19 Eylül 2016 Pazartesi

  15  Temmuz  Darbe Girişimi - IV

-Mitingler   ve   Seküler kesimdeki  kafa karışıklığı

CHP Mitingi
TARİH: 24 Temmuz pazar günü, İstanbul Taksim Meydanı'nda "Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi" düzenlendi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaklaşık 40 dakikalık bir konuşma yaptığı mitingde, "Türkiye Cumhuriyeti'nin demokrasi tarihinde yerini alacaktır" dediği 10 maddelik Taksim Manifestosu okundu.
(CHP ne saçma bi oluşum?  "Türkiye'nin demokrasi tarihine geçecek manifesto"  filan...)

Evet CHP,  darbeye karşı Taksim'de bir miting yaptı.
AKP'lileri de davet etti Kılıçdaroğlu.  Türk bayrakları ile dolu büyük kalabalık oldu.
Darbe girişimini  “ne darbe ne dikta”  gibi yuvarlak sözlerle lanetlediler.
Kılıçdaroğlu:  “Balyoz davası, Ergenekon Davası, casusluk davasında pek çok subay ve asker gereksiz yere hapse tıkıldı. Silivri zindanlarında yaşadılar hayatlarının bir kısmını. Onlara yapılan haksızlığı hepimiz biliyoruz. İade-i itibar yapmak zorundadırlar. Bir haksızlığı düzeltmek zorundadırlar. Hükümete sesleniyorum, gelin Silivri zindanlarında hayatı mahvedilen o insanların itibarını iade edelim.”

Katılımcıların dediğine göre, kürsü konuşmalarında "darbeciler ve FETÖ" bir kez olsun açıkça kınanmamış, faillerin adı anılmadan darbe yerilmiş. Yani üç yıl önce Gezi olaylarında ölenler anılmış; ancak daha on günden az bir zaman önce kendi ülkesinin askeri tarafından tankla, helikopterle, uçakla, yüz yüze öldürülen 300'e yakın insanın adı anılmamış, lafı edilmemiş.
"Türkiye laiktir, laik kalacak",  "Hırsız katil AKP"   (Amin)
  deyip bir ritüel daha başarıyla tamamlanmış oldu böylece.
Umulur ki CHP,  kendi içindeki Gülen yapılanmasını temizleme cesaretini de gösterir.



Kimilerine göre bu miting, CHP'nin tarihinde bir dönüm noktası oluşturacak ve darbeye karşı çıkmakta gecikmiş tabanını dönüştürme yolunda bir adım olacak.   Her ne kadar Kılıçdaroğlu ve yakın çevresi darbe gecesi kalkışmaya karşı çıkmış olsa bile  (geceyarısı iki buçuk gibi diye hatırlıyorum ses verdi);  darbe gecesi CHP tabanının durumunun rezalet olduğunun tanığıyız.  Üstelik bu durum şaşırtıcı değildi şüphesiz. Darbesever oldukları malum.
Kalkışmayı ekranlardan ilk duyduklarında sevinenler, Suriyelilere yol verilmesi için el şaklatanlar CHP tabanına aitti. Şimdi tiyatro lafına sarılanlar,  bu gerçeği unutturmaya çalışsalar da o gece sokağa çıkanların kimler olduğu, onlarla dalga geçenlerin, onları şeytanlaştıranların kimler olduğu belli.

Kemal KILIÇDAROĞLU'nun mitingde okuduğu manifestonun 8. maddesi şöyle idi:
"8) Bu darbe girişimi devlet yönetiminin liyakata dayanması gerektiğini çok açık bir biçimde ortaya koymuştur. Devletin yapılanmasında siyasal yandaşlık, akrabalık, cemaatçilik tarikatçılık değil;  bilgi, birikim ve deneyim gibi ilkeler esas alınmalıdır."




"Darbeyi değil Tayyibi kınamaya gidiyorlar  tam bi tiyatro."
(Mutlu Bulut
- Bir Ak Partili olarak, CHP mitingine darbe karşıtlığında katılmaya giden bir kişi olarak, çevresi CHP'liler ile dolu iken Facebook'ta yazdığı bir yorum.)

Tipik Kemalist kafası:
AMA HÜKUMET ÇOK HATALI KAARŞİM, DİNAYET FELAN... ERLERİ KEMERLE DÖVDÜLER, KAFASINI KESTİLER DİMIĞĞ. BİZ DARBEYE KARŞIYIZ AMA DİKTATÖRE DE KARŞIYIZ, GEZİ'DE DEKLARE ETMİŞTİK ZATEEĞN.... ............ (Ali Sedat Çetinkoz  -  Facebook)



"Darbe ve darbeciliğe karşıyız" diyerek darbe karşıtlığı, demokratlık yapıyor numarası çekip Fetö'yü anmayanlar da "kalben tasdik"çi!
Kavramlar önemli.  Üniformalı terörist vs gibi tanımlar yetersiz, bu işin kökten bitmesini istiyorsanız; darbeci ve cuntacı kelimelerini kullanacaksınız.
(Ercan Yıldırım - Facebook)






ŞAKA GİBİ,  KABUS GİBİ
Türk solundan, Kürd solundan insanlarla konuşunca da aynı duygulara kapılıyorum...   Bir kere bu saydığım kesimlerin son gelişmelere inanılmaz bir soğuk kanlı yaklaşımları var....   Hiç bir duygu veya heyecan belirtisi yok adamlarda....
Oldum olası her konuda çabucak heyecanlanan solun  15 Temmuz karşı koyuşu veya direnmesinin karşısında hiç heyecan duymamasının, konuya sükunetin zirvesinde bir cerrah edasıyla yaklaşmasını anlamakta çok zorlanıyorum...
Askermidir yoksa yoksa asker kıyafetine bürünmüş çetecimidir neyse ne... bunlar Parlamentoyu bombalıyorlar, insanların üzerine tankları sürüyorlar, yığınları kurşun yağmuruna tutuyorlar, suikast timleriyle bir oraya bir buraya birlikler indiriyorlar...Yüzlerce insanı öldürüp binlerce insanı yaralıyorlar...
Siyasi tarihimizde görülmemiş bir kitlesel direniş sergileniyor... Neyse ne insanlar silahların, yağmur gibi yağan kurşunların, tankların üzerine yürüyor... Tankları ele geçirip üstüne çıkıyor...içindekileri çıkarıp teslim alıyor... Ateş eden askerlerin elinden silahlarını alıp derdest ediyorlar...
VE İLK KEZ AMA İLK KEZ BİR DARBEYE TEŞEBBÜS, YIĞINLARIN BAŞ ROLÜ OYNADIĞI BİR EYLEMLE YÜZ GERİ EDİLİYOR
YIĞINLAR SA, YIĞINLAR...
ANTİ CUNTAYSA ANTİ CUNTA...
YİĞİTLİKSE YİĞİTLİK...
VE İKİ HAFTADIR MİLYONLAR MEYDANLARDA NÖBETTE...
Sahneler,  azıcık demokrasi taraftarı olanı kıpır kıpır duygulara zerk edecek sahneler,  bizimkileri hiç mi hiç heyecanlandırmıyor...
ACABA NEDEN.... YOKSA BİZ AYRI GEZEGENLERDEMİ YAŞIYORUZ....
(Mustafa Satis  -  30 Temmuz 2016, Facebook)




MEYDANLARA ÇIKMAYA CESARETİ OLMAYANLAR
SONRADAN AĞLAMASIN,  KÖTÜ ÇARPARLAR
Darbeye karşı en ufak bir sesleri çıkmayanlar artık toplumdan etkili bir şekilde tecrit olmuştur. Yok "ben ikisinin arasında kalamam",   yok "dolaylı olarak AKP'ye destek olmuş olmak istemem,"  yok "bana ne, bana ne, ben sesimi başka yerde duyururum"   diyenler şunu bilin:
ARTIK SİYASİ ÖLÜSÜNÜZ.  Mevta, mort, pert, bitmiş...
Bir daha asla iflah olmazsınız. Ve bin kere hak ettiniz.
O gece ve sonraki her gece meydanlara çıksanız,  "Kahrolsun yabancı darbeler",  "Bağımsız Türkiye",  "Yaşasın Hürriyet" diye bağırsanız ne olurdu.
Ama korkudan diliniz dolandı, ayaklarınız titredi.  Bittiniz oğlum bittiniz.
Her tarihi dönem farklıdır. Bu dönemde eve kapanan, bir daha siyasi olarak çıkamaz.   Niye orada değildiniz. Bir yanıtınız olabilir mi? Olamaz. Elbette olamaz. Kıvırtmaya çalışsanız da kimse yemez.
Siyaset cesurların hakkıdır. Size yaraşmaz.
Akşam oldu.
Evli evine,  köylü köyüne...
Siz de sıçan deliğine.
(Mehmet Tanju Akad  -  Facebook)





....HDP ve FETÖ: Tesadüf mü?
Düne kadar  “demokrasi, sivil irade, askeri vesayete son, seçilmişlere saygı”  filan diyenler... Sus pus!
Bence HDP içinde bazı çevreler bu darbeyi destekledi gibi. Oysa en korkması gerekenler Kürt siyasetçiler olmamalı mıydı??
Sonra solcular neden bu darbeye bu kadar sessiz ve dilsiz?
Adeta "kuzuların sessizliği" içerisindeler.


Konuyu kenisine açtığım bir arkadaşım aynen şöyle dedi:
"Yavşak onlar. Tek adam olmasına sizin gibi yavşaklar sebep oldu. Halka ezik gibi davranarak, halkı küçük görerek yıllarca ezdiniz. Sonunda halk bir kişiye inandı ve peşinden gidiyor."


Cumhurbaşkanı seçimlerine giden yolda  (KCK davalarının yarattığı iklimde)  Türkiye'deki Cemaat yapılanmasına karşı en ağır eleştirileri getiren siyasi parti başkanı Selahattin Demirtaş iken;  seçimler sonrası ve özellikle Aralık operasyonlarından sonra tam zıttı yönde bir kırılma yaşanmadı mı?   Parti olarak kendi siyasi varlık sebebi konuları es geçip  "Seni başkan yaptırmayacağız"  lafını siyasi amentüleri kılmadılar mı?

Kısacası:   The Economist, Avrupa parlementerleri, Doğan medyası ve
F tipi örgüt son seçimlerde HDP'nin barajı geçmesi için her türlü imkanı seferber etmiş durumda idi.  Samanyolu tv'deki "Tek Türkiye" dizilerinde faşist yaklaşımlarla Kürt düşmanlığı yapanların, KCK davalarında binlerce sivil Kürt politikacıyı cezaevlerine atan kaos yaratıcılarının, bugün HDP'ye sınırsız destek vermesi üzerine hep birlikte dikkatlice düşünmek gerekiyor.





.......................MHP  ve  CHP farkı
Milliyetçi Hareket Partisi   ve   ülkücülerin lideri
Devlet Bahçeli,  darbe söylentileri o gece henüz ortaya yeni düşmüşken, darbeye karşı ilk açıklama yapan ve tavır koyan siyasi lider oldu. Başbakan Binali Yıldırım dahi ondan sonra açıklama yaptı. Ertesinde de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın CNN Türk'teki  (NTV'nin de hemen yayınladığı)  görüntülü konuşmasını izledik.
CHP ise neredeyse sabah saatlerine kadar resmi bir açıklama yapmadı diye biliyorum ben. Herşey olup bittikten, darbe yatıştırıldıktan, ölen öldükten sonra  "Atatürkçü subaylar darbeyi engellemişlerdir"  gibi laflar edip girişimi kınadılar. Darbeye karşı düzenlenecek Ak Parti Yenikapı mitingine katılıp katılmamakta günlerce tereddüt etseler de, sonunda katılma kararı aldılar.

