14 Ocak 2018 Pazar

CHP nereye koşuyor?


CHP:  Kafası karışık insanların kafası karışık partisi.  Hem "Atatürk'ün partisiyiz!"  deyip oylarını sırtlanır,  kendini "en bi Atatürkçü" görür  hem de ters kroşe yapar.  Yıllarca başkalarını takiyye  yapmakla suçlayanların, parti yönetimi ağırlıklı birkaç örneğine bakalım şimdi:

CHP Genel Başkan Yardımcısı:  Zeynep Altıok Akatlı  ile başlayalım.



Hanımefendi, TBMM milletvekili odalarında standart düzende mevcut bulunan Atatürk fotoğrafını odasından indirmiş;  bunları aşmak gerekiyormuş artık.  Ama Ata'nın partisinde tepe yönetici!
"Sınırın iki yanındaki kahraman direniş"  filan...  Kafalar gidik.




"Çok yanlış bi partidesiniz belle hanım",  dedikten sonra gelelim dün  CHP İstanbul İl Başkanlığına getirilen  Canan Kaftancıoğlu'na.
Kendisi hakkında o kadar çok materyal vardı ki,  işin içinden çok uzun zaman çıkamayacağımı anlayınca,  sadece rastgele birkaçını buraya aktarmaya karar verdim sonunda.  Bakalım:



Sanane başka partiden?  Sanane başka partilerin aldığı oy oranından, hele ki başarısından?  (Bu kadın il başkanlığına oynayan bir yönetici)  Seviyorsan git söyle bence.




Başka partinin başkanını öven bir diğer CHP Genel Başkan Yardımcısı:  Erdal Aksünger





İnsan kanından beslenen vampirler  ve  ölüseviciler.
Sizin gibiler ölen çocukları, gençleri  ve  Berkinleri ancak dilinize dolamak;  söylemlerinize siyasi sos, dekor olarak kullanmak için "elverişli ölüler" olarak görürsünüz.





Bu  "bizim"  kim oluyor acaba?
 (Konuşmasında sürekli olarak "biz/siz" diyenleri hiç sevmem)





Ermeni asıllı  CHP kadın milletvekili:  Selina Doğan
13 Mart 2016'da Ankara Güvenpark'taki bombalı saldırı sonrası yazıp sildiği tvit.  Hamfendi patlatılan insanlara değil, sadece patlatan teröriste yanıyor;  çünkü "o da bir insan":





Ankara Güvenpark'taki patlama sırasında  Sezgin Tanrıkulu  canlı yayında PKK kanalında.
Kendisi CHP'nin en güçlü adamı olarak görülüyor.  "Adeta ne derse o!" diyenleri yabana atmamak gerekir.






Aşağıda karışık bazı seçkiler sunuyorum.
CHP kurultayında  Risale  okuyan cemaatçi de var  (Kâzım Güleçyüz), kendi parti başkanından Twitter'da hesap soran yönetici de...
Mehmet Bekaroğlu vesaire...  Ayrıca Canan hanıma tekrar geri dönelim. Kendisi ilginç bir insan belli ki ve bir o kadar ilginç bir Ergenekon yorumu var:  "Virüsü gördüm!"
Canan hanım bazı açıklamalarında  "Atatürk'ün askeri değilim"  diyor,  bazı açıklamalarında ise bir anda yoldaşı oluveriyor!
Sevmiyorsan zorlama bence: Olmuyorsa zorlamayacaksın.








Bunu ayrıca büyük boyda koymak istedim. Hep söylediğim gibi, bu gibi kişiler İslam düşmanından çok Tanrı düşmanları. Tanrı'dan nefret eden, Tanrı ruhuyla savaşan, bunu da bir dolu parlak ışıltılı lafın gerisine sığıştıran nefret dolu kişiler.






Bir zamanlar  Ahmet Altan ve Taraf'a ağza alınmayacak hakaretler eden partililerin lideri bunları diyen.
Ama buradan da çıkartılması gereken dersler yok mu? Zamanında forum sitelerinde Ahmet Altan yazılarını paylaşanlara "FETOŞ FETOŞ" diyenler,  şimdi bu adamı kanatsız melek yapacaklar az kaldı.



KK'nın tek amacı onu kasetle oraya getirenlere yaranmak gibi duruyor.

