdürlüğü önce helikopterler sonra savaş uçakları ile bombalanıyor, Meclis bombalanıp ülkenin egemenliğine kast ediliyor, ülke elden gitti-gidiyor,...  ama evinde oturup soğuk içeceğini yudumlayarak yan yatan, yüksek duvarlarla çevrili hayatlarında kibirinden kuburu görünmeyen okumuş-yazmış çok bilmişler “tiyatro” diyebiliyor.  Argümanları:
_"Bu sakallı bıyıklı, dilinde tekbirli adamlar Türk halkı değil!"  imiş.  :P

Yaralılar ile yapılan söyleşileri izlediniz mi hiç? Olay gecesi canlı çekimleri ve yaşananları gösteren videoları? Hayatını kaybedenlerin hikayelerini dinlediniz mi? Bunlar halk değilse, halk kim? Bunlar halkın ta kendisi.
_"Gerçek darbe olsaymış, böyle başarısız mı olurmuş?"

Gezi'de çadır yakın emrini veren amir, darbe gecesi tanktan çıkıyor... Ortada yüzlerce ölü var... Meclis bombalanıyor, insanlar taranıyor... Darbeye katılanlar Yunanistan'a sığınıyor... Bizim bakar körlerimiz ise alçakça "bu darbe çakmadır" yalanına sarılıyor. Bunlar çoktan beyinlerini ve ruhlarını karanlık güçlere anahtar teslim yapmışlar.
Halk darbeye sessiz kalsaydı eğer, darbe girişimi dalga dalga orduya yayılacaktı.  Söylendiğine göre, kalkışma aslında sabaha karşı 3 veya 4 gibi bir saatte yapılacakken; önceden bazı haber almalar nedeniyle aceleyle birkaç saat öne alınmış herşey. Planladıkları zamanda yapabilmiş olsalardı pekala başarılı olabilirlerdi, o zaman hep birlikte ateşler içerisinde bambaşka bir ülkeye uyanacaktık. Girişim ortaya çıkınca telaşa kapıldılar ve güçlerini parça parça öne sürünce  destek bekledikleri bazı kişiler de onları ortada bıraktı.


Toplumun duygusundan, geleneğinden, ezanından, bayrağından koparılmış bu insanları; Batı hegemonyasının feci biçimde kullanacağı yıllar geldi dikildi karşımıza.  Bu işgal ve öldürmeler, tiyatro diyen çokbilmişler sayesinde gerçekleşiyor biraz da. Yanda saldırıda kullanıldığı söylenen 30 mm'lik mermilerden birini görüyorsunuz, el büyüklüğünde. Kanlı görseller ve parçalanmış insan cesetlerini ise paylaşmıyorum, burası vahşet sofrası değil.
(Yazının Yorum bölümünde, bu alaycı kitleye hitaben bir not düşücem, ona da bir göz atın lütfen. Ayrıca 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili videoları şu dizinde derlemekteyim:
https://www.youtube.com/playlist?list=PLtODFsrY0J7WzavQYkJ6ZD6gILPr_3x-6)


Kim derdi ki,
bi gün "din" soslu bir darbe denenecek hem de en kanlı bir deneme ve fakat en atayizzz en Kemalist en Halkçıyım diyenler,
darbe gerçekleşmedi diye ağlayacak. ...
TC Nuray Doğan  -  Facebook


Amerika'nın Irak'a askeri müdahelesi ile o topraklara demokrasi gideceğine ne kadar inandıysam; şu(cu) veya bu(cu) bir darbe ile "bağımsız, laik, hukuka bağlı, Atatürkçü, güçlü Türkiye..."  gibi bir sistemin kurulacağına da o kadar inanıyorum. Seküler kesimin bu darbe sevdası bile insanı ve insan topluluklarını ne kadar anlamadığını ortaya koyuyor.


Açıkça "Darbe istiyoruz" diyemeyenlerin sığındıkları yalanlar:
(Ali Sedat Çetinkoz beye yazıdaki bazı görseller için teşekkürler)


Ülkede darbe olmuş, sanki işgal hadisesi yaşanıyormuşçasına Meclis ve kritik güvenlik binaları bombalanıyor, ülke elden gidebilir noktasında... Sokağa çıkanların yanı başındakilerin parçalanmış cesetleri arasında birileri tekbir getirince,  sekülerler "korkuyor" oturdukları evlerde...
Veya kılık kıyafetlerini beğenmiyorlar sokağa çıkanların. "Bu sakallı, bu örtülü, bu demode kıyafetli..."  Sana ne elalemin kılık kıyafetinden, bu mu özgürlük anlayışın şu gecede?! Sonra bunlar "büyük Atatürkümüz" dedikleri kişi ve arkadaşlarının vatan savaşını sarıklılarla verdiğini bilmiyor olabilirler mi? Bu kadar mı asimile oldular, beyinlerini estetik operasyonla mı aldırdılar?


GERÇEK TÜRK
Bir hanım diyor ki:  "Eğer ülke böyle İslamlaşacaksa, ben Amerika'nın 51. eyaleti olmayı yeğlerim."  Kendisini mandacılıkla itham edenler olunca da celalleniyor,   "gerçek bir Türk ve hakiki Atatürkçü vatansever!"  olduğunu eklemeden geçemiyor. Devreler belli ki fena yanmış.


Tekbir'den rahatsiz olan davarlar;  Halkın, tanklara, füzelere, F16'lara karşı kullanabileceği tek silahı TEKBİR'di ve onu kullanarak kazandı.
Şöyle demiş birisi:  "Bu davarlar niye tekbirden korkarlar çözemedim, tekbirden bir düşmanlarımız korkuyor, bir de bu davarlar. Oysa biz, bin yıldan fazladır tekbirle savaşırız. "Bayrak düşmez, ezan susmaz"ın anlamı bu değil midir? Düşmana karşı en büyük silah elde BAYRAK, dilde TEKBİR.  Bari bunu bilebilseniz kendi halkına, halkının inancına düşman davarlar!!!"


"Bir sabah açık müdahale ve açık işgalle uyanacağımız korkusu değil de hala şeriat korkusu anlaşılır değil benim için şu saatten sonra.. asıl neyden endişe etmemiz gerektiğine hassasiyetlerimizi nasıl kaybettik?"
TC Nuray Doğan  -  Facebook



FETÖ'den çok çekmiş gazeteci Nedim Şener:
"Tiyatro diyenler her şeyi oturarak seyrettiği için her şey onlara tiyatro gibi geliyor."
Nedim Şener'e göre, teröristbaşı Gülen ve örgütünü "Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kurtulma projesi" kapsamında kullananlar, milleti hafife alarak fena halde yanıldı. Ancak tehlike henüz geçmiş değil. Şener'e göre asıl tehlike, FETÖ'yü çalıştıran gücün yenilgiyi hazmetmeyecek ve mutlaka bir şeyler yapacak olması.
(Cemaat ile ilgili tespitlerinin de dikkat çekici olduğunu söyleyelim Yeni Şafak'a konuşan Nedim Şener'in, bunlara da sonra değiniriz nasipse:
http://www.yenisafak.com/hayat/milleti-hafife-aldilar-2501700 )



Milliyet'ten bir haber:   Linç edildiği öne sürülen eri darbeci binbaşı vurmuş!
"Boğaziçi Köprüsü'nde darbe girişiminin sabahı linç edilerek öldürüldüğü öne sürülen er Kurtuluş Kaya'nın silah arkadaşları gerçeği anlattı. Askerler, Kaya'nın, halka ateş açmadığı için darbeci Binbaşı Ahmet Taştan tarafından gözünden vurulduğunu söyledi."
Bir yalan haber ve algı operasyonu daha böylece suya düştü... Sekülerler raatsız  :P




MASUM ASKER
"Masum asker" derken? Köprüde sivil halka saldırı çıkıp tanklarla seyir halindeki araçları ve insanları ezip geçmiş asker, sadece rütbesiz olduğu için mi masum? Eğer demokrasi kültürüne ve nezakete sahip bir toplum olsaydık, zaten asker linç edilmez birileri başında poz vermezdi, bu kadar darbeci bir geçmişimiz de olmazdı. Helikopterlerden insanlar taranıyor, Meclis bombalanıyor, Emniyet Müdürlüğü bombalanıyor, füzeler dışarı çıkarılacakken baskın yapılıyor ve "asker mazlum".  İlginç.
Darbe karşıtlığının taşıyıcılığını Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP yapıyorsa, bu onların kabahati değil. Bir düşünmek gerek.
Kafasına helikopterden atış yapılan insanlar "Ya Allah bismillah Allahuekber" diye tekbir getirerek direniyorsa, bu Arapçılık mı bilemiyorum ama bu mantıksal yaklaşımla bizi melekler koruyor olabilir. Bu kadar korku ile en kötüsü olur. Psikoloji.