Mehmet Tanju Akad:  Türkler kadar kendini ayağından vuran bir başka millet var mı? Ama bunun kökleri çok eskiye dayanıyor. Birazcık okuyan çocuk ailesini küçümser, köylü yüksekten bakan bürokrattan nefret eder, sarıklıyla şarapçı, arabeskçi ile klasik müzik dinleyen birbirlerini kınar, vs. vs.  Ama yeni dönemde bunları geride bırakmaya mecburuz.
Olay gerçekten "beni kesecek kasaplar kavga ediyor, karışmam" gibi bir manzara arz etmeye başladı.






Yenikapı  Demokrasi ve Şehitler Mitingi  -  7 Ağustos 2016
İstanbul Yenikapı'da  Ağustos'un ilk pazar günü, üç partinin katılımıyla 'Demokrasi ve Şehitler Mitingi' adında bir organizasyon gerçekleştirildi. Böylece darbe girişimi gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla başlatılan ve 'Demokrasi Nöbeti' olarak adlandırılan darbe karşıtı gösterilerin sonuncusu düzenlenmiş oldu.


Mitinge gelen kalabalıklar  parti bayrakları yahut amblemleri değil, ellerinde Türk bayrakları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan posterlerini taşıdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ayrıca Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de mitinge katıldı,  konuşmalar yapıldı.


Kürsüde ilk konuşmayı yapan MHP Genel Başkanı  Devlet BAHÇELİ:
“Alim ve hoca görünümlü bir terörist, sığındığı Pensilvanya'dan getirdiği beddua seanslarıyla, nefret söylemleriyle, öfke nöbetleriyle cinayet örgütüne  'Türkiye'ye vur'  emri verdi.”
"İblis'e ruhunu satan bu vaiz, Müslüman görünümlü bu Voyvoda;  ihanetle, Türk ve Türkiye düşmanlığıyla doruğa çıktı, fitne ve münafıklıkta rekor kırdı. Haçlı emellerinin taşıyıcılığını yapan FETÖ, Türkiye'nin kalbine nişan aldı.
Türkiye tek yürek olduğunu göstermiştir. Ayrımız, gayrımız yoktur. Müştereklerimiz farklılıklarımızdan daha çoktur. Birliğimizi kıskançlıkla kararlılıkla korumalıyız. Kutuplaşma ve cepheleşmeleri bıçak gibi kesmeliyiz."


Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar:
“TSK'ya sızmış illegal çete milletimize rezaleti yaşattı.”

Başbakan Binali Yıldırım:
"15 Temmuz demokrasi şehitlerimizi kalpten selamlıyorum. Bugün aramızda olan kahraman şehitlerimizin ailelerini yürekten selamlıyorum. İstanbul'u düşmana teslim etmeyen, kimi hastanede kimi evinde kimi aramıza olan kahraman gazilerimizi selamlıyorum.
AK Partili kardeşlerim CHP'li kardeşlerim, MHP'li kardeşlerim, her kesimden değerli vatandaşlarım. Bu muhteşem tabloyu bize yaşattığınız için, bizi buraya getirdiğiniz için hepinize çok çok teşekkür ediyorum."














Halk TV :   15 Temmuz gecesi  Türk Silahlı Kuvvetleri adına bir grup darbeci asker TRT merkezini basarak sunucu Tijen Karaş'a  (sağda)  bir bildiri okuttu.
TRT ekranlarından ‘Yurtta Sulh Konseyi’ adını almış meçhul adına açıklama yapıldı. “Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir”  denerek sokağa çıkma yasağı getirildiği belirtildi ve bildirinin bütün TV kanallarından okunacağı söylendi.

Durumdan vaziyet çıkaran tek kanalsa  Halk TV  oldu.
(CHP'nin, özellikle de CHP içi bir kliğin kanalı galiba Halk TV.)
Darbecilerin bildirisini, TRT sunucusu gibi cebren (zorla, silah zoru ile)  değil keyifle okudu.  TRT'ye bağlanarak bildiriyi birkaç kez tekrar etti.


Halk TV sunucusu durumu şöyle yorumladı:

“Bildiri oldukça dikkatli kaleme alınmış. Atatürk vurgusu var, laiklik vurgusu var, yolsuzluk vurgusu var, hukuksuzluk vurgusu var. Kısaca millet neden şikayet ediyorsa bu bildiride yer almış.”

Herşey olup bittikten sonraysa  Ayşenur Arslan,  "Darbeyi biz önledik" demiş.  Yani Ayşenur Arslan'a göre darbeyi Halk TV önlemiş!   :D
Karakter ciddi mesele vesselam.  15 Temmuz’dan beri bunun bir darbe olmadığını, “sahte darbe” olduğunu, “tiyatro” olduğunu, Tayyip Erdoğan için üretildiğini anlatmaya çalışıyor kendisi.  Erkekleşmiş bir başka robotik canlı olarak.

















GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ...MIZRAK ÇUVALA SIĞMAZ EFENDİLER...
Bu iğrenç darbe girişimi Erdoğan'ı elimine etme üzerine kurulmuştu.....Bu başarılamadı ve Erdoğan milleti sokağa çağırarak insanlık tarihinin en kitlesel eylemini başlatmış oldu....NOKTA...
Selocan  ''sokağa çıkmayın dedi...Halk tv attığı Twitle nerde durduğunu gösterdi...zaten Kılıçdaroğlunun şimdiye kadar uyguladığı politika da meydanda...NOKTA...
(Mustafa Satis  -  Facebook,  24 Temmuz 2016)




Kimse boşuna kendini kandırmasın. Milleti 15 Temmuzda silahsız, çıplak bir şekilde ölümü göze alarak uçakların, helikopterlerin, tankların önüne çıkaran sadece Erdoğan sevgisi, Manevi değerlerine bağlılığı ve eski Türkiye'ye dönüş korkusuydu.
İşin aslı bu  gerisi hikaye..   (Mehmet Ali Metinyurt  -  Facebook, 1)

Ne ilginç;
Bir darbe-severler var ki; çoğu okumuş, güya entelektüel, sözde aydın müsveddesi hainlerimiz

Bir de darbe-savarlar var ki,
"Ev kira ama memleket bizim"  diyen gariban vatan-perverlerim
iz.   (2)





HDP neden Yenikapı mitingine çağrılmadı meselesi
İkide birde HDP de bu birliktelikte olsun diyenler var.
İyi güzel, bunu kim istemez ki... Ama HDP bunu istemiyor ki!
Bir yandan hendek savaşını savunacaksın. Şöyle insanları gerçekten ikna eden bir anti-terör politikası savunmayacaksın. Terör ve bomba meseleleri önüne geldiğinde ağız ucuyla bir şeyler mırıldanacaksın,  hatta mırıldanmayıp ıslık çalacaksın... Parlamentoyu bir propoganda aracı olarak kullanacaksın. Yalanın bini bir para olacak şekilde politika yapacaksın.  Sonra da  vay neden beni içlerine almıyorlar  diye sızlanacaksın.

Sur, Cizre, Nusaybin'de iktidarın ne kadar zalim uygulamalarda bulunduğunu defalarca vurguladılar.  Ancak tek bir kez bu kazılan hendeklerden  ve  halkın üzerine sürülen  bomba yüklü araçlardan
-bir defa olsun-  söz etmediler.  Yani onlar için Türkiye'de ne hendek kazılmıştı  ne de tonlarca bomba yüklü muhtelif araçlar kullanılarak
çoluk çocuk demeden insan katli yapılmıştı...
"PYG üzerinden ABD ile aşna fişneden söz etmek bile gereksiz onlar için"   diyor bir bey sosyal medyada.  Ve devam ediyor:
"Kılıçdaroğlu 2 buçuktan sonra açıklama yapıyor:  'Tarihimizde de gördük, darbeler iyi değildir.'    Yahu pozisyon alsana!"




"Hangi devrimci hareket yetmiş yaşında dedeyi sabaha dek gönüllü olarak meydanlarda tutabildi? Bunun sosyolojisini yapamayanların durumu marjinaliteden başka bir yere gidemez."
(Saygın Bedri Gider  -  Facebook)


..... "Ancak CB ve BB,  bence yaşananlardan ders çıkarmışlar.   'Toplumu kutuplaştırmama'ya özen göstererek;  'darbeye herkesin karşı çıktığını, sokakları her partiden insanın doldurduğunu'  ısrarla belirttiler. Bu tavır  bir yanıyla akıllı bir taktikti;  karşıtlarını yalnızlaştırma, dostlarını arttırma politikasının içerideki yansımasıydı. Öte yandan bu tutum aslında bir tür alicenaplıktı,  politika ve merhametin vicdan paydasındaki buluşmasıydı.  Tam da bu nedenle hükumet, en azından şimdilik,
CHP çevresinin darbeye karşı bu 10 günlük gecikmesine hiç değinmedi.
İktidarın bu tutumuna rağmen, KK'nın,  manifestosunda CumhurBaşkanı'nın, direniş çağrısıyla darbenin engellenmesini sağladığına dair tek vurgunun olmayışı açık bir vefasızlıktır. Bir darbe sonrasında bile RTE imajı engelini aşmayı başaramayanların klasik çatışmacılığa dönmekte gecikmeyecekleri de kestirilebilir."
demiş İlhami Mısırlıoğlu.



Bu arada Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ı darbe yolunda ikna etmek için Fethullah Gülen ile görüşmeyi dahi teklif ettikleri söyleniyor.
"Kenan Evren olacak mısın olmayacak mısın?"  diye sormuşlar.
(Kenan Evren'i er rütbesine kadar düşüren kendileri değilmiş gibi...)
Hulusi Akar şahsında, Yeni Roma ve yükselen Babil'in Türk halkına sorduğu soru şudur:
"Bizim çocuğumuz musun,  değil misin?"




2 Eylül 2016 Cuma

  15  Temmuz  Darbe Girişimi - III

-Kahramanlar/Şehitler, Dualar, Yorumlar
“15 Temmuz:  Milletimizin darbeye kadim Anadolu irfanıyla olduğu kadar, silah almadan gövdesi-ruhuyla karşı koymasıdır.”
"Demokrasi yalnızca sandık değildir" diyenlere,
1 haftalık demokrasi dersi:
Demokrasi sandığı koruma, tanklara karşı durmadır.
.....Ercan Yıldırım  -  Facebook (1), (2)

«2013'ten beri süren ağır çekim darbeyi altın vuruşla sonuçlandırmak istedi o malum meçhul.
Gezi kalkışması, 17-25 Aralık 2013 Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması/Operasyonu, 6-7 Ekim PKK provokasyonu
(Kobani Eylemleri)   ve hendek terörü olarak yaşadığımız saldırıların hepsinin ardında aynı parmak izi var.   Anlaşılan o ki PKK, DAEŞ, DHKPC ve FETÖ terör örgütlerinin sahibi aynı.»
Nedret Ersanel:   “15 Temmuz'un arkasında Amerika var



1 Mart tezkere meselesi (2003)  ile başlıyor mevzu anladığım kadarıyla... Tümamiral Cem Gürdeniz'in   (Balyoz davası hükümlüsü) Hürriyet'e verdiği röportajdan:
«Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, amirallere suikast, Kafes, Internet andıcı... Bunların hepsi aynı şey. Bunların hepsi soft coup'tur (yumuşak darbe).