"Kemal Kılıçdaroglu chpye tasfiye icin geldi,  gorevinde cok basarili o yuzden genel baskanligi birakmamak icon her seyi yapar"  demiş Twitter'da birisi.  (sobek)

Chp:  cemaatci veya kürtçü olup belediyelerden rant kovalayanlarin bulusma noktasi.
Bu ucune ilhan selcuklu, Ataturklu anlamlar yuklemeyin artik sene 2018 oldu.  (bkz)



"Yunan'a boş adacıklar için horozlanan Kılıçdaroğlu!  İstanbul CHP işgal edilmiş sen kılıcını çek de partini kurtar! Yoksa partin de sen de gidiyorsunuz! Sen evini süpür hele! Yapamayacaklarına değil, yapman gerekenlere odaklan yavrum!
Seçim kazanma ihtimalin yok da, seçime girme ihtimalin de kalmayacak! İşte bu tip horozlanmalara horozoşlaşma diyoruz!"
(Atila Demirkasımoğlu - 15 Ocak, Facebook)


"Cahiller CHP'ye oy vermez."  Bu da Anne sözü  :))
(Eklemelerim sürebilir)

21 Aralık 2017 Perşembe

Sevan Nişanyan


Onu Taraf gazetesindeki 'Kelimebaz' köşesinde tanıdım. Türkçe kelimeler, dilbilim ve kelime kökleri üzerine yazılarına, arada güncel olaylarla ilgili birkaç cümlelik kısa yorumlar ilave eden birisiydi. Zamanla yorum, yazı, bilimsel makale ve denemelerini derlediği blogunu da takibe alıp okumaya başladım. Facebook yine aynı şekilde...

‘‘Bu memlekette öyle güvercin tedirginliğiyle yaşamaya gelmez. Köpek gördün mü değnekle üstüne yürüyeceksin.’’   Sevan Nişanyan

Türkiye'de en eksik olanın; farklı düşünme teknikleri, tek tipe ait kalıp modelden olmama özelliği olduğuna inanan biri olarak; belli bir tutarlılığı korumak kaydıyla farklı bir öze sahip olan tek tük her kim varsa büyük saygı duydum ve çok sevdim bugüne kadar. Gökkuşağının renkleri gibi farklılıkların bir aradalığını hayal ettim. Ancak artık (belki de reel hayatımdaki kişisel kararların da etkisiyle) evet artık kendini dünyanın merkezi gibi sayan, benmerkezcil ve hiçbir şey katmadan, evrendeki sorunların çözümünde hiç 1 olumlu girdi sağlamadan, salt tespitçilikle EGO kasanlara aynı sempatiyi duyamıyorum maalesef.  Bir de bencil egoistlere...
Sadece çevrelerine çok yüksek sevgi-tatmin verebilen adamların bencil ve ultra egoist olma hakkı var bence. Gerisi hikaye.

İnatlarının esiri olmuş, sadakatini kibirli öfkesine sunan, hele hele bu doğrultuda kalem oynatan; şahsen kutsal bir tarafını da bulduğum 'yazmak' eylemini bu dürtülerle yapan nefret dolu insanlar bir bir hayal kırıklığı kervanına katılıyor.  Hele ki "milliyetçilik ve ırkçılık" eleştirileri ile dolu bir geçmişin ve onlarca yazıların varsa, tüm onlardan sonra, tutup ırkçılığın âlâsını yapanlar hiç çekilmiyor.

Uzun lafın kısası,  son aylarda Sevan Nişanyan da kaydı gitti bence.
Bu da burada dursun.

6 Aralık 2017 Çarşamba

   ŞEYTAN TÜYÜ  VAR SENDE


Bugün size yeni okuduğum bir kitabı tanıtacağım.
Bir arkadaşım sayesinde yazarın adını  (Seda Diker)  öğrendim. Anlatacağım derlemesini okuduktan sonra   Duygu Simyacısı gibi birkaç kitabını daha aldım.   Blog çalışmamda bu tarz yayınlardan da bahsetmek istiyorum arada.