"Türkiye, darbe girişiminden açıkça ABD'yi sorumlu tutuyor ve gerekirse NATO'dan da AB'den de vazgeçeriz diyorsa, ABD Fethullah Gülen'i vermemek için yan çiziyor ve NATO üyeliğini tartışmaya açıyorsa,  AB ülkeleri darbecilere sert davranmayın yoksa AB üyeliği hayal olur diye açıklama yapıyorsa, kimse bu yaşananlara tiyatro diyemez. Dolayısıyla kimse tehlikenin kısa sürede geçmesini beklemesin."
Ahmet Cantürk  -  Facebook



Bir de ne olsa Başkanlığa bağlayan ideolojik papağanlar var tabi...
"Mahalle yanarken orospu saçını tararmış.
Halen her sey baskanlık için yapiliyor zihniyetinize tuküreyim! Nefretinizde bogulursunuz dilerim!"
Nilgün Bıyıklı  -  FB




Makarnacı diye küçümsedikleri insanlar; kendi meşreplerince, oylarına, geleceklerine ve ülkelerine sahip çıkmak adına sokaklara çıkıp silahsız olarak askere karşı durdu.
Ankara Kazan'da bir dede, darbe gecesi Akıncı Üssü'nden kalkan savaş uçaklarını durdurmak için tarlasındaki mahsulünü ateşe verip ortalığı dumana boğmuş. Olay sonrasında devlet tarafından zararına karşılık ödenecek parayı reddetmiş: "Biz bunları maddiyat için yakmadık. Allah için, vatan için yaktık."
Doğru ise helal olsun. Balkan Savaşları ve 1. Dünya Savaşı'nda şehit olup aileden geri kalanlara maaş bağlanması için gelen memurları kovan büyük ninemi hatırlattı bu sözler.




CUMHURİYETİN KURULUŞUNDAN BERİ YAKIN TARİHİN EN ÖNEMLİ OLAYLARINI YAŞIYORUZ
Buna rağmen aymazlık diz boyu.
Birilerine göre; tüm olup bitenler, yok başarısızlığa planlanmış darbeymiş, yok müfrit dinciler sokaklarda azgınlık yaparken  onların peşine takılacak değillermiş, yok onlarla konuşulmazmış, sadece mücadele edilirmiş.
E! etmiyorsun. Etmeyeceğini de biliyoruz. Kimi aldattığını sanıyorsun.
...
15 TEMMUZ SÜRECİNDE TOPLUM DIŞI KALANLAR...
Aslında korkaklıklarına, tembelliklerine kılıf arıyorlar. Yüzlerine söyleyince de dellenip duruyorlar. Bundan sonra siyaset alanına biraz zor dönerler.
Bu ülkenin çoğunluğu her zaman Müslüman olacak ve bayrağına saygı duyacak.
Mehmet Tanju Akad  -  Facebook




“Çünkü sonunda Ankara'yı bombalayabilmek için Recep Tayyip Erdoğan'dan bir Saddam üretmek gerekiyordu.”
  İsmet Özel  -  22 Haziran 2013


Daha evvel Irak, Libya ve yakın zamanda Suriye'de gördüğümüz ve uzun zamandır dikkat çekmeye çalıştığımız İç Savaş ve akabinde Türkiye'yi işgal planı sahnededir ve son hızla devam etmektedir. Eğer başarırlarsa Irak ve Libya'ya yapılan Türkiye'ye de yapılacak, vatan topyekûn işgal edilecektir. O zaman ne yazık ki Facebook üzerinden birbirinize laf soktuğunuz bir ülkeniz de olmayacak.   Elin gavuru öğrenmiş. O kadar iyi öğrenmiş ki bize ders verir. Zaten Türkiye Müslümanlarının bir kısmını örgütleyip muazzam şebekeler, örgütler, çeteler kurmuş.

"Işid/Pkk'nın canlı bombaları, içerden askeri/istihbari destek görmüştür. Dün geceden beri havadan bomba atanlar, Roboski köylülerini de öldürenlerdir"  diyor Saygın Bedri Gider Twitter'da.



O değil de; Can Dündar'a yapılan tiyatrovari saldırıyı özgürlük mücadelesi diye sunanlar, darbe girişimine ve oradaki halkın hayatları pahasına verdiği mücadeleye tiyatro diyor.... Allah akıl, fikir ve vicdan nasip etsin sizlere...
Sinan Yıldız  -  Facebook



Bu konu çok önemli ve tetikleyici. Uzun zaman daha devam edeceğim yazılara. Henüz daha yeni başladık.
Görüşmek üzere. Rab'de kalın.



25 Temmuz 2016 Pazartesi

 DARBE mi  İÇ SAVAŞIN AYAK İZLERİ mi?


Sıradışı ve riskli bir  "kalkışma"nın  yaşandığı
15 Temmuz 2016 Cuma gecesi  darbe girişiminin ertesinden  hepinize selamlar.

O gece, sabahın ilk ışıklarına dek toplum olarak ayakta olduğumuz, uzun ve dualarla dolu bir gece idi. Bendeniz çevremden ve başta Twitter olmak üzere sosyal medyadan gelişmeleri almaya ve olabildiğince paylaşmaya çalıştım.
Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün jandarma tarafından kapatılması ile başlayan süreçte; Meclis'in bombalanması, Doğan Medya Center (CNN Türk ve Kanal D) binasının basılması ve yayın kesme (~03:45), Kuleli Askeri Lisesi kaynaklı çatışma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasında asker ve polis arası çatışma  (teslim olmak isteyen askerlerin darbeci komutan tarafından vurulması),... derken bir tankın insanları ezdiği bir görsele denk gelince devam edemedim artık.

Uzun laflar etmek istemiyorum. Saldırarak-Savaşarak düşmanın, herhangi bir terör örgütünün yapamayacağını; kendi ordumuz yaptı dün gece.
Türk askeri, Türk askerini vurdu. Devletin güvenlik güçleri birbirleri ile çatıştı.   (“Dost ara şu dünyada dost,  düşman içinden de çıkarmış.”)
Pek çok insan, (bence büyük bir gözükaralık ve cesaretle) meydanlara indi ve kumpasçılara karşı durdu. Tankların üzerine çıkıp askerin silahını alanlar ve canını bu yolda verenler oldu.

Yönetimden çok kereler gidip gelmiş rahmetli Süleyman DEMİREL, darbeler hakkında ölene kadar ketum kaldı ancak  "Halk oyuna sahip çıkmadı"  diye sitem ederdi hep.
Türkiye'de kısmen de olsa bir eşik aşıldı o gece. Tarihte ilk defa halkımız korku duvarını aştı. Erdoğan'ın sokaklara çıkma çağrısı ile  (hangi görüşten olursa olsun)
pek çok insan hem evlerinde kendi aralarında  hem sokaklarda darbelere dur dedi  ve  sokağa çıkma yasağına uyulmadı.
Camilerde sabaha dek (ve ertesi gün de devam edecek şekilde) Diyanet'in kararıyla süren salâ ve ezanlar ile moral desteği kurulmaya çalışıldı.
Başbakan Binali Yıldırım'ın  NTV'de  "Bu bir kalkışmadır"  demesinden az sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CNN Türk'e akıllı telefonların görüntülü konuşma obsiyonu ile bağlanarak meydanlara çıkma çağrısı yaptı.  Ordu komutanları canlı yayınlara bağlanarak bu olayın emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleşmediğini söyledi. Türk Polis Teşkilatı, resmi Twitter adresinden halkı meydanlara çıkmaya çağırdı.
(https://twitter.com/EmniyetGM/status/754078227690319872…)


«Darbe teşebbüsü» deniyor ama; asker ile vatandaşı karşı karşıya getirip kan döktürerek, otoriter bir yönetim ile yavaş yavaş iç savaşa giden yolu tetikleyen bir haydutluğu daha çok andırıyor bu.
Ak Parti'ye yaradı mı?  Muhtemelen evet.
Eğer bu konuda muhalefet geride kalıyor, sokaklara çıkmıyor, evden seyrediyorsa;  şimdi Erdoğan ve AK Parti güçlenecek diye şikayetçi olmak sadece acınası bir ezikliktir.
"Diyorlar ki, şeriatçılar sokakta korku salıyor.
Adam olsaydın da sen direnseydin darbeye? Nerde Gezide sokağa inen sanatçılar, gazeteciler!"  demiş Saygın Bedri Gider Facebook'ta.
Birileri darbelerden medet ummaya ve darbeci ümitlere sahip olmaya devam ettiği müddetçe,  halkın eğilimleri de değişmeyecektir. Bu durumda birileri de "Halkımız cahil!" gıygıyını çalmaya devam edecek demektir. (Ülke ve halk kaybetmeye devam eder.)