Birinci darbe bunlardır, ikinci darbe silahlı geldi. TSK'nın en büyük hatası içindeki bu yapılanmayı bildiği halde bu yapının arkasında Atlantik sistem olduğu için sesini çıkarmaması. Kanaatimce hegemonyadan veya yeni Roma'dan korktular. (...)
Ancak bu arada iyi bir şey de yapıldı. Eğer iktidar polisteki temizliği yapmasaydı, 15 Temmuz gecesi çok farklı olurdu, çok ciddi kan dökülürdü. İktidar emniyetteki temizliği yaptı, Silahlı Kuvvetlerde de temizliğin başladığı haberleri basında yer aldıktan 6 gün sonra darbe geldi. Tabii bir hafta evvel Rusya ile ilişkilerin normalleşmeye başlamış olması da çok önemli faktör. Menderes'te gördük, Demirel'de gördük... Ne zaman ki iktidarlar Rusya ile yakınlaşmaya başlamıştır, mutlaka bir Amerikan/Atlantik müdahalesi olmuştur.»
Gülencilerle mücadele aczi ‘Atlantik’ korkusundan, üst akıl 'Roma'
(24 Temmuz 2016 - Hürriyet)



Vatan Partisi başkanı Doğu Perinçek:
'Bu Amerikancı bir kalkışmadır. Fethullah Terör Örgütü'nü ve hendeklerde boğulan PKK'yı kurtarma harekatıdır.'
'Bu kalkışmaya girişenler, Amerika'nın Türkiye'yi bölme planları içindekilerdir.   Askerimizle polisimizi karşı karşıya getirmeyi isteyen Amerikan tertibini kesinlikle bozguna uğratacağız.'
Yeni planın Türkiye'de terör ile iç karışıklık çıkartmak olduğu görüşünü dile getiren Doğu Perinçek, şu ifadeleri kullandı:
'ABD artık DAEŞ'i ve PKK'yı canlı bombalarla Türkiye'ye sürecek. Amaç, Türkiye Suriye'nin kuzeyinde Kürt koridoru konusunda sussun, buna müdahale etmesin... Darbe girişimi de bu nedenle oldu. Ama şimdi ABD'nin 60 yıllık FETÖ'sü bitti. Şimdi Türkiye'de terör ortamı yaratıp Türkiye'yi hareket edemez hale getiremez istiyorlar.'    (-Video-)



Darbeyi kimler engelledi?
Asıl tepki darbe püskürtüldükten sonraki günlerde gelmeye başladı.   Dizini dövüp  “Ah be ah, beceremediler”  diye ağlaşma şeklini almadı ama. Silahsız insanların öldürüldüğü, kalabalıkların kurşunlandığı, Meclis'in bombalandığı, Ankara ve İstanbul'un düşman şehirleri gibi F-16'larla taciz edildiği bir girişimin başarısızlığı hakkında açık açık üzüntü duymak olmazdı tabii. Üzüntüyü ve hayal kırıklığını başka şekillerde ifade etmek gerekiyordu.
Önce,  “Ah, zavallı erler dövülüyor, canım Mehmetçik, yapılır mı abime bunlar”  şeklinde bir ağlaşma başladı.
Birkaç saat önce üzerlerine asker tarafından ateş açılan, yanıbaşlarında insanların vurulup öldüğünü gören kalabalıkların ne yapmasını bekliyordunuz? Çiçek mi vereceklerdi askerlere? Tebrik mi edeceklerdi? Ellerini mi sıkacaklardı? Askerlik türküleri mi söyleyeceklerdi?
Sonra, askerlerin kafasının kesildiği lafı yayılmaya başlandı.
Kafa kesme” ifadesi tesadüf değil, iyi seçilmiş. Ânında herkesin aklına IŞİD'i getiriyor. Darbeyi engellemek için sokağa çıkan bütün o kalabalığı bir ânda IŞİD ile ilişkilendirmiş oluyor.
Ardından, “elleri palalı” ifadesiyle birlikte sakallı ve cübbeli kişilerin fotoğraflarına yaygınlık kazandırıldı. Kemalistlerin, laik orta sınıfların, beyaz Türklerin tüylerini diken diken etmesi garanti olan fotoğraflar. Böylece sokaktaki kitle yine IŞİD'le, gericilikle, kafa kesicilikle ilişkilendirilmiş oldu.   Madem darbecileri övemiyorsun, bari darbeyi engelleyenleri yerin dibine sok, değil mi?   Zaten sosyal medyada bütün bunların anlamı harıl harıl anlatılıyordu:
“Hepimizi kesecekler”, “Alevileri kesecekler”, “zaten AKP’nin tabanı bunlardan ibarettir”...
Türkiye'de başka türlü olması beklenemezdi. Şaşılacak bir şey yok. Kemalistlerin, ulusalcıların, CHP'lilerin, çeşitli Komünist Parti'lerin, Birgün gazetesinin filan   hem kitleleri küçük görme  hem AKP tabanından nefret etme içgüdüleri elbette devreye girecekti. Başka türlü olamazdı. Bunların aklına, “AKP'li” ve “dindar” deyince zaten eli palalı, gerici kafa kesiciler gelir.   Üstelik “Darbe başarısız oldu, Tayyip'ten kurtulamadık” diye tarifsiz üzüntülere gömülmüşken;  bir de cübbeli erkek, başörtülü kadın fotoğrafı görünce üzüntüleri iyice dayanılmaz olur.
...
Kitleler her zaman haklı mıdır? Sağcı olamaz mı? Gerici olamaz mı?
Ya kötü bir şey yaparlarsa?
Evet, olabilir. Bu sorular elbette sorulacaktır, elbette analizler yapılacaktır, taktikler, stratejiler geliştirilecektir.
Ama önce heyecanla kitlelerin içinde, arasında olmak gerekir.
...
Ne olacağını önceden bilemeyiz.  Ama şu kadarı kesin:
Hareketin, kitlelerin dışında durup burun kıvıranlardan hiçbir nane olmayacaktır.
(Roni Margulies  -  19 Temmuz 2016 tarihli  Marksist.org yazısından)





-Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndaki olaylar-
FETÖ'cü darbecilerin Ankara'daki hedeflerinden biri de TSK'nın en seçkin birliklerini barındıran Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) oldu. Güneydoğu'da görevli darbecilerden, 1. Özel Kuvvetler Tugay Komutanı Tuğgenaral Semih Terzi, askeri uçakla Ankara'ya geldi. Darbecilerin olay günü harekete geçmesiyle Terzi ve beraberindeki 20-30 kişilik silahlı güç ÖKK'ya gitti. Bu sırada komutanlık içi darbeci subaylar da harekete geçti. Kapıda grubun girişine izin vermeyen subay şehit edildi. Semih Terzi ve beraberindekiler, Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı'nın makamının bulunduğu binaya geçti. Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir, o an eşiyle Gazi Orduevi'nde bir düğünde olan komutanı Aksakallı'yı aradı:


ÖMER HALİSDEMİR:
“Komutanım başlarında Terzi Paşa olan bir grup makamınızı teslim almaya geldi.”
Aksakallı Paşa: “Evladım oranın namusu sensin.  Makamı teslim etme, geliyorum.”

Güvendiği arkadaşlarına,  "Biz terörle mücadele sırasında da bunların
 (FETÖ'cülerin)  tavrını, isteksizliğini anlamıştık"  diyen Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı, darbecileri karargâha sokmamasını emrettiği koruma astsubayı Ömer Halisdemir'in şehadetine varan son iletişimlerini şöyle aktardı:

“Ömer; sana, vatanımız ve milletimiz adına tarihi bir görev veriyorum.  Tuğgeneral Semih Terzi vatan hainidir, isyancıdır. Onu karargâha girmeden öldür! Bunun sonunda şehâdet var. Biliyorsun seninle 20 yıllık beraberliğimiz var.  Hakkını helâl et.”
Ömer Başçavuş:  "Başüstüne komutanım. Hakkım helâl olsun, siz de helâl edin."
-Alıntı-
"Bu sırada darbeci general Semih Terzi, etrafındaki 10 kişilik koruma ekibiyle helikopter pistinden karargaha yürüyordu. Tam karargah binasının girişinde,  ÖKK Koruma Astsubayı Başçavuş Ömer Halisdemir tarafından durduruldu.  "Zekai paşanın emri, Karargâha giremezsiniz"  demesiyle kendisini etkisiz hale getirmeye çalışan özel time rağmen namlusuna mermiyi sürdüğü tabancasını çekti ve darbeci Semih Terzi'yi alnından vurdu. Uzaklaşırken, Terzi'nin timindeki 10 koruma tarafından kurşun yağmuruna tutularak şehit düştü. Darbeci askerler cuntacı Tuğgeneral Semih Terzi'yi hemen helikopterle GATA'ya götürdü, ancak helikopterde iken ölmüştü."

2016 Türkiye askerî darbe girişimi sırasında Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevliyken vurularak öldürülen koruma astsubayı Ömer Halisdemir'in vücudundan 30 kurşun çıkmış.  Darbe girişiminin akamete uğramasında  (akamete uğramak:  başarısız olmak, sonuçsuz kalmak) anlamlı bir yeri olan,  büyük fedakarlık göstermiş bu gencimizi analım.






"Uğur Mumcu'dan Necip Hablemitoğluna, Muhsin Yazıcıoğlu'ndan daha nicelerine... Fetö'nün öldürdükleri..."
yazmış birisi Twitter'da.
Hrant Dink cinayetinde istihbarat zaafiyeti yaratarak olayın gerçekleşmesine zemin hazırlamak da unutulmasın.  (Ki bu olay sonrası Ergenekon Davaları başlamıştı.)



Askeri darbe planının kurbanlarından biri de İstanbul Acıbadem Mahallesi muhtarı Mete Sertbaş idi. İki çocuk babası Sertbaş, o gece tankların yürüdüğü Acıbadem'de vatanına ve özgürlüğüne sahip çıkmak için karşısına dikildiği Yüzbaşı Mehmet Karabekir (38) tarafından kurşunlandı.   (Yüzbaşı, oradaki ahalinin yaralıyı hastaneye götürmesine izin vermeyerek adamın kan kaybından ölmesine neden oldu. Emrindeki askerler teslim olmak isteyince, "Teslim olursanız kafanıza sıkarım" diyerek tehdit ettiği de söyleniyor.)
Türkiye'nin stratejik kurumlarından Türk Telekom'un Acıbadem'deki İstanbul 2. Bölge Müdürlüğü'nü ele geçirmek isteyen bu cuntacı yüzbaşı ve askerler,  özel harekât polisleri tarafından etkisiz hale getirildi.
Rabbim bizim yanımızda olsun, içimizdeki (saygın) hainlerin eline vermesin bizi.