Şeytan Tüyü Var Sende,   ilişkiler  ve   kendi iç yolculuğumuz üzerine...  Okunması kolay,  ama amacı itibariyle o kadar da basit olmayan bir kitap.   Yani hem bir plaj kitabı gibi hem de tam değil gibi  :)

Hoşlandığın insan ve kendinde  ilişkilere dair duyguları oluşturmak ve yönetmek, bu esnada zıt duyguların birbirleriyle savaşı üzerine;   çeşitli diyaloglar,  Gamze ve Mert  başta olmak üzere çeşitli çiftlerin ilişkileri,   Catherine  adlı bir kadının tuhaf cinsel macerası,  yazarın kendi kocası  (demirbaş) "Ömer"  ile yaşadıkları arasına serpiştirilmiş bazı önerileri,  flörtün üç seviyesi  ve danışmanla sohbet bölümleri gibi daldan dala atlanarak işlenmiş bir kitap.
Tasvir işi bana göre olmadığından, çeşitli alıntılar yapacağım burada.




«Acı çekmek korkulacak bir şey değildir Cathy. Eğer bundan korkarsan, ömür boyu başını kuma gömer, asla özgürleşemezsin. Hatta kimseyi sevemezsin. (...)
Bir ruh acı çekerken parçalanmaz Cathy. O acının içindeyken yapayalnız bırakıldığında olur bu. Kendisine bencilce ya da umursamazca davranıldığında olur.»

"Hıçkıra hıçkıra ağlıyor,  annesi babasıyla yaşadığı problemler,  (eski eşi ile yaşadıkları sırasında)  katlandığı davranışlar  bir bir  aklına düşüyordu.
Yok sayılmıştı. Bencilce davranılmıştı. Hep kendisinden güçlü olması, fedakârlık yapması beklenmişti.  Duyguları zaten hiç görülmemişti.  İnsanlar onu işlerine geldiği gibi görmeye alışmışlar, böylece Catherine gerçek varlığını güçlü savunma mekanizmalarının ardına saklamıştı.  Görülmüyordu, ama hiç olmazsa acı da çekmiyordu."       (Acıdan Kaçmak Esarettir)


«Etrafına görünmez duvar ören insanlar --> Duvarlarını yıkıp içeri girebilecek türdeki tacizci, ısrarcı, duygusal şantajcı, cinsellikte sert ve zorlayıcı tiplere  ya da  çok zayıf, kendiliğinden gelmeyen, duvarı yıkmaya gücü olmayan, kararlılık gösteremeyen, uzanıp kendilerinin alması gereken insanlara âşık olurlar.»





(Kalabalıklar içinde yalnızlık
-->)















_Hayal de kurmayacaksın.  Gelecekte olmasını istediğin şeyleri değil, sadece yaşadıklarınızı hayal edebilirsin. Yeniden yaşayabilir, duygusunu hatırlayabilirsin.  Ama hepsi bu kadar.
(Kim daha çok hayal kurarsa,  o daha çok duygu hissetmeye başlar.)


_Erkek de kadını beklentiye bilerek ve isteyerek sokup, sonra onu gerçekleştirmediğinde haksız olur.   O kadına manevi olarak borçlanır.
Daha sonra vebalini ödemek zorunda kalır.


_Acıyı kısa, az ve öz yaşayarak, olumsuz duygunun içine saplanıp kalmadan,  depresyona girmeden kendimizi özgürleştirebiliriz.

_Korku hissinin zıt kutbu güvendir.  Korku esareti getirir,  güven ise özgürlük kapısını açar.





-Gamze ile Mert arası sohbetlerden-




Eğer birisini kafana takıp hedef haline getirirsen,  hırsın enerjini o kişiye kaptırmana neden olur.  Bu defa merkez  o  olur.
Bir kişiye; öfke, suçlama, yoğun kırgınlık hissettiğinde, yaşam enerjini ona kaptırırsın. Tepki göstermeyi, içsel olarak karşı çıkmayı kalben bitirmek zorundasın.


_Topluluklar, liderlik vasfı ve kendilerinde duygu oluşturma yeteneği olanla sevgi bağı kurar.   Ne yapsa da onu daha kolay affedecektir.   (#Siyaset)


"Dış dünyanın olaylarına kendini çok fazla kaptırırsan, duygularına çok fazla saplanırsan, orada esir düşersin."





Hoşlandığın Kişinin Yatakta
Nasıl Bir Sevgili Olduğunu Anlamak

(Çekim kalitesindeki kötü oluş nedeniyle peşinen özür dilerim)


_Her ilişki, kişiye kendini gösteren bir ayna değil miydi?

_"Aşk sadece erkeğin değil,  kadının da yakalayamadığı bir şeydi."





Sınır Çizmek,  Hayır Diyebilmek

(Yazar özetle diyor ki)    Hayır derken dürüst ol.  Yalan bahaneler uydurma.
  1. Hayır diyeceğin kişiyle köprü kur,  hemfikir olduğun bir konu veya ortak bir duygunuz üzerinden.