Allah beterinden ve tekrarından korusun.
"AKP ve CEMAAT bu ülkenin birikimlerini mahvetti" demiş birisi. (Özellikle bunların birisine yüklenip diğerini pamuklara saranlar da ayrı inceleme konusu.)
Paralelciler  "Ergenekon, Balyoz darbe planı, Askeri Casusluk Davası" filan diye birilerini ordudan uzaklaştırırken kendi planlarını yapıyormuş meğer. Öte yandan “Ne darbesi artık yeaa!” rehavetinin de cezalandırıldığını gördük. Ülkenin genetik kodları arızalı, her zaman tehlike mevcut.  Bunu siyasilerin iyi görmesi gerekir.

"Darbeye karşı duruştaki bu birliktelik yeni bir dönemin başlangıcı olur inşallah"  temennilerini çok görüyorum. Sabaha hayırla çıkalım, Rabbim bizi doğrultsun  diye dua ediyordum o gece.
Ülkemizi Suriye'ye çevirmek isteyen, zaten var olan terör ve gerilimi daha da artırmak için her yolu deneyenlere ve darbe ile bu toplumun üzerinden geçmeye çalışanlara elimizden geldiğince karşı duralım.





NOT:  Bir sürü şey yarım kaldı.
Ne daha darbe teşebbüsünün ilk konuşulmaya başladığı dakikalarda net şekilde karşı tepkisini ortaya koyan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den,  ne günler sonra sesi çıkan Meral Akşener'den, ne Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar çevresindeki şüphelerden,  ne savaş helikopterleri ile MİT binası ve kritik noktalardaki halka açılan ateşten ve sivil ölümlerden  (an itibarıyle 200 küsür sivilin öldüğü söyleniyor),
ne olayı zamanında Cumhurbaşkanı'na haber etmeyen  MİT'ten ve başkanı Hakan Fidan'dan,  ne de 15 dakika ile saldırıdan kurtulan Erdoğan'ın tatilini geçirdiği Marmaris'teki oteline yapılan tim baskınından...
Hatta ancak darbe yatıştırıldıktan sonra, ertesi gün "geç öten horoz misali" darbeyi yarım ağızla kınayan CHP ve HDP'den dahi bahsedemedim.
Bir sonraki yazımda, internet ve makale alıntıları ile darbeyi ele almaya devam etme niyetindeyim.

(Bu nasıl bir ülkedir ki,  ben artık gündemden bahsetmek istemedikçe öyle şeyler olmakta ki asla gözardı edemeyeceğimiz ve dahi tahmin dahi etmeyeceğimiz... Hayrolsun.)

13 Temmuz 2016 Çarşamba

  Hakkı  DEVRİM   (öldü)


Üniversiteye henüz yeni başladığım yıllarda, yakınımızdaki büfeden düzenli olarak almaya çalıştığım Radikal gazetesindeki demirbaş yazarlardan biriydi.  "Cihannüma"* adlı, yarım sayfayı kaplayan bir köşesi vardı.   Yazılarında bazen güncel konular ve onlar çevresindeki sohbetlere değinse de, demirbaşlar arasında Osmanlıca-Türkçe ve dil yanlışları gelirdi.
Okurları ile arasında nitelikli bir bağ vardı.
Nezakete değer veren biri olduğu belliydi.  Bununla birlikte "nezaket"i, görünüşteki yapmacıklık olarak değerlendiren biri de değildi.

Sonradan CNN Türk  haber kanalı açıldığında, orada haftada bir "Hakkıyla Sohbet" ve "Günbegün" adlı sohbet programları yapmaya başladı.  (Sanırım Cumartesi geceleri yayınlanıyordu, yahut Cuma mıydı?)   Her bölümü izlemiş miyimdir? Sanmıyorum, ama kaçırmamaya çalışırdım.  Zamanla bir büyüğüm gibi sevdiğim, gönülden saydığım,  (ve aynı zamanda da korktuğum) birisi olduğunu söyleyebilirim.



Dil cambazı idi.  Tatlı-sertti.  Kendine has dolaylı bir anlatım üslubu üzerinden, geçmişteki anılarına göndermeler yaparak sohbet tarzında yazılarını yazardı.  Aksi bir adamdı, kendisi de bunu kabul eder ve şahsını öyle tanımlardı.  Köşesinde yer verdiği dil yanlışları nedeniyle, meslekdaşlarından bazılarının hışmına uğraması ender değildi, ama yine de inatla devam ederdi.  Saydığım bu özelliklerinden herhangi biri diğerinden daha belirisiz değildi. Ne sadece "tonton ihtiyar"dı   ne de yalnızca aksi ve çelik gibi iradede idi.
Ekşi Sözlük'ten otisabi, "ayar üstadı" diye bahsediyordu ondan (ki kendisi Ek$i'nin tescilli ayar ustası idi).
Ve gerçekten de  "tek başına bir dil kurumu"  idi.   Osmanlıca-Türkçe kelimeler ve dil hakkındaki engin bilgisi ile, bir köşeci olarak yaptığı dil incelemleri ile,  dile karşı özen ve sevgisi ile örnek teşkil etti.
Bu blogu yazmaya başlamamda, geçmişte bolca makale okumamda, yaptığım alıntılarda onun izleri vardır.


Hakkı DEVRİM, evliliğe ve eşine çok saygısı olan biri idi. Aralarında büyük bir muhabbet vardı,  eşini çok sevdiğini sakla(ya)mıyordu.
Zamanı birlikte iken unutabilen, birbirini tamamlamış iki entelektüel ve saygılı insan. 2008 senesinde beklemediği bir şekilde Gülseren Hanım'ı kanserden kaybettiğinde,  bunu kabullenmek ve yaşamaya devam etmek Hakkı Devrim için hiç de kolay olmadı.
Aşağıda eşi ve çocukları ile on yıllar öncesinden bir aile fotoğraflarını görüyorsunuz.


Bazı adamlar eşleri öldüklerinde ölür, Hakkı Devrim de öyle biri idi.
Eşi Gülseren hanım öldükten sonra ne yazılarında ne dilinde eski şevk ve muziplikten eser kaldı.  Sessizce, belli belirsiz inzivaya çekildi.

Okul arkadaşları ve yaşıtlarının çocukları boyca kendisine yaklaşırken, "yolun yarısında" yapılmış geç bir evlilik, ve evlilik karşıtı huysuz bir adamdan  "Günden güne bağlandık, sarmaşık gibi" demeye evrilmiş bir ihtiyar.   Hürriyet'te yayınlanmış eski bir söyleşisinde, ilk tanıştıkları dönemki hallerini şöyle anlatıyor, bu tanım dikkat çekici:
“İki farklı cinstenmişiz gibi değil,  çok iyi arkadaşız.”