Amman ha!
15 Temmuz gecesi sosyal medyada "Amman ha! Sakın RTE'ye uyup sokağa çıkmayın!!"  paylaşımları yapanlar çoktu. Bazıları ise operasyonel olarak "Çıkma!" diyordu.







Diyanet'in din görevlilerine gönderdiği mesajlar ile, 15 Temmuz gecesi tüm camilerden defalarca salâ okundu. Sabahlara kadar Türkiye'nin bütün camilerinde böyle oldu.  "Minarelere koşarak, sela okuyarak milletimizin yanında yer alalım dedik"  diyor Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez.
İzmir'de ise darbe gecesi salâ okuyan bir müezzin saldırıya uğramış. Caminin giriş kapı camlarını da kırmışlar. Bunun bir videosu da vardı: bkz1.  Kudurmuş gibi bir kadın bağırıyor gecenin karanlığında: "Hep ülkeyi siz bu hale getirdiniz!!" diye... (bkz2)
Rabbim insanı içindeki "Günah keçisi yaratma" eğiliminden korusun.


...............Mehmet Tanju Akad:
........... "Öncelikle... yaşadığımız acılar için, hayatını yitirenler için üzgünüz. Bir süre sonra tarihte bir kayıt olarak kalır, ama öldürmeler ne? Yani bunun hesabı asla verilemez. Savaşta ölürsün, anlaşılır da... bu nedir? Çocuklar büyüyecek, "Babam darbede öldü, uçaklarımız bombalamış" diyecek. Ya da "Fanatikler oğlumu linç etmiş, o tatbikatta olduklarını sanıyormuş."  Bunu bin yıllık kanlı geleneğimize bağlayıp geçecek miyiz?"
................... TC Nuray Doğan: Kendi milletinizi katledecek vicdandaysanız, zaten millet olamamışız demektir. Aynı milletin üyeleri değiliz demektir.
.........................Kişisel yorumum:   Gerçekten ne diyecek bu olaylarda ölen insanların çocukları, eşleri?  Şurada bir  -video-  var mesela, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne saldırı anı ve öncesinin polis kamerası kaydı bu. "Benim babamı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nde görevli arkadaşlarını ülkemizin askerleri vurmuş, bombalamış, öldürmüş..."
Sıradan insanlardan olup kahramanlık ruhuna sahip kişiler karşı çıkanlar. Sonuçta o an gelen askerlerin niyeti belli. Buna rağmen karşılarına dikiliyorlar. Beyaz Türkler (??) gibi bankamatiğe koşmuyorlar. Hoş sadece bankamatiğe koşsalardı gene iyi idi... Üstüne "tiyatro lan bu!" diyorlar/dediler  :)




DUALAR......................
"Allah'a hamd ederiz ki 15 Temmuz gecesi içimizden yetişmiş hainlere karşı kendini feda eden kahraman şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde başımız öne düşmedi, onurumuz çiğnenmedi, hakkımız muhafaza edildi."

"RABBİM
Huzurunda durdur, huzurda durdur, hallerimin huzurunu ve itminanını ver...
(İtminan:  Huzûr, sükûn ve râhata kavuşma...)
Milletimize esenlik, devletimize kudret, ümmete selamet, insanlığa adalet ver Rabbim.
Bizi adaletinin ve merhametinin memuru kıl.
Zalime meylettirme, fitneye maruz bırakma;
Bizi zalim de, mazlum da etme Allahım.
Basiret, feraset, marifet ve ilim ver; bunlarla amel etmemizi sağla, istikametimizi sağlamlaştır.
Uyarıcı dostlar ver bize.  "Dost acı söyler" maskeli fetbazlardan,
(fetbaz:  Şeytanın arka bacağı. Hilebaz, numaracı.)
"Yılanı deliğinden çıkaracak"  tatlı sözlü kalleşlerden koru bizi.
Bizi daha çok insan kıl,  insan olmanın ahlakı ve aklıyla donat.
AMİN




14 Ağustos 2016 Pazar

  15  Temmuz  Darbe Girişimi-II

-Yalan haberler, Dezenformasyon ve "Tiyatro" algısı-

Darbe amaçlı kalkışma olduğunu duyduğumuz 15 Temmuz Cumartesi gecesi, saat 22 sularından sabaha dek, ne olup bitmekte olduğunu televizyon ve sosyal medyadan olabildiğince takip etmekte idik. Sokağa çıkarak darbeye karşı durma çağrıları ertesinde meydanlara çıkanlar oldu. Ankara ve İstanbul en kritik şehirler olup;  Köprüler gibi, Saraçhane'deki İBB binası (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) gibi, Genelkurmay Başkanlığı önü gibi kilit yerlerde toplanmış vatandaşlarımız bu uğurda canlarını verdi. Hepsini rahmet ve şükranla anıyoruz.
Bu arada darbenin arka plandaki destekçilerinden olup ortamı kaosa sürüklemek isteyenler, hiçbir aşamada boş durmayarak, sokaklardaki her sakallı adamı IŞİD'ci yaptı. Yetmedi çeşitli yalan haber ve görsellerle, "Alevi-Sünni çatışması" gibi ayartmalarla darbeye meşruiyet kazandırmaya çalıştı. O da yetmedi;  yanıbaşındaki insanlar gerçek savaş silahları ile öldürülürken «tekbir» getirerek direnenlerin bu direnişine burun kıvırıp, onları "şeriatçi davar sürüsü" ilan etti. Ama yine de yalanlara doyamadı.
Şimdi alıntılara bakalım:

"Kara çarşaflı , çember sakallı , mini etekli insanlar aynı meydandalar.   sen orda değilsen suç sende."
Mutlu Bulut  -  Facebook

"Tebrik ediyorum, darbe konusunu sadece askerin dayak yemesine endeksleyebildiniz. Peki, ilk fırsatta "Darbeye müdahale prosedürü" yazalım.   (*)
Efendim lütfen darbe girişimlerinde sokağa dökülecek vatandaşlarımız kılık kıyafatlerinin çağdaş olmasına özen göstersin. Sarık fln. olmuyor"
Erdem Abaka



"Askerin boğazının kesilmesi" YALANI NEDEN SÜREKLİ ÖNE ÇIKARILIYOR? BUNUN İKİ SEBEBİ VAR.  BİRİ İÇERİYE MESAJ, DİĞERİ DIŞARIYA...
İÇERİYE OLAN MESAJ,  MENEMEN-KUBİLAY HATIRLATMASIDIR.
"bakın sonunuz ne olur"  DEMEK İÇİN.   DIŞARIYA OLAN MESAJ İSE,
"IŞİD"  SİMÜLASYONUDUR.   BATIYA  (TABİİ Kİ  'ABD OF CIA'YA
'IRAKTAKİ KİMYASAL SİLAH ÜRETİMİ' TARZI UYDURMA DELİL SUNMA TELAŞIDIR.   İSTEYEN İSTEDİĞİ GİBİ OKUSUN.
Ali Sedat Çetinkoz  -  Facebook



Kafayı karıştıran çeşitli soru işaretleri var.  Bir tanesi: İstihbarat zaafiyeti.
Darbe günü, darbe ihtimali ile ilgili bilginin elde edilmesi ile değerlendirilmesi arasında geçen 4 saat. Cumhurbaşkanı olayı eniştesinden, Başbakan ise yakın akrabalarından duyduğunu açıkladı. Erdoğan 15 dakika ile belki de ölümden kurtuldu!
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar hakkındaki şüpheler,  darbeye karşı kayıtsız kalan üst rütbeli komutanlar, ordu komutanları, MİT ve Başkanı Hakan Fidan...

Peki  Neden 15 Temmuz?
1) Yaklaşan Yüksek Askeri Şura, yani YAŞ'ta (normalde Ağustos'ta yapılır)  Cemaat kadrolarına karşı Askeriye içerisinde bir tasfiye olacağı kaygısı.    2) Kamuda ve ülke genelinde kendilerine karşı başlayacak olan operasyonlar.
3) Terörle silahlı mücadele  +  Dış ilişkiler ve Suriye'deki gelişmeler.
Rusya ile yakınlaşma ve ilişkilerin tazelenmesi. İsrail ile daha ılımlı bir döneme geçiş. Suriye ve hatta Mısır ile de.
(Gerçi İsrail bu kalkışmada nasıl bir rol aldı, onun adını kötü anmıyoruz barışma yapıldı diye ama onların basınında aynı durum yok maalesef. Bu topraklardaki insanların zarar ziyanına, yok oluşuna ortak olanlara fırsat vermesin Rabbim.)

"Jandarma ve Hava Kuvvetleri merkezli darbe girişiminin beyni Cemaat. AKP ile Erdoğan karşıtı asker ve sivillerin kendilerine destek vereceğini, AKP yanlılarına karşı yanlarında duracağını düşündüler. Ancak ordu içindeki destekleri zayıf kaldı"  diyor Ahmet Şık, Cumhuriyet gazetesindeki darbe değerlendirmesinde.


"İzmir savcısı Okan Bato darbeye erken doğum yaptırdı. 18-19 Temmuz'da yaklaşık 1700 subay hakkında işlem yaptıracaktı. Bunu haber alan darbeciler darbe tarihini öne çekti. Aylardır, yıllardır Genelkurmay FETÖ'cüleri korumaktaydı. Bunu yapmaya devam edebilseydi 6 yıl içinde TSK'nın tüm komuta kademesi FETÖ'cü olacak ve ordu FETÖ ordusuna dönüşecekti. Tabii çoğumuz bundan habersiz yaşamaya devam edecektik."
Atilla Yayla  -  Facebook


Sonrasında ise basın-yayın organlarının darbe karşıtı tavrı ve AKP liderlerinin ve özellikle Tayyip Erdoğan'ın pısmayıp halkı sokağa çağırmalarının sağladığı moral destek tayin edici oldu.
Ak Parti'nin ülke içindeki gücü ve siyasal esnekliği, düzeni sağlamaya yetmedi. Neredeyse 14 yıldır iktidarda olmanın ve koalisyonsuz hükümetler kurmanın tüm avantajlarına rağmen, sistem bir türlü yerine otur(a)madı.  RTE'nin yola çıktığı yol arkadaşları ile birlikte yürüyüşü zorlu bir şekilde ayrıldı. Ve halen bir muhalefet yok ülkede.
....



  (:    T İ Y A T R O    :)
İnsanlar sokaklarda tankların altında eziliyor, silahsız halka ağır saldırı silahları ile ateş ediliyor, helikopterlerden Genelkurmay önündeki insanlar taranıyor, komutanlar birbirine silah çekiyor, tanklar caddelere iniyor, Emniyet Müdürlüğü önce helikopterler sonra savaş uçakları ile bombalanıyor, Meclis bombalanıp ülkenin egemenliğine kast ediliyor, ülke elden gitti-gidiyor,...  ama evinde oturup soğuk içeceğini yudumlayarak yan yatan, yüksek duvarlarla çevrili hayatlarında kibirinden kuburu görünmeyen okumuş-yazmış çok bilmişler “tiyatro” diyebiliyor.  Argümanları:
_"Bu sakallı bıyıklı, dilinde tekbirli adamlar Türk halkı değil!"  imiş.  :P

Yaralılar ile yapılan söyleşileri izlediniz mi hiç? Olay gecesi canlı çekimleri ve yaşananları gösteren videoları? Hayatını kaybedenlerin hikayelerini dinlediniz mi? Bunlar halk değilse, halk kim? Bunlar halkın ta kendisi.
_"Gerçek darbe olsaymış, böyle başarısız mı olurmuş?"