  2. "Ama"  kelimesini açarak,  dürüst ve samimiyetle,  kırılmadan söyle.

  3. Belki gelecek için bir havuç ver.





«Anlamadıkları şey, bir kadının sadece hormonları yüzünden sevişmek ihtiyacı olmadığı. Ben bir süre sonra asla düzgün bir ilişki kurmayı düşünmeyeceğim birine,  sırf seks yaptık diye bağlanabilirim. Onlar (Erkekler) bağlanmıyor, ama bizim hormonlarımız buna ters.»       (bağ kurmak için yeterince duygu oluşmuş olmalı)


...
Flört etmeyi bilmedikleri için, ne yazık ki yakınlaşmak istediklerinde sadece yatak odası ve seks akıllarına geliyor.  Oysaki duygu üretebilmek için,  doğru bir flört evresini uzun uzun yaşayarak birbirlerini tanımaları gerekiyor.

Flört,  birbirine hayat enerjisi geçirmek demektir.  Doğru diyalog kurmaktan ibarettir.  Zeka ister, espri yeteneği ve yüksek bir hayat enerjisi gerektirir. Hakiki flörtte, kadın ile erkek birbirini tanır.  Bağlanmadan, sonradan acı çekmek zorunda kalmadan  doğru kişi olup olmadığının ayrımına varır.  Yatağa girmeden, hoşlandığı kişinin cinsellikte nasıl bir partner olduğunu anlayabilir.  Yani flört ederek  ilişkiyi aşka götüren duyguları oluşturuyoruz.


"Kadının ilişkide duygulara ihtiyacı vardır. Duygusu oluşmazsa sıkılır, çeker gider.  Bir erkek gibi bakamaz ne yazık ki!"



(Asla yaşamak istemeyeceğim bir hal)
"Kocasının bedeni yanında,  ruhu uzaklardaydı."
(Resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.  Çekim kalitesinden ötürü peşinen özür dilerim.)











Maske takmak,  gerçek yakınlık duygusunu kaybetmek demektir. Kalbindeki en gizli gerçekleri itiraf edememek, duygularının bir kısmını saklayıp göstermemek, güçlüymüş gibi yapmak, bazı ihtiyaçlarını söyleyememek demektir.  Maskeler, sevdiklerinle aranda görünmez  kalın duvarlar örer. Seni ulaşılmaz kılar.  Sevdiklerinle arana koyduğun bütün mesafeler,  bilinçaltındaki korkuların yüzündendir.
İlişkilerini etkileyen en temel kök korkular:  Değersizlik hissi, kaybetme korkusu, ..., yüzleşme korkusu, yetersizlik ve başarısızlık korkusu, ölüm/yaşam korkusudur.

Maskeleri çıkartmanın en önemli kuralı, önceden tek başınıza topraklanmaktır. (Boğazında düğümlenme oluyorsa ya da söyleyecek söz bulamıyorsan,  bir yastık alıp içine derin bir nefes çekerek ağzını bu yastıkla kapat. Sonra avazın çıktığı kadar bağır. Yastık, sesini bastırarak başkalarının seni duymasını engellemek içindir. Tüm bunları yazarak da yapabilirsin. Topraklanma sonrası,  en derinde neye kabul veremediğini bulmalısın.)

Sonrasında varsayımları gerçekmiş gibi söylememek.  Ve kalpten konuşma yapabilmek. Suçlayıcı bir dil kullanmaktansa kendi hislerini anlat. Topraklanmadan, öfkeyle, doğru zamanı beklemeden, suçlayıcı tavırlarla konuşmalar olmamalı. Dürüst ol. Karşıdakinden şikayet gelirse bununla yüzleşebilmeli,  gerekirse özür dileyip değişmeyi göze almalısın.
Duygularınızı yargılamamalı,  koşulsuz kabul vermelisin.




«Toplumumuzun yapısını değiştirebilmek için, ortalara çıkıp isyan etmekten çok daha etkili bir başka yöntem var;  kendimizi değiştirmek.
Mutluluğu ve gerçek aşkı yakalayabilmek için, öncelikle kendimizi değiştirmeliyiz. Bu değişim kökten ve ruhtan,  hatta bilinçaltımızdan olmalı.»