(Ayşe Arman ile yaptığı, 2009 tarihli bu söyleşisi bana çok hoş geldi:



CNN Türk'teki sohbet-söyleşi programlarından (yanlış hatırlamıyorsam) ilkine Okan Bayülgen'i çağırmıştı.  Bayülgen  hep dikkatimi çeken, sıradışı olduğu için yok sayılan  ve/veya  orantısız hırpalanan bir isimdi. Ya saçma sapan ve hunharca eleştiriler alıyordu  ya da  genelin bu dışlayıcı tutumuna karşı çok büyük övgülerle sarıp sarmalanıyordu.
O gün birlikte yaptıkları yayın,  televizyonda zevkle ve defalarca izlediğim programlardan biri oldu.  Orada farklı kuşakların sağlam terbiye almış iki huysuz ve aksi isminin,  yaşlı ve genç olarak birlikte yarattıkları enerji ile  tuhaf bir uyumun yansımasını gördüm.  -Ki bu bizim toplumumuzda nadir rastlanan bir durumdur. Yaşlılar deneyimlerini gençlere doğru bir dil ve üslupla aktar(a)mazlar.
 (Nesiller arası iletişim sorunu ve bağ kopukluğu)


Pek de uzun olmayan bir zaman sonrasında bu kez Okan Bayülgen Hakkı Devrim'i kendi tv programına konuk olarak çağırdı, hatta demirbaşlarından biri olarak değerlendirdi.  Yalnız daha öncesinde (yine CNN Türk'te) yılbaşı programları yaptı Hakkı bey, Cüneyt Özdemir ile birlikte... Evet evet, Cüneyt Özdemir ile  :)
Sabaha kadar süren canlı yılbaşı yayınlarında, o sene dünyada ve Türkiye'de olan olayları kendi üsluplarınca zevkli eğlenceli bir şekilde değerlendirmişlerdi. O çekimler de çok zevkli idi ve ilgili kanalda defalarca yayınlanmıştır.
........... Sonradan Hakkı Devrim bir yazısında, Radikal'e transfer olan Cüneyt Özdemir'in yaptığı dil yanlışlarını yazdı diye,  köşesinde çok alaycı ve kibirli bir cevap yazmıştı genç bey kendisine.  "Sen benim yanlışlarımı bulacağına,  nasıl internet sitesindeki gazete yazılarım daha çok tık alır ve okunur, ona kafa yor" gibi bir aforizma idi.  Benim için o gün bitmiştir.  Daha da ne Twitter'da takip ettim  ne yazılarını okudum   ne 5N1K'sına baktım.   Gençlerin edepsiz kibirli hallerini hiç sevmem,
hele ki bu kibir, geçmişte kısa veya uzun bir beraber yürüme durumu olmuş kişilere dönüyor ise...  (Özellikle "kibirli,  ne oldum delisi" genç yaştaki parlak tiplerde bu ruh halini gözlemlersiniz.)




EKLER   ve  Yorumlarım:
  • Hakkı DEVRİM,   1929 Eskişehir'de doğdu. 15 Haziran 2016 İstanbul'da  87 yaşında (kanserden) vefat etti.

  • * Köşesinin adı  Cihannüma  idi demiştim.
    Anlamı:  «Her yanı görmeye elverişli, camlı çatı katı veya taraça, kule.   Dünyayı gösteren harita»  demekmiş.
    96'da başlamış Radikal yazarlığına. Demek ki 70 yaşına yaklaşırken tanımışım ben onu, çok farklı jenerasyonların fertleri olarak.

  • (Bu nasıl bir ülke? Yıllarca Radikal gazetesi kağıt basımlarında ve gazetenin internet sitesinde yayınlanan yazılarında kullanılan foto'su bile yok internette!  tv popularitesini yakaladıktan sonra çekilmiş bir dolu materyal bulabilmek mümkün, ancak en önemlisi yok. İnsana zerre değer verilmiyor bizde. Hep popüler olan, pop olabilmek/kalabilmek için bir dolu rezalet ve çıkıntılık yapan insanların peşinden koşan, bilgiye vefaya alçakgönüllüğe, kısaca "değerler"e değer vermeyen bir toplumuz. Değer kavramımız sorunlu. -Hep mi böyleydik, zamanla mı olduk?-  Benim en üzüldüğüm nokta budur.)


  • İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.  Üniversite yıllarında İstanbul Radyosu'nda çalışmış, reji asistanlığı gibi görevlerde bulunmuş.
    Kabataş Erkek Lisesi mezunu olduğunu da ekleyeyim. Behçet Necatigil ve Faruk Nafiz Çamlıbel gibi şairler okulda hocaları imiş.



  • Vikipedi'de  "Gazeteciliğe 1952 yılında Son Saat'te röportaj yazarı olarak başladı. Daha sonraları Tercüman, Havadis, Yeni Sabah, Ege Ekspres ve Tasvir gazetelerinde çeşitli görevlerde bulundu. Yeni Sabah'ta genel yayın yönetmenliği yaptı;  'Fısıltı' köşesinin yazarıydı" diyor.  Türkiye'nin ilk dedikodu ve magazin köşesi Fısıltı'nın,  Sabiha Deren  müstear isimli yazarı imiş. (Sonradan bunu kendisi açıkladı.)
    Evet,  Hakkı Devrim bazen ünlüler ve magazin konularına da değinirdi. Toplum önündeki ünlü evli çiftlere önem verirdi. Ancak söyleyecek paylaşacak bir lafı ve bir sohbet üslubu olurdu. Münasebetsiz lakaytlıklardan yürüdüğünü görmedim.


  • Meydan Larousse  ansiklopedisinin genel yayın müdürlüğünü yaptı.  Türkiye'de onbinlerce eve ansiklopedi girmesinde payı büyük olduğu söyleniyor. Bizim çocukluğumuzda bunlar önemli şeylerdi.

    Bir dönem basın-yayın dünyasından uzaklaşıp tavukçuluk işine girmişse de 1990 yılında Doğan Yayın Grubu'nda gazeteciliğe geri dönmüş ve promosyonu yapılan ansiklopedilerin hazırlanmasına katılmış.

    1995'te Posta'da Telaynak köşesini yazdı. 96'dan başlayarak uzun yıllar Radikal'in temel yazarlarından biri oldu.
    (Maalesef ki  Eyüp Can  gazeteye genel yayın yönetmeni olarak geldiğinde,  Devrim dahil Radikal ile özdeşleşmiş kimi gazeteciler uzaklaştırıldı.  Perihan Mağden zaten ayrılmıştı, bir de bu uzaklaştırmalardan sonra ortam popülerlik düşkünü CÖzdemirgiller ve türevlerine kaldı. Gazetenin eski tadı kalmadı yani. Bir süre daha eklerinin hatrına almaya devam ettiysem de fazla sürmedi.)
    2005 yılı gibi bir zamandan itibaren de yıllarca Okan Bayülgen'in programlarında sabahlara dek daimi olarak bulundu, tatlı-sert bir huysuz yaşlı olarak.  Özellikle Televizyon Makinası'nda televizyon şöhretini yakaladı.


  • Son zamanlarda ölünün arkasından (kötü) konuşmak ve nefret ruhunun her türlü meyvesini vermek gibi bir adet oluştu. En son, yine bu sene Haziran içerisinde vefat eden Yaşar Nuri Öztürk'ün ölümü ile ortalık küfür ve beddualar ile doldu. Kendi köşesinde sessiz sakin yazılar yazan, uzun zaman önce sağlık sorunları sebebiyle inzivaya çekilmiş insanlar hakkında bile öldükten sonra sosyal medyada yazılanları okuyunca hayretler içerisinde kalıyoruz, değil ki Yaşar Nuri gibi tartışmalı isimler...
    Madem böyle tepki verilesi görüşleri-hareketleri varmış bu insanların, sağlığında neden susmuşlar, neden sessiz kalmışlar? Mezardan "cevap hakkı"nı kullanması mümkün değil diye mi?
    Bu kadar kin, nefret, intikam duygusu ve fırsatçılık içerisinde olan insanların ne işi olur  din  ile  Allah  ile?




  • ALINTILAR:
    Hakkı Devrim, özellikle dil konusunun üzerinde önemle duran biri idi. Bir gazeteci olarak yazılarında ve yayınlarında Türkçe ve Osmanlıca'dan kalma eski kelimelerin, deyimlerin hatalı kullanımlarına bolca yer verir demiştim yazının başında.
    Ölümünden sonra, internette bulabildiğim bazı söyleşilerinden çeşitli alıntılar paylaşıyorum bu kısımda:


Kürtler ve Kürtçe:
Osmanlı'dan beri Kürtlerle beraber savaşıp dövüşüyorsunuz. Herkes terk edip gidiyor, bir tek Kürtler kalıyor yanında. Sonra savaş bitiyor. Ne yazıyorsun, "Ne Mutlu Türküm Diyene"... Ee o zaman Kürt olan ne yapacak.
"Bu ülkede bir baba, devletin nüfus dairesine gidip (evladına) büyüklerine, tarihine, kültürüne uygun bir isim koymak istiyor. Ama buna izin verilmiyor. Ya buna gülmek bile ayıp. Bu nasıl bir ayıptır nasıl bir mantıktır."