Gezi'de çadır yakın emrini veren amir, darbe gecesi tanktan çıkıyor... Ortada yüzlerce ölü var... Meclis bombalanıyor, insanlar taranıyor... Darbeye katılanlar Yunanistan'a sığınıyor... Bizim bakar körlerimiz ise alçakça "bu darbe çakmadır" yalanına sarılıyor. Bunlar çoktan beyinlerini ve ruhlarını karanlık güçlere anahtar teslim yapmışlar.
Halk darbeye sessiz kalsaydı eğer, darbe girişimi dalga dalga orduya yayılacaktı.  Söylendiğine göre, kalkışma aslında sabaha karşı 3 veya 4 gibi bir saatte yapılacakken; önceden bazı haber almalar nedeniyle aceleyle birkaç saat öne alınmış herşey. Planladıkları zamanda yapabilmiş olsalardı pekala başarılı olabilirlerdi, o zaman hep birlikte ateşler içerisinde bambaşka bir ülkeye uyanacaktık. Girişim ortaya çıkınca telaşa kapıldılar ve güçlerini parça parça öne sürünce  destek bekledikleri bazı kişiler de onları ortada bıraktı.


Toplumun duygusundan, geleneğinden, ezanından, bayrağından koparılmış bu insanları; Batı hegemonyasının feci biçimde kullanacağı yıllar geldi dikildi karşımıza.  Bu işgal ve öldürmeler, tiyatro diyen çokbilmişler sayesinde gerçekleşiyor biraz da. Yanda saldırıda kullanıldığı söylenen 30 mm'lik mermilerden birini görüyorsunuz, el büyüklüğünde. Kanlı görseller ve parçalanmış insan cesetlerini ise paylaşmıyorum, burası vahşet sofrası değil.
(Yazının Yorum bölümünde, bu alaycı kitleye hitaben bir not düşücem, ona da bir göz atın lütfen. Ayrıca 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili videoları şu dizinde derlemekteyim:
https://www.youtube.com/playlist?list=PLtODFsrY0J7WzavQYkJ6ZD6gILPr_3x-6)


Kim derdi ki,
bi gün "din" soslu bir darbe denenecek hem de en kanlı bir deneme ve fakat en atayizzz en Kemalist en Halkçıyım diyenler,
darbe gerçekleşmedi diye ağlayacak. ...
TC Nuray Doğan  -  Facebook


Amerika'nın Irak'a askeri müdahelesi ile o topraklara demokrasi gideceğine ne kadar inandıysam; şu(cu) veya bu(cu) bir darbe ile "bağımsız, laik, hukuka bağlı, Atatürkçü, güçlü Türkiye..."  gibi bir sistemin kurulacağına da o kadar inanıyorum. Seküler kesimin bu darbe sevdası bile insanı ve insan topluluklarını ne kadar anlamadığını ortaya koyuyor.


Açıkça "Darbe istiyoruz" diyemeyenlerin sığındıkları yalanlar:
(Ali Sedat Çetinkoz beye yazıdaki bazı görseller için teşekkürler)


Ülkede darbe olmuş, sanki işgal hadisesi yaşanıyormuşçasına Meclis ve kritik güvenlik binaları bombalanıyor, ülke elden gidebilir noktasında... Sokağa çıkanların yanı başındakilerin parçalanmış cesetleri arasında birileri tekbir getirince,  sekülerler "korkuyor" oturdukları evlerde...
Veya kılık kıyafetlerini beğenmiyorlar sokağa çıkanların. "Bu sakallı, bu örtülü, bu demode kıyafetli..."  Sana ne elalemin kılık kıyafetinden, bu mu özgürlük anlayışın şu gecede?! Sonra bunlar "büyük Atatürkümüz" dedikleri kişi ve arkadaşlarının vatan savaşını sarıklılarla verdiğini bilmiyor olabilirler mi? Bu kadar mı asimile oldular, beyinlerini estetik operasyonla mı aldırdılar?


GERÇEK TÜRK
Bir hanım diyor ki:  "Eğer ülke böyle İslamlaşacaksa, ben Amerika'nın 51. eyaleti olmayı yeğlerim."  Kendisini mandacılıkla itham edenler olunca da celalleniyor,   "gerçek bir Türk ve hakiki Atatürkçü vatansever!"  olduğunu eklemeden geçemiyor. Devreler belli ki fena yanmış.


Tekbir'den rahatsiz olan davarlar;  Halkın, tanklara, füzelere, F16'lara karşı kullanabileceği tek silahı TEKBİR'di ve onu kullanarak kazandı.
Şöyle demiş birisi:  "Bu davarlar niye tekbirden korkarlar çözemedim, tekbirden bir düşmanlarımız korkuyor, bir de bu davarlar. Oysa biz, bin yıldan fazladır tekbirle savaşırız. "Bayrak düşmez, ezan susmaz"ın anlamı bu değil midir? Düşmana karşı en büyük silah elde BAYRAK, dilde TEKBİR.  Bari bunu bilebilseniz kendi halkına, halkının inancına düşman davarlar!!!"


"Bir sabah açık müdahale ve açık işgalle uyanacağımız korkusu değil de hala şeriat korkusu anlaşılır değil benim için şu saatten sonra.. asıl neyden endişe etmemiz gerektiğine hassasiyetlerimizi nasıl kaybettik?"
TC Nuray Doğan  -  Facebook



FETÖ'den çok çekmiş gazeteci Nedim Şener:
"Tiyatro diyenler her şeyi oturarak seyrettiği için her şey onlara tiyatro gibi geliyor."
Nedim Şener'e göre, teröristbaşı Gülen ve örgütünü "Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kurtulma projesi" kapsamında kullananlar, milleti hafife alarak fena halde yanıldı. Ancak tehlike henüz geçmiş değil. Şener'e göre asıl tehlike, FETÖ'yü çalıştıran gücün yenilgiyi hazmetmeyecek ve mutlaka bir şeyler yapacak olması.
(Cemaat ile ilgili tespitlerinin de dikkat çekici olduğunu söyleyelim Yeni Şafak'a konuşan Nedim Şener'in, bunlara da sonra değiniriz nasipse:
http://www.yenisafak.com/hayat/milleti-hafife-aldilar-2501700 )



Milliyet'ten bir haber:   Linç edildiği öne sürülen eri darbeci binbaşı vurmuş!
"Boğaziçi Köprüsü'nde darbe girişiminin sabahı linç edilerek öldürüldüğü öne sürülen er Kurtuluş Kaya'nın silah arkadaşları gerçeği anlattı. Askerler, Kaya'nın, halka ateş açmadığı için darbeci Binbaşı Ahmet Taştan tarafından gözünden vurulduğunu söyledi."
Bir yalan haber ve algı operasyonu daha böylece suya düştü... Sekülerler raatsız  :P




MASUM ASKER
"Masum asker" derken? Köprüde sivil halka saldırı çıkıp tanklarla seyir halindeki araçları ve insanları ezip geçmiş asker, sadece rütbesiz olduğu için mi masum? Eğer demokrasi kültürüne ve nezakete sahip bir toplum olsaydık, zaten asker linç edilmez birileri başında poz vermezdi, bu kadar darbeci bir geçmişimiz de olmazdı. Helikopterlerden insanlar taranıyor, Meclis bombalanıyor, Emniyet Müdürlüğü bombalanıyor, füzeler dışarı çıkarılacakken baskın yapılıyor ve "asker mazlum".  İlginç.
Darbe karşıtlığının taşıyıcılığını Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP yapıyorsa, bu onların kabahati değil. Bir düşünmek gerek.
Kafasına helikopterden atış yapılan insanlar "Ya Allah bismillah Allahuekber" diye tekbir getirerek direniyorsa, bu Arapçılık mı bilemiyorum ama bu mantıksal yaklaşımla bizi melekler koruyor olabilir. Bu kadar korku ile en kötüsü olur. Psikoloji.


"Türkiye, darbe girişiminden açıkça ABD'yi sorumlu tutuyor ve gerekirse NATO'dan da AB'den de vazgeçeriz diyorsa, ABD Fethullah Gülen'i vermemek için yan çiziyor ve NATO üyeliğini tartışmaya açıyorsa,  AB ülkeleri darbecilere sert davranmayın yoksa AB üyeliği hayal olur diye açıklama yapıyorsa, kimse bu yaşananlara tiyatro diyemez. Dolayısıyla kimse tehlikenin kısa sürede geçmesini beklemesin."
Ahmet Cantürk  -  Facebook



Bir de ne olsa Başkanlığa bağlayan ideolojik papağanlar var tabi...
"Mahalle yanarken orospu saçını tararmış.
Halen her sey baskanlık için yapiliyor zihniyetinize tuküreyim! Nefretinizde bogulursunuz dilerim!"
Nilgün Bıyıklı  -  FB




Makarnacı diye küçümsedikleri insanlar; kendi meşreplerince, oylarına, geleceklerine ve ülkelerine sahip çıkmak adına sokaklara çıkıp silahsız olarak askere karşı durdu.
Ankara Kazan'da bir dede, darbe gecesi Akıncı Üssü'nden kalkan savaş uçaklarını durdurmak için tarlasındaki mahsulünü ateşe verip ortalığı dumana boğmuş. Olay sonrasında devlet tarafından zararına karşılık ödenecek parayı reddetmiş: "Biz bunları maddiyat için yakmadık. Allah için, vatan için yaktık."
Doğru ise helal olsun. Balkan Savaşları ve 1. Dünya Savaşı'nda şehit olup aileden geri kalanlara maaş bağlanması için gelen memurları kovan büyük ninemi hatırlattı bu sözler.




CUMHURİYETİN KURULUŞUNDAN BERİ YAKIN TARİHİN EN ÖNEMLİ OLAYLARINI YAŞIYORUZ
Buna rağmen aymazlık diz boyu.
Birilerine göre; tüm olup bitenler, yok başarısızlığa planlanmış darbeymiş, yok müfrit dinciler sokaklarda azgınlık yaparken  onların peşine takılacak değillermiş, yok onlarla konuşulmazmış, sadece mücadele edilirmiş.
E! etmiyorsun. Etmeyeceğini de biliyoruz. Kimi aldattığını sanıyorsun.
...
15 TEMMUZ SÜRECİNDE TOPLUM DIŞI KALANLAR...
Aslında korkaklıklarına, tembelliklerine kılıf arıyorlar. Yüzlerine söyleyince de dellenip duruyorlar. Bundan sonra siyaset alanına biraz zor dönerler.
Bu ülkenin çoğunluğu her zaman Müslüman olacak ve bayrağına saygı duyacak.
Mehmet Tanju Akad  -  Facebook




“Çünkü sonunda Ankara'yı bombalayabilmek için Recep Tayyip Erdoğan'dan bir Saddam üretmek gerekiyordu.”
  İsmet Özel  -  22 Haziran 2013


Daha evvel Irak, Libya ve yakın zamanda Suriye'de gördüğümüz ve uzun zamandır dikkat çekmeye çalıştığımız İç Savaş ve akabinde Türkiye'yi işgal planı sahnededir ve son hızla devam etmektedir. Eğer başarırlarsa Irak ve Libya'ya yapılan Türkiye'ye de yapılacak, vatan topyekûn işgal edilecektir. O zaman ne yazık ki Facebook üzerinden birbirinize laf soktuğunuz bir ülkeniz de olmayacak.   Elin gavuru öğrenmiş. O kadar iyi öğrenmiş ki bize ders verir. Zaten Türkiye Müslümanlarının bir kısmını örgütleyip muazzam şebekeler, örgütler, çeteler kurmuş.