Yetiştirme Hataları-Erkekler için  
(Sadece 1. ve 3. maddeleri derledim)
Yetiştirme Hataları-Kadınlar için
 
"Prenses psikolojisiyle yetiştirmek"



















"Birini sevmemeye çalışmak,  sevmekten çok daha zordu."

_Yaşadığımız her şeyi kalpten  ve  sevgiyle yaşamalıyız.
_Ne yazık ki sevmeyi değil savaşmayı, güç göstermeyi, korktuğumuz gücü bastırmayı,  kontrol etmeyi hedefliyoruz.
Üstelik bunu sadece erkekler yapmıyor.
_Güçlü görünen karakterler  kolayca herkese sevgi, aşk, heyecan hissedemezler.




  _“Duyguların patronu kadındır.”
Duygularının manyetik alan üzerindeki gücü, düşüncelerine göre çok daha güçlüdür.  Kendiliğinden onları başlatabilir, hissedip hissetirebilir. Erkeğin ise mantığı duygularını değiştirebilir,  dizginleyebilir,  kolayca bastırabilir.
Düzgün bir ilişki kuracaksan,  sen kadın olarak duygu uyandırmalı, oluşturmalı  ve  seçtiğin erkeğin senin için harekete geçmesini,  avcı olmasını, ortak bir geleceği planlamasını sağlamalısın.

_Hoşlandığın kişinin pozitif yanlarını bulacak  ve onları sesli olarak,  duygularını geçirerek takdir edeceksin.  Onun yanında varlığını güçlü tutacaksın.   Aklın başka yerde olmayacak, iş/oyun düşünmeyeceksin, telefonunu kurcalamayacaksın,  zihnini dağıtmayacaksın.   Karşılıklı duygu ve tepkileri göz teması  ile  takip edeceksin.

_Cinsel enerjinle, herkesle ve hayatla flört ederken;  sadece takdir etmek ve duygu geçirerek hayat enerjisi aşılamayı kullanacağız.  Ama hayal kurdurmayı sadece hoşlandığımız kişiye yapacağız.








Manyetik Alan:
_Kendi hayat enerjisini artırıp başkalarına da aşılayabilen kişiler, gerçek bir çekim merkezi haline gelirler.





_Acının zıt kutbu haz olduğu için,  acı çektirmeyi pek çok kişi deniyor. Ama eğer bir erkek kadınının gözlerinin içine bakamazsa; ona hissettirdiği duyguların içinde şefkat, güven, sevgi, mutluluk yer almaz da sadece aşağılama, can acıtma, cezalandırma olursa,  bu kadına iyi gelmez.
(Yazar,  olumsuz duygu kutbuna girildiğinde hayat enerjisini kaptırmamak için önce  'topraklanma',  sonra kalpten konuşmayı öneriyor.  Bu arada kitap Aralık 2015'te basılmış.)


_"Pek çok erkeği korkutabilecek güçlü bir görüntüsü vardı.
(Bu yüzden) kendisine daha sert ve acımasız davranılıyordu."

_"Âşık bir kadın asla zarar veremez. Asla savaşmaz. Sevdiğinin aleyhine davranamaz."







_Olumlu tepkiler alamazsan  ->   Ondan uzaklaşarak zaman tanı.
Eğer bu zaman içinde sana dönmüyor,  iletişim kurmuyorsa;  o zaman onunla konuşabilir, uygun bir şekilde bitirmek ya da devam etmek için fikrini sorabilirsin.   Red alırsan,  ondan kolayca vazgeçebilmelisin.

_Dolaylı olarak verilmiş mesajlara sadece dolaylı  ya da  altyazıyla cevap verilir.

_Egomuzun savunmaları:  Öfkemize yenik düşmek, laf sokmak, can acıtmak, görmek istemediklerimizden kaçmak, küsmek, aşağılamak, yargılamak, sevmeyi reddetmek.
(Yazar, egonun taktiklerinden uzaklaşmadığımız müddetçe mutluluğu bulamayacağımızı söylüyor.)




1. seviyede flört eden kadın:  Hoşlandığı kişinin duygularına hâkimiyet kurmak ister.  Erkek ise göz koyduğu kadına cinsel ve maddi anlamda hâkimiyet peşindedir,  hayat başarısını böyle ölçer.  Bu tip erkekler sevişirken kalplerini açmaz ve kadına yalnızlık hissettirir,  diyor yazar.