"İnsanların en mukaddes yerleri dilleridir. Ama insanlar, kadınlara verdikleri önemi dillerine vermiyorlar. Bir insanı dilini konuşmaktan men etmek kadar büyük bir cinayet olabilir mi? Sadece Kürtlerin değil, Rum, Yahudi arkadaşlarımın da dillerini yasaklamaya kalktılar. 6-7 Eylül'de papazları sünnet etmeye kalktılar. Bütün bu hengâme içinde benim bir dil davam var, ama ümidim yok. (...) Bu asgari bir insan hakkıdır, yaşamak hakkı kadar tabii bir haktır."
-"Ana dilde eğitim ülkeyi böler" diyenlere siz ne dersiniz?  (diye sorulmuş)
"İsterse böler. Ben ne yapayım?"
“Ülke benim için dilden daha önemli değil ki!”



Devlet adamlarına eleştiri:
"Bizim devlet adamlarımıza bakın, cehalet kokusundan yanlarına varılmıyor. Konuşurlarken de kullandıkları kelimelerden anlıyorsunuz ki mantıklarında dünya meselelerinin netleşmesi diye bir durum yok."



Kadın-Bayan-Hanım mı denecek tartışması hakkında:
"Bay ve Bayan, modernleşme hareketinin bir sonucu olarak dilimize girdi. Ama günlük hayatımızda yer edinmesi zor. Atatürk çok uğraştı bunun için. Ama İsmet İnönü'ye kabul ettirememişti. Bayan burada hem bekâr hem de evli hanımları tasvir etmek için ihtiyaç olarak dilimizde kalmaya devam ediyor. Tavsiyem, resmi tanımlarda mesela basketbol takımını anlatırken kız; günlük hayatta hanım veya kadın kullanılmasıdır. Ama evet; bayanın yerine başka bir icat gerekiyor."
(Akşam'da Mehmet Özdoğan ile söyleşisinden, karıştırılan tartışmalı kelimeler üzerine notları da arşivde bulunsun:  'Hassas' kelimeler kılavuzu)


"Mensubu olduğumuz toplumda en güçlü kurum aile'dir"
gibi bir sözü vardı Hakkı DEVRİM'in. Şimdi o yazısını bulamıyorum, ama anafikri şöyleydi diye hatırlıyorum:
"Siyaset, Merkez Bankası, ekonomi, silahlı kuvvetler filan değil; Türkiye'nin temeli Aile'dir."




Gazete yöneticileri üzerinden medya eleştirisi:
"Patronuyla bu meseleleri konuşacak tek bir genel yayın yönetmeni olduğunu düşünmüyorum. Hepsini mahkûm ederek söylüyorum. İyi maaşlar alıyorlar, hay hay alsınlar, seyahatler ediyorlar, bunları yazıyorlar, Ankara'ya gittiklerinde itibar görüyorlar, bir kısmı âkiller listelerine giriyorlar.
Genel yayın yönetmenleri mesleğe sahip çıkmıyorlar. Meslekten ne bekleneceğini, idealinin ve görevinin ne olduğunu düşünen, bunları uygulayan yazı işleri müdürleri görmüyorum."


Aydın DOĞAN'ın kızları hakkında:
"Aydın Doğan hakkında belgesel yapmak istediklerini söyledi kızları. Parayla yapılan belgeseller sadece övgüdür, belgesel değil. Bu fikrin doğru olmadığını kendimi sevdirmeyen üslubumla söyledim. Daha sonra bir yazımda da, kendi kızımdan bahsettikten sonra "Kız sahibi olmak zor iş. Allah üç, dört kızı olanlara kolaylık versin" yazdım. Sanıyorum, neden bu.  ("Hakkı Bey yaptıklarınızı beğendiniz mi?" diye yakışıksız bir çıkış yapmış Aydın bey'in kızlarından biri, gazeteden uzaklaştırılması ertesinde odasına çağırarak.)



RTE yorumu:
_Cihannüma köşeniz açık olsa, Erdoğan hakkında neler yazardınız?  (diye sorulmuş)
Bunu hemen söylemem ama televizyon mülakatında karşıma gelse, "Tayyip Bey, siz talihli bir adam olduğunuzun farkında mısınız" derdim. "Talih olabilir, ama ben de çalışıyorum" derse,  "Çalışıyorsunuz ama sizin kadar talihli başvekil görmedim" derdim.
Rakiplerine baksana. Biri Kemal Kılıçdaroğlu, biri Devlet Bahçeli...
Bana da onları versen, ben de başvekil olurum. (Gülüyor)  Ne kadar saçma bir şey söylersen söyle, onlar daha saçmasını söylüyorlar. Erdoğan'ın karşısında hiçbir şey yok.



.............Bu da CHP ile ilgili, daha önce de bu blogda paylaştığım  (Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeni başkan olduğu dönemde alıntıladığımda uğruna çok dışlanmalar ve alaylar yaşadığım, Kemalist zihinlerin Hakkı Devrim'e de bu vesileyle epey saydırmasına vesile olduğum)  bir yorumu:

"CHP gündemden düşeli bence 59 yıl geçiyor.  1950 CHP'nin sonuydu. Darılmayın, gücenmeyin! Zorla ayakta tutacağız diye, tarihî bir kuruluşu hortlağa döndürdünüz. Bu Onur (Öymen) belası aslında hayra alamet sayılır. Zemini boşaltma kararına varın ki, sahici bir muhalefet de neşvünemâ  («gelişip büyüme»)  imkânı bulsun."
(Hakkı Devrim.  24 Kasım 2009 Salı - Radikal)




  • Blogumda bulunsun:
    Bir tv kanalında İslam peygamberi Hazreti Muhammed için "kabile şefi" dediği için "Hakkı Devrim özür dilesin" kampanyası başlatılmıştı.
    O da "Kutsal değerlere hakaret edilmez!!!" timi  tarafından hizaya gelmek üzere aba altından sopa gösterilmesine maruz kalmıştı yani, yaşlılıktan yırttı biraz da...



  • Vefatı sonrası, Ayşe Arman'ın Instagram hesabından paylaştığı uzun nottan bir alıntı:
    "Bende emeği olan insanlardandı, meslek hayatım boyunca pek çok kere (...) desteğini hiç esirgemedi.  Daha iyi olayım diye eleştirmek için de arardı, iyi bir şey yaptığımda alkışlamak, "Aferin!" demek için de.  Harbi entelektüel oydu işte. Dürüst ve kendi gibiydi, lafını da esirgemezdi."


  • Ve son olarak, Okan Bayülgen'in Hakkı Devrim'i anlattığı bir telefon bağlantısının kaydını koyuyorum. Yavaş yavaş ortak hafızamızı kaybedip zamandan kayarken...
    https://www.youtube.com/watch?v=LCx_kT0sdK8



  • 28 Haziran 2016 Salı

      İSRAİL - TÜRKİYE


    ISRAEL,  tüm dünya ülkelerinin çapını yüzlerine vura vura, adeta bir turnusol kağıdı gibi yoluna devam ediyor.

    Evet, gazeteler ve haber sitelerinin dediği gibi, nihayet "Türkiye-İsrail mutabakatı sağlandı".

    Hatırlatma notu:
    Gazze ablukasını kırmak için yola çıkan Mavi Marmara gemisine, 31 Mayıs 2010 sabahının ilk ışıklarında uluslararası sularda iken İsrail'in düzenlediği, dokuz insanımızın öldürülmesiyle sonuçlanan saldırıdan sonra  Ankara-Tel Aviv ilişkileri kopma noktasına gelmişti.
    Bu konularda daha önce de bazı notlar almıştım:


    İki ülke arası son karar görüşmesi Roma'da yapılmış.
    Basına yapılan açıklamalara göre:
    İsrail; Mavi Marmara saldırısında hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödemeyi (20 milyon dolar)  ve Türkiye'nin Gazze'deki insani duruma müdahalesini kabul etti. Türkiye, Gazze'ye insani yardım dahil, sivil amaçlı malzemelerin girişini sağlayacak ve altyapı yatırımlarını gerçekleştirecek. Gazze'ye verilen elektrik ve su miktarı da artırılacak.