"Işid/Pkk'nın canlı bombaları, içerden askeri/istihbari destek görmüştür. Dün geceden beri havadan bomba atanlar, Roboski köylülerini de öldürenlerdir"  diyor Saygın Bedri Gider Twitter'da.



O değil de; Can Dündar'a yapılan tiyatrovari saldırıyı özgürlük mücadelesi diye sunanlar, darbe girişimine ve oradaki halkın hayatları pahasına verdiği mücadeleye tiyatro diyor.... Allah akıl, fikir ve vicdan nasip etsin sizlere...
Sinan Yıldız  -  Facebook



Bu konu çok önemli ve tetikleyici. Uzun zaman daha devam edeceğim yazılara. Henüz daha yeni başladık.
Görüşmek üzere. Rab'de kalın.





Diğer 15 Temmuz yazılarım:


25 Temmuz 2016 Pazartesi

 DARBE mi  İÇ SAVAŞIN AYAK İZLERİ mi?


Sıradışı ve riskli bir  "kalkışma"nın  yaşandığı
15 Temmuz 2016 Cuma gecesi  darbe girişiminin ertesinden  hepinize selamlar.

O gece, sabahın ilk ışıklarına dek toplum olarak ayakta olduğumuz, uzun ve dualarla dolu bir gece idi. Bendeniz çevremden ve başta Twitter olmak üzere sosyal medyadan gelişmeleri almaya ve olabildiğince paylaşmaya çalıştım.
Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün jandarma tarafından kapatılması ile başlayan süreçte; Meclis'in bombalanması, Doğan Medya Center (CNN Türk ve Kanal D) binasının basılması ve yayın kesme (~03:45), Kuleli Askeri Lisesi kaynaklı çatışma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasında asker ve polis arası çatışma  (teslim olmak isteyen askerlerin darbeci komutan tarafından vurulması),... derken bir tankın insanları ezdiği bir görsele denk gelince devam edemedim artık.

Uzun laflar etmek istemiyorum. Saldırarak-Savaşarak düşmanın, herhangi bir terör örgütünün yapamayacağını; kendi ordumuz yaptı dün gece.
Türk askeri, Türk askerini vurdu. Devletin güvenlik güçleri birbirleri ile çatıştı.   (“Dost ara şu dünyada dost,  düşman içinden de çıkarmış.”)
Pek çok insan, (bence büyük bir gözükaralık ve cesaretle) meydanlara indi ve kumpasçılara karşı durdu. Tankların üzerine çıkıp askerin silahını alanlar ve canını bu yolda verenler oldu.

Yönetimden çok kereler gidip gelmiş rahmetli Süleyman DEMİREL, darbeler hakkında ölene kadar ketum kaldı ancak  "Halk oyuna sahip çıkmadı"  diye sitem ederdi hep.
Türkiye'de kısmen de olsa bir eşik aşıldı o gece. Tarihte ilk defa halkımız korku duvarını aştı. Erdoğan'ın sokaklara çıkma çağrısı ile  (hangi görüşten olursa olsun)
pek çok insan hem evlerinde kendi aralarında  hem sokaklarda darbelere dur dedi  ve  sokağa çıkma yasağına uyulmadı.
Camilerde sabaha dek (ve ertesi gün de devam edecek şekilde) Diyanet'in kararıyla süren salâ ve ezanlar ile moral desteği kurulmaya çalışıldı.
Başbakan Binali Yıldırım'ın  NTV'de  "Bu bir kalkışmadır"  demesinden az sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CNN Türk'e akıllı telefonların görüntülü konuşma obsiyonu ile bağlanarak meydanlara çıkma çağrısı yaptı.  Ordu komutanları canlı yayınlara bağlanarak bu olayın emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleşmediğini söyledi. Türk Polis Teşkilatı, resmi Twitter adresinden halkı meydanlara çıkmaya çağırdı.
(https://twitter.com/EmniyetGM/status/754078227690319872…)


«Darbe teşebbüsü» deniyor ama; asker ile vatandaşı karşı karşıya getirip kan döktürerek, otoriter bir yönetim ile yavaş yavaş iç savaşa giden yolu tetikleyen bir haydutluğu daha çok andırıyor bu.
Ak Parti'ye yaradı mı?  Muhtemelen evet.
Eğer bu konuda muhalefet geride kalıyor, sokaklara çıkmıyor, evden seyrediyorsa;  şimdi Erdoğan ve AK Parti güçlenecek diye şikayetçi olmak sadece acınası bir ezikliktir.
"Diyorlar ki, şeriatçılar sokakta korku salıyor.
Adam olsaydın da sen direnseydin darbeye? Nerde Gezide sokağa inen sanatçılar, gazeteciler!"  demiş Saygın Bedri Gider Facebook'ta.
Birileri darbelerden medet ummaya ve darbeci ümitlere sahip olmaya devam ettiği müddetçe,  halkın eğilimleri de değişmeyecektir. Bu durumda birileri de "Halkımız cahil!" gıygıyını çalmaya devam edecek demektir. (Ülke ve halk kaybetmeye devam eder.)


Allah beterinden ve tekrarından korusun.
"AKP ve CEMAAT bu ülkenin birikimlerini mahvetti" demiş birisi. (Özellikle bunların birisine yüklenip diğerini pamuklara saranlar da ayrı inceleme konusu.)
Paralelciler  "Ergenekon, Balyoz darbe planı, Askeri Casusluk Davası" filan diye birilerini ordudan uzaklaştırırken kendi planlarını yapıyormuş meğer. Öte yandan “Ne darbesi artık yeaa!” rehavetinin de cezalandırıldığını gördük. Ülkenin genetik kodları arızalı, her zaman tehlike mevcut.  Bunu siyasilerin iyi görmesi gerekir.

"Darbeye karşı duruştaki bu birliktelik yeni bir dönemin başlangıcı olur inşallah"  temennilerini çok görüyorum. Sabaha hayırla çıkalım, Rabbim bizi doğrultsun  diye dua ediyordum o gece.
Ülkemizi Suriye'ye çevirmek isteyen, zaten var olan terör ve gerilimi daha da artırmak için her yolu deneyenlere ve darbe ile bu toplumun üzerinden geçmeye çalışanlara elimizden geldiğince karşı duralım.





NOT:  Bir sürü şey yarım kaldı.
Ne daha darbe teşebbüsünün ilk konuşulmaya başladığı dakikalarda net şekilde karşı tepkisini ortaya koyan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den,  ne günler sonra sesi çıkan Meral Akşener'den, ne Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar çevresindeki şüphelerden,  ne savaş helikopterleri ile MİT binası ve kritik noktalardaki halka açılan ateşten ve sivil ölümlerden  (an itibarıyle 200 küsür sivilin öldüğü söyleniyor),
ne olayı zamanında Cumhurbaşkanı'na haber etmeyen  MİT'ten ve başkanı Hakan Fidan'dan,  ne de 15 dakika ile saldırıdan kurtulan Erdoğan'ın tatilini geçirdiği Marmaris'teki oteline yapılan tim baskınından...
Hatta ancak darbe yatıştırıldıktan sonra, ertesi gün "geç öten horoz misali" darbeyi yarım ağızla kınayan CHP ve HDP'den dahi bahsedemedim.
Bir sonraki yazımda, internet ve makale alıntıları ile darbeyi ele almaya devam etme niyetindeyim.

(Bu nasıl bir ülkedir ki,  ben artık gündemden bahsetmek istemedikçe öyle şeyler olmakta ki asla gözardı edemeyeceğimiz ve dahi tahmin dahi etmeyeceğimiz... Hayrolsun.)



EKLEMELER:


13 Temmuz 2016 Çarşamba

  Hakkı  DEVRİM   (öldü)


Üniversiteye henüz yeni başladığım yıllarda, yakınımızdaki büfeden düzenli olarak almaya çalıştığım Radikal gazetesindeki demirbaş yazarlardan biriydi.  "Cihannüma"* adlı, yarım sayfayı kaplayan bir köşesi vardı.   Yazılarında bazen güncel konular ve onlar çevresindeki sohbetlere değinse de, demirbaşlar arasında Osmanlıca-Türkçe ve dil yanlışları gelirdi.
Okurları ile arasında nitelikli bir bağ vardı.
Nezakete değer veren biri olduğu belliydi.  Bununla birlikte "nezaket"i, görünüşteki yapmacıklık olarak değerlendiren biri de değildi.

Sonradan CNN Türk  haber kanalı açıldığında, orada haftada bir "Hakkıyla Sohbet" ve "Günbegün" adlı sohbet programları yapmaya başladı.  (Sanırım Cumartesi geceleri yayınlanıyordu, yahut Cuma mıydı?)   Her bölümü izlemiş miyimdir? Sanmıyorum, ama kaçırmamaya çalışırdım.  Zamanla bir büyüğüm gibi sevdiğim, gönülden saydığım,  (ve aynı zamanda da korktuğum) birisi olduğunu söyleyebilirim.



Dil cambazı idi.  Tatlı-sertti.  Kendine has dolaylı bir anlatım üslubu üzerinden, geçmişteki anılarına göndermeler yaparak sohbet tarzında yazılarını yazardı.  Aksi bir adamdı, kendisi de bunu kabul eder ve şahsını öyle tanımlardı.  Köşesinde yer verdiği dil yanlışları nedeniyle, meslekdaşlarından bazılarının hışmına uğraması ender değildi, ama yine de inatla devam ederdi.  Saydığım bu özelliklerinden herhangi biri diğerinden daha belirisiz değildi. Ne sadece "tonton ihtiyar"dı   ne de yalnızca aksi ve çelik gibi iradede idi.
Ekşi Sözlük'ten otisabi, "ayar üstadı" diye bahsediyordu ondan (ki kendisi Ek$i'nin tescilli ayar ustası idi).
Ve gerçekten de  "tek başına bir dil kurumu"  idi.   Osmanlıca-Türkçe kelimeler ve dil hakkındaki engin bilgisi ile, bir köşeci olarak yaptığı dil incelemleri ile,  dile karşı özen ve sevgisi ile örnek teşkil etti.
Bu blogu yazmaya başlamamda, geçmişte bolca makale okumamda, yaptığım alıntılarda onun izleri vardır.


Hakkı DEVRİM, evliliğe ve eşine çok saygısı olan biri idi. Aralarında büyük bir muhabbet vardı,  eşini çok sevdiğini sakla(ya)mıyordu.
Zamanı birlikte iken unutabilen, birbirini tamamlamış iki entelektüel ve saygılı insan. 2008 senesinde beklemediği bir şekilde Gülseren Hanım'ı kanserden kaybettiğinde,  bunu kabullenmek ve yaşamaya devam etmek Hakkı Devrim için hiç de kolay olmadı.
Aşağıda eşi ve çocukları ile on yıllar öncesinden bir aile fotoğraflarını görüyorsunuz.