      _"Onun için saçımı sürürge ettim, ne istiyorsa kabul ettim"  ->  duygusal
şantaj
      _"Ona para verdim"  ->  Rüşvet


2. seviye flört:  Artık yanlış bir ilişki ya da sevgili adayından acı çekmeksizin vazgeçebilir haldedir.

2. seviyedeki erkek anlamıştır ki,  ilişkiler özgürlüğünü kısıtlamak için değil, kendisini ruhen ve erkeklik açısından geliştirmek ve olgunlaştırmak için vardır.

3. seviyedeki erkek:   Bazı erkekler sevmeyi bilirler.






(İlişkilerde DUA örneği)

"Anlamıyorum! Bana ne öğretmeye çalışıyorsun, anlamıyorum!  Lütfen 5 yaşındaki çocuğa öğretir gibi öğret.  Daha açık ol bana.  Net ol. Lütfen!"

"Tüm olumsuz duygularının temelinde,  Yaradan'ın kendi içindeki varlığını hissedememen yatıyor.  Her korkunun temelinde, Yaradan'a olan güvensizliğin yatar."

Hayal  -->  "Tüm bu güzellikleri yeniden ve devamıyla yaşamaya hazırım."




7 Kasım 2017 Salı

  Kurtlar  ve  Doğa




Amerika’da bulunan, çok geniş bir alan (yaklaşık 9000 km2) üzerine kurulu Yellowstone Milli Parkı'na 70 yıl aradan sonra kurtlar tekrar salındı. Onlardan sadece sayıca çok artmış geyikleri azaltmaları beklenirken, zamanla şaşırtıcı etkileri kendini hissettirmeye başladı. Sadece 14 adet kurdun doğa üzerindeki etkisi ne kadar ve ne şekilde olabilirdi?

George Monbiot adlı gazetecinin, TEDGlobal 2013 Konferansı'nda yaptığı konuşmadan kurtlarla ilgili bir bölümü, biraz eksikli ve kusurlu da olsa video şeklinde derledim. Böylece yıllar sonra tekrar kurtlar ile ilgili bir paylaşım yapmış oldum. Konuşmasının tamamını ise şu linkte bulabilirsiniz:
"For more wonder, rewild the world"


17 Ekim 2017 Salı

   Hayatları  MASKE  olan  insanlar


Artık yazmadan geçemedim.
Bir arkadaşım  Facebook paylaşımında  şöyle diyor:
"Günaydın güzel ülkemin güzel insanları  diyecektim ama  güzel ülkemin tuhaf insanları  demek daha mantıklı.
Her halta siyaset sokup  her olayda art niyet arayanlar
ve artık kötü düşünmekten beyni sulanmış olanlar
size günaydın filan yok.  Ölün de kurtulalım."
Her Türkiye karşıtı zarar verici olayda  "Siz bunu hak ettiniz, reziller!! harrgh tüüü!"  temalı paylaşımlar yapan, siyasetle ruhları dibine kadar kirlenmiş bu insanlar;  bu güne kadar,  malum cenaha barajı geçirmek uğruna patlatılan bombalarda ölen insanlarımız için,  artta kalanların travması için tek kelime etmediler.  (Ama Muğla'da bombacıların çıplak olarak aranıp yere yatırılması  ve  bazı ajanların tutuklanması
"insan hakları"  bağlamında onlar için çok daha önemli konulardı.)
10 Ekim 2015  Ankara Garı patlamasında  ortalarda  tek bir  HDP yönetiminden insan yokmuş,   bu da mı tesadüf acaba?

Seçimler öncesi,  HDP Diyarbakır Mitingi'nde bombalı saldırı gerçekleştiğinde  "Bunu AKP yaptı! Hesabını soracağız!!!"  diye sosyal medyada höykürenler;  nedense  o gece  Can Dündar'ın attığı
kan emici vampirik tvitlere tek bir laf etmediği gibi  dört köşe oldular birde...  O gecenin delirmişliği şöyleydi:
Bir trafo önünde bomba(lar) patlatılmış, ölen insanlar var. Can Bey'in attığı tvit:  “Geçmiş olsun Diyarbakır!  Umarım cevabın yine aynı sağduyuda ve aynı nitelikte olur:  Seni başkan yaptırmayacağız!