    Gazetelerde pek yazmayanlar ise şunlar:
    Gazze ablukası kalkmayacak. Mavi Marmara'yı basan ve silahsız insanlarımızı öldüren İsrail askerleri aleyhine dava açılamayacak, önceden açılmış olan davalar düşecek.
    Yani özetle:  Kafamıza sıkanları affettik.  Çünkü ekonomi, güç dengeleri, gaz, vesaire bunu gerektirir.



    İsrail Başbakanı  Netanyahu  diyor ki:
    "Anlaşma, Türk topraklarından İsrail'e karşı terörist faaliyetleri de yasaklıyor."

    Keşke onlardan bize doğru beslenen terör dalgasına da dur deseydi bu anlaşma  :)  
     (#temenni)

    (Roma'da ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile görüşmesinde)  Netanyahu:  "Türkiye anlaşması İsrail ekonomisine olumlu etki yapacak."
    Netanyahu'nun bir diğer sözü:  “ISIS and Hamas are branches of the same poisonous tree.”  (Yani IŞİD ve Hamas aynı zehirli ağaçtan beslenen dallardır, demiş.)
    Geçen gün İsrail askeri istihbarat şefi Herzl Halevi  “Suriye'deki durumun IŞİD'in yenilmesiyle sona ermesini istemiyoruz”  diyordu.
    Yorum okuyanın.


    Bu anlaşma ile, hem Türkiye'deki iktidarı İslamcı olmakla suçlayan laikler ve tüm muhalifler  hem de muhafazakar kesim ters köşeye yatırılmış oldu.   İktidarın son aylarında parlayan bir yıldız olarak Kayahan Uygur,  "Bu bir diplomasi zaferi" diyor ekranlarda. İsrail 1948'den beri ilk kez bir ülkeden kısmen özür dilemiş. Bu bir zafer imiş.
    Peki İsrail halkı ne düşünüyor?
    Yedioth Ahronoth  (Ynetnews) adlı İsrail yayın organının manşeti: Teslimiyet maddeleri  ("Terms of surrender")
    Nasıl olur da "terörist" dedikleri insanlar için ülkelerinin özür dileyip tazminat ödemesini kabul ederler?  
    (#dilemma)




    2009 Davos'ta "One Minute! / Van minüt!" ten geldik bugünlere...
    Erdoğan,  "Ben görevde olduğum müddetçe İsrail'le olumlu bir şey düşünmem mümkün değil"   diyeli yaklaşık iki yıl oldu.
     (Yalanmış)

    Saldırının yaşandığı (ve dönemin başbakanı olarak reisin seçim meydanlarında gürlediği) ilk günlerde İsrail'e laflar hazırlayan "yandaş medya" ve gazetecileri hatırlayın.
    Elbette,  şimdi de İHH'ya ayar veriyor aynı iktidar şakşakçısı kesim.  Hani neredeyse "İHH bizi kandırdı" deme arefesinde cümleler var.
    Mesela bir dinci zevat (?) şöyle yazmış Twitter'da:
    "İHH yardım kuruluşu. Topladığı yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırır. O kadar. Siyaset yapmasın. Devletin ve milletin tokadı ağırdır."
    (Her devirde)  Batan gemiden en önce ve en hızlı kaçanlar,  kaptanı en çok alkışlamış olanlardır.   Asıl kıssa budur.
    Türkiye özeline döner isek, -bir dervişin de dediği gibi-
    "İslami kesim sadece iktidarda kalmak için siyaset yapıyor artık."
    Aşağıdaki video  "Dün dündür, bugün bugündür"  temalı.
    https://twitter.com/i/videos/748259665046347777?




    Yanda 27 Haziran tarihli Sabah gazetesinin manşetini paylaşıyorum. Bir gazete, kendi okurlarına açıkça yalan haber vermede bu derece istekli olmamalı.

    (Aşağıda ise, Türkiye'de Yahudi cemaatine yönelik olarak haftalık yayınlanan Şalom  gazetesinin
    22 Haziran 2016 tarihli bir karikatürü. İzel Rozental imzalı)



    Bu gelişmeler üzerine bir Amerikalı yorumcu şöyle diyor: (Türkçe'ye çeviri ile):
    "Benim bildiğim İsrail kimseye 20 milyon dolar falan vermez. Bu para gene Amerikalı vergi mükelleflerinin cebinden çıkıp İsrail'e yardım olarak verilen yüklü bağıştan çıkacak."
    Eğer bu bilgi doğruysa, onu da artıkın Amerikalılar düşünsün canlarım.   Sonuçta  "At binenin, kılıç kuşananın."


    21 Haziran 2016 Salı

      KİBİR NELERE KÂDİR?

    Türkiye'de "hendekler" ve hendeklere müdahale ile başlayan yeni dönemde,  Cemaat krizinden sonra  PYD'ye Amerika'nın desteği ve sanki ABD-TR gerginliğinin eşiğine gelmemiz ile içeride beklenti başladı.  Özellikle azınlık mensuplarının bazı sözleri çok kırıcı ve mağrur bir ruhun meyvesi olabiliyor.   Aşağıda,  sırf aşina (yani alışık) olmadığı bir övgüde bulundum diye,  ağzına gelen hakaretleri eden kibirli bir genç adamın cevap hakkıma müsaade etmemesi ve arkamdan mesnetsiz laflar etme gayreti sonrası yazdığım bir Facebook yorumunu paylaşıyorum.  Sevimsiz bir olay üzerinden, bazı milliyetçi Rumlarda gördüğüm bir ruh halini göz önüne alarak içimi döktüğüm bir yazı:



    Durmadan eleştirdiği Kemalistlerdeki kibri kat kat aştığının farkında olmayanlar var sanırım,  az kaldı kendilerini yarı-ölümsüz Yunan Tanrılarından ilan edecekler.
    İnanılmaz küfürler hakaretler ediyorlar bir topluma, bir ulusa... Etnikçiliğe destek vermeyen her insanı  "tecavüzcü, pislik, uğursuzun destekçisi, sessizce yanında..."  gibi sözlerle itham etmekten çekinmeyecek derecede terbiye ve gerçekçilikteler.
    Patlayan bombalar hakkında  "geçmişte yaptıklarınızın meyvesi"  diyebilecek tıynette insanlar.

    Dünyanın hiçbir yerinde ölen sivil insanlar için böyle yorum yapılmaz.  Ölen kim? Ölen yine "biz"iz.  Benim okul arkadaşım, eski komşum...
    Yabancılar, "kırk yabancı" diyeceğin başka ülkelerin vatandaşı insanlar dahi olaylar sonrası başsağlığı iletirken; nefret ve kin ile yanıp tutuşan içimizdeki azınlık mensuplarının sözleri insanı gerçekten kırabiliyor.

    Bir de sürekli
    "bu toprakların gerçek sahipleri"
    gibi laflar etmekteler.   Helen ve Roma-Bizans kültürünü dışlamamızın, toplumumuzda büyük bir kültürel erozyona ve tarihsel bir kopuşa neden olduğu bugün açıkça görülüyor.  Ancak bunda Rumların kibirli ve milliyetçilik ile değişen mizacının da etkisi olmuştur herhalde.

    Toprak kimsenin tapulu malı değildir.  Tarih boyunca göçler, yer değiştirmeler, savaşlar ve istilalarla değişimler yaşanmıştır. Son derece milliyetçi, kof ve ırkçı söylemler ile Türkleri,
      (Kürtleri, ya da vesaire...)  aşağılamak ile insan kaliteli olmuyor. Bu saçma milliyetçi dil ve baskıcı devlet düzeni de böyle yıkılmıyor. Ancak Türkiye'de işler böyle gidiyor.
    "Milliyetçiliğe dur de!"  diyeceksin;  sonra da durmadan milliyetçi ve ırkçı söylemlerle karşı olduğuna saldıracaksın ki milliyetçilik ve ırkçılık bu sayede kendiliğinden ortadan kalksın. :D

    Henüz hendek siyaseti yeni başlamış ve bölge halkı ayaklanma yönünde kışkırtılırken,  
    (düzenek ve Amerika'nın destekleyici tutumundan hareketle mi?)   herhalde artık Türklerin defteri dürüldü diye mi düşündüler nedir;
    "Hepiniz Orta Asya'ya şimdi!  :)"
    diye paylaşım yapmak mıdır yüksek insan tavrı?
    "Halkımız cahil!"  diye alay edenlerdeki kuzuların sessizliği niyedir böylesi ırkçı tavırlara karşı?
    Sonra ne "Orta Asya"sı?
    Türkler buraya Malazgirt ile kesin giriş sağladıklarında,  Anadolu toprakları bakir kimsesiz ıssız topraklar değilmiş ki? Burada yaşayan insanlar, halklar,  geçmişte kurulmuş medeniyetler varmış ki   "medeniyetler beşiği Anadolu"  denmiş.  Beraber kaynaşarak ortak bir dil ve kültürde yoğrulmuşuz. Yemekler karışmış, gelenekler karışmış...
    Ne Orta Asya'ya geri dönüşü?