Bazı adamlar eşleri öldüklerinde ölür, Hakkı Devrim de öyle biri idi.
Eşi Gülseren hanım öldükten sonra ne yazılarında ne dilinde eski şevk ve muziplikten eser kaldı.  Sessizce, belli belirsiz inzivaya çekildi.

Okul arkadaşları ve yaşıtlarının çocukları boyca kendisine yaklaşırken, "yolun yarısında" yapılmış geç bir evlilik, ve evlilik karşıtı huysuz bir adamdan  "Günden güne bağlandık, sarmaşık gibi" demeye evrilmiş bir ihtiyar.   Hürriyet'te yayınlanmış eski bir söyleşisinde, ilk tanıştıkları dönemki hallerini şöyle anlatıyor, bu tanım dikkat çekici:
“İki farklı cinstenmişiz gibi değil,  çok iyi arkadaşız.”

(Ayşe Arman ile yaptığı, 2009 tarihli bu söyleşisi bana çok hoş geldi:



CNN Türk'teki sohbet-söyleşi programlarından (yanlış hatırlamıyorsam) ilkine Okan Bayülgen'i çağırmıştı.  Bayülgen  hep dikkatimi çeken, sıradışı olduğu için yok sayılan  ve/veya  orantısız hırpalanan bir isimdi. Ya saçma sapan ve hunharca eleştiriler alıyordu  ya da  genelin bu dışlayıcı tutumuna karşı çok büyük övgülerle sarıp sarmalanıyordu.
O gün birlikte yaptıkları yayın,  televizyonda zevkle ve defalarca izlediğim programlardan biri oldu.  Orada farklı kuşakların sağlam terbiye almış iki huysuz ve aksi isminin,  yaşlı ve genç olarak birlikte yarattıkları enerji ile  tuhaf bir uyumun yansımasını gördüm.  -Ki bu bizim toplumumuzda nadir rastlanan bir durumdur. Yaşlılar deneyimlerini gençlere doğru bir dil ve üslupla aktar(a)mazlar.
 (Nesiller arası iletişim sorunu ve bağ kopukluğu)


Pek de uzun olmayan bir zaman sonrasında bu kez Okan Bayülgen Hakkı Devrim'i kendi tv programına konuk olarak çağırdı, hatta demirbaşlarından biri olarak değerlendirdi.  Yalnız daha öncesinde (yine CNN Türk'te) yılbaşı programları yaptı Hakkı bey, Cüneyt Özdemir ile birlikte... Evet evet, Cüneyt Özdemir ile  :)
Sabaha kadar süren canlı yılbaşı yayınlarında, o sene dünyada ve Türkiye'de olan olayları kendi üsluplarınca zevkli eğlenceli bir şekilde değerlendirmişlerdi. O çekimler de çok zevkli idi ve ilgili kanalda defalarca yayınlanmıştır.
........... Sonradan Hakkı Devrim bir yazısında, Radikal'e transfer olan Cüneyt Özdemir'in yaptığı dil yanlışlarını yazdı diye,  köşesinde çok alaycı ve kibirli bir cevap yazmıştı genç bey kendisine.  "Sen benim yanlışlarımı bulacağına,  nasıl internet sitesindeki gazete yazılarım daha çok tık alır ve okunur, ona kafa yor" gibi bir aforizma idi.  Benim için o gün bitmiştir.  Daha da ne Twitter'da takip ettim  ne yazılarını okudum   ne 5N1K'sına baktım.   Gençlerin edepsiz kibirli hallerini hiç sevmem,
hele ki bu kibir, geçmişte kısa veya uzun bir beraber yürüme durumu olmuş kişilere dönüyor ise...  (Özellikle "kibirli,  ne oldum delisi" genç yaştaki parlak tiplerde bu ruh halini gözlemlersiniz.)




EKLER   ve  Yorumlarım:
  • Hakkı DEVRİM,   1929 Eskişehir'de doğdu. 15 Haziran 2016 İstanbul'da  87 yaşında (kanserden) vefat etti.

  • * Köşesinin adı  Cihannüma  idi demiştim.
    Anlamı:  «Her yanı görmeye elverişli, camlı çatı katı veya taraça, kule.   Dünyayı gösteren harita»  demekmiş.
    96'da başlamış Radikal yazarlığına. Demek ki 70 yaşına yaklaşırken tanımışım ben onu, çok farklı jenerasyonların fertleri olarak.

  • (Bu nasıl bir ülke? Yıllarca Radikal gazetesi kağıt basımlarında ve gazetenin internet sitesinde yayınlanan yazılarında kullanılan foto'su bile yok internette!  tv popularitesini yakaladıktan sonra çekilmiş bir dolu materyal bulabilmek mümkün, ancak en önemlisi yok. İnsana zerre değer verilmiyor bizde. Hep popüler olan, pop olabilmek/kalabilmek için bir dolu rezalet ve çıkıntılık yapan insanların peşinden koşan, bilgiye vefaya alçakgönüllüğe, kısaca "değerler"e değer vermeyen bir toplumuz. Değer kavramımız sorunlu. -Hep mi böyleydik, zamanla mı olduk?-  Benim en üzüldüğüm nokta budur.)


  • İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.  Üniversite yıllarında İstanbul Radyosu'nda çalışmış, reji asistanlığı gibi görevlerde bulunmuş.
    Kabataş Erkek Lisesi mezunu olduğunu da ekleyeyim. Behçet Necatigil ve Faruk Nafiz Çamlıbel gibi şairler okulda hocaları imiş.



  • Vikipedi'de  "Gazeteciliğe 1952 yılında Son Saat'te röportaj yazarı olarak başladı. Daha sonraları Tercüman, Havadis, Yeni Sabah, Ege Ekspres ve Tasvir gazetelerinde çeşitli görevlerde bulundu. Yeni Sabah'ta genel yayın yönetmenliği yaptı;  'Fısıltı' köşesinin yazarıydı" diyor.  Türkiye'nin ilk dedikodu ve magazin köşesi Fısıltı'nın,  Sabiha Deren  müstear isimli yazarı imiş. (Sonradan bunu kendisi açıkladı.)
    Evet,  Hakkı Devrim bazen ünlüler ve magazin konularına da değinirdi. Toplum önündeki ünlü evli çiftlere önem verirdi. Ancak söyleyecek paylaşacak bir lafı ve bir sohbet üslubu olurdu. Münasebetsiz lakaytlıklardan yürüdüğünü görmedim.


  • Meydan Larousse  ansiklopedisinin genel yayın müdürlüğünü yaptı.  Türkiye'de onbinlerce eve ansiklopedi girmesinde payı büyük olduğu söyleniyor. Bizim çocukluğumuzda bunlar önemli şeylerdi.

    Bir dönem basın-yayın dünyasından uzaklaşıp tavukçuluk işine girmişse de 1990 yılında Doğan Yayın Grubu'nda gazeteciliğe geri dönmüş ve promosyonu yapılan ansiklopedilerin hazırlanmasına katılmış.

    1995'te Posta'da Telaynak köşesini yazdı. 96'dan başlayarak uzun yıllar Radikal'in temel yazarlarından biri oldu.
    (Maalesef ki  Eyüp Can  gazeteye genel yayın yönetmeni olarak geldiğinde,  Devrim dahil Radikal ile özdeşleşmiş kimi gazeteciler uzaklaştırıldı.  Perihan Mağden zaten ayrılmıştı, bir de bu uzaklaştırmalardan sonra ortam popülerlik düşkünü CÖzdemirgiller ve türevlerine kaldı. Gazetenin eski tadı kalmadı yani. Bir süre daha eklerinin hatrına almaya devam ettiysem de fazla sürmedi.)
    2005 yılı gibi bir zamandan itibaren de yıllarca Okan Bayülgen'in programlarında sabahlara dek daimi olarak bulundu, tatlı-sert bir huysuz yaşlı olarak.  Özellikle Televizyon Makinası'nda televizyon şöhretini yakaladı.


  • Son zamanlarda ölünün arkasından (kötü) konuşmak ve nefret ruhunun her türlü meyvesini vermek gibi bir adet oluştu. En son, yine bu sene Haziran içerisinde vefat eden Yaşar Nuri Öztürk'ün ölümü ile ortalık küfür ve beddualar ile doldu. Kendi köşesinde sessiz sakin yazılar yazan, uzun zaman önce sağlık sorunları sebebiyle inzivaya çekilmiş insanlar hakkında bile öldükten sonra sosyal medyada yazılanları okuyunca hayretler içerisinde kalıyoruz, değil ki Yaşar Nuri gibi tartışmalı isimler...
    Madem böyle tepki verilesi görüşleri-hareketleri varmış bu insanların, sağlığında neden susmuşlar, neden sessiz kalmışlar? Mezardan "cevap hakkı"nı kullanması mümkün değil diye mi?
    Bu kadar kin, nefret, intikam duygusu ve fırsatçılık içerisinde olan insanların ne işi olur  din  ile  Allah  ile?




  • ALINTILAR:
    Hakkı Devrim, özellikle dil konusunun üzerinde önemle duran biri idi. Bir gazeteci olarak yazılarında ve yayınlarında Türkçe ve Osmanlıca'dan kalma eski kelimelerin, deyimlerin hatalı kullanımlarına bolca yer verir demiştim yazının başında.
    Ölümünden sonra, internette bulabildiğim bazı söyleşilerinden çeşitli alıntılar paylaşıyorum bu kısımda:


Kürtler ve Kürtçe:
Osmanlı'dan beri Kürtlerle beraber savaşıp dövüşüyorsunuz. Herkes terk edip gidiyor, bir tek Kürtler kalıyor yanında. Sonra savaş bitiyor. Ne yazıyorsun, "Ne Mutlu Türküm Diyene"... Ee o zaman Kürt olan ne yapacak.
"Bu ülkede bir baba, devletin nüfus dairesine gidip (evladına) büyüklerine, tarihine, kültürüne uygun bir isim koymak istiyor. Ama buna izin verilmiyor. Ya buna gülmek bile ayıp. Bu nasıl bir ayıptır nasıl bir mantıktır."

"İnsanların en mukaddes yerleri dilleridir. Ama insanlar, kadınlara verdikleri önemi dillerine vermiyorlar. Bir insanı dilini konuşmaktan men etmek kadar büyük bir cinayet olabilir mi? Sadece Kürtlerin değil, Rum, Yahudi arkadaşlarımın da dillerini yasaklamaya kalktılar. 6-7 Eylül'de papazları sünnet etmeye kalktılar. Bütün bu hengâme içinde benim bir dil davam var, ama ümidim yok. (...) Bu asgari bir insan hakkıdır, yaşamak hakkı kadar tabii bir haktır."
-"Ana dilde eğitim ülkeyi böler" diyenlere siz ne dersiniz?  (diye sorulmuş)
"İsterse böler. Ben ne yapayım?"
“Ülke benim için dilden daha önemli değil ki!”



Devlet adamlarına eleştiri:
"Bizim devlet adamlarımıza bakın, cehalet kokusundan yanlarına varılmıyor. Konuşurlarken de kullandıkları kelimelerden anlıyorsunuz ki mantıklarında dünya meselelerinin netleşmesi diye bir durum yok."