Oturduğu yerden, anında saniyesinde çözmüş kanlı düğüm atılmış işi ve tetikçilik yapıyor adam,  ruhunun kirini çamurunu ortaya boca ediyor,  ona buna sürüyor.
Ertesinde  (Dicle Haber Ajansı  idi sanırım)  bir paylaşım yapıp
bomba düzeneğinin yerleştirildiği tabla altını  "tesadüfen"  çeken kameramanlarının kaydını yayınladı filan...  (Sonra tesadüfenli tvitlerini silip aynı görseli farklı bir cümle ile tekrar paylaştılar.)





Kendi sayfamda görüntüsünü yayınlayıp  "Bu mu gazetecilik?"  diye sordum diye o gece bazı sert tepkiler aldım.
Ona buna  "faşist  faşist!!!"  diyen  yüksek eğitimli bir genç kadın arkadaşım,  bol iğneli ve özelime göndermeli  aşağılayıcı bir cevap yazmıştı.  (Kendisinin pek çok zor zamanında destek olan bir insanın boşluğa yolladığı tek bir sorusuna tahammülü yok,  ona buna faşist diye ünleyip  «özgürlük»  istiyor,  üstüne saygı dersleri veriyor bu.) Kendisi özgürlükçü.  Patlatılarak ölen ve öldürülen Kürt kanlarının pazarlamacılığını yapıyor aslen.  Ortaya yazılmış tek bir soruya tahammülü yok  ama ona buna "faşist faşist" diye havlaya havlaya ömür çürütüyor.
Şaka şaka!  'Creme de la creme'  bir hayat yaşarken;  ülke, "ezilenler" ve gidişat adına boyna ahlanıp vahlanıyor.  (yersen)



Bakıyorsun,  "Milliyetçiliğe dur de!"  gibi hareketler içerisinde olanların sayfaları  Kürt milliyetçiliğinin damıtılmış örnekleri ile dolu.  Yahu
bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
Hendek savaşları başlarken,   15 Temmuz darbe ve kaos girişimi olurken,  "Siz bunu hak ettiniz.  Haydi şimdi Orta Asya'ya!  :))"  gibi laflar ediyorlar.
E hani milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı idin sen?  Hani bunlar kötü idi? Hani bunlara karşı ortak bir mücadelemiz vardı?  Hani nerede o
"kardeşlik türküsü"  ve  ülküsü?  Acaba neden kendini kendin gibi tanıtmıyorsun da tam tersini diyorsun?  Neden bu kadar maske taktın??  :)


"Halkımız cahil!!!" korosunun,  basın-yayının bu kirli ve bulanık yüzü için  siper olması  ise tam ibretlik.  Ülkede o kadar faili meçhul varken, hapishane baskınları yapılırken,  Ergenekon davaları gitgide bir kumpasa dönüştürülürken  "Adalet"  yürüyüşü yapmamış bunlar; tutup başta  (kendilerine göre)  tam da  faşist mi faşist,  kötü mü kötü bir adam  ve  onun baskıcı iktidarı varken  bir anda  meydanlara dökülme kararı almışlar.
Tabii ki adalet adına!   (yersen)
Bayanlar baylar!  Bedava tutarsızlık var, siz de ister misiniz?

Bir de durmadan  "yüzleşme"  isteyenler var.
6-7 Ekim  Kobani olayları  olurken,  insanlar öldürülürken,
nifak tohumlarının meyvesini vermesi için zehirli sözcükler söylenirken üç maymunu oynamış bu sansarlar;  sıcak çatışma çıkınca:
Barış,  hemen,  şimdi!!
diye ünleyerek bir anda saklandıkları delikten çıkıp gene ülkeye nefretlerini kusarak ortaya tükürmeye başladılar.
Önce kendisi yüzleşmeyen  yalancı sahtekar  ne kadar insan varsa
tam zıttından girip,  yüzleşelim muhabbeti yaparken beri yanda sürekli sinir uçlarını dinamitleyip nifak tohumları serperek,  toplumlar arası tüm yakınlaşma ihtimallerini de sabote edip çıkıyor burada.



Yazımın sonunda,  bir yorumdan alıntı yaparak bitiriyorum. Lütfen
bir düşünün:
İster sağcı ol,  ister solcu.
İster Türk milliyetçisi ol,  istersen Kürt milliyetçisi...
Önce şu soruya hiç bir tarafa kıvırmadan cevap vermek gerekiyor.
Türkiye'nin Suriyeleşmesi tehlikesine ne diyorsun? Türkiye'nin Iraklaşmasına,  Lübnanlaşmasına, Libyalaşmasına ne diyorsun...
Önce böyle bir tehlikenin varlığına inanıyor musun?
Böyle bir tehlike söz konusu ise,  bu tehlikeyi es geçmek nasıl hoş görülebilir ki.
Sence 15-16 Temmuz ne ifade ediyor?
(Mustafa Satış  -  "FARKLI GÖRÜŞ MÜ,  FARKLI CEPHE Mİ?"
Ekim 2017 tarihli FB yorumunu linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Görüşmek üzere.)