    Ve eğer ufacık bir nüktedanlık ile iletilmiş iyi dileğe karşı bile patlanıyorsa... Ancak  "Halk cahil, cühela, tecavüzcü, biz yüksek millet..."  dillerindeki ezber ise...
    (Sanırım Yunanlılardan hiç tecavüzcü filan çıkmamış tarih boyunca, yapmaz onlar öyle şeyler,  dediği bu.)
    Bu kadar kof bir kıyas ve tespit seviyesindeyseler...  Kusura bakmasınlar, onların da kendilerini gözden geçirmeleri gerekir.

    Bir de  "kutsal değerlere hakaret edilmez diye bir şey yoktur, her kutsalla alay edilebilir"  tezini savunup her şeye sövüp sayarken;  bir İsrail bir Yahudilere asla toz kondurmayan bir kitle var Türkiye'de.  O da ayrı bir inceleme konusu. Ve apayrı bir çelişkiler yumağı.


    Fikirler, onları yazanı silip sürekli kendinizi övenlere yer açarak değer kazanmaz.   RTE'ye, AKP'ye, ona buna  "sansürcü"  deyip yerden yere vuranların;  ufak bir eleştiride  -hatta aşina olmadığı bir övgüde dahi-  ağzından çıkanı kulağı duymayacak ithamlara sarılıp neler yaptığını defalarca ve defalarca gözlemledik.  Bir de yönetici filan olsalar demek ki neler olacak?
    Amaç yalakalık ile ego tatmini ise, dillerinden düşmeyen  "hakikat"  ancak arka fon olabilir buna.  Önce kendinizi terazide bir tartacaksınız, eğer yargıçlık oynamaya bu kadar istekliyseniz.
    -Kaiser Z. Beyner  takma adlı bir Yunan Tanrısına ithafen-


    7 Haziran 2016 Salı

      Saçmalığa  "saçmalık"  deyip  geç(e)memek

    Ülkemiz insanındaki önemli bir defo.
    Saçmalığa "saçmalık" deyip geçmediğimiz gibi, bir de günlerce saçma sapan ne varsa tartışmalı, lastik gibi sündürmeliyiz ki ruh kurutmadaki mahirliğimiz ve bu konuda liderliği kimseye kaptırmama hırsımız açıkça tescillensin.   (#çene ishali)
    Delinin biri kuyuya bir taş atmayagörsün, hemen bin akıllı koşup bunun binlerce yorumunu yapmazsak katiyyen olmaz.

    Ve yine   -on yüz bin milyonuncu kez-   aynı perde:
    (Tek) Lider  Recep Tayyip ERDOĞAN,  yine asıl gündemi değiştirerek paket gündem yaratmak adına bir söz patlatmış,  demiş ki:
    "Anneliği reddeden (evini çekip çevirmekten vazgeçen) bir kadın,
    (iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun)  eksiktir, yarımdır."


    Böylelikle gene sülük muhalefete konu verilmiş oldu. Hababam bunu tartışıyorlar,  yok kadınlık asıl şuymuş da buymuş da...
    Günlerce devam ederler artık.
    Aferim, hep böyle başkalarının gündemine hapsolun, kendi liderlerinizden ve kendi hareketinizden fazla alemi konuşun.
    Mesela bir adama çok gıcık olun, ama her nasıl bir delilikse artık bu, sürekli onu konuşun.  Ve daha da gıcık olun!...
    Gücünü koruduğu sürece işine gelir, reklamın iyisi kötüsü olmaz nasılsa.



    Aynı şahıs 2012 senesindeki bir konuşmasında şöyle demişti,
    bu blogda da yazmıştım:
    "Bizans'ın hanımları,
    Fatih Sultan Mehmet'i karşılarken
    'Başımızda kardinal külahı görmektense,
    Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz'
    demişlerdir.
    "
    Şimdi bunun nesini yorumlayacaksın?  Yoruma ihtiyaç mı var?
    İster "yav he he!" de geç,  ister görmezden gel, yahut sadece şu ifadeleri söylemiş deyip gül geç.
    Saçmalığı yorumladıkça bataklığa gömülmeye (daha da) devam edeceksin?

    "Uludere-Kürt-kürtaj",  "en az 3 çocuk",  "kızlı-erkekli",  "annelik/kadınlık"...
    Sıkıştıkça kadına dair bir yem atıveriyor gündeme, muhalifler de yemlenmeye doyamıyor!!
    Bıktım bu salak (feminist mi seküler mi desem bilemedim şimdi) kadınların her defasında çıkıp RTE'nin her yemini sosyal medyalarda ana konu haline getirmesinden!
    Gizli bir hayranlık mı duyuyorlardır nedir?  Ülkede her hafta bomba üstüne bomba patlıyor, bunlar Cumhurbaşkanının kadınlık yorumuna takılıyor!   :)))))))))))

    Bir başka vakıa da  GÖKÇEK.
    Popülerliği çok önemseyen ve bunu açıkça söyleyen  "İ. Melih"in ortaya attığı yumurtalar Twitter'da kapış kapış gidiyor.
    Neymiş,  tepki amaçlı paylaşıp yuhalıyorlarmış, yorum üstüne yorumlarını eksik etmiyorlarmış...
    Salak mısınız siz kuzum?


    Son kertede ne dense boş. Türkiye'de seküler kesim;  durmadan dindarları, İslam'ı hayatında önemli bir yere koymuşları aşağılıyor; ancak kendisinin de "bu toplum"un bir parçası ve benzeyeni olduğunu göremiyor.
    "Mizah" dedikleri de kendi kutsallarına değmeyecek şekilde ötekilere çakmak!
    Türkiye'de İslamcı kesim esneklik ve toleransını artırarak iktidara kurulurken, laikler en "light" Atatürk eleştirisine dahi tahammül edemiyor.  Dışlamaya (ve dışlanmaya) devam ediyorlar.
    Zeka pırıltısı yok, bir planları yok.


    31 Mayıs 2016 Salı

      İsmin önüne  TC  yazma saçmalığı

    Yazmayayım diyordum ama... Bir sürü kişi de bana çok kızacaktır, (ki insanları kırmak ruh halime zarar veren bir durum olduğundan taşıyabildiğimce içime atarım)   ama artık tutamadım bunu.
    Yanlış gördüğüme de elimden geldiğince "yanlış" derim.

    Uzun zamandır hangi saikle yapıldığını anlayamadığım, uzaktan sessiz gözlemlerimde bunu yapanların ne gibi bir ortaklıkla olduklarını kavrayamadığım bir davranış biçimi var:
    İsminin önüne TC yazma paradoksu/sorunsalı/trendi.  (?)
    Sosyal medyada, özellikle de Facebook'ta rastlanan bir davranış biçimi. Bir zaman moda olarak kullanılır, zamanla açığını anlarlar ve normale döner diye düşünmüştüm ama... Türkiye'de hiçbir saçmalıktan öyle kolay kolay vazgeçilmiyor. Bıktırma faslı, ruh kurutmadaki mahirliğimizi kanıtlamadan sonlanmıyor.  Maalesef ben bunu her defasında ıskalıyorum, bu da benim kaz kafalılığımdır. (www.canilecanan.com)


    Duygusal olarak iç dünyamda bölücü geliyor bana bu yaklaşım. Yani bu topraklarda yaşayıp da Facebook isminin önüne TC koymayanlar başka ülkenin vatandaşı mı oluyor,  ayrı yasalara mı tabi tutuluyor?
    Bir çeşit sosyal medyada kast sistemi gibi bişey mi bu?  Onlar bu topraklara daha ait,  diğerleri makarnacı-bulgurcu mu?
    Anlayamadığım bir dışlama (ve marjinalleşme) çabası gibi geliyor bana.