Kadın-Bayan-Hanım mı denecek tartışması hakkında:
"Bay ve Bayan, modernleşme hareketinin bir sonucu olarak dilimize girdi. Ama günlük hayatımızda yer edinmesi zor. Atatürk çok uğraştı bunun için. Ama İsmet İnönü'ye kabul ettirememişti. Bayan burada hem bekâr hem de evli hanımları tasvir etmek için ihtiyaç olarak dilimizde kalmaya devam ediyor. Tavsiyem, resmi tanımlarda mesela basketbol takımını anlatırken kız; günlük hayatta hanım veya kadın kullanılmasıdır. Ama evet; bayanın yerine başka bir icat gerekiyor."
(Akşam'da Mehmet Özdoğan ile söyleşisinden, karıştırılan tartışmalı kelimeler üzerine notları da arşivde bulunsun:  'Hassas' kelimeler kılavuzu)


"Mensubu olduğumuz toplumda en güçlü kurum aile'dir"
gibi bir sözü vardı Hakkı DEVRİM'in. Şimdi o yazısını bulamıyorum, ama anafikri şöyleydi diye hatırlıyorum:
"Siyaset, Merkez Bankası, ekonomi, silahlı kuvvetler filan değil; Türkiye'nin temeli Aile'dir."




Gazete yöneticileri üzerinden medya eleştirisi:
"Patronuyla bu meseleleri konuşacak tek bir genel yayın yönetmeni olduğunu düşünmüyorum. Hepsini mahkûm ederek söylüyorum. İyi maaşlar alıyorlar, hay hay alsınlar, seyahatler ediyorlar, bunları yazıyorlar, Ankara'ya gittiklerinde itibar görüyorlar, bir kısmı âkiller listelerine giriyorlar.
Genel yayın yönetmenleri mesleğe sahip çıkmıyorlar. Meslekten ne bekleneceğini, idealinin ve görevinin ne olduğunu düşünen, bunları uygulayan yazı işleri müdürleri görmüyorum."


Aydın DOĞAN'ın kızları hakkında:
"Aydın Doğan hakkında belgesel yapmak istediklerini söyledi kızları. Parayla yapılan belgeseller sadece övgüdür, belgesel değil. Bu fikrin doğru olmadığını kendimi sevdirmeyen üslubumla söyledim. Daha sonra bir yazımda da, kendi kızımdan bahsettikten sonra "Kız sahibi olmak zor iş. Allah üç, dört kızı olanlara kolaylık versin" yazdım. Sanıyorum, neden bu.  ("Hakkı Bey yaptıklarınızı beğendiniz mi?" diye yakışıksız bir çıkış yapmış Aydın bey'in kızlarından biri, gazeteden uzaklaştırılması ertesinde odasına çağırarak.)



RTE yorumu:
_Cihannüma köşeniz açık olsa, Erdoğan hakkında neler yazardınız?  (diye sorulmuş)
Bunu hemen söylemem ama televizyon mülakatında karşıma gelse, "Tayyip Bey, siz talihli bir adam olduğunuzun farkında mısınız" derdim. "Talih olabilir, ama ben de çalışıyorum" derse,  "Çalışıyorsunuz ama sizin kadar talihli başvekil görmedim" derdim.
Rakiplerine baksana. Biri Kemal Kılıçdaroğlu, biri Devlet Bahçeli...
Bana da onları versen, ben de başvekil olurum. (Gülüyor)  Ne kadar saçma bir şey söylersen söyle, onlar daha saçmasını söylüyorlar. Erdoğan'ın karşısında hiçbir şey yok.



.............Bu da CHP ile ilgili, daha önce de bu blogda paylaştığım  (Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeni başkan olduğu dönemde alıntıladığımda uğruna çok dışlanmalar ve alaylar yaşadığım, Kemalist zihinlerin Hakkı Devrim'e de bu vesileyle epey saydırmasına vesile olduğum)  bir yorumu:

"CHP gündemden düşeli bence 59 yıl geçiyor.  1950 CHP'nin sonuydu. Darılmayın, gücenmeyin! Zorla ayakta tutacağız diye, tarihî bir kuruluşu hortlağa döndürdünüz. Bu Onur (Öymen) belası aslında hayra alamet sayılır. Zemini boşaltma kararına varın ki, sahici bir muhalefet de neşvünemâ  («gelişip büyüme»)  imkânı bulsun."
(Hakkı Devrim.  24 Kasım 2009 Salı - Radikal)




  • Blogumda bulunsun:
    Bir tv kanalında İslam peygamberi Hazreti Muhammed için "kabile şefi" dediği için "Hakkı Devrim özür dilesin" kampanyası başlatılmıştı.
    O da "Kutsal değerlere hakaret edilmez!!!" timi  tarafından hizaya gelmek üzere aba altından sopa gösterilmesine maruz kalmıştı yani, yaşlılıktan yırttı biraz da...



  • Vefatı sonrası, Ayşe Arman'ın Instagram hesabından paylaştığı uzun nottan bir alıntı:
    "Bende emeği olan insanlardandı, meslek hayatım boyunca pek çok kere (...) desteğini hiç esirgemedi.  Daha iyi olayım diye eleştirmek için de arardı, iyi bir şey yaptığımda alkışlamak, "Aferin!" demek için de.  Harbi entelektüel oydu işte. Dürüst ve kendi gibiydi, lafını da esirgemezdi."


  • Ve son olarak, Okan Bayülgen'in Hakkı Devrim'i anlattığı bir telefon bağlantısının kaydını koyuyorum. Yavaş yavaş ortak hafızamızı kaybedip zamandan kayarken...
    https://www.youtube.com/watch?v=LCx_kT0sdK8



  • 28 Haziran 2016 Salı

      İSRAİL - TÜRKİYE


    ISRAEL,  tüm dünya ülkelerinin çapını yüzlerine vura vura, adeta bir turnusol kağıdı gibi yoluna devam ediyor.

    Evet, gazeteler ve haber sitelerinin dediği gibi, nihayet "Türkiye-İsrail mutabakatı sağlandı".

    Hatırlatma notu:
    Gazze ablukasını kırmak için yola çıkan Mavi Marmara gemisine, 31 Mayıs 2010 sabahının ilk ışıklarında uluslararası sularda iken İsrail'in düzenlediği, dokuz insanımızın öldürülmesiyle sonuçlanan saldırıdan sonra  Ankara-Tel Aviv ilişkileri kopma noktasına gelmişti.
    Bu konularda daha önce de bazı notlar almıştım:


    İki ülke arası son karar görüşmesi Roma'da yapılmış.
    Basına yapılan açıklamalara göre:
    İsrail; Mavi Marmara saldırısında hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödemeyi (20 milyon dolar)  ve Türkiye'nin Gazze'deki insani duruma müdahalesini kabul etti. Türkiye, Gazze'ye insani yardım dahil, sivil amaçlı malzemelerin girişini sağlayacak ve altyapı yatırımlarını gerçekleştirecek. Gazze'ye verilen elektrik ve su miktarı da artırılacak.

    Gazetelerde pek yazmayanlar ise şunlar:
    Gazze ablukası kalkmayacak. Mavi Marmara'yı basan ve silahsız insanlarımızı öldüren İsrail askerleri aleyhine dava açılamayacak, önceden açılmış olan davalar düşecek.
    Yani özetle:  Kafamıza sıkanları affettik.  Çünkü ekonomi, güç dengeleri, gaz, vesaire bunu gerektirir.



    İsrail Başbakanı  Netanyahu  diyor ki:
    "Anlaşma, Türk topraklarından İsrail'e karşı terörist faaliyetleri de yasaklıyor."

    Keşke onlardan bize doğru beslenen terör dalgasına da dur deseydi bu anlaşma  :)  
     (#temenni)

    (Roma'da ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile görüşmesinde)  Netanyahu:  "Türkiye anlaşması İsrail ekonomisine olumlu etki yapacak."
    Netanyahu'nun bir diğer sözü:  “ISIS and Hamas are branches of the same poisonous tree.”  (Yani IŞİD ve Hamas aynı zehirli ağaçtan beslenen dallardır, demiş.)
    Geçen gün İsrail askeri istihbarat şefi Herzl Halevi  “Suriye'deki durumun IŞİD'in yenilmesiyle sona ermesini istemiyoruz”  diyordu.
    Yorum okuyanın.


    Bu anlaşma ile, hem Türkiye'deki iktidarı İslamcı olmakla suçlayan laikler ve tüm muhalifler  hem de muhafazakar kesim ters köşeye yatırılmış oldu.   İktidarın son aylarında parlayan bir yıldız olarak Kayahan Uygur,  "Bu bir diplomasi zaferi" diyor ekranlarda. İsrail 1948'den beri ilk kez bir ülkeden kısmen özür dilemiş. Bu bir zafer imiş.
    Peki İsrail halkı ne düşünüyor?
    Yedioth Ahronoth  (Ynetnews) adlı İsrail yayın organının manşeti: Teslimiyet maddeleri  ("Terms of surrender")
    Nasıl olur da "terörist" dedikleri insanlar için ülkelerinin özür dileyip tazminat ödemesini kabul ederler?  
    (#dilemma)




    2009 Davos'ta "One Minute! / Van minüt!" ten geldik bugünlere...
    Erdoğan,  "Ben görevde olduğum müddetçe İsrail'le olumlu bir şey düşünmem mümkün değil"   diyeli yaklaşık iki yıl oldu.
     (Yalanmış)

    Saldırının yaşandığı (ve dönemin başbakanı olarak reisin seçim meydanlarında gürlediği) ilk günlerde İsrail'e laflar hazırlayan "yandaş medya" ve gazetecileri hatırlayın.
    Elbette,  şimdi de İHH'ya ayar veriyor aynı iktidar şakşakçısı kesim.  Hani neredeyse "İHH bizi kandırdı" deme arefesinde cümleler var.
    Mesela bir dinci zevat (?) şöyle yazmış Twitter'da:
    "İHH yardım kuruluşu. Topladığı yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırır. O kadar. Siyaset yapmasın. Devletin ve milletin tokadı ağırdır."
    (Her devirde)  Batan gemiden en önce ve en hızlı kaçanlar,  kaptanı en çok alkışlamış olanlardır.   Asıl kıssa budur.
    Türkiye özeline döner isek, -bir dervişin de dediği gibi-
    "İslami kesim sadece iktidarda kalmak için siyaset yapıyor artık."
    Aşağıdaki video  "Dün dündür, bugün bugündür"  temalı.
    https://twitter.com/i/videos/748259665046347777?




    Yanda 27 Haziran tarihli Sabah gazetesinin manşetini paylaşıyorum. Bir gazete, kendi okurlarına açıkça yalan haber vermede bu derece istekli olmamalı.

    (Aşağıda ise, Türkiye'de Yahudi cemaatine yönelik olarak haftalık yayınlanan Şalom  gazetesinin
    22 Haziran 2016 tarihli bir karikatürü. İzel Rozental imzalı)



    Bu gelişmeler üzerine bir Amerikalı yorumcu şöyle diyor: (Türkçe'ye çeviri ile):
    "Benim bildiğim İsrail kimseye 20 milyon dolar falan vermez. Bu para gene Amerikalı vergi mükelleflerinin cebinden çıkıp İsrail'e yardım olarak verilen yüklü bağıştan çıkacak."
    Eğer bu bilgi doğruysa, onu da artıkın Amerikalılar düşünsün canlarım.   Sonuçta  "At binenin, kılıç kuşananın."