13 Ekim 2017 Cuma

   Meltem  CUMBUL


Kendisini 90'larda TRT'deki yabancı müzik programlarından hatırlıyoruz. Ömer Karacan'ın hazırladığı programlarda genç ve enerjik, neşeli ve yapay durmayan bir sunuculuk yapıyordu. Kendine has bir aurası vardı, cıvıl cıvıldı. Sonra bir süre ortalarda görünmedi. Derken Burak Kut'la filan aşk yaşamıştı (hem de 4 yıl deniyor!). İlerleyen zamanlarda onu dizi filmlerde, bir iki sinema filminde filan da gördük.
Memoli (Mehmet Ali Alabora) ile  'Yılan Hikayesi' (Kanal D)  ile çoklarınca tanınır olmuştu.  Şener Şen ve Timuçin Esen ile Gönül Yarası'nda oynadı; Yavuz Turgul  gibi ünlü bir yönetmenle çalıştı.
Bir aralar Amerika'ya da gitti geldi ama çıkmadı galiba oralardan birşey.   Onun dışında çeşitli aşklarıyla kendisinden söz edildi.
(Akrep kadını)


Son günlerde yaşanan bir olay yüzünden adı şu aralar bolca gündemde.
Olay nedir? Kısaca bakalım:

Memleketimizde,  'Uluslararası Adana Film Festivali'  diye bir sinema ödül töreni varmış.  Bunun 24.sünde (ben daha yeni duydum adını, oysa neredeyse çeyrek asırdır veriliyormuş bu ödül, hayret!) ödül gecesi sunucusu olarak   Ayşe Arman  ve   Meltem Cumbul   seçilmiş.
İki pop şahsiyet, biri sarışın öbürü kumral, yoz mu yoz dünyalarında karşılıklı bu pek mühim olayı icra ederken,   -spontane (kendiliğinden, o anda gelişen) mi  yoksa önceden kurgulu mu bilinmez-   bir olay patlatıvermiş birden Meltem hanım.

Siyah-beyaz teknikle çektiği "Buğday" filmi ile En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazanan Semih Kaplanoğlu, ödülünü almak için sahneye çıktığı sırada, uzattığı eline karşılık vermeyen Meltem Cumbul aniden geri çekilip sırtını dönmüş. Yani güzel sunucu yönetmen beyin elini sıkmamış.



Epey laf ve tartışma döndü tabii bu konuda, bazı çevrelerde... Siyasi sebepler öne sürülüyor,  partici yorumlamalar dönüyor.  Semih bey iktidara yakın çevrelerin konularını işliyormuş da Meltem hanım özgür kızmış da vesaire vesaire... Alper Görmüş de boş durmamış, elverişli zemindeki bu konu hakkında hemen bir yazı patlatıvermiş mesela
"Bir  ‘boğazına kadar siyaset’  kurbanı olarak  Meltem Cumbul"   diye. Arzu edenler link üzerinden yazıyı okuyabilir, ben okumadım şahsen. Sadece başlığa baktım. "Siyaset" demek biraz abartı olmuş ve mevzubahis olaya uymamış bence.

Meltem Cumbul'u yıllar önce  "Yasemin'in Penceresi'nden"  adlı, ünlülerin hayat hikayelerinin anlatıldığı programda izlemiştim. Hazırlayan ve sunan Yasemin Bozkurt defalarca kendisini uyarmıştı, "Bu senin hayat hikayen Meltem, lütfen kendin ol" demişti; ancak bir türlü o teatral havadan çıkamamıştı. Muazzam bir yapaylık ve kimi genç kızlarda abartılı şekilde gözlemlenen yüzeysel ergen heyecanları sergileyip durdu program boyunca. Kimbilir belki de prenses psikolojisiyle harab olmuş bir başka kadınımızdır. Bu ruhla yetişmiş ve dikkat çekmek isteyen kadınlarda hep bir taçlandırılma, klas/elit hareketler yaparak mahalleden alkış alma arzusu oluyor galiba.