    Merak edip yabancı ülkelerdeki bazı uç milliyetçi, ırkçı insanların profillerini incelediğimde  (göçmenlerin ve Müslümanların sınırdışı edilmesi için kampanya düzenleyenlerde dahi),  ülkesinin plakası yahut kısaltmasını göremedim hiçbirinin isminin önünde.  Belki benim incelediğim örneklerde yoktu, aksini bilen varsa buyursun söylesin. Milliyetçiliği icat eden Batı'dan daha ileri gitmişiz, ırkçılıkta seviyesine erişemeyeceğimiz toplumlarda görülmeyen yeni icatlar çıkartıyoruz.
    Ne için, ne amaçla?

    Gözlemlerime göre:  Bu tavrı sergileyen kişilerden bazısı profil fotosuna Türk bayrağını koyduğu gibi, kimisi koymayabiliyor. Aralarında genellikle laikliğe önem veren Atatürkçü kişiler var görebildiğim kadarıyla. Ancak karşılıklı bir sohbete geçtiğinizde,  özetle "ver kurtul!" zihniyetindeki arkadaşlarımdan da isminin önüne TC yazan var ki  bu da ayrı bir "neyin kafasındasın sen bilader?!"  şaşkınlığıdır bende.
    (Suyundan da,  şuyundan da...) (www.canilecanan.com)



    Bendeniz bu şaşkınlıkla Facebook duvarımdan konu hakkında eteğimdeki taşları sallapati ortaya dökünce, tepkiler de geldi.   Dikkate değer yorumları burada da paylaşmak isterim,  hem belki bu tutumdaki insanları anlamamamıza da yardımcı olur bu derleme.
    Mesela kimi zaman kendisinden alıntılar yaptığım Mehmet Tanju Akad şöyle yazmış:
    "TC ibaresini koyan dostlarımız bunu milliyetçi veya ırkçı oldukları için değil  cumhuriyetin tasfiyesinden endişe duyarak, buna karşı bir tutum göstermek için koydular. Tabii herkesin kendi gerekçesi olabilir ama ezici çoğunluğu bu şekildedir. Bunun hak olup olmamasına gelince, bir aralar Türk bayrağını bile kullandırtmayanlara karşı bu tepki son derece haklı ve yerindedir."

    Keşke Cumhuriyet'e  (veya bir takım değerlere)  dair hassasiyetler hep imaj ve makyajla topluma iletilmeseydi tabii.  Üstelik kaç kişi cumhuriyet farkındalığı ile yapıyor bunu?  Türk-Kürt bölünmesine karşı çıkarken hizmet eder gibi gelir bana.   (#kibir)
    Bir de hatırlar mısınız bilmem; yıllarca etnikçi siyaset tarzını benimsemiş kişiler konuşmalarında,  tartışma programlarında kendilerine mikrofon uzatıldığında  "TC devleti"  der dururlardı da "Türkiye" dememek için kırk dereden su getirirlerdi.  Hey gidi günler!  :)

    Ben anlamaz: Bir insan neden kendi özel isminin önüne böyle ön takılar ekler?  Her yerde adını yazarken durmadan "Prof.", "Dr." gibi ön ekleri kullananlara bile gıcık kapan biriyim ben.  Çıkıntıları ile saygınlık kazanmaya çalışan birisine saygım baştan düşüyor iken bunun bir de Facebook adlı kendini ünlü ve mühim bir insan zannetme ortamında yapılmasına tepkim zaten baştan belli.   Özellikle hemcinslerimin bunu yapması beni daha da şaşırtıyor,  "Kamu malı mısın yani?"
    (Yıllarca gittiği anadolu lisesi yolunda   -bizim zamanımızda 7 yıl sürerdi bu yabancı dil eğitimi verilen okullar-   "TC Devlet Malzeme Ofisi" binası olan birisinin yazısını okudunuz.)(www.canilecanan.com)




    EKLER:
    *Biraz da bayrak tapıcılığına değinmek istiyorum.  Bayrak taşımak veya üzerine bayrak amblemi olan kıyafetler giymek ile isminin önüne "-ön takı" almak aynı gelmiyor bana.  Bu yazım sadece isminin önüne TC ekleyenler üzerine iken bayrak hassasiyetini de işin içine ekleyerek yorumlayanlar oldu.  Öyleyse bu konudaki görüşüme de kısaca değineyim:

    Özellikle ABD'de  "9/11"  olarak da anılan 11 Eylül (2001)  ikiz kuleler saldırılarından sonra ve girdiği ekonomik sorunlarla bayrak tapıcılığı güçlendi.  Hoşuma giden birşey değildir.
    Bununla birlikte Amerika'yı ve Amerikalıları benden çok daha iyi gözlemleyen bir arkadaşımın yorumu ile,  onlarda bu bayrak severlik artışa geçmiş olsa da,   "Bayrağı bayrak yapan üzerindeki al kandır/ Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır"  gibi ifadeler karşısında mavi ekran verirler.
    (Bu arada dünyanın en büyük ordusuna sahip ve ordusever toplumundan bahsettiğimizi de not düşelim.)



    **Biraz da sözlüklerden alıntılar yapayım. Sırasıyla önce Uludağ Sözlük'ten ve ardından Ekşi Sözlük'ten konu hakkında:


    zannediyorum çanakkalede patlamış mevzuudur. kamu kuruluşlarının tabelalarından tc ibaresinin kaldırılmış olmasından mütevellit başlamış olsa gerek. belli başlı 1-2 feysbık sayfasının aklından çıkma bi fikir. kuyuya atılan bi taş, çıkarmaya çalışan tonla sığır falan.
    (maxime richard lll,  Uludağ Sözlük)

    arabasının arkasına k.atatürk yazan insanların sosyal paylaşım sitelerinde vücud bulmuş halleri.   (mantardan zehirlenen mario)

    pkk lı orospu çocuklarının zoruna giden hareket.   (banabakinlan)
    (Tipik buralı yorumu :)   Türklük bunlara kaldı) (www.canilecanan.com)


    sözcü gazetesi okuyup, ulusal kanal izleyen tipler.   (aziz vefa, Ekşi Sözlük)

    bu şekilde hükümeti dize getireceğini sanan tiplerdir. oturduğu yerden vatan kurtaran, siyaset yapan tiplerin son versiyonu.   (onemiyok)

    türkiye cumhuriyeti devleti'nde elin bölücü ve ayrılıkçısı her türlü sanal ve gerçek hareketin sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik vb. versiyonlarını yaparken bir sikim olmuyor, bunlar hep demokratik, hep müthiş eylemler oluyor da iki vatansever türk evladı çıkıp "t.c."yi bir eylem, bir tepki aracı olarak kullanınca mı komik, şaka, bereli bordolu klavyeli oluyor? (citosumdan taso cikmadi)

    kendini tüzel kişi sanan tiptir. kimse demiyor mu onlara olm sen gerçeksin diye.     (kaptankosku)

    ülke elden gidiyor söylemiyle konulan o tc'yi kaldırdıklarında acaba onlar da mı elden gidecek diye düşündüğüm garip bir facebook hareketi. (geldedimdegelmedin)
    (bkz: vatan kurtuluyor dediler geldik)    (lady montana)


    hakikaten anlayamadığımdır. geçenlerde odtü olaylarını protesto eden bir grup üniversitelinin gangnam style eşliğinde havaya bilmem kaç bin dilek balonu bırakması kadar acaip.  türküm diye isminin başına tc koymak ne demek? kendini tanıtırken merhaba ben türk ahmet mehmet mi diyorsun? kaldı ki sen kendi isminin başına türk olduğunu vurgulamak için bunu yazıyorsan, diğer halklardan insanlar da bunu yaparsa vay efendim ırkçılık yapıyorlar demeyeceksin, önce bir kendine bakacaksın.   (histidine)

    bu tiplerle dalga geçen götoşlar şimdi profillerine r4bia selamı koyarak mısır'ı kurtarmaya çalışıyor. hadi bunlar tabelalardaki tc leri geri getirtti, peki siz?   (fenasi kertmen. 18.09.2013, Ek$i)

    hala kaldırmamış olmaları takdire şayandır. ben gerçekten istikrarlarına saygı duyuyorum. denge bileziği takanlar bile çıkardı, bu adamlar adından tc'yi çıkarmadı.   (siradisi